onları müjdelerTheir Lord gives them glad tidingsRableriTheir Lord gives them glad tidingsbir rahmetleof Mercykendisindenfrom Himve rızasıylaand Pleasureve cennetlerleand Gardensbulunanfor them içindein itnimetler(is) blisstükenmeyenenduring
🇹🇷 9:21 Rab'leri, onları kendi katından bir rahmet, bir rıza ve bir cennetle müjdeler ki o cennette onlar için bitmez tükenmez nimetler vardır.
kalacaklardır(They will) abideoradain itebediforeverşüphesizIndeedAllahAllah katındandırwith Himmükafat(is) a rewardbüyükgreat
🇹🇷 9:22 Onlar orada ebedi kalırlar. Çünkü en büyük mükâfat Allah katındadır.
EyO youkimselerwhoinanan(lar)believeedinmeyin(Do) notalırlartakebabalarınızıyour fathersve kardeşleriniziand your brothersveliler(as) allieseğerifseviyorlarsathey preferküfrü[the] disbeliefkarşıoverimana[the] beliefve kimAnd whoeveronları veli tanırsatakes them as alliessizdenamong youiştethen thoseonlardır[they]zalimler(are) the wrongdoers
🇹🇷 9:23 Ey iman edenler! Eğer babalarınız ve kardeşleriniz imana karşılık küfürden hoşlanıyorlarsa, onları dost edinmeyiniz. Sizden her kim onları dost edinirse işte onlar da zalimlerin ta kendileridir.
de kiSayeğerIfisearebabalarınızyour fathersve oğullarınızand your sonsve kardeşlerinizand your brothersve eşlerinizand your spousesve hısım akrabanızand your relativesve mallarand wealthkazandığınızthat you have acquiredve ticaret(iniz)and the commercekorktuğunuzyou feardüşmesindena decline (in) itve konutlarand the dwellingshoşlandığınızyou delight (in) itdaha sevgili (ise)(are) more belovedsizeto youAllahtanthanAllahAllahve Elçisi(nden)and His Messengerve cihad etmektenand strivingO'nun yolundainO'nun yoluHis wayo halde gözetleyinthen waitkadaruntilgetirinceyeAllah bringsAllahAllah bringsemriniHis Commandve AllahAnd Allah(doğru) yola iletmez(does) nothidayet ederguidetopluluğuthe people yoldan çıkmışthe defiantly disobedient
🇹🇷 9:24 Onlara de ki; eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, kadınlarınız, akrabalarınız, kabileniz, elde ettiğiniz mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız evler ve meskenler, size Allah ve Resulünden ve Allah yolunda cihaddan daha sevimli ise, artık Allah'ın emri gelinceye kadar bekleyin. Allah böyle fasıklar topluluğuna hidayet nasip etmez.
andolsunVerilysize yardım etmiştiAllah helped youAllahAllah helped youyerlerdeinbölgelerregionsbirçokmanyve günündeand (on the) dayHuneyn(of) Hunainhaniwhensizi böbürlendirmiştipleased youçokluğunuzyour multitudefakatbut notsağlamamıştıavailedsizeyouhiçbir yararanythingve dar gelmiştiand (was) straitenedbaşınızafor youyeryüzüthe earthrağmen(in spite) of its vastnessbütün genişliğine(in spite) of its vastnessnihayetthendönmüştünüzyou turned backgerisin gerifleeing
🇹🇷 9:25 İnkâr kabul etmez bir durumdur ki, Allah size birçok yerde yardım etti. Özellikle Huneyn Günü ki, o gün kendi çokluğunuz size güven vermişti de o gün size onun bir faydası olmamıştı. Yeryüzü bütün genişliğine rağmen başınıza dar gelmişti. Sonra da bozguna uğrayarak gerisin geri dönüp kaçmaya başlamıştınız.
sonraThenindirdiAllah sent downAllahAllah sent downsekinetiniHis tranquilityüzerineonElçisininHis Messengerve üzerineand onmü'minlerinthe believersve indirdiand sent downaskerlerforcessizin görmediğinizwhich you did not seegörmediğinizwhich you did not seeve azab ettiand He punishedolanlarathose whokafirleredisbelievedişte budurAnd thatcezası(is) the recompensekafirlerin(of) the disbelievers
🇹🇷 9:26 Sonra Allah, Resulünün üzerine ve müminlerin üzerine sekinetini (kalplere huzur veren rahmetini) indirdi ve gözle görmediğiniz ordular indirdi de kendisini tanımayan kâfirleri azaba uğrattı. Ve o kâfirlerin cezası işte budur.
Mahmoud Khalil Al-Husary