☰ Sure görünümüne geç

Kelime: 🇹🇷 🇬🇧
Meal: 🇹🇷
Mahmoud Khalil Al-Husary
ve andolsunAnd certainlybiz türlü biçimlerde anlattıkWe have explainedbuinbuthisKur'an'dathe Quraninsanlarafor mankindher çeşitofhereverymisaliexampleamaBut isinsanthe mandaha çok(in) mosther şeydenthingstartışmacıdırquarrelsome
🇹🇷 18:54 Şüphesiz biz, bu Kur'ân'da insanlara çeşitli mânâları türlü misallerle açık olarak verdik. İnsan ise, her şeyden çok mücadelecidir.
şeyAnd nothingalıkoyanpreventsinsanlarımeninanmaktanthatiman ederlerthey believezamanwhenkendilerine geldiğihas come to themhidayetthe guidanceve istiğfar etmektenand they ask forgivenessRablerine(of) their Lordancakexceptkendilerine de gelmesidirthatonlara gelircomes to themyasasının(the) wayevvelkilerin(of) the former (people)yahutorkarşılarına gelmesidircomes to themazabınthe punishmentaçıkçabefore (them)
🇹🇷 18:55 Kendilerine doğru yolu gösteren peygamber geldiğinde insanları, iman etmekten ve Rabblerinden günahlarının mağfiretini istemekten alıkoyan şey sadece geçmiş milletlerin başlarına gelen felaketlerin kendilerine de gelmesini veya ahiret azabının ansızın göz göre göre gelip çatmasını beklemek olmuştur.
veAnd notbiz göndermeyizWe sendelçilerithe Messengers(olması) dışındaexceptmüjdeleyiciler(as) bearers of glad tidingsve uyarıcılarand (as) warnersve mücadele ediyorlarAnd disputekimselerthose whoinkar eden(ler)disbelievebatıllawith falsehoodgidermek içinto refuteonunlatherebyhakkıthe truthve edindilerAnd they takeayetlerimiMy Versesve şeyleriand whatuyarıldıklarıthey are warnedalay konusu(in) ridicule
🇹🇷 18:56 Halbuki biz peygamberleri ancak müjdeciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. Kâfir olanlar ise hakkı, batılla ortadan kaldırmak için mücadele ediyorlar. Onlar, âyetlerimizi ve korkutuldukları azabı da alaya almışlardır.
kim olabilir?And whodaha zalim(is) more wrongkimsedenthan (he) whohatırlatılanis remindedayetleriof the VersesRabbinin(of) his Lordfakat yüz çevirenbut turns awayonlardanfrom themve unutandanand forgetsşeyiwhatöne sürdüğühave sent forthellerininhis handsgerçekten bizIndeed, Wekoyduk[We] have placedüzerineoveronların kalbleritheir heartsengel olan örtülercoveringsonu anlamalarınalestonu anlarlarthey understand itve içineand inkulaklarınıntheir earsağırlıklar(is) deafnesseğerAnd ifonları çağırsan dayou call themdoğru yolatohidayetthe guidanceaslathen neverdoğru yola gelmezlerthey will be guidedo haldethenaslaever
🇹🇷 18:57 Rabbinin âyetleriyle nasihat edilip de onlardan yüz çeviren ve daha önce işlediği günahları unutandan daha zalim kim olabilir? Biz onların kalbleri üzerine (Kur'ân'ı) anlamalarına engel olan bir ağırlık, kulaklarına da sağırlık verdik. Ey Muhammed! Sen onları doğru yola çağırsan da onlar asla hidayete ermezler.
ve RabbinAnd your Lordçok bağışlayandır(is) the Most ForgivingsahibidirOwnerrahmet(of) the MercyeğerIfonları hemen cezalandırsaydıHe were to seize themyaptıklariylefor whatkazandılarthey have earnedçabuklaştırırdısurely, He (would) have hastenedonlarınfor themazabınıthe punishmentfakatButonlar için vardırfor themva'dedilen bir zaman(is) an appointmentaslaneverbulamayacaklardırthey will findondan başkaother than itondan başkaother than itsığınacak bir yeran escape
🇹🇷 18:58 Bununla beraber rahmet sahibi olan Rabbin çok bağışlayıcıdır, tevbe eden kullarına rahmeti boldur. Eğer Allah, işledikleri günahlar yüzünden onları hemen cezalandıracak olsaydı, onlara hemen azab ederdi. Fakat onlara vaad edilen bir zaman vardır ki, o geldiğinde Allah'ın azabından bir kurtuluş yeri bulamazlar.
ve işteAnd these(şu) kentleri[the] townshelak ettikWe destroyed themzulmetmeğe başlayıncawhenzulmettilerthey wrongedve belirledik;and We madeonları helak etmek içinfor their destructionbir sürean appointed time
🇹🇷 18:59 İşte zulmettikleri için helak ettiğimiz şehirler! Biz onların helâkleri için de belirli bir zaman tayin etmiştik.
ve haniAnd whendemişti kisaidMusaMusauşağınato his boydurmayacağımNotvazgeçmemI will ceasekadaruntilvarıncayaI reachbirleştiği yerethe junctioniki denizin(of) the two seasveyaoryürüyeceğimI continueuzun bir zaman(for) a long period
🇹🇷 18:60 Ey Muhammed! Bir vakit Musa genç adamına demişti ki: "İki denizin birleştiği yere ulaşıncaya kadar gideceğim, yahut senelerce gideceğim."
ne zaman kiBut whenvarıncathey reachedbirleştiği yerethe junctioniki (denizin) arasınınbetween themunuttularthey forgotbalıklarınıtheir fish(balık) tuttuand it tookyolunuits waydenizdeintodenizthe seasıyrılıpslipping away
🇹🇷 18:61 Bunun üzerine ikisi de iki denizin birleştiği yere vardıklarında balıklarını unuttular. Bu arada balık, denizde yolunu bulup kaybolmuştu.