☰ Sure görünümüne geç

Kelime: 🇹🇷 🇬🇧
Meal: 🇹🇷
Mahmoud Khalil Al-Husary
(Allah) dedi kiHe saidmuhakkakVerilykabul edildihas been answeredduanız(the) invocation of both of youdoğru yolda devam edinSo you two (keep to the) straight wayveAnd (do) notuymayınfollowyollarına(the) waykimselerin(of) those whobilmeyen(lerin)(do) notbilirlerknow
🇹🇷 10:89 Allah buyurdu: "Her ikinizin de duası kesinlikle kabul olundu. Siz yine doğru ve dürüst olmaya devam edin. Kendini bilmeyenlerin yoluna sakın uymayın."
ve geçirdikAnd We took acrossoğullarını(the) Childrenİsrail(of) Israel denizdenthe seaonların peşlerine düştülerand followed themFiravunFiraunve askerleri deand his hoststaşkınlıkla(in) rebellionve düşmanlıklaand enmitysonundauntilzamanwhenonu yakaladığıovertook himboğulmathe drowningdedihe saidiman ettimI believeelbettethatolmadığına(there is) noilahgodbaşkaexceptkimsedenthe Oneiman ettiğiin Whom believekendisinein Whom believeoğullarınınthe Children of Israelİsrailthe Children of Israelve ben deand I amMüslümanlardanımofmüslümanlarthe Muslims
🇹🇷 10:90 Ve sonra İsrailoğulları'nı denizden aşırdık. Firavun, düşmanca saldırmak için derhal adamlarını ve askerlerini arkalarına düşürdü. Ta ki, suda boğulmaya başlayınca "İnandım, gerçekten de İsrailoğulları'nın iman ettiğinden başka tanrı yoktur. Ben de ona teslim olanlardanım." dedi.
şimdi mi?NowoysaAnd verilyisyan etmiştinyou (had) disobeyeddaha öncebeforeve olmuştunand you werebozgunculardanofbozguncularthe corrupters
🇹🇷 10:91 Şimdi mi? Oysa bundan önce hep isyan etmiştin ve fesatçılardan idin.
bugünSo todaykurtaracağızWe will save yousenin bedeniniin your bodyolman içinthat you may bekimseler içinfor (those) whokendinden sonrakisucceed youbir ibreta signgerçekte iseAnd indeedçoğumanyinsanlardanamonginsanlarthe mankindayetlerimizdenofayetlerimizOur Signshabersizdirler(are) surely heedless
🇹🇷 10:92 Biz de bugün senin bedenini arkandan gelenlere bir ibret olsun diye kurtaracağız. Bununla beraber, insanların birçoğu âyetlerimizden yine de gafildirler.
andolsunAnd verilyyerleştirdikWe settledoğullarını(the) Childrenİsrail(of) Israelbir yere(in) a settlementiyihonorableve onları rızıklandırdıkand We provided themtemiz şeylerlewithtemiz şeylerthe good thingsayrılığa düşmedilerand notayrılığa düşerlerthey differkadaruntilkendilerine gelinceyecame to themilimthe knowledgeşüphesizIndeedRabbinyour Lordhükmünü verirwill judgearalarındabetween themgünü(on) the Daykıyamet(of) the Resurrectionhususlardaconcerning whatolduklarıthey used (to)onda[in it]ayrılığa düştükleridiffer
🇹🇷 10:93 Gerçekten İsrailoğulları'nı çok güzel bir yurda yerleştirdik ve onlara hoş nimetlerden rızıklar verdik. Anlaşmazlığa düşmeleri de kendilerine ilim geldikten sonra oldu. Şüphe yok ki, Rabbin, o anlaşmazlığa düştükleri konularda kıyamet günü aralarında hüküm verecektir.
eğerSo ifisenyou areiçindeinkuşkudoubtşeydenof whatindirdiğimizWe have revealedsanato youo halde sorthen askkimselerethose whookuyan(lara)(have been) readingkitapthe Booksenden öncebefore yousenden öncebefore youandolsun kiVerilysana geldihas come to yougerçekthe truthRabbindenfromRabbinyour Lordsakınso (do) notolmabeşüpheye düşenlerdenamongşüphe edenlerthe doubters
🇹🇷 10:94 Sana indirdiklerimizde herhangi bir şüpheye düşersen, senden önce kitap okuyanlara sor. Andolsun ki, sana Rabbinden hak gelmiştir. Sakın şüphe edenlerden olma!
ve sakınAnd (do) notolmabekimselerdenofonlar kithose whoyalanlayan(lar)denyayetlerini(the) Signs of AllahAllah'ın(the) Signs of Allahyoksa olursunthen you will behüsrana uğrayanlardanamonghüsrana uğrayanlarthe losers
🇹🇷 10:95 Ve sakın Allah'ın âyetlerini inkar edenlerden olma, sonra hüsrana uğrayanlardan olursun.
şüphesizIndeedkimselerthose [whom]kesinleşmiş olan(lar)has become duehaklarındaon themsözü(the) WordRabbinin(of) your Lordiman etmezlerwill notiman ederlerbelieve
🇹🇷 10:96 Doğrusu, aleyhlerinde Rabbinin hükmü kesinleşmiş olanlar imana gelmezler.
bileEven ifgelsecomes to thembütüneveryayetlerSignkadaruntilgörünceyethey seeazabıthe punishment acıklıthe painful
🇹🇷 10:97 Onlara bütün mucizeler hep birden gelse, yine de o acıklı azabı görünceye kadar inanmazlar.