☰ Sure görünümüne geç

Kelime: 🇹🇷 🇬🇧
Meal: 🇹🇷
Mahmoud Khalil Al-Husary
ancakOnlyicabet ederrespondkimselerthose whoişiten(ler)listenölülere gelinceBut the dead onları diriltirwill resurrect themAllahAllahsonrathenO'nato Himdöndürülürlerthey will be returned
🇹🇷 6:36 Daveti ancak dinleyenler kabul ederler. Ölülere gelince, Allah onları diriltir, sonra O'na döndürülürler.
dediler kiAnd they saiddeğil miydi?Why (is) notindirilmelisent downonato himbir mu'cizea SignRabbindenfromRabbihis Lordde kiSayşüphesizIndeedAllahAllahkadirdir(is) Ableüzerine[on]indirmeğetoindirsend downbir mu'cizea Signfakatbutçoklarımost of thembilmezler(do) notbilirlerknow
🇹🇷 6:37 Dediler ki: "Ona Rabbinden bir mucize indirilmeli değil miydi?" De ki: "Şüphesiz ki Allah, bir mucize indirmeye kâdirdir, fakat çokları bilmezler".
yoktur kiAnd nothiçbir[of]yürüyen hayvanany animalyeryüzündeinyeryüzüthe earthve hiçbirand notkuşa birduçan(that) fliesiki kanadiylewith its wings olmasınlarbutbirer ümmet(are) communitiessizin gibilike youbiz eksik bırakmamışızdırNoteksik bırakmadıkWe have neglectedKitaptainKitapthe Bookhiçbir[of]şeyianythingsonrathenRableri(nin huzuru)natoRableritheir Lordtoplanacaklardırthey will be gathered
🇹🇷 6:38 Yeryüzünde yürüyen hiçbir hayvan ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki, sizin gibi birer ümmet olmasınlar. Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmamışızdır, sonra hepsi Rablerinin huzurunda toplanırlar.
kimselerAnd those whoyalanlayan(lar)rejectedbizim ayetlerimiziOur Versessağırdırlar(are) deafve dilsizdirlerand dumbiçindeinkaranlıklarthe darkness[es]kimseyiWhoeverdilediğiwillsAllahAllah şaşırtırHe lets him go astrayve kimseyi deand whoeverdilediğiHe wills koyarHe places himüzerineonyol(the) waydoğru(the) straight
🇹🇷 6:39 Âyetlerimizi yalanlayanlar, karanlıklar içinde kalmış sağır ve dilsizlerdir. Allah dilediği kimseyi şaşırtır, dilediği kimseyi de doğru yola koyar.
de kiSaygördünüz mü?Have you seeneğerifsize gelse(there) came to youazabıpunishmentAllah'ın(of) Allahya daorgelse(there) came to youo sa'atthe Hour başkasına mıis it otherAllah'tan(than) Allahyalvarırsınızyou callşayetifiseniz (söyleyin)you aredoğru (sözlü)truthful
🇹🇷 6:40 De ki: "Kendinizi hiç düşündünüz mü, Allah'ın azabı size gelse veya kıyamet vakti gelse, Allah'tan başkasına mı yalvarırsınız? Eğer sözünde doğru kimselerseniz cevap verin".
hayırNayyalnız O'naHim Aloneyalvarırsınızyou callO da kaldırırand He would removeşeyiwhatistediğinizyou callondanupon HimşayetifdilerseHe willsve unutursunuzand you will forgetşeyleriwhatortak koştuğunuzyou associate (with Him)
🇹🇷 6:41 Hayır, yalnız o Allah'a yalvarırsınız. O da dilerse kaldırılmasını istediğiniz belayı kaldırır ve o zaman ortak koştuğunuz şeyleri unutursunuz.
muhakkakAnd certainly(elçiler) gönderdikWe sent (Messengers)ümmetleretoümmetlernationssenden önce defromsenden öncebefore youonları yakalayıp cezalandırmıştıkthen We seized themdarlık ilewith adversityve sıkıntı ileand hardshipbelki onlarso that they mayyalvarırlar diyehumble themselves
🇹🇷 6:42 Şüphesiz ki senden önceki ümmetlere de peygamberler gönderdik. Bize yalvarsınlar diye onları darlık ve sıkıntı ile yakalayıp cezalandırdık.
hiç olmazsaThen why notzamanwhenkendilerine geldiğicame to thembaskınımızOur punishmentyalvarsalardıthey humbled themselvesfakatButkatılaştıbecame hardenedkalbleritheir heartsve süslü gösterdiand made fair-seemingonlarato themşeytanthe Shaitaanşeyleriwhatolduklarıthey used toyapmışdo
🇹🇷 6:43 Hiç olmazsa kendilerine baskınımız geldiği zaman olsun, yalvarmalı değiller miydi? Fakat kalbleri katılaştı ve şeytan yaptıklarını kendilerine güzel gösterdi.
ne zaman kiSo whenunutuncathey forgotyapılan uyarılarıwhatkendilerine hatırlatıldıthey were remindedkendileriof [it]açıverdikWe openedüzerlerineon themkapılarınıgatesher(of) everyşeyinthingnihayetuntilsıradawhensevince daldıklarıthey rejoicedşey ilein whatkendilerine verilenthey were givenonları yakaladıkWe seized themansızınsuddenlyböyleceand thenonlartheybütün umutlarnı yitirdiler(were) dumbfounded
🇹🇷 6:44 Kendilerine hatırlatılanları unuttuklarında, onlara her şeyin kapısını açtık. Nihayet kendilerine verilen o nimetlerle sevinip zevke dalınca onları azabımızla ansızın yakalayıverdik. Hemen ümitsizliğe kapılıp şaşkına döndüler.