☰ Sure görünümüne geç

Kelime: 🇹🇷 🇬🇧
Meal: 🇹🇷
Mahmoud Khalil Al-Husary
(ister) af dileAsk forgivenessonlar içinfor themveyaor(ister) dileme(do) notbağışlanma dileyinask forgivenessonlar içinfor themşayetIfaf dilesenyou ask forgivenessonlar içinfor themyetmişseventydefatimesaslaneveraffetmezwill Allah forgiveAllahwill Allah forgiveonları[for] themböyledirThatçünkü onlar(is) because theyinkar ettilerdisbelievedAllah'ıin Allahve Elçisiniand His Messengerve Allahand Allahyola iletmez(does) nothidayet ederguidekavmithe peopleyoldan çıkanthe defiantly disobedient
🇹🇷 9:80 Onlar için Allah'dan ister mağfiret dile, ister dileme. Onlar için yetmiş kere mağfiret dilesen de yine Allah onları affetmeyecektir. Bu, onların Allah'ı ve Resulünü inkâr etmelerinden dolayı böyledir. Allah, böylesine baştan çıkmış fasıklar güruhuna hidayet etmez.
sevindilerRejoicemuhalefet ederek;those who remained behindoturup kalmalarınain their stayinggeride kalanlarbehindPeygamberine(the) MessengerAllah'ın(of) Allahve hoşlanmadılarand they dislikedcihadetmektentoçabalarlarstrivemallarıylewith their wealthve canlarıyleand their livesyolundainyol(the) wayAllah(of) Allahve dedilerand they saidsefere çıkmayın(Do) notçıkıngo forthsıcaktainsıcaklıkthe heatde kiSayateşi(The) Firecehennemin(of) Helldaha(is) more intensesıcaktır(in) heatkeşkeIf (only)olsalardıthey couldanlıyor(lar)understand
🇹🇷 9:81 Savaştan geri kalan münafıklar, Resulullah'ın hilafına, onun savaşa gitmesine karşılık, oturup kalmalarıyla ferahladılar ve mallarıyla, canlarıyla Allah yolunda cihad etmekten hoşlanmadılar, üstelik "Bu sıcakta savaşa gitmeyin." dediler. De ki: "Cehennem ateşi daha sıcaktır." Keşke anlayabilselerdi.
artık gülsünlerSo let them laughaza littleve ağlasınlarand let them weepçokmuchkarşılık(as) a recompenseşeylerefor whatolduklarıthey used tokazanıyor(lar)earn
🇹🇷 9:82 Kazandıkları günahın cezası olarak, artık az gülsünler, çok ağlasınlar.
eğerThen ifseni döndürürseAllah returns youAllahAllah returns youbir topluluğatobir grupa grouponlardanof themsenden izin isterlerseand they ask you permissionçıkmak içinto go outde kithen sayçıkmayacaksınızNeverçıkacak mısınızwill you come outbenimlewith measlaeverve aslaand neversavaşmayacaksınızwill you fightbenimle beraberwith medüşmanlaany enemyşüphesiz sizIndeed, yourazı olmuştunuzwere satisfiedoturmağawith sittingilk(the) firstöncetimeöyle ise oturunso sitberaberwithgeri kalanlarlathose who stay behind
🇹🇷 9:83 Eğer Allah, seni onlardan bir kısmının yanına döndürür de onlar başka bir cihada seninle birlikte çıkmak için senden izin isterlerse, de ki; "Artık siz hiçbir zaman benimle çıkamayacaksınız. Daha önce oturup kalmaktan hoşlanıyordunuz. Bundan böyle artık geride kalanlarla beraber oturup kalın."
veAnd notnamaz kılmayou prayüzerineforbirininanyonlardanof themölenwho diesaslaeverveand notdurmayou standbaşındabyonun kabrihis graveçünkü onlarIndeed, theyinkar ettilerdisbelievedAllah'ıin Allahve Elçisiniand His Messengerve öldülerand diedonlarwhile they wereyoldan çıkmış olarakdefiantly disobedient
🇹🇷 9:84 Ve onlardan biri ölürse asla namazını kılma ve kabirinin başına gidip durma. Çünkü onlar Allah'ı ve Resulünü tanımadılar. Ve fasık olarak can verdiler.
veAnd (let) notseni imrendirmesinimpress youonların mallarıtheir wealthve evladlarıand their childrenşüphesizOnlyistiyorAllah intendsAllahAllah intendsonlara azabetmeyitoonları cezalandırpunish thembunlarlawith itdünyadaindünyathe worldve çıkmasınıand will departcanlarınıntheir soulsonlarwhile theykafir olarak(are) disbelievers
🇹🇷 9:85 Onların ne malları, ne de evlatları seni imrendirmesin. Allah, onları dünyada bunlarla cezalandırmayı ve canlarının kâfir olarak çıkmasını murad ediyor, başka değil.
zamanAnd whenindirildiğiwas revealedbir surea SurahdiyethatinanınbelieveAllah'ain Allahve cihadedinand striveberaberwithElçisiyleHis Messengersenden izin istedilerask your permissionsahibi olanlar(the) menservet(of) wealthiçlerindenamong themve dedilerand saidbizi bırakLeave usolalım(to) beberaberwithoturanlarlathose who sit
🇹🇷 9:86 "Allah'a iman edin ve Resulü ile birlikte cihada gidin." diye bir sûre indirildiği zaman, içlerinden mal mülk sahibi olanlar senden izin istediler ve "Bırak bizi oturanlarla beraber oturalım." dediler.