ne zaman kiAnd whenokunduğundaare recitedonlarato themayetlerimizOur Versesapaçık bir şekilde(as) clear proofsderlersaidkimselerthose whoummayanlar(do) notumarlarhopebize kavuşmayı(for the) meeting (with) UsgetirBring usbir Kur'ana Quranbaşkaother (than)bundanthisveyaorbunu değiştirchange itde kiSay(sözkonusu) olamazNotodur(it) isbenimfor meonu değiştirmemthatonu değiştirememI change ittarafımdanofkendiliğimdenmy own accordkendimy own accordben uyuyorumNotuyarımI followancakexceptvahyedilenewhatvahyolunuris revealedbanato meşüphesiz benIndeed, Ikorkarım[I] fearkarşı gelirsemifisyan edersemI were to disobeyRabbimemy Lordazabından(the) punishmentbir günün(of) a DaybüyükGreat
🇹🇷 10:15 Böyle iken, âyetlerimiz, kesin birer belge olarak kendilerine okunduğu zaman, o bizimle karşılaşmayı ummayanlar, "Bundan başka bir Kur'ân getir veya bunu değiştir." dediler. De ki, "Onu kendiliğimden değiştiremem, benim açımdan bu olacak bir şey değildir. Ben ancak bana vahyolunana uyarım. Rabbime isyan edersem, şüphesiz büyük bir günün azabından korkarım."
de kiSayşayetIfdileseydi(had) willedAllahAllahbunu okumazdımnotonu size okurdumI (would) have recited itsizeto youve size hiç bildirmezdiand notonları sana bildirirdiHe (would) have made it known to youbunuHe (would) have made it known to youelbetteVerilygeçirdimI have stayedsizin aranızdaamong youbelli bir ömüra lifetimedaha öncebefore itondan öncebefore ithiç düşünmüyor musunuz?Then will notakıl edersinizyou use reason
🇹🇷 10:16 De ki, "Eğer Allah dileseydi ben onu size okumazdım. O da onu hiçbir şekilde size bildirmezdi. Bilirsiniz ki, ben sizin içinizde bundan önce yıllarca bulundum. Siz hâlâ aklınızı başınıza toplamayacak mısınız?"
kim olabilir?So whodaha zalim(is) more wrongkimsedenthan he whouyduraninventskarşıagainstAllah'aAllahyalana lieyahutoryalanlayandandeniesO'nun ayetleriniHis SignsşüphesizIndeedkurtuluşa eremezlernotkurtuluşa ererwill succeedsuçlularthe criminals
🇹🇷 10:17 Artık bir yalanı Allah'a iftira eden veya O'nun âyetlerini inkar edenden daha zalim kim olabilir? Hiç şüphesiz o mücrimler iflah olmayacaklar.
ve ibadet ediyorlarAnd they worshipbırakıpfrombaşkaother thanAllah'ıAllahşeylerethat (which)hiç(does) notbir zararı olmayanharm themveand notyararı olmayanbenefit themve diyorlar kiand they saybunlarThesebizim şefaatçilerimizdir(are) our intercessorskatındawithAllahAllahde kiSaybildiriyor musunuz?Do you informAllah'aAllahbir şeyiof whatbilmediğinotbilirhe knowsgöklerdeingöklerthe heavensveand notyerdeinyeryüzüthe earthO münezzehtirGlorified is Heve yücedirand Exaltedortak koştuklarındanabove whatO'na ortak koşarlarthey associate (with Him)
🇹🇷 10:18 Allah'ı bırakıyorlar da, kendilerine ne fayda, ne de zarar verebilecek olan şeylere tapıyorlar ve "Bunlar bizim Allah katında şefaatçilerimizdir." diyorlar. De ki, "Siz Allah'a göklerde ve yerde O'nun bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz?" Allah onların ortak koştukları şeylerin hepsinden münezzehtir.
veAnd notdeğildirwasinsanlarthe mankindancakbutbir ümmettira communitytekonesonradan ayrılığa düştülerthen they differedeğer olmasaydıAnd had (it) not beenbir takdira wordönceden belirlenmiş(that) precededRabbin tarafındanfromRabbinyour Lordkesin hüküm verilirdisurely, it (would) have been judgedaralarındabetween themşeylerdeconcerning whatonda[therein]ayrılığa düştüklerithey differ
🇹🇷 10:19 İnsanlar, aslında bir tek ümmet idiler, sonra ihtilafa düşüp ayrı ayrı oldular. Eğer Rabbinden bir karar çıkmamış olsa idi, ihtilaf edip durdukları şeyler hakkında şimdiye kadar aralarında çoktan hüküm verilmiş olurdu.
ve diyorlarAnd they saykeşkeWhy notindirilseis sent downonato himbir mucizea SignRabbindenfromRabbihis Lordde kiSo sayancakOnlygaybthe unseenAllah'ındır(is) for Allahbekleyinso waitelbette ben deindeed, I amsizinle birliktewith youbekleyenlerdenimamongbekleyenlerthe ones who wait
🇹🇷 10:20 Bir de "Ona Rabbinden daha başka bir âyet indirilse ya!" diyorlar. De ki: "Gaybı bilmek ancak Allah'a mahsustur, bekleyiniz bakalım, ben de sizinle beraber bekleyeceğim şüphesiz."
Mahmoud Khalil Al-Husary