☰ Sure görünümüne geç

Kelime: 🇹🇷 🇬🇧
Meal: 🇹🇷
Mahmoud Khalil Al-Husary
şüphesizIndeedgünü(the) Day of Judgmenthüküm(the) Day of Judgmentvaracağı gündür(is) an appointed term for themhepsininall
🇹🇷 44:40 Şüphesiz ki hakkı batıldan ayırd etme günü onların hepsinin bir araya toplanacağı gündür.
o gün(The) Daysavamaznotfayda verirwill availdosta relationdostundanforbir bağa relationbir şeyanythingve olmazand notonlartheyyardım edilenlerdenwill be helped
🇹🇷 44:41 O gün dostun dosta hiçbir faydası olmaz. Onlara yardım da edilmez.
ancak hariçtirExceptkimseler(on) whomacıdığıAllah has mercyAllah'ınAllah has mercyşüphesiz OIndeed, HeO[He]üstündür(is) the All-Mightyesirgeyendirthe Most Merciful
🇹🇷 44:42 Ancak Allah'ın merhamet ettiği kimseler böyle değildir. Şüphesiz ki Allah çok güçlüdür, çok merhamet edicidir.
şüphesizIndeedağacı(the) treeZakkum(of) Zaqqum
🇹🇷 44:43 Gerçekten zakkum ağacı,
yemeğidir(Will be) foodgünahkarların(of) the sinner(s)
🇹🇷 44:44 Günahkârların yemeğidir.
erimiş maden gibiLike the murky oilkaynarit will boilkarınlardainkarınlarthe bellies
🇹🇷 44:45 O pota gibi karınlarda kaynar.
kaynaması gibiLike boilingsıcak suyun(of) scalding water
🇹🇷 44:46 O, kızgın bir sıvının kaynaması gibidir.
tutun onuSeize himsürükleyinand drag himortasınaintoorta(the) midstcehennemin(of) the Hellfire
🇹🇷 44:47 Allah meleklere şöyle emreder. "Şunu tutun da Cehennem'in ortasına sürükleyin."
sonraThendökünpourüstüneoverbaşınınhis headazabındanofazap(the) punishmentkaynar su(of) the scalding water
🇹🇷 44:48 "Sonra onun başının üstüne kaynar su azabından dökün."
tadTastezira senIndeed, youkendince[you] (were)üstündünthe mightyşerefliydinthe noble
🇹🇷 44:49 Ona şöyle denir! "Tat bakalım azabı! hani sen kendine göre çok güçlü ve çok üstündün.
şüphesizIndeedothisşeydir(is) whatolduğunuzyou used toondan[about it]kuşkulanmışdoubt
🇹🇷 44:50 İşte sizin inkâr edip durduğunuz şey budur."
şüphesizIndeedmuttakilerthe righteousbir makamdadır(will be) inbir yera placegüvenlisecure
🇹🇷 44:51 Şüphesiz ki kötülükten sakınanlar güvenli bir makamdadırlar.
bahçelerdeInbahçelergardensve çeşme başlarındaand springs
🇹🇷 44:52 Bahçelerde ve pınar başlarındadırlar.
giysiler giyerlerWearing garmentsince ipektenofince ipekfine silkve parlak atlastanand heavy silkkarşılıklı otururlarfacing each other
🇹🇷 44:53 Onlar ince ipekten ve parlak atlastan elbiseler giyerek karşılıklı olarak otururlar.
ayrıcaThusonları evlendirmişizdirAnd We will marry themhurilerle(to) companions with beautiful eyesiri gözlü(to) companions with beautiful eyes
🇹🇷 44:54 İşte böyle, biz onları ayrıca iri siyah gözlü hurilerle evlendiririz.
isterlerThey will calloradathereinherfor every (kind)meyveyi(of) fruitgüven içindesecure
🇹🇷 44:55 Onlar orada güven içinde her çeşit meyveyi isteyebilirler.
tadmazlarNottadacaklarthey will tasteoradathereinölümthe deathbaşkaexceptölümdenthe deathilkthe firstve onları korurAnd He will protect themazabından(from the) punishmentcehennem(of) the Hellfire
🇹🇷 44:56 Onlar orada ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Allah onları cehennem azabından korumuştur.
bir lutuf olarakA BountyRabbindenfromRabbinyour Lordişte budurThat oitbaşarı(will be) the successbüyükthe great
🇹🇷 44:57 (Bunların hepsi) Rabbinden bir lütuf olarak (verilmiştir.) İşte büyük kurtuluş budur.
kesinlikleIndeedbiz o'nu kolaylaştırdıkWe have made it easysenin dilinein your tongueumulur kiso that they maydüşünüp öğüt alırlartake heed
🇹🇷 44:58 Biz Kur'ân'ı senin dilinle indirip kolaylaştırdık. Umulur ki onlar öğüt alırlar.
biraz bekleSo watchonlar daindeed, theybeklemektedirler(too are) watching
🇹🇷 44:59 Artık sen onların başlarına gelecekleri bekle: Çünkü onlar da bekleyip durmaktadırlar.