madem kiAnd whensiz onlardan ayrıldınızyou withdraw from themve şeylerdenand whattaptıklarıthey worshipbaşkaexceptAllah'tanAllaho halde sığınınthen retreatmağarayatomağarathe caveyaysın (bollaştırsın)Will spreadsizefor youRabbinizyour LordrahmetiniofO'nun rahmetiHis Mercyve hazırlasınand will facilitatesizefor you(şu) işinizden[from]işinizyour affairyararlı bir şey(in) ease
🇹🇷 18:16 (İçlerinden biri şöyle demişti:) "Mademki siz, onlardan ve Allah'tan başka taptıkları putlardan ayrıldınız, o halde mağaraya sığının ki, Rabbiniz rahmetinden size genişlik versin ve işinizi rast getirip kolaylaştırsın."
ve görürsünAnd you (might) have seengüneşithe sunzamanwhendoğduğuit roseeğiliyorinclining awaymağaralarındanfrommağaralarıtheir cavesağa doğrutosağthe rightve zamanand whenbattığıit setonları makaslayıp geçiyorpassing away from themsola doğrutosolthe leftve onlarwhile theyiçindedirler(lay) inbir dehlizinthe open spaceonun (mağaranın)thereofbu (durum)Thatayetlerindendir(was) fromayetler(the) SignsAllah'ın(of) AllahkimeWhoeverhidayet verirseAllah guidesAllahAllah guidesoand heyolu bulmuştur(is) the guided oneve kimi deand whoeversapıklıkta bırakırsaHe lets go astrayartıkthen neverbulamazsınyou will findonun içinfor himbir dosta protectoryol gösterena guide
🇹🇷 18:17 Ey Muhammed! Baksaydın güneşin doğduğu zaman mağaranın sağ tarafına yöneldiğini, batarken de sol taraftan onları makaslayıp geçtiğini görürdün. Onlar, mağaranın geniş bir yerinde idiler. İşte bu Allah'ın mucizelerindendir. Allah kime hidayet ederse, işte o, hakka ulaşmıştır; kimi de hidayetten mahrum ederse, artık ona doğru yolu gösterecek bir dost bulamazsın.
sen onları sanırsınAnd you (would) think themuyanıklarawakeonlarwhile theyuyudukları halde(were) asleepve onları (uykuda) çeviririzAnd We turned themsağlarınatosağthe rightveand tosollarınathe leftve köpekleri dewhile their doguzatmış vaziyettedirstretchedön ayaklarınıhis two forelegsgirişteat the entranceeğerIfgörseydinyou had lookedonların durumunuat themmutlaka dönüpyou (would) have surely turned backonlardanfrom themkaçardın(in) flightve içine dolardıand surely you would have been filledonlardanby themkorku(with) terror
🇹🇷 18:18 Bir de onları mağarada görseydin uyanık sanırdın. Halbuki onlar uykudadırlar. Biz onları sağa sola çevirirdik. Köpekleri de girişte ön ayaklarını ileri doğru uzatmıştı. Eğer onları görseydin, arkana bakmadan kaçardın ve için korku ile dolardı.
yine böyleAnd similarlyonları dirilttikWe raised themsormaları içinthat they might questionkendi aralarındaamong themdedi kiSaidkonuşan biria speakeriçlerindenamong themne kadar?How longkaldınızhave you remaineddedilerThey saidkaldıkWe have remainedbir güna dayya daorbir parçası (kadar)a partgünün(of) a daydedilerThey saidRabbinizYour Lorddaha iyi bilirknows bestne kadarhow longkaldığınızı;you have remainedgönderinSo sendbirinizione of yougümüş (para) ilewith this silver coin of yoursşuwith this silver coin of yoursşehretoşehirthe citybaksınand let him seehangiwhich isdaha temiz isethe purestyiyecekfoodsize getirsinand let him bring to youbir azıkprovisionondanfrom itve dikkatli davransınand let him be cautioussakınAnd let not be awaresezdirmesinAnd let not be awaresiziabout youbirisineanyone
🇹🇷 18:19 Onları bir mucize olarak uyuttuğumuz gibi, birbirlerine sorsunlar diye kendilerini uyandırdık da içlerinden bir sözcü şöyle dedi: "Ne kadar durup kaldınız?" (Kimi) "Bir gün ya da günün bir parçası kadar kaldık" dediler. (Kimi de) şöyle dediler: "Ne kadar durduğunuzu, Rabbiniz daha iyi bilir. Şimdi siz birinizi, bu gümüş paranızla şehre gönderin de baksın, hangi yiyecek daha temiz ise, ondan size azık getirsin. Hem çok dikkatli davransın ve sizi kimseye sezdirmesin."
çünkü onlarIndeed, [they]eğerifellerine geçirirlersethey come to knowsiziabout youtaşlayarak öldürürlerthey will stone youyahutordöndürürlerreturn youkendi dinlerinetodinleritheir religionve aslaAnd neveriflah olamazsınızwill you succeedo takdirdethen aslaever
🇹🇷 18:20 "Çünkü şehir halkı, sizi ellerine geçirirlerse muhakkak sizi taşlayarak öldürürler veya kendi dinlerine çevirirler ki, o zaman siz dünyada da ahirette de asla kurtuluşa eremezsiniz."
Mahmoud Khalil Al-Husary