☰ Sure görünümüne geç

Kelime: 🇹🇷 🇬🇧
Meal: 🇹🇷
Mahmoud Khalil Al-Husary
uydurdu mu?Has he inventedkarşıaboutAllah'aAllahbir yalana lieyoksaorkendisinde -mi var?in himdeliliktir(is) madnesshayırNaykimselerthose whoinanmayanlar(do) notiman ederlerbelieveahiretein the Hereafteriçindedirler(will be) inazabthe punishmentve bir sapıklıkand erroruzakfar
🇹🇷 34:8 O, bir yalanı Allah'a iftira mı etti, yoksa kendisinde bir delilik mi var?" Hayır, doğrusu âhirete inanmayanlar, derin bir sapıklıkla azab içindedirler.
görmüyorlar mı?Then, do notgörürlerthey seebulunanıtowardsnewhatarasında (önlerinde)(is) before themelleri (önlerinde)(is) before themve bulunanıand whatarkalarında(is) behind themgöktenofgökthe heavenve yerdenand the eartheğerIfdilesekWe willbatırırızWe (could) cause to swallow themonlarıWe (could) cause to swallow themyerethe earthya daordüşürürüzcause to fallüzerlerineupon themparçalarfragmentsgöktenfromgökthe skyşüphesizIndeedvardırinbundathatbir ibretsurely, is a Signhepsi içinfor everykul(ların)slaveyönelenwho turns (to Allah)
🇹🇷 34:9 Ya gökten ve yerden önlerindekine ve arkalarındakine bir bakmazlar mı? Dilesek kendilerini yere geçiriveririz. Yahut gökten üzerlerine parçalar düşürüveririz. Şüphesiz bunda Allah'a yönelen (hakka gönül veren) her kul için bir ibret vardır.
ve andolsun kiAnd certainlyverdikWe gaveDavud'aDawoodtarafımızdanfrom Usbir üstünlükBountyey dağlarO mountainstesbih edinRepeat praisesonunla beraberwith himve (ey) kuşlarand the birdsve yumuşattıkAnd We made pliableonafor himdemiri[the] iron
🇹🇷 34:10 Andolsun ki, biz Davud'a tarafımızdan bir fazilet verdik. "Ey dağlar! Onunla beraber tesbih edin." dedik ve bunu kuşlara da (emrettik) ve ona demiri yumuşattık.
yapThatyaparmakegeniş zırhlarfull coats of mailölçülü yapand measure preciselydokumasını[of]zırh halkalarıthe links (of armor)ve (hepiniz) yapınand workiyi işlerrighteousnessçünkü benIndeed, I Amyaptıklarınızıof whatyaparsınızyou dogörmekteyimAll-Seer
🇹🇷 34:11 Bol bol zırhlar yap ve biçimlemede ölçüyü gözet dedik. Siz de iyi işler yapın, çünkü ben her yapacağınızı gözetiyorum.
ve Süleyman'aAnd to Sulaimanrüzgarıthe wind sabah gidişiits morning coursebir ay(lık mesafe)(was) a monthve akşam dönüşüand its afternoon coursebir ay(lık mesafe)(was) a monthve akıttıkand We caused to flowonun içinfor himkaynağınıa springkatran(of) molten copperve bir kısmıAnd [of]cinlerinthe jinnkiwhoçalışırdıworkedonun önündebefore himonun önündebefore himizniyleby the permissionRabbinin(of) his Lordve kimAnd whoeversapsadeviatedonlardanamong thembuyruğumuzdanfromemrimizOur Commandona taddırırdıkWe will make him tasteazabıofazap(the) punishmentalevli(of) the Blaze
🇹🇷 34:12 Süleyman'ın emrine de rüzgarı verdik. Sabah gidişi bir aylık, akşam dönüşü bir aylık yol idi. Erimiş bakır menbaını da ona sel gibi akıttık. Hem Rabbi'nin izniyle elinin altında cinlerden de çalışan vardı. Onlardan da kim emrimizden dışarı çıkarsa ona ateş azabından tattırırdık.
yaparlardıThey workedonafor himnewhatdiliyorsahe willedkalelerdenofyüksek köşklerelevated chambersve heykeller(den)and statuesve leğenler(den)and bowlshavuzlar kadar (geniş)like reservoirsve kazanlar(dan)and cooking-potssabitfixedyapınWork(ey) ailesiO familyDavud(of) Dawoodşükredin(in) gratitudeve azdırBut fewkullarımdanofkullarımMy slavesşükreden(are) grateful
🇹🇷 34:13 Onlar, ona mihrablar, timsaller (heykeller) ve havuzlar gibi çanaklar ve sâbit kazanlardan her ne isterse yaparlardı. Çalışın ey Davud hanedanı, şükür için çalışın. Ama kullarım içinde şükreden azdır.
zamanThen whenhükmettiğimizWe decreedonunfor himölümünethe deathgöstermedinotonlara işaret ettiindicated to themonun öldüğünü[on]ölümühis deathbaşkasıexceptbir kurdundana creatureyer (ağaç)(of) the earthyiyeneatingdeğneğinihis staffne zaman kiBut whenyıkıldıhe fell downanlaşıldı kibecame clearcinler(to) the jinneğerthateğerifidithey hadbilselerknowngaybıthe unseenkalmazlardınotkalırlardıthey (would have) remainediçindeinazabthe punishmentküçük düşürücühumiliating
🇹🇷 34:14 Ne zaman ki Süleyman'a ölümü hükmettik, cinlere onun ölümünü sezdiren olmadı. Yalnız bir güve böceği yere dayandığı asâsını yiyordu. Bu sebeple Süleyman yere yıkılınca ortaya çıktı ki, cinler eğer gaybı bilir olsalar o zilletli azab içinde bekleyip durmazlardı.