☰ Sure görünümüne geç

Kelime: 🇹🇷 🇬🇧
Meal: 🇹🇷
Mahmoud Khalil Al-Husary
nihayet onları ettiSo he made themparça parça(into) piecesyalnız hariçexceptbüyüğüa large (one)onlarınof thembelkiso that they mayonato itmüracaat ederler (diye)return
🇹🇷 21:58 Derken o, bunları parça parça etti. Yalnız kendisine başvursunlar diye onların büyüğünü sağlam bıraktı.
dedilerThey saidkim?Whoyaptı(has) donebunuthistanrılarımızato our godsmuhakkak oIndeed, hebiridir(is) ofzalimlerdenthe wrongdoers
🇹🇷 21:59 (Kavmi) "Tanrılarımıza bunu kim yaptı? Doğrusu o zalimlerden biridir." dediler.
dedilerThey saidişittikWe heardbir gença youthonları diline dolayanmention themdeniliyormuşhe is calledkendisinehe is calledİbrahimIbrahim
🇹🇷 21:60 (Bazıları) "İbrahim denen bir gencin, onları diline doladığını duymuştuk" dediler.
dedilerThey saidgetirinThen bringonuhimönünebeforegözü(the) eyesinsanların(of) the peopleböylece onlarso that they maytanık olsunlarbear witness
🇹🇷 21:61 "O halde onu insanların gözleri önüne getirin, olur ki (aleyhinde) şahidlik ederler" dediler.
dediler kiThey saidsen mi?Have youyaptındonebunuthistanrılarımızato our godsey İbrahimO Ibrahim
🇹🇷 21:62 (İbrahim gelince ona) "Ey İbrahim! bunu tanrılarımıza sen mi yaptın?" dediler
dediHe saidhayırNayyapmış(some doer) did itbüyükleriTheir chiefişte şu(is) thisonlara sorunSo ask themeğerifonlarthey (can)konuşurlarsaspeak
🇹🇷 21:63 İbrahim: "Belki onu şu büyükleri yapmıştır, konuşabiliyorlarsa onlara sorun" dedi.
döndülerSo they returnedkendi vicdanlarınatokendilerithemselvesve dedilerand saidhakikaten sizIndeed, yousizler[you]haksızsınız(are) the wrongdoers
🇹🇷 21:64 Bunun üzerine vicdanlarına dönüp (kendi kendilerine) dediler ki: "Doğrusu siz haksızsınız."
sonra yineThendöndürüldülerthey were turnedüzerineoneski kafalarıtheir headsmuhakkakVerilybilirsin kiyou knowbunlarnotbunlarthesekonuşmazlar(can) speak
🇹🇷 21:65 Sonra yine (eski) kafalarına döndüler: "And olsun ki (ey İbrahim!) bunların konuşmayacağını (sen de) bilirsin." dediler.
dedi kiHe saidtapıyor musunuz?Then do you worshipbırakıp dabesidesbaşkabesidesAllah'ıAllahşeylerewhatasla(does) notsize fayda vermeyenbenefit youhiçbir(in) anythingveand notzarar vermeyenharms you
🇹🇷 21:66 (İbrahim) dedi: "O halde, Allah'ı bırakıp da size hiçbir fayda ve zarar veremeyecek olan putlara mı tapıyorsunuz?"
yuh olsunUffsizeto youveand to whattaptıklarınızayou worshipdışındabesidesbaşkabesidesAllah'tanAllahaklınızı kullanmıyor musunuz siz?Then will notakıl edersinizyou use reason
🇹🇷 21:67 "Size de, Allah'ı bırakıp taptıklarınıza da yazıklar olsun, siz hâlâ akıllanmayacak mısınız?"
dediler kiThey saidonu (İbrahim'i) yakınBurn himve yardım edinand supporttanrılarınızayour godseğerifsizyou are(bir iş) yapacaksanızdoers
🇹🇷 21:68 Onlar: "Bir şey yapacaksanız, şunu yakın da tanrılarınıza yardım edin" dediler.
biz de dedik kiWe saidey ateşO fireolBeserincool[ness]ve esenlikand safe[ty]İbrahim'eforİbrahimIbrahim
🇹🇷 21:69 Biz: "Ey ateş! İbrahim'e karşı serin ve zararsız ol" dedik.
ve istedilerAnd they intendedonafor himbir tuzak kurmaka planbiz de kendilerini uğrattıkbut We made themhüsranathe greatest losers
🇹🇷 21:70 Ona düzen kurmak istediler, fakat biz kendilerini daha fazla hüsrana uğrattık.
ve onu kurtardıkAnd We delivered himve Lut'uand Lut(getirerek)tobir yerethe landbereketli kıldığımızwhichbereket verdikWe (had) blessedalemlere[in it]âlemler içinfor the worlds
🇹🇷 21:71 Onu da, Lût'u da, âlemler için bereketli ve kutsal kıldığımız yere ulaştırıp kurtardık.
ve hediye ettikAnd We bestowedonaon himİshak'ıIsaacve Ya'kub'uand Yaqubbağış olarak(in) additionve hepsiniand allyaptıkWe madesalihlerdenrighteous
🇹🇷 21:72 Ona (İbrahim'e) İshak'ı, üstelik bir de Yakub'u ihsan ettik ve herbirini salih kimseler kıldık.