razı oldularThey (were) satisfiedolmayatoolbeberaberwithgeride kalan kadınlarlathose who stay behindve mühürlendiand were sealedüzeri[on]kalbleritheir heartsartık onlarso theyanlamazlar(do) notanlarlarunderstand
🇹🇷 9:87 Onlar, oturanlarla beraber oturmaktan hoşlandılar. Kalblerine mühür vuruldu. Bundan dolayı onlar anlayışsızdırlar.
fakatButElçithe Messengerve kimselerand those whoinanan(lar)believedonunla beraberwith himcihadettilerstrovemallarıylawith their wealthve canlarıylaand their livesişteAnd thoseonlarındırfor thembütün hayırlar(are) the good thingsve işteand those onlardırtheybaşarıya erenler(are) the successful ones
🇹🇷 9:88 Fakat Peygamber ve onunla beraber olan müminler mallarıyla, canlarıyla cihad ettiler. İşte bütün hayırlar onlarındır. Murada erenler de işte onlardır.
hazırlamıştırAllah has preparedAllahAllah has preparedonlar içinfor themcennetlerGardensakanflowsaltlarındanfromonun altındanunderneath itırmaklarthe riversebedi kalacakları(will) abide foreveriçlerindein itişte budurThatbaşarı(is) the successbüyükthe great
🇹🇷 9:89 Allah onlara, altından ırmaklar akan cennetler hazırladı. İçlerinde ebedi kalacaklar. İşte o büyük kurtuluş budur.
ve geldilerAnd cameözür bahane edenthe ones who make excusesbedevi Araplarofbedevilerthe bedouinsizin verilmesi içinthat permission be grantedkendilerineto themve oturdularand satkimselerthose whoyalan söyleyen(ler)liedAllah'a(to) Allahve Elçisineand His MessengererişecektirWill strikekimselerethose whoinkar eden(lere)disbelievedonlardanamong thembir azaba punishmentacıklıpainful
🇹🇷 9:90 Bedevilerden özür bahane edenler, kendilerine izin verilsin diye geldiler. Allah'a ve Resulüne yalan söyleyenler de oturdular kaldılar. Bunlardan kâfir olanlara acıklı bir azap isabet edecektir.
yokturNotüzerineonzayıflarthe weakve yokturand notüzerineonhastalarthe sickve yokturand notüzerineonkimselerthose whobulamayan(lar)notbulurlarthey findbir şeywhatharcayacakthey (can) spendbir günahany blametakdirdeiföğüt verdiklerithey (are) sincereAllah içinto Allahve Elçisi içinand His MessengeryokturNotaleyhine(is) oniyilik edenlerinthe good-doershiçbiranyyolway (for blame)ve AllahAnd Allahbağışlayandır(is) Oft-ForgivingesirgeyendirMost Merciful
🇹🇷 9:91 Allah ve Resulü adına nasihat ettikleri takdirde ne zayıflara, ne hastalara, ne de verecek birşey bulamayan yoksullara savaştan kalmaktan dolayı bir günah yoktur. İyilik edenleri ayıplamaya bir yol yoktur. Allah gafurdur, rahîmdir.
ve yoktur (sorumluluk)And notkimselereononlar kithose whozamanwhensana geldikleriwhensana geldilerthey came to youbinek içinthat you provide them with mountssen deyinceyou saidbulamıyorumNotbulurumI findbir şeywhatsizi bindirecekto mount youüzerineon [it]dönenThey turned backve gözlerindenwith their eyesakarakflowingyaş[of]gözyaşlarıyla(with) the tearsüzüntüden(of) sorrowdolayıthat notbulamadıklarındanthey findbir şeywhatinfak edecekthey (could) spend
🇹🇷 9:92 Kendilerini bindirip savaşa gönderesin diye gönüllü olarak sana geldiklerinde, "Sizi bindirecek birşey bulamıyorum." dediğin zaman, bu uğurda harcayacakları birşey bulamadıklarından dolayı üzülüp gözlerinden yaş döke döke geri dönüp gidenlere de bir günah yoktur.
ancakOnly(kınanmasına) yol vardırthe way (blame)kimselerin(is) ononlar kithose whosenden izin isteyenask your permissiononlarwhile theyzengin oldukları halde(are) richonlar razı oldularThey (are) satisfiedolmağatoolbeberaberwithgeri kalan kadınlarlathose who stay behindve mühürlediand Allah sealedAllahand Allah sealedüzerini[on]onların kalbleritheir heartsartık onlarso theybilmezler(do) notbilirlerknow
🇹🇷 9:93 Kınamaya yol, ancak zengin oldukları halde geri kalmak için senden izin isteyenleredir. Bunlar geri kalanlarla beraber olmayı tercih ettiler. Allah da kalblerini mühürledi. Onlar, artık başlarına geleceği bilmezler.
Mahmoud Khalil Al-Husary