☰ Sure görünümüne geç

Kelime: 🇹🇷 🇬🇧
Meal: 🇹🇷
Mahmoud Khalil Al-Husary
korkarak(Will be) humbledgözleritheir eyesçıkarlarthey will come forthkabirlerdenfromkabirlerthe gravestıpkı gibidirleras if they (were)çekirgelerlocustsyayılanspreading
🇹🇷 54:7 Gözleri düşkün düşkün (zelil ve hakir) kabirlerinden çıkarlar, sanki yayılan çekirgeler gibidirler.
koşarlarkenRacing aheaddoğrutowardsçağıranathe callerderlerWill saykafirlerthe disbelieversbuThisbir gündür(is) a Dayçetin;difficult
🇹🇷 54:8 O çağırana koşarak, kâfirler: "Bu çetin bir gündür." derler.
yalanlamıştıDeniedonlardan öncebefore themkavmi(the) peopleNuh'un(of) Nuhyalanladılarand they deniedkulumuzuOur slaveve dedilerand saidcinlenmiştirA madmanve o menedildiand he was repelled
🇹🇷 54:9 Onlardan önce Nuh'un kavmi de yalanlamıştı. Kulumuzu yalanladılar ve: "Cinlenmiştir." dediler. Ve (Nuh davetten vazgeçmeye) zorlandı.
bunun üzerine yalvardıSo he calledRabbinehis LordbenI amyenik düştümone overpoweredyardım etso help
🇹🇷 54:10 Bunun üzerine Rabbine: "Ben yenik düştüm, bana yardım et!" diyerek yalvardı.
biz de açtıkSo We openedkapılarını(the) gatesgöğün(of) heavenbir su ilewith waterboşalanpouring down
🇹🇷 54:11 Biz de boşalan bir su ile göğün kapılarını açtık.
ve fışkırttıkAnd We caused to burstyerithe earthkaynaklar halinde(with) springssonra birleştiso metsu(ları)the water(s)içinforbir işa mattertakdir edilmişalreadytakdir edilmişpredestined
🇹🇷 54:12 Yeri de kaynaklar halinde fışkırttık, derken sular takdir edilmiş bir iş için birleşti.
Onu (Nuh'u) taşıdıkAnd We carried himüzerindeon(yapılanın)(ark) made of plankstahtalarla(ark) made of planksve çivilerleand nails
🇹🇷 54:13 Nuh'u da tahtalardan yapılmış, çivilerle (çakılmış gemi) üzerinde taşıdık.
akıp gidiyorduSailinggözlerimizin önündebefore Our eyesbir mükafat olmak üzerea rewardkimseyefor (he) whoedilenwasnankörlükdenied
🇹🇷 54:14 Nankörlük edilen (kulumuz)e bir mükafat olmak üzere (gemi), gözlerimizin önünde akıp gidiyordu.
ve andolsunAnd certainlyonu bıraktıkWe left itbir ibret olarak(as) a Signyok mudur?so is (there)hiçanyibret alanwho will receive admonition
🇹🇷 54:15 Bunu bir ibret olarak bıraktık, ibret alan yok mudur?
nasılSo howimişwasbenim azabımMy punishmentve uyarılarımand My warnings
🇹🇷 54:16 Benim azabım ve uyarılarım nasılmış (görsünler)
ve andolsunAnd certainlybiz kolaylaştırdıkWe have made easyKur'an'ıthe Quranöğüt almak içinfor remembranceyok mudur?so is (there)hiçanyöğüt alanwho will receive admonition
🇹🇷 54:17 Andolsun biz Kur'ân'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?
yalanladıDeniedAd (da)Aadama nasıl?so howolduwasazabımMy punishmentve uyarılarımand My warnings
🇹🇷 54:18 Âd (kavmi) da yalanladı, azabım ve uyarılarım nasıl oldu?
elbette bizIndeed, Wegönderdik[We] sentonların üstüneupon thembir kasırgaa winduğultulufuriousbir gündeonbir güna dayuğursuzluğu(of) misfortunedevam edencontinuous
🇹🇷 54:19 Biz onların üstüne, uğursuzluğu devam eden bir günde dondurucu bir rüzgar gönderdik.
koparıp deviriyorduPlucking outinsanlarımensanki gibias if they (were)kütükleritrunkshurma(of) date-palmsköklerinden sökülmüşuprooted
🇹🇷 54:20 (O rüzgar) insanları, sökülmüş hurma kütükleri gibi yere seriyordu.
nasıl?So howolduwasbenim azabımMy punishmentve uyarılarımand My warnings
🇹🇷 54:21 Nasılmış benim azabım ve uyarım?
ve andolsunAnd certainlybiz kolaylaştırdıkWe have made easyKur'an'ıthe Quranöğüt almak içinfor remembranceyok mudur?so is (there)hiçanyöğüt alanwho will receive admonition
🇹🇷 54:22 Andolsun biz Kur'ân'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?
yalandıDeniedSemud (da)Thamuduyarılarıthe warnings
🇹🇷 54:23 Semûd da o uyarıları yalanladılar.
dedilerAnd saidinsana mı?Is (it) a human beingbizdenamong usbironeuyacağız(that) we should follow himelbette bizIndeed, weo takdirdetheniçine düşmüş oluruz(will be) surely inapaçık bir sapıklıkerrorve çılgınlıkand madness
🇹🇷 54:24 "Bizden bir insana mı uyacağız? O takdirde biz apaçık bir sapıklık ve çılgınlık içine düşmüş oluruz." dediler.
Zikir-mı bırakıldı?Has been sentZikirthe Reminderonato himaramızdanfromaramızdanamong ushayırNayoheyalancıdır(is) a liarküstahtırinsolent
🇹🇷 54:25 "Zikir, aramızdan ona mı bırakıldı? Hayır o, yalancı, küstahın biridir" (dediler).
onlar bileceklerThey will knowyarıntomorrowkim olduğunuwhoyalancı(is) the liarküstahınthe insolent one
🇹🇷 54:26 Yarın onlar, yalancı, küstahın kim olduğunu bilecekler.
elbette bizIndeed, Weonlara göndereceğiz(are) sendingdişi deveyithe she-camelsınamak için(as) a trialkendilerinifor themsen onları gözetleso watch themve sabretand be patient
🇹🇷 54:27 Biz onlara, kendilerini imtihan etmek için dişi deveyi göndereceğiz. Onun için sen onları gözet ve sabırlı ol.