ne zaman kiWhenonları görünceit sees thembir yerdenfrombir yera placeuzakfaronlar işitirlerthey will hearbununitsöfkesiniragingve homurtusunuand roaring
🇹🇷 25:12 Ki, cehennem ateşi uzak bir mesafeden kendilerine görününce, onun bir hışımlanmasını (kaynamasını) ve uğultusunu işitirler.
ve zamanAnd whenatıldıklarıthey are thrownonunthereofbir yerine(in) a placedarnarrowbağlı olarakbound in chainsçağırırlarthey will calloradatherehelâki(for) destruction
🇹🇷 25:13 Elleri boyunlarına bağlı olarak onun dar bir yerine atıldıkları zaman da, oracıkta yok olmayı isterler.
çağırmayın(Do) notçağırıncallbugünthis dayhelâki(for) destructionbir tekoneçağırınbut callhelâki(for) destructionsbirçokmany
🇹🇷 25:14 (Onlara şöyle denilir) Bu gün bir yok olmayı değil, nice yok olmaları isteyin!
de kiSaybu mu?Is thatdaha iyibetteryoksaorcennet (mi?)Gardenebedi(of) Eternityva'dedilenwhichvadolunuris promisedmuttakilere(to) the righteousolanIt will beonlar içinfor themmükafata rewardve varış yeriand destination
🇹🇷 25:15 De ki: Bu mu daha iyi, yoksa takva sahiplerine vaad olunan ebedilik cenneti mi? Çünkü orası, onlar için bir mükafattır ve bir varış yeridir.
onlara vardırFor themoradathereinne(is) whateveristiyorlarsathey wishve sürekli kalırlarthey will abide foreverbuIt isüzerineonRabbininyour Lordbir va'didira promisesorumluluk gerektirenrequested
🇹🇷 25:16 Onlar için orada ne isterlerse var, hem orada ebedî kalacaklar. Çünkü bu Rabbinden yerine getirilmesi istenen bir vaaddir.
ve günAnd (the) Dayonları toplayacağıHe will gather themşeyleriand whattaptıklarıthey worshipbaşkabesides AllahAllah'tan başkabesides AllahAllah'tanbesides Allahder kiand He will saysiz mi?Did yousaptırdınız[you] misleadkullarımıMy slavesbutheseyoksaorkendileri (mi)theysapıttılarwent astrayyolu(from) the way
🇹🇷 25:17 Hele o gün Rabbin onları Allah'tan başka taptıkları şeylerle toplar da, der ki: "Siz mi saptırdınız şu kullarımı, yoksa kendileri mi yolu kaybettiler?"
derler kiThey saysenin şanın yücedirGlory be to YoudeğildiNotuygun düştüit was properyaraşırit was properbizefor usedinmekthatalırızwe takesenden başkabesides YouSenden başkabesides YouvelileranydostlarprotectorsfakatButsen onları ni'metlendirdinYou gave them comfortsve atalarınıand their forefatherskadaruntilunutuncayathey forgotanmayıthe Messageve oldularand becamebir topluluka peoplehelaki hak edenruined
🇹🇷 25:18 Onlar: "Sübhansın seni tenzih ederiz. Seni bırakıp da senden başka dostlar edinmek bize yaraşmaz; fakat sen onlara ve atalarına o kadar nimet verdin ki, sonunda seni anmayı unuttular ve helaki hak eden bir kavim oldular." derler.
işteSo verilysizi yalanladılarthey deny youşeylerin whatdediklerinizyou sayartıkso notgücünüz yetmezyou are able(azabı) geri çevirmeğe(to) avertne deand notyardım bulabilirsiniz(to) helpve kimAnd whoeverzulmedersedoes wrongsizdenamong youona taddırırızWe will make him tastebir azaba punishmentbüyükgreat
🇹🇷 25:19 (Bunun üzerine ötekilere hitaben şöyle denilir.) İşte (taptıklarınız) sizi söylediklerinizde yalancı çıkardılar. Artık ne (azabınızı) geri çevirebilir, ne de bir yardıma çare bulabilirsiniz ve içinizden kim zulmederse, ona büyük bir azab tattıracağız.
veAnd notgöndermedikWe sentsenden öncebefore youelçilerdenanyelçilerMessengersbaşkasınıbutşüphesiz onlarindeed, theyyerlerdi[surely] ateyemekfoodve gezerlerdiand walkedçarşılardainçarşılarthe marketsve biz yaptıkAnd We have madekiminizisome of youkiminiz içinfor othersbir sınava trialsabrediyor musunuz?will you have patienceveAnd isRabbinyour Lord(herşeyi) görendirAll-Seer
🇹🇷 25:20 (Resulüm!) Biz senden evvel de peygamberleri başka türlü göndermedik. Şüphesiz onlar hem yemek yiyorlar, hem çarşılarda geziyorlardı (sokaklarda yürüyorlardı). Sizin bir kısmınızı bir diğerine fitne (imtihan sebebi) kılmışızdır ki, bakalım sabredecek misiniz? Zira Rabbin her şeyi hakkıyla görmektedir.
Mahmoud Khalil Al-Husary