de kiSayvar mıdır?Is (there)sizin ortak koştuklarınızdanofortaklarınızyour partnersbir kimse(any) whoilk kez gerçekleştiriporiginatesyaratma işinithe creationsonrathenyeniden diriltecekrepeats itde kiSayAllahAllahilk kez gerçekleştiriporiginatesyaratma işinithe creationsonrathenyeniden diriltirrepeats itartık nasıl?So howçevriliyorsunuzyou are deluded
🇹🇷 10:34 De ki: "Allah'a eş tuttuğunuz ortaklarınızdan, önce yaratıp, sonra da onu çevirip yeniden diriltecek var mı?" De ki, "Önce yaratıp, sonra da onu yeniden yaratacak olan Allah'dır. O halde nasıl yoldan saptırılıyor, döndürülüyorsunuz?"
de kiSayvar mıdır?Is (there)sizin ortak koştuklarınızdanofortaklarınızyour partnersbir kimse(any) whoiletecekguideshakkatohakthe truthde kiSayAllahAllahiletirguideshakkato the truthkimse mi?Is then (he) whoiletenguideshakkatohakthe truthdaha lâyıktırmore worthyuyulmayathatona uyulmasıhe should be followedyoksa kimse mi?or (he) whodoğru yolu bulamayan(does) nothidayet ederguidedışındaunlesskendisi yöneltilmesi[that]hidayete ererhe is guidedne oluyorThen whatsize(is) for younasılhowhüküm veriyorsunuzyou judge
🇹🇷 10:35 De ki, "Ortak koştuklarınızdan doğru yolu gösterecek olan var mıdır?" Deki, "Allah, hak olan doğru yola hidayet eder. O halde doğru yola hidayet eden mi kendisine uyulmaya daha layıktır, yoksa kendisine yol gösterilmeyince onu bulamayan mı daha layıktır. O halde ne oluyorsunuz? Nasıl hükmediyorsunuz?"
veAnd notuymamaktadırfollowonların çoğumost of thembaşkasınaexceptzandanassumptionşüphesizIndeedzan isethe assumptionkazandırmaz(does) notfayda veriravailgerçek açısındanagainsthakthe truthbir şeyanythingşüphesizIndeedAllahAllahbilmektedir(is) All-Knowerşeyleriof whatonların yaptıklarıthey do
🇹🇷 10:36 Onların birçoğu zandan başka bir şeye uymaz. Zan ise haktan hiç bir şeyin yerini tutmaz. Şüphesiz ki, Allah onların ne yaptıklarını bilir.
veAnd notdeğildirisbuthisKur'anthe Quranuydurulmuşthatgetirilirdi(it could be) producedbaşkası tarafındanbyAllah'tan başkaother than AllahAllah'tandırother than Allahve ancakbutdoğrulayıcıdır(it is) a confirmationarasındakini(of that) whichondan önceki(was) before itiki eli(was) before itve açıklayıcıdırand a detailed explanationKitab'ı(of) the Bookşüphe yoktur(there is) noşüphedoubtondain itRabbi'ndendirfromRab(the) Lordalemlerin(of) the worlds
🇹🇷 10:37 Bu Kur'ân, Allah'dan başkası tarafından uydurulamaz, lâkin kendinden önceki kitapları tasdik eder ve o kitabı (levhi mahfuzu) ayrıntılı olarak açıklar. Onda şüphe edilecek hiç bir şey yoktur. Âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.
yoksaOrdiyorlar(do) they sayO'nu kendisi uydurduHe has invented itde kiSaygetirinThen bringbir surea Surahonun benzerilike itve çağırınand callgücünüz yeteniwhoeveryapabilirsinyou canbaşkabesides AllahAllah'tan başkabesides AllahAllah'tanbesides Allaheğerifisenizyou aredoğru sözlütruthful
🇹🇷 10:38 "Onu o (peygamber) uydurdu" mu diyorlar? De ki; "Haydi siz de onun gibi bir sûre getirin ve Allah'dan başka, çağırabileceğiniz kim varsa onu da yardıma çağırın. Eğer sözünüzde sadık iseniz (bunu yapın).
hayırNayyalanladılarthey deniedşeyiwhatkavrayamadıklarınotkuşatamazlarthey could encompassilmini(of) its knowledgeveand notkendilerine gelmeyenhas come (to) themyorumuits interpretationböyleThusyalanlamışlardıdeniedkimseler dethoseonlardan önceki(ler)before themonlardan öncebefore thembir bakthen seenasılhowolduğunawassonlarının(the) endzalimlerin(of) the wrongdoers
🇹🇷 10:39 Hayır. Onlar bilgileriyle kavrayamadıkları, te'vili de kendilerine hiç gelmemiş olan bir şeyi yalan saydılar. Bunlardan önce gelip geçenler de yine böyle inkâr etmişlerdi, amma bak zalimlerin akıbeti nasıl oldu.
ve içlerinde vardırAnd of themkimse(is one) whoiman edenbelievesonain itve içlerinde vardırand of themkimse(is one) whoiman etmeyen de(does) notiman ederlerbelieveonain itve RabbinAnd your Lorddaha iyi bilir(is) All-Knowerbozguncularıof the corrupters
🇹🇷 10:40 Onlardan ona (Kur'ân'a) inanacaklar da var, inanmayacaklar da var. Rabbin fesatçıları en iyi bilendir.
ve eğerAnd ifseni yalanlarlarsathey deny youde kithen saybanadırFor mebenim yaptığım(are) my deedsve sizedirand for yousizin yaptığınız(are) your deedssizYouuzaksınız(are) disassociatedbenim yaptığımdanfrom whatyaparımI dove ben deand I amuzağımdisassociatedsizin yaptıklarınızdanfrom whatyaparsınızyou do
🇹🇷 10:41 Eğer seni inkâr etmeyi sürdürürlerse, de ki; "Benim amelim bana, sizin ameliniz de size aittir. Benim yapacağım sizi ilgilendirmez, sizin yapacağınız da beni ilgilendirmez."
içlerinde vardırAnd among themkimseler(are some) whodinleyenlerlistensenito yousenBut (can) youduyurabilecek misin?cause the deaf to hearsağırlaracause the deaf to hearüstelikeven thoughakıl etmiyorlarsathey [were]değil(do) notakıl ederleruse reason
🇹🇷 10:42 İçlerinden seni dinlemeye gelenler de var. Sen, sağırlara, üstelik akılsız da olanlara dinletebilir misin?
Mahmoud Khalil Al-Husary