☰ Sure görünümüne geç

Kelime: 🇹🇷 🇬🇧
Meal: 🇹🇷
Mahmoud Khalil Al-Husary
böyleceThusanlatıyoruzWe relatesanato youhaberlerindenfromhaber(the) newsgeçmişlerin(of) whatgeçtihas precededgeçtihas precededgerçektenAnd certainlysana verdikWe have given youkatımızdanfromBizeUsbir Zikira Reminder
🇹🇷 20:99 (Ey Muhammed!) Sana geçmişin haberlerinden bir kısmını böylece anlatıyoruz. Şüphe yok ki, sana katımızdan bir zikir (düşünüp kendisinden ibret alınacak bir kitab) verdik.
kimWhoeveryüz çevirirseturns awayondanfrom itşüphesiz othen indeed, heyüklenecektirwill beargünü(on the) Daykıyamet(of) Resurrection(ağır) bir günaha burden
🇹🇷 20:100 Kim ondan yüz çevirirse, şüphesiz o, kıyamet günü bir günah yüklenecektir.
sürekli olarak kalacaklardırAbiding foreveroradain itve ne kötüand evilonlar içinfor themgününde(on the) Daykıyamet(of) the Resurrectionbir yüktür(as) a load
🇹🇷 20:101 Devamlı o azabın altında kalacaklar. Kıyamet günü onlar için, bu ne fena bir yüktür!
o gün(The) Dayüflenirwill be blownSur'ainsûrthe Trumpetve toplarızand We will gathersuçlularıthe criminalso günthat Daykör bir durumdablue-eyed
🇹🇷 20:102 Sûr'a üfürüleceği gün ki biz suçluları o gün, (gözleri korkudan) göğermiş olarak mahşerde toplayacağız.
gizli gizli derlerThey are murmuringkendi aralarındaamong themselveskalmadınızNotkaldınızyou remainedbaşkaexcept (for)on gün(den)ten
🇹🇷 20:103 "Siz dünyada sadece on(gün) kaldınız" diye kendi aralarında gizli gizli konuşurlar.
bizWedaha iyi bilirizknow bestşeyleriwhatonların dediklerithey will sayo zamanwhender kiwill sayonların seçkinleri(the) best of themyol (hayat tarzı) bakımından(in) conductsiz kalmadınızNotkaldınızyou remainedbaşkacaexcept (for)bir gün(den)a day
🇹🇷 20:104 Aralarında ne konuşacaklarını biz çok iyi biliriz. Görüşü en üstün olan: "Ancak bir gün kaldınız" diyecektir.
ve sana soruyorlarAnd they ask youdağlardanaboutdağlarthe mountainsde kiso sayonları savuracakWill blast themRabbimmy Lordufalayıp(into) particles
🇹🇷 20:105 (Ey Muhammed!) Sana dağlar(ın kıyametteki durumunu) sorarlar, de ki: "Rabbim onları ufalayıp savuracak."
bırakacaktırThen He will leave ityerlerinia levelboş dümdüz'plain
🇹🇷 20:106 "Böylece yerlerini dümdüz boş bir halde bırakacak."
görmeyeceksinNotgöreceksinizyou will seeoradain itbir eğrilikany crookednessne deand notbir tümsekany curve
🇹🇷 20:107 "Orada ne bir çukur, ne de bir tümsek göreceksin."
o günOn that Dayuyarlarthey will followçağrıcıyathe callerhiç pürüzü olmayannosapmadeviationonunfrom itve kısılırAnd (will be) humbledseslerthe voicesRahman'ın huzurundafor the Most Graciousişitemezsinso notişiteceksinizyou will hearbaşka bir şeyexceptfısıltıdana faint sound
🇹🇷 20:108 O gün, hiçbir tarafa sapmadan o davetçiye (Sûr'a üfleyenin çağrısına) uyarlar. Öyleki, Rahmân'ın heybetinden sesler kısılmıştır. Artık bir fısıltıdan başka hiçbir şey işitemezsin.
o gün(On) that Dayyokturnotfaydasıwill benefitşefa'atininthe intercessionbaşkasınınexceptkimseden(to) whomizin verdiğihas given permissionkendisine[to him]Rahman'ınthe Most Graciousve hoşlandığıand He has acceptedonunfor himsözündena word
🇹🇷 20:109 O gün, Rahmân'ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnud olduğu kimselerden başkasının şefaatı fayda vermez.
O bilirHe knowsolanıwhatarasında (önlerinde)(is) before themellerinin (önlerinde)(is) before themve olanıand whatarkalarında(is) behind themvewhile notonlar ise kavrayamazlarthey encompassO'nuitbilgice(in) knowledge
🇹🇷 20:110 Allah, onların geleceklerini de, geçmişlerini de bilir. Onlar ise O'nu ilmen kavrayamazlar.
boyun eğmiştirAnd (will be) humbledbütün yüzlerthe faceso diri olanabefore the Ever-Livingve herşeye hakim olanathe Self-Subsistingve muhakkakAnd verilyperişan olmuşturwill have failedkimse(he) whoyüklenencarriedzulümwrongdoing
🇹🇷 20:111 Bütün yüzler, diri ve bütün yarattıklarını gözetip duran Allah'a baş eğmiştir. Bir zulüm yüklenen gerçekten hüsrana uğramıştır.
ve kimBut (he) whoyaparsadoesiyi olan işlerdenofsalih amellerthe righteous deedsve owhile heinanırsa(is) a believerartıkthen notkorkmazhe will fearzulümdeninjusticene deand nothakkının çiğnenmesindendeprivation
🇹🇷 20:112 Her kim de mümin olarak salih amelleri işlerse, artık o, ne bir haksızlıktan ve ne de çiğnenmekden korkar.
ve böyleAnd thussana onu indirdikWe have sent it downbir Kur'an olarak(the) QuranArapça(in) Arabicve türlü biçimlere açıkladıkand We have explainedondain ittehditleriofuyarılarthe warningsumulur kithat they maykorunurlarfearyahutor(Kur'an) yaptırırit may causeonlara[for] thembir hatırlamaremembrance
🇹🇷 20:113 İşte böylece biz onu Arapça bir Kur'ân olarak indirdik. Onda tehditlerden nice türlüsünü tekrar tekrar açıkladık ki belki sakınırlar, yahut onlara bir ibret ve uyanış verir.