ve zamanAnd whensenyou areiçlerindeamong themkıldırdığınand you leadonlarafor themnamazıthe prayernamaza dursunthen let standbir bölüka grouponlardanof themseninle beraberwith youve (yanlarına) alsınlarand let them takesilahlarını datheir armssecde edinceThen whensecde ettilerthey have prostratedgeçsinlerthen let them bearkanızafromarkanızdabehind youbu kez gelsinand let come (forward)bölüka group ötekiothernamaz kılmayan(which has) notdua ettiprayedve namaz kılsınlarand let them prayseninle beraberwith youve alsınlarand let them takekorunma(tedbir)lerinitheir precautionsve silahlarını daand their armsistediler kiWishedkimselerthose whoinkar eden(ler)disbelievedkeşkeifsiz gaflet etseniz deyou neglectsilahlarınızdan[about]kollarınızyour armsve eşyanızdanand your baggagebirden yapsalarso (that) they (can) assaultüzerinize[upon] youbaskın(in) an attackbirsinglebir günah yokturBut (there is) nokınarlarblamesizeupon youeğerifsizwasseninlewith youzahmet çekersenizany troubleyağmurdan(because) ofyağmurrainya daorolursanızyou arehastasickbırakmanızdathatkoyarsınızyou lay downsilahlarınızıyour armsama alınbut takekorunma tedbiriniziyour precautionsşüphesizIndeedAllahAllahhazırlamıştırhas preparedkafirlerefor the disbelieversbir azaba punishmentalçaltıcıhumiliating
🇹🇷 4:102 Sen onların aralarında bulunup da onlara namaz kıldırdığında içlerinden bir kısmı seninle beraber namaza dursun. Silahlarını da yanlarına alsınlar. Bunlar secdeye vardıklarında diğer bir kısmı arkanızda beklesin. Sonra o namaz kılmamış olan diğer kısım gelsin seninle beraber kılsınlar ve ihtiyatlı bulunsunlar, silahlarını yanlarına alsınlar. Kâfirler arzu ederler ki, silahlarınızdan ve eşyanızdan bir gafil olsanız da size ani bir baskın yapsalar. Eğer size yağmur gibi bir eziyet erişir veya hasta olursanız silahlarınızı bırakmanızda bir vebal yoktur. Bununla beraber ihtiyatı elden bırakmayın. Kuşkusuz Allah kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırlamıştır.
zamanThen whenbitirdiğinizyou (have) finishednamazıthe prayeranınthen rememberAllah'ıAllahayaktastandingve oturarakand sittingve üzerinde (uzanarak)and (lying) onyanlarınızyour sideszamanBut whengüvene kavuştuğunuzyou are secure(tam) kılınthen establishnamazıthe (regular) prayerşüphesizIndeednamazthe prayerüzerineisüzerindeonmü'minlerthe believersfarz kılınmıştırprescribedvakitli olarak(at) fixed times
🇹🇷 4:103 O korkulu zamanda namazı kıldınız mı gerek ayakta, gerek otururken ve gerek yanlarınız üzerinde hep Allah'ı zikredin. Korkudan kurtulduğunuzda namazı tam erkanı ile kılın. Çünkü namaz müminlere belirli vakitlerde yazılı bir farzdır.
gevşeklik göstermeyinAnd (do) notgevşemeyinbe weaktakibetmekteinpeşine düşmepursuito topluluğu(of) the peopleeğerIfsizyou areacı çekiyorsanuzsufferingonlar dathen indeed, theyacı çekmektedirlerare (also) sufferinggibilike whatsizin acı çektiğinizyou are sufferingve siz ummaktasınızwhile you (have) hopeAllah'tanfromAllahAllahşeyleriwhatonların ummayacaklarınotumarlarthey hopeAlahAnd isAllahAllahbilendirAll-Knowinghüküm ve hikmet sahibidirAll-Wise
🇹🇷 4:104 Düşman topluluğunu takip etmede gevşeklik göstermeyin. Eğer siz acı duyuyorsanız, kuşkusuz onlar da sizin acı duyduğunuz gibi acı çekiyorlar. Oysa siz Allah'tan onların ümit edemeyecekleri şeyleri umuyorsunuz. Kuşkusuz Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir.
muhakkak bizIndeedindirdik kiWe (have) sent downsanato youKitabıthe Bookgerçek ilewith the truthhüküm veresin diyeso that you may judgearasındabetweeninsanlarthe peoplebiçimdewith whatsana gösterdiğihas shown youAllah'ınAllaholmaAnd (do) notolbehainlerinfor the deceitfulsavunucusua pleader
🇹🇷 4:105 Biz sana Kitab (Kur'ân)ı hak olarak indirdik ki, insanlar arasında Allah'ın sana gösterdiği şekilde hüküm veresin. Sakın hainlerin savunucusu olma!
Mahmoud Khalil Al-Husary