☰ Sure görünümüne geç

Kelime: 🇹🇷 🇬🇧
Meal: 🇹🇷
Mahmoud Khalil Al-Husary
ve elbette OAnd indeed, itbir yol göstericidir(is) surely a guidanceve rahmettirand a mercymü'minlerefor the believers
🇹🇷 27:77 Ve o, müminler için gerçekten bir hidayet rehberi ve rahmettir.
şüphesizIndeedRabbinyour Lordicra ederwill judgeonlar arasındabetween themhükmünüby His Judgmentve Oand Heazizdir(is) the All-Mightyhakkiyle bilendirthe All-Knower
🇹🇷 27:78 Rabbin şüphesiz, onlar arasında kendi hükmünü verecektir. O, mutlak galiptir, hikmet sahibidir.
o halde tevekkül etSo put your trustAllah'ainAllahAllahçünkü senindeed, youüzerindesin(are) ongerçekthe truthapaçıkmanifest
🇹🇷 27:79 Ve o halde sen Allah'a güven. Çünkü sen, apaçık hakikatin üzerindesin.
elbette senIndeed, youduyuramazsın(can) notişittirebilircause to hearölülerethe deadveand notişittiremezsincan you cause to hearsağırlarathe deafçağrıyıthe callzamanwhenkaçtıklarıthey turn backarkalarını dönerekretreating
🇹🇷 27:80 Bil ki sen, ölülere işittiremezsin, arkasını dönüp kaçmakta olan sağırlara da daveti duyuramazsın.
ve değilsinAnd notsen(can) youdoğru yola getirecekguidekör(ler)ithe blindsapıklıklarındanfromsapıklıklarıtheir errorsen duyuramazsınNotişittirebilirsinyou can cause to heardışındakilereexceptinananlar(those) whoiman ederlerbelieveayetlerimizein Our Signsişte onlarso theymüslümanlardır(are) Muslims
🇹🇷 27:81 Sen körleri sapıklıklarından çevirip doğru yola getirecek değilsin. Ancak (gönülden) teslim olarak âyetlerimize iman edenlere duyurabilirsin.
ve zamanAnd whengeldiği(is) fulfilledsözthe wordbaşlarınaagainst themçıkarırızWe will bring forthonlarafor thembir Dabbe (canlı)a creatureyerdenfromyeryüzüthe eartho onlara söylerspeaking to themelbettekithatinsanlarınthe peopleolduklarınıwereayetlerimizeof Our Signsinanmıyor(lar)notkesincertain
🇹🇷 27:82 Söylenen başlarına geleceği vakit, bunlar için yerden bir "dâbbe" (canlı) çıkarırız ki bu, onlara insanların âyetlerimize kesin bir iman getirmemiş olduklarını söyler.
o günAnd (the) DaytoplarızWe will gatherher-tenfromhereveryümmetnationbir cemaata troopyalanlayanlardanof (those) whoyalanlarlardenyayetlerimiziOur Signsonlarand they(ilahi huzura) sevk edilirlerwill be set in rows
🇹🇷 27:83 Ve her ümmetin âyetlerimizi yalan sayanlarından bir cemaati toplayacağımız gün, artık onlar bir arada tutulup (hesap yerine) sevkedilirler.
nihayetUntilgeldiklerindewhengelirlerthey come(Allah onlara) der kiHe will sayyalanladınız mı?Did you denyayetlerimiMy Signsanlamadığınız haldewhile notkuşattınızyou encompassedonlarıthemilmen(in) knowledgeyoksa nedir?or whatolduğunuzyou used (to)yapıyor(lar)do
🇹🇷 27:84 Nihayet (oraya) geldikleri vakit Allah buyurur: "Siz benim âyetlerimi, ne olduğunu kavramadan yalan saydınız öyle mi? Yoksa yaptığınız başka neydi?"
ve vuku bulmuşturAnd (will be) fulfilledkararthe wordbaşlarınaagainst themyüzündenbecausezulmetmelerithey wrongedonlar artıkand theykonuşmazlar(will) notkonuşurlarspeak
🇹🇷 27:85 Yaptıkları haksızlıktan dolayı, o söz gerçekleşmiştir; artık onlar konuşamazlar.
görmediler mi?Do notgörürlerthey seeelbette bizthat Weyarattık[We] have madegeceyithe nightistirahat etmeleri içinthat they may restiçindein itve gündüzüand the dayaydınlık yaptıkgiving visibilityşüphesizIndeedvardırinbundathatayetlersurely (are) Signsbir kavim içinfor a peopleinananwho believe
🇹🇷 27:86 Görmediler mi ki, dinlensinler diye geceyi yarattık ve (çalışsınlar diye) gündüzü apaydınlık yaptık. İman eden bir kavim için elbette bunda ibretler vardır.
ve günAnd (the) Dayüfleneceğiwill be blownSur'a[in]sûrthe trumpetkorku içinde kalırlar (bayılır)and will be terrifiedkimselerwhoevergöklerde bulunan(is) ingöklerthe heavensve kimselerand whoeverve yerde bulunan(is) inyeryüzüthe earthdışındakiexceptkimselerwhomdiledikleriAllah willsAllah'ınAllah willsve hepsiAnd allO'na gelirler(will) come to Himboyun bükerekhumbled
🇹🇷 27:87 Sûr'a üfürüldüğü gün Allah'ın diledikleri müstesna göklerde ve yerde bulunanlar hep dehşete kapılır. Hepsi boyunları bükük olarak O'na gelirler.
görürsünAnd you seedağlarıthe mountainssandığınthinking themcansızfirmly fixedowhile theyyürümektedirwill passyürümesi gibi(as the) passingbulutun(of) the cloudsyapısıdır(The) WorkAllah'ın(of) Allahgayet iyi yapanWhotamamladıperfectedherallşeyithingsdoğrusu OIndeed, Hehaber almaktadır(is) All-Awareşeyleriof whatyaptıklarınızyou do
🇹🇷 27:88 Sen dağları görürsün de, yerinde durur sanırsın. Oysa onlar bulutun yürümesi gibi yürümektedirler. Bu, her şeyi sapasağlam yapan Allah'ın sanatıdır. Şüphesiz ki O, yaptıklarınızdan tamamıyla haberdardır.