dedi kiHe saidşüphesizOnlyo bana verildiI have been given itsayesindeon (account)bir bilgi(of) knowledgebende bulunanI havebilmedi mi kiDid notbilirhe knowşüphesizthatAllahAllahelbetteindeedhelak etmiştirdestroyedkendisinden öncekibefore himondan öncebefore himarasıdaofkuşaklarthe generationsniceleriwhoo[they]daha güçlü(were) strongerkendisindenthan himkuvvet bakımından(in) strengthve daha çokand greatercemaati bulunan(in) accumulationveAnd notsorulmazwill be questionedgünahlarındanaboutgünahlarıtheir sinssuçlularathe criminals
🇹🇷 28:78 Karun ise: "O (servet) bana ancak kendimdeki bilgi sayesinde verildi." demiştir. Bilmiyor muydu ki Allah, kendinden önceki nesillerden, ondan daha güçlü, ondan daha çok taraftarı olan kimseleri helak etmişti. Günahkarlardan günahları sorulmaz (Allah onların hepsini bilir).
(Karun) çıktıSo he went forthkarşısınatokavmininhis peopleiçindeinsüsü (debdebesi)his adornmentdedi(ler)Saidkimselerthose whoisteyen(ler)desirehayatınıthe lifedünya(of) the worldey keşkeO! Would thatbize verilseydifor usbir benzeri(the) likeşeyin(of) whatverilenhas been givenKarun'a(to) Qarungerçekten onunIndeed, hevardır(is the) ownerşansı(of) fortunebüyükgreat
🇹🇷 28:79 Derken Karun, ihtişam içinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını arzulayanlar, "Keşke Karun'a verilenin benzeri bizim de olsaydı. Hakikat şu ki o, çok büyük devlet sahibidir" dediler.
ve dedi(ler)But saidolanlarthose whoverilmişwere givenbilgithe knowledgeyazık sizeWoe to yousevabı(The) rewardAllah'ın(of) Allahdaha hayırlıdır(is) betterkimse içinfor (he) whoinananbelievesve yapanand doesiyi işlerrighteous (deeds)veAnd notbuna kavuşturulmazit is grantedbaşkasıexceptsabredenlerden(to) the patient ones
🇹🇷 28:80 Kendilerine ilim verilmiş olanlar ise, şöyle dediler: "Yazıklar olsun size! İman edip iyi işler yapanlara göre Allah'ın mükafatı daha üstündür. Ona da ancak sabredenler kavuşabilir."
nihayet batırdıkThen We caused to swallow uponuhimve evini barkınıand his homeyerethe eartholmadıThen notidiwasonunfor himhiçbiranytopluluğugroupona yardım edecek(to) help himkarşıbesidesbaşkabesidesAllah'aAllahveand notdeğildiwaskendini kurtaranlardan(he) ofkendilerini savunabilenlerthose who (could) defend themselves
🇹🇷 28:81 Derken biz onu da, sarayını da yerin dibine geçirdik. Artık Allah'a karşı kendisine yardım edecek taraftarları olmadığı gibi, o, kendini savunup kurtarabilecek kimselerden de değildi.
ve başladılarAnd beganve isteyenlerthose whodilemişti(had) wishedonun yerinde olmayıhis positiondünthe day beforedemeğe(to) sayvay demek kiAh! ThatAllahAllahbollaştırıyorextendsrızkıthe provisionkimseyefor whomdilediğiHe willskullarındanofkullarıHis slavesve kısıyorand restricts itolmasaydıIf notlutfetmesithatAllah nimet vermiştiAllah had favoredAllah'ınAllah had favoredbize[to] usyere batırırdıHe would have caused it to swallow usbizi deHe would have caused it to swallow usdemekki gerçektenAh! Thatiflah olmaznotkurtuluşa ererwill succeedkafirlerthe disbelievers
🇹🇷 28:82 Daha dün onun yerinde olmayı isteyenler de: "Demek ki Allah kullarından dilediğine rızkı çok da, az da verir. Şayet Allah bize lütufta bulunmuş olmasaydı, bizi de yerin dibine geçirirdi. Demek ki inkârcılar iflah olmazmış" demeye başladılar.
işteThatyurduthe Homeahiret(of) the Hereafteronu veririzWe assign itkimselereto those whoistemeyen(ler)(do) notisterlerdesireböbürlenmeyiexaltednessyeryüzündeinyeryüzüthe earthve ne deand notbozguncuğucorruptionve sonuçAnd the good endsakınanlarındır(is) for the righteous
🇹🇷 28:83 İşte ahiret yurdu! Biz onu yeryüzünde böbürlenmeyi ve bozgunculuğu arzulamayan kimselere veririz. (En güzel) akıbet, takva sahiplerinindir.
kimWhoevergetirirsecomesbir iyilikwith a good (deed)ona vardırthen for himdaha güzeli(will be) betterondanthan itve kimand whoevergetirirsecomeskötülükwith an evil (deed)cezalandırılmazthen notcezalandırılacakwill be recompensedkimselerthose whoyapan(lar)dokötülüklerithe evil (deeds)başkasıylaexceptşeylerdenwhatolduklarıthey used (to)yapıyor(lar)do
🇹🇷 28:84 Kim bir iyilik getirirse ona ondan daha üstün karşılık vardır. Kim bir kötülük getirirse, o kötülükleri işleyenler, ancak yaptıkları kadar ceza görürler.
Mahmoud Khalil Al-Husary