düşünün kiAnd rememberhaniwhensizi yaptıHe made youhükümdarlarsuccessorssonrafromsonraafterAd'danAadve sizi yerleştirdiand settled youyeryüzündeinyeryüzüthe earthediniyorsunuzYou takeO'nun düzlüklerindefromdüzlükleriits plainssaraylarpalacesve yontup yapıyorsunuzand you carve outdağlarınıthe mountainsevler(as) homesartık hatırlayınSo rememberni'metlerini(the) BountiesAllah'ın(of) Allahkarışıklık çıkarmayınand (do) notyoldan çıkarlaract wickedlyyeryüzündeinyeryüzü(the) earthbozgunculuk yapıpspreading corruption
🇹🇷 7:74 Düşünün ki (Allah) Âd'dan sonra sizi hükümdarlar kıldı. Ve yer yüzünde sizi yerleştirdi: O'nun düzlüklerinde saraylar yapıyorsunuz, dağlarında evler yontuyorsunuz. Artık Allah'ın nimetlerini hatırlayın da yeryüzünde fesatçılar olarak karışıklık çıkarmayın.
dedilerSaidileri gelenlerthe chiefsonlar ki thosebüyüklük taslıyorlar(who) were arrogantkavmindenamongkavmihis peoplekimselerto those whozayıf görülenwere oppressed kimselere (karşı)[to] those whoinananbelievediçlerindenamong themsiz biliyor musunuz?Do you knowgerçektenthatSalih'inSalihgönderildiğini(is the) one senttarafındanfromRabbihis LorddedilerThey saiddoğrusu bizIndeed, wegönderilenein whatgönderildihe has been sentonunlawith [it]inananlarız(are) believers
🇹🇷 7:75 Kavminden büyüklük taslayan ileri gelenler, içlerinden zayıf görünen müminlere: "Siz, dediler, Sâlih'in, gerçekten Rabbi tarafından gönderildiğini biliyor musunuz?" (Onlar da): "(Evet), doğrusu biz onunla gönderilene inananlarız!" dediler.
dedilerSaidkimselerthose whobüyüklük taslayan(lar)were arrogantşüphesiz bizIndeed wesizin inandığınızıin that whichiman edersinizyou believekendisinein itinkar edenleriz(are) disbelievers
🇹🇷 7:76 Büyüklük taslayanlar: "Biz, sizin inandığınızı inkâr edenleriz!" dediler.
derken boğazladılarThen they hamstrungdişi deveyithe she-camelve dışına çıktılarand (were) insolentbuyruğundantowardsemir(the) commandRablerinin(of) their Lordve dedilerand they saidEy SalihO Salihbize getirBring usşeyiwhatbizi tehdidettiğinyou promise useğerifisenyou areelçilerdenofelçilerthe Messengers
🇹🇷 7:77 Derken dişi deveyi boğazladılar ve Rablerinin buyruğundan dışarı çıktılar; "Ey Sâlih, eğer hakikaten elçilerdensen, bizi tehdit ettiğin (o azabı) bize getir! "dediler.
hemen onları yakaladıSo seized themo sarsıntıthe earthquakeçökekaldılarthen they becameyurtlarında;inyurtlarıtheir homesdiz üstüfallen prone
🇹🇷 7:78 Bunun üzerine hemen onları, o sarsıntı yakaladı, yurtlarında diz üstü çökekaldılar.
öteye döndüSo he turned awayonlardanfrom themve dediand he saidEy kavmimO my peoplemuhakkakVerilyben size duyurdumI have conveyed to youmesajlarını(the) MessageRabbimin(of) my Lordve öğüt verdimand [I] advisedsize[to] youfakatbutsiz sevmiyorsunuznotseversinizyou likeöğüt verenlerithe advisers
🇹🇷 7:79 Sâlih de o zaman onlardan yüz çevirdi ve şöyle dedi: "Ey kavmim! And olsun ki ben size Rabbimin elçiliğini tebliğ ettim ve size öğüt verdim, fakat siz öğüt verenleri sevmiyorsunuz."
ve Lut'u da (gönderdik)And Lutdediwhendedihe saidkavmineto his peoplesiz mi yapıyorsunuz?Do you commitfuhşu(such) immoralityyapmadığınotsizden öncehas preceded youonuthereinhiçanykimseninonedünyalardaofâlemlerthe worlds
🇹🇷 7:80 Lût'u da (peygamber olarak) gönderdik. Kavmine dedi ki: "Sizden önce âlemlerden hiç birinin yapmadığı fuhuşu mu yapıyor sunuz?
muhakkak sizIndeed, youyaklaşıyorsunuzyou approacherkeklerethe menşehvetlelustfullybırakıpfromyerineinstead ofkadınlarıthe womendoğrusuNaysizyoubir kavimsiniz(are) a peoplehaddi aşan(who) commit excesses
🇹🇷 7:81 Çünkü siz kadınları bırakıp da şehvetle erkeklere gidiyorsunuz. Belki de siz haddi aşan bir kavimsiniz.
Mahmoud Khalil Al-Husary