☰ Sure görünümüne geç

Kelime: 🇹🇷 🇬🇧
Meal: 🇹🇷
Mahmoud Khalil Al-Husary
diyecekler kiWill saybazı beyinsizlerthe foolish onesinsanlardanfrominsanlarthe peoplenedirWhatonları çeviren(has) turned themkıblelerindenfromkıbleleritheir direction of prayero kiwhichbulunurlarthey were used toüzerinde[on it]de kiSayAllah'ındırFor Allahdoğu(is) the eastve batıand the westO iletirHe guideskimseyiwhomdilediğini (dileyeni)He willsyolatobir yola pathdoğrustraight
🇹🇷 2:142 İnsanlar içinde bir kısım beyinsizler takımı, "Bunları bulundukları kıbleden çeviren nedir?" diyecekler. De ki: "Doğu da, batı da Allah'ındır. O, kimi dilerse onu hidayete erdirir."
ve böyleceAnd thussizi kıldıkWe made youbir ümmeta communityvasat(of the) middle wayolmanız içinso that you will beşahitwitnessesinsanlaraoverinsanlarthe mankindve olması içinand will berasulün (de)the Messengersizeon youşahita witnessve yap(ma)dıkAnd notyaptıkWe madebir kıblethe direction of prayerolduğunuzuwhichalışkındınızyou were used toüzerinde[on it]sadece (yaptık)exceptbilmek içinthat We make evidentkimseyi(he) whouyanfollowsElçi'yethe Messengerkimsedenfrom (he) whogeriye dönenturns backüzerindeonökçesihis heelsve elbetteAnd indeedağır gelirit waselbette büyük (bir imtihan)certainly a great (test)başkasınaexceptkimseyeforo kimseler kithose whomyol gösterdiğiguidedAllah'ın(by) AllahdeğildirAnd notAllahwillAllahAllahzayi edeceklet go wastesizin imanınızıyour faithşüphesizIndeedAllahAllahinsanlara(is) to [the] mankindşefkatlidirFull of KindnessmerhametlidirMost Merciful
🇹🇷 2:143 Ve işte böyle, sizi ortada yürüyen bir ümmet kıldık ki, siz bütün insanlar üzerine adalet örneği ve hakkın şahitleri olasınız, Peygamber de sizin üzerinize şahit olsun. Daha önce içinde durduğun Kâ'be'yi kıble yapmamız da şunun içindir: Peygamber'in izince gidecekleri, iki ökçesi üzerinde geri döneceklerden ayıralım. Bu iş elbette Allah'ın hidayet ettiği kimselerin dışındakilere çok ağır gelecekti. Allah imanınızı kaybedecek değildir. Hiç şüphesiz Allah, bütün insanlara çok şefkatlidir, çok merhametlidir.
elbetteIndeedgörüyoruzWe seeçevrilip durduğunu(the) turningyüzünün(of) your facedoğrutowardsgöğethe heavenelbette seni döndüreceğizSo We will surely turn youbir kıbleye(to the) direction of prayerhoşlanacağınyou will be pleased with(Bundan böyle) çevirSo turnyüzünüyour facetarafınatowards the directionMescid-i(of) Al-MasjidHaram'aAl-Haraamve neredeand whereverolursanızthatsizyou areçevirin[so] turnyüzleriniziyour faceso yöne(in) its directionşüphesizAnd indeedkimselerthose whoverilenwere givenkitapthe Bookelbette bilirlersurely knowbununthat itbir gerçek olduğunu(is) the truthRablerindenfromRableritheir LorddeğildirAnd notAllah(is) Allahhabersizunawareonların yaptıklarındanof whatyaparlarthey do
🇹🇷 2:144 Doğrusu, biz, yüzünün semaya yöneldiğini, orada şekilden şekile geçerek, aranıp durduğunu görüyorduk. Artık seni hoşnud olacağın bir kıbleye çevireceğiz. Haydi bakalım, yüzünü Mescidi Haram'a doğru çevir. Siz de ey müminler, nerede olursanız olun, yüzünüzü o tarafa doğru çevirin! Kendilerine kitap verilmiş olanlar da kesinlikle bilirler ki, Rabblerinden gelen o emir haktır. Ve Allah, onların yaptıklarından ve yapmakta olduklarından gafil değildir.
ve eğerAnd even ifsen getirsenyou comekimselere(to) those whoverilenwere givenKitapthe Bookher türlüwith allayeti(the) signsdeğildirnotuyacakthey would followsenin kıbleneyour direction of prayerve değilsinand notsen (de)(will) you (be)uyacaka followeronların kıblesine(of) their direction of prayerve değildirAnd notonların bazısısome of themuymazlar(are) followerskıblesine(of the) direction of prayerdiğerlerinin(of each) otherve eğerAnd ifuyarsanyou followedonların keyiflerinetheir desiressonradenfromsonraafterşey(den)[what]sana gelencame to youilimdenofilimthe knowledgeşüphesiz senindeed, youo takdirde(would) thenzalimlerden (olursun)(be) surely amongzalimlerthe wrongdoers
🇹🇷 2:145 Celâlim için, sen o kitap verilmiş olanlara, bütün delilleri de getirsen, yine de senin kıblene tabi olmazlar, sen de onların kıblesine tabi olmazsın. Zaten onlar da birbirlerinin kıblesine tabi değiller. Celâlim hakkı için, sana gelen bunca ilmin arkasından sen tutar da onların arzu ve heveslerine uyacak olursan, o zaman hiç şüphesiz, sen de zâlimlerden olursun.