zamanAnd whengeldiklericameelçilerimizOur messengersİbrahim'e(to) Ibrahimbir müjde ilewith the glad tidingsdediler kithey saidmuhakkak bizIndeed, wehelak edeceğiz(are) going to destroyhalkını(the) peopleşu(of) this(Sodom) kentintownçünküIndeedoranın halkıits peopleoldulararezalimler(den)wrongdoers
🇹🇷 29:31 Elçilerimiz İbrahim'e (iki oğul vereceğimize dair) müjdeyi getirdiklerinde şöyle dediler: "Biz bu memleket halkını helak edeceğiz. Çünkü oranın halkı zalim kimselerdir."
(İbrahim) dedi kiHe saidamaIndeedorada vardırin itLut(is) Lutdediler kiThey saidbizWedaha iyi bilirizknow betterkimin bulunduğunuwhoorada(is) in itonu kurtaracağızWe will surely save himve ailesiniand his familyyalnızexceptkarısıhis wifeolmuşturShekalacaklardan(is) ofgeride kalanlarthose who remain behind
🇹🇷 29:32 (İbrahim) dedi ki: "Ama orada Lut var!" Şöyle cevap verdiler: "Biz orada kimlerin bulunduğunu çok iyi biliyoruz. Onu ve ailesini elbette kurtaracağız. Yalnız karısı müstesna; o geride (azabda) kalacaklar arasındadır. "
ne zaman kiAnd whengeldi[that]geldicameelçilerimizOur messengersLut'a(to) Lutfenalaştıhe was distressedonlar yüzündenfor themve daraldıand felt straitenedonlar hakkındafor themhuzursuzca(and) uneasyve dedilerAnd they saidkorkma(Do) notkorkarlarfearve ne deand (do) notüzülmegrieveelbette bizIndeed, weseni kurtaracağız(will) save youve aileniand your familyyalnızexceptkarınyour wifeolmuşturShekalacaklardan(is) ofgeride kalanlarthose who remain behind
🇹🇷 29:33 Elçilerimiz Lut'a gelince, onlar hakkında tasalandı. Ve onlar(ı düşünmesi) sebebiyle takatten düştü. O'na: "Korkma, tasalanma! Çünkü biz seni de, aileni de kurtaracağız. Yalnız (azabda) kalacaklar arasında bulunan karın müstesna" dediler.
şüphesiz bizIndeed, weindireceğiz(will) bring downüstüneonhalkının(the) peopleşu(of) thisülketownbir azaba punishmentgöktenfromgök(the) skysebebiylebecauseolmalarıthey have beenfasıklık yapıyor(lar)defiantly disobedient
🇹🇷 29:34 "Biz şüphesiz bu memleket halkının üzerine, yoldan çıkmalarına karşılık (feci) bir azab indireceğiz."(dediler).
ve andolsunAnd verilybiz bırakmışızdırWe have leftondanabout itbir işareta signaçık(as) evidencebir toplum içinfor a peopleaklını kullananwho use reason
🇹🇷 29:35 Andolsun ki biz, aklını kullanacak bir kavim için oradan apaçık bir ibret nişanesi bırakmışızdır.
veAnd toMedyen'eMadyankardeşleritheir brotherŞuayb'i (gönderdik)ShuaibdediAnd he saidey kavmimO my peoplekuluk edinWorshipAllah'aAllahve umunand expectgününüthe Dayahiretthe Lastve aslaand (do) notkarışıklık çıkarmayıncommit evilyeryüzündeinyeryüzüthe earthbozgunculukla(as) corrupters
🇹🇷 29:36 Medyen'e de kardeşleri Şuayb'ı gönderdik ve Şuayb, "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin, ahiret gününe ümit bağlayın, yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın!" dedi.
onu yalanladılarBut they denied himbu yüzden onları yakaladıso seized themdepremthe earthquakeve kaldılarand they becameyurtlarındainyurtlarıtheir homediz üstü çöküpfallen prone
🇹🇷 29:37 Fakat onu yalancılıkla itham ettiler. Derken, kendilerini bir sarsıntı yakalayıverdi ve yurtlarında diz üstü çökekaldılar.
ve Ad'ıAnd Aadve Semud'uand Thamudve gerçektenand verilybu belli olmaktadır(has) become clearsizeto youoturdukları yerlerdenfromyurtlarıtheir dwellingsve süslediAnd made fair-seemingonlarato themşeytanthe Shaitaanyaptıkları işlerinitheir deedsve onları çıkardıand averted themyoldanfromyolthe Wayve oldularthough they weregörenlerdenendowed with insight
🇹🇷 29:38 Ad ve Semud'u da (helak ediverdik). Sizin için, (onların başına nelerin geldiği) oturdukları yerlerden apaçık anlaşılmaktadır. Şeytan onlara yaptıkları işleri güzel gösterip onları doğru yoldan çıkardı. Oysa bakıp görebilecek durumdaydılar.
Mahmoud Khalil Al-Husary