eyOpeygamberProphetzamanWhensana geldiğicome to youinanmış kadınlarthe believing womensana bi'at ederlersepledging to youhususunda[on]ortak koşmamalarıthatdeğilnotortak koşacaklarthey will associateAllah'awith Allahhiçbir şeyianythingveand nothırsızlık etmemelerithey will stealveand notzina etmemelerithey will commit adulteryveand notöldürmemelerithey will killçocuklarınıtheir childrenveand notgetirmemelerithey bringuydurupslanderbir iftirathey invent itarasındabetweenelleritheir handsve ayaklarıand their feetveand notsana karşı gelmemelerithey will disobey youiyi bir işteinhak(the) rightonlarla bi'atleşthen accept their pledgeve mağfiret dileand ask forgivenessonlar içinfor themAllah'tan(from) AllahşüphesizIndeedAllahAllahçok bağışlayandır(is) Oft-Forgivingçok esirgeyendirMost Merciful
🇹🇷 60:12 Ey Peygamber! İnanmış kadınlar sana gelip Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamaları, hırsızlık etmemeleri, zina etmemeleri, çocuklarını öldürmemeleri, elleri ile ayakları arasında bir iftira uydurup getirmemeleri, iyi bir işte sana karşı gelmemeleri hususunda sana bey'at ederlerse onların bey'atlarını al ve onlar için Allah'tan mağfiret dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
eyO youkimselerwhoinanan(lar)believedostluk etmeyin(Do) notdost edinirlermake alliesbir topluluk ile(of) a peoplegazabettiği(The) wrathAllah'ın(of) Allahkendilerine(is) upon themumudu kesmiş olanIndeedümit keserlerthey despairahirettenofahiretthe Hereaftergibiasumudu kestiğidespairkafirlerinthe disbelievershalkındanofashabı(the) companionsmezarlık(of) the graves
🇹🇷 60:13 Ey inananlar, Allah'ın gazab ettiği kimselerle dostluk etmeyin. Kâfirler, mezarlık halkından nasıl ümidi kesmişse, onlar da ahiretten öyle ümidi kesmişlerdi.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
tesbih etmektedirGlorifiesAllah'ıAllahne varsawhatevergöklerde(is) ingöklerthe heavensve ne varsaand whateveryerde(is) inyeryüzüthe earthve OAnd Heüstündür(is) the All-Mightyhüküm ve hikmet sahibidirthe All-Wise
🇹🇷 61:1 Göklerdekilerin ve yerdekilerin hepsi Allah'ı tesbih eder. O, üstündür, hikmet sahibidir.
eyOkimseler(you) whoinanan(lar)believeniçin?Whysöylüyorsunuz(do) you sayşeyiwhatyapmayacağınıznotyaparsınızyou do
🇹🇷 61:2 Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyi niçin söylüyorsunuz?
büyüktürGreat isgazabıhatredkatındawithAllahAllahsöylemeninthatdersinizyou sayşeyiwhatyapmayacağınıznotyaparsınızyou do
🇹🇷 61:3 Yapmayacağınızı söylemeniz, Allah yanında şiddetli bir buğza sebeb olur.
şüphesizIndeedAllahAllahseverloveskimselerithose whoçarpışan(ları)fightkendi yolundainO'nun yoluHis Waysaf bağlayarak(in) a rowgibias if theybinalar(were) a structurekenetlenmişjoined firmly
🇹🇷 61:4 Allah, kendi yolunda kenetlenmiş bir duvar gibi saf bağlayarak savaşanları sever.
bir zamanAnd whendemiştisaidMusaMusakavmineto his peopleey kavmimO my peopleniçin?Whybeni incitiyorsunuzdo you hurt mehaldewhile certainlybiliyorsunuzyou knowgerçekten benimthat I amelçisi (olduğumu)(the) MessengerAllah'ın(of) Allahsizeto youzamanThen whenonlar eğrildiğithey deviatedeğriltti(was caused to) deviateAllah da(by) Allahkalblerinitheir heartsve AllahAnd Allahdoğru yola iletmez(does) nothidayet ederguidekavmithe peopleyoldan çıkanthe defiantly disobedient
🇹🇷 61:5 Bir zaman Musa, kavmine: "Ey kavmim! Benim, Allah'ın size gönderdiği elçisi olduğumu bildiğiniz halde niçin beni incitiyorsunuz?" demişti. Onlar eğrilince, Allah da kalblerini eğriltti. Allah fasıkları doğru yola iletmez.
Mahmoud Khalil Al-Husary