ve anAnd mentionkardeşini (Hud'u)(the) brotherAd'ın(of) Aadhaniwhenuyarmıştıhe warnedkavminihis peopleAhkaf'takiin the Al-Ahqaf gelip geçtiand had already passed awaygelip geçtiand had already passed awaynice uyarıcılar[the] warnersonun önündenbefore himondan öncebefore himvebefore himve ondan sonraand after himardındanand after himkulluk etmeyinThat notibadet edersinizyou worshipbaşkasınaexceptAllah'tanAllahelbette benIndeed, Ikorkuyorum[I] fearsizinfor youazabına uğramanızdana punishmentbir günün(of) a DaybüyükGreat
🇹🇷 46:21 Ey Muhammed! Âd kavminin kardeşi Hud'u hatırla. Hani O, Ahkâf denilen yerde kavmini uyarmıştı. O'ndan önce ve sonra da nice peygamberler gelip geçmiştir. Hud, kavmine: "Allah'tan başkasına kulluk etmeyin. Çünkü ben sizin için büyük bir günün azabından korkuyorum." demişti.
dediler kiThey saidsen geldin mi?Have you come to usbizi çevirmek içinto turn us awaytanrılarımızdanfromilahlarımızour godso halde bize getirThen bring usşeyiwhatbizi tehdidettiğinyou threaten useğerifisenyou aredoğrulardanofdoğru söyleyenlerthe truthful
🇹🇷 46:22 Onlar: "Sen bizi ilâhlarımızdan çevirmek için mi geldin? Eğer doğru söyleyenlerden isen o bize vaad edip durduğun azabı haydi getir." dediler.
dediHe saidsadeceOnlybilgithe knowledgekatındadır(is) with AllahAllah(is) with Allahve ben size tebliğ ediyorumand I convey to youşeyi (mesajı)whatgönderildiğimI am sentonunlawith itfakat benbutsizi görüyorumI see youbir kavima peoplecahillik edenignorant
🇹🇷 46:23 Hud: "O azabın ne zaman geleceğine dair ilim Allah katındadır. Ben size benimle gönderileni tebliğ ediyorum. Fakat ben sizi cahillik eden bir kavim olarak görüyorum." dedi.
nihayetThen whenonu görüncethey saw itgeniş bir bulut halinde(as) a cloudyönelerek geldiğiniapproachingvadilerinetheir valleysdedilerthey saidbuThisbir buluttur(is) a cloudbize yağmur yağdıracakbringing us rainhayırNayoitşey(is) whatsizin acele gelmesini istediğinizdiryou were asking it to be hastenedonunyou were asking it to be hastenedbir rüzgardıra windiçinde bulunanin itazab(is) a punishmentacıklıpainful
🇹🇷 46:24 O azabı, vadilerine doğru yayılan bir bulut halinde gördükleri zaman: "Bu bize yağmur yağdıracak yaygın bir buluttur." dediler. Hud ise: "O sizin acele gelmesini istediğiniz şeydir. O bir rüzgârdır ki, içerisinde acı bir azab vardır.
yıkar mahvederDestroyinghereveryşeyithingemriyleby (the) commandRabbinin(of) its Lordonlar o hale geldiler kiThen they became (such)görülmez oldunotgörünüris seenbaşka bir şeyexceptkonutlarındantheir dwellingsişte böyleThusbiz cezalandırırızWe recompensetoplumuthe peoplesuç işleyen[the] criminals
🇹🇷 46:25 O rüzgâr, Rabbinin emri ile herşeyi yıkar mahveder." dedi. Nihayet helâk oldular ve evlerinden başka hiçbir şey görünmez oldu. İşte biz günahkâr kavmi böyle cezalandırırız.
ve andolsunAnd certainlyonlara imkan vermiştikWe had established themşeyiin whatsize vermediğimiznotsizi yerleştirdikWe have established youonuin itve yaratmıştıkand We madeonlarafor themkulaklarhearingve gözlerand visionve gönüllerand heartsfakatBut notsağlamadıavailedkendilerinethemkulaklarıtheir hearingne deand notgözleritheir visionne deand notgönülleritheir heartsbiranyşey (yarar)thingzirawhenbile bile inkar ediyorlardıthey werereddederekrejectingayetlerini(the) SignsAllah'ın(of) Allahve kuşatıverdiand envelopedkendilerinithemşeywhatolduklarıthey used toonunla[at it]alay edip duruyor(lar)ridicule
🇹🇷 46:26 And olsun ki, biz onlara size vermediğimiz imkanlar vermiştik. Onlara kulaklar, gözler ve kalpler vermiştik. Fakat kulakları, gözleri ve kalpleri onlara hiçbir fayda sağlamadı. Çünkü onlar Allah'ın âyetlerini bile bile inkâr ediyorlardı. Alay etmekte oldukları şey de onları sarıp kuşattı.
ave ndolsunAnd certainlybiz yok ettikWe destroyedçevrenizdekiwhatsizi kuşatırsurrounds youkentleriofbeldelerthe townsve tekrar tekrar açıkladıkand We have diversifiedayetlerithe Signsbelki dethat they may(küfürlerinden) dönerlerreturn
🇹🇷 46:27 Andolsun ki, biz sizin etrafınızda bulunan bir çok memleketleri helak ettik. Belki tevhide dönerler diye ayetlerimizi çeşitli şekillerde açıkladık.
olmaz mıydı?Then why (did) notkendilerine yardım etselerdihelp themşeylerthose whomedindiklerithey had takenbaşka-tanbesidesbaşkabesidesAllahAllahyakınlık sağlamak içingods as a way of approachtanrıgods as a way of approachhayırNaykaybolup gittilerthey were lostonlardanfrom themişte budurAnd thatonların yalanları(was) their falsehoodve şeylerand whatolduklarıthey wereuydurmuşinventing
🇹🇷 46:28 Allah'ı bırakıp da kendilerine yakınlık sağlamak için edindikleri ilâhları onlara yardım etselerdi ya! Ama hayır, aksine onlardan kaybolup gittiler. İşte bu onların yalanları ve uydurup durdukları iftiralarıdır.
Mahmoud Khalil Al-Husary