ve nasıl?And how (could)inkar edersinizyou disbelieveve üstelik sizewhile [you]okunmaktais recitedsizeupon youayetleri(the) VersesAllah'ın(of) Allahve aranızda ikenand among youO'nun Elçisi(is) His Messengerve kimAnd whoeversarılırsaholds firmlyAllah'ato Allahmuhakkak ki othen surelyiletilmiştirhe is guidedyolatobir yola pathdoğrustraight
🇹🇷 3:101 Size Allah'ın âyetleri okunup dururken ve Allah'ın elçisi de aranızda iken nasıl inkâra saparsınız? Kim Allah'a sımsıkı bağlanırsa, kesinlikle doğru yola iletilmiştir.
EyO youkimselerwhoinanan(lar)believe[d]korkunFearAllah'tanAllahhakkıyla(as is His) rightO'na yaraşır biçimde(that) He (should) be fearedölmeyinand (do) notölürlerdiedışındaexceptsiz[while you]müslümanlar olmak(as) Muslims
🇹🇷 3:102 Ey iman edenler! Allah'tan, O'na yaraşır şekilde korkun ve ancak müslümanlar olarak can verin.
ve yapışınAnd hold firmlyipineto (the) ropeAllah'ın(of) Allahtoplucaall togetherayrılmayınand (do) notbölünmeyinbe dividedve hatırlayınAnd rememberni'metini(the) FavorAllah'ın(of) Allahsize olanon youhaniwhensiz idinizyou werebirbirinize düşmanenemies(Allah) uzlaştırdıthen He made friendshiparasınıbetweenkalblerinizinyour hearts(haline) geldinizthen you becameO'un ni'metiyleby His Favorkardeşlerbrotherssiz bulunuyordunuzAnd you werekenarında;onkenar(the) brinkbir çukurun(of) pitateştenofateşthe Fire(Allah) sizi kurtardıthen He saved youondanfrom itböyleThusaçıklıyormakes clearAllahAllahsizefor youayetleriniHis Versesumulur kiso that you mayyola gelirsiniz(be) guided
🇹🇷 3:103 Hep birlikte Allah'ın ipine (kitabına, dinine) sımsıkı sarılın. Parçalanıp ayrılmayın. Allah'ın üzerinizdeki nimetini düşünün. Hani siz birbirinize düşmanlar idiniz de, O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O'nun (bu) nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki, doğru yola eresiniz.
olsunAnd let there beiçinizdenamong youbir topluluk[a] peopleçağıraninvitinghayratoiyilikthe goodve emreden[and] enjoiningiyiliğithe rightve men'edenand forbiddingkötülüktenfromzulümthe wrongişteand those onlartheykurtuluşa erenlerdir(are) the successful ones
🇹🇷 3:104 İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa eren onlardır.
olmayınAnd (do) notolbegibilike those whobölünüpbecame dividedve ihtilaf edenlerand differedsonradanfromsonraafterkendilerine geldiktenwhatonlara geldicame to them açık delillerthe clear proofsişte onlarAnd those(evet) onlar için vardırfor thembir azab(is) a punishmentbüyükgreat
🇹🇷 3:105 Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte bunlar için büyük bir azap vardır.
O gün(On the) Dayağarırwould become white(bazı) yüzler(some) faceskararırand would become black(bazı) yüzler(some) faceso zamanAs forkimselerethose whosekararanturn blackyüzleri[their] faces inkar ettiniz ha? (denilir)Did you disbelievesonraafterinanmanızdanyour belieföyle ise tadınThen tasteazabıthe punishmentkarşılıkfor whatetmenizeyou used toinkardisbelieve
🇹🇷 3:106 O gün bazı yüzler ağarır, bazı yüzler kararır. Yüzleri kararanlara: "İmanınızdan sonra küfrettiniz ha? Öyle ise inkâr etmenize karşılık azabı tadın" (denecektir).
iseBut as forkimselerthose whoseağaranturn whiteyüzleri[their] facesiçindedirlerthen (they will be) inrahmeti(the) MercyAllah'ın(of) Allahonlartheyoradain itsürekli kalacaklardır(will) abide forever
🇹🇷 3:107 Yüzleri ağaranlara gelince, (onlar) Allah'ın rahmeti içindedirler. Onlar orada ebedî kalacaklardır.
işte onlarTheseayetleridir(are the) VersesAllah'ın(of) Allahonları okuyoruzWe recite themsanato yougerçek ilein truthAllahAnd notAllahAllahistemezwantszulmetmekinjusticealemlereto the worlds
🇹🇷 3:108 Bunlar Allah'ın, sana gerçek olarak okuyageldiğimiz, âyetleridir. Allah âlemlere hiçbir haksızlık etmek istemez.
Mahmoud Khalil Al-Husary