سُورَةُ الفرقانمَكِّيَّة ۝ ٧٧ آيَة

25. Furkân Suresi (The Criterion) · 77 ayet · Mekkî

🕮 Sayfa görünümüne geç

Kelime: 🇹🇷 🇬🇧
Meal: 🇹🇷
Mahmoud Khalil Al-Husary
سُورَةُ الفرقانمَكِّيَّة ۝ ٧٧ آيَة

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ

pek kutludurBlessed is HeindirenWhoindirdisent downFurkanıthe CriterionüzerineuponkuluHis slaveolması içinthat he may bealemlereto the worldsuyarıcıa warner
🇹🇷 25:1 "Tebareke" ne yüce feyyazdır o ki, dünyaları uyarmak üzere kulu Muhammed'e, hakkı batıldan ayırdeden Kur'ân'ı indirdi.
öyle kiThe One Who O'nundurto Him (belongs)mülkü(the) dominiongöklerin(of) the heavensve yerinand the earthveand notO edinmemiştirHe has takenbir çocuka sonveand notyokturHe hasO'nunfor Himortağıa partnermülkündeinmülkthe dominionve yaratmıştırand He (has) createdhereveryşeyithingve takdir etmiştir onaand determined itölçü biçim ve düzen(with) determination
🇹🇷 25:2 O öyle bir ilâhtır ki, göklerin ve yerin hükümranlığı kendisinindir. O hiç çocuk edinmedi, hükümranlıkta ortağı yoktur. O, her şeyi yaratıp bir ölçüye göre düzenleyerek takdir etmiştir.
ve edindilerYet they have takenO'ndan ayrı olarakbesides HimO'ndan başkabesides Himbirtakım tanrılargodsyaratmayannotyaratırlarthey createhiçbir şeyanythingve kendileriwhile theyyaratılanare createdveand notgüçleri yetmeyenthey possesskendilerine dahifor themselveszarar vermeyeany harmne deand notyarar vermeyeany benefitveand notgüçleri yetmeyenthey controlöldüremeyedeathne deand notyaşatamayalifeve ne deand not(ölüleri diriltip) kaldıramayaresurrection
🇹🇷 25:3 Kâfirler, O'nu bırakıp bir şey yaratamayan, bilakis kendileri yaratılmış olan, kendilerine ne zarar ve ne de fayda verebilen; öldürmeye, diriltmeye ve ölümden sonra tekrar canlandırmaya güçleri yetmeyen tanrılar edindiler.
ve dedi kiAnd saykimselerthose whoinkar eden(ler)disbelievedeğildirNotbuthisbaşka bir şey(is) butyalandana lieonu uydurduhe invented itve yardım ettiand helped himkendisineat itbir toplulukpeoplebaşkaotherböyleceBut verilyvardılarthey (have) producedkesin bir haksızlığaan injusticeve iftirayaand a lie
🇹🇷 25:4 İnkâr edenler: "Bu Kur'ân Muhammed'in uydurmasıdır, ona başka bir topluluk yardım etmiştir" diyerek haksız ve asılsız bir söz uydurdular.
ve dedilerAnd they saymasallarıTalesevvelkilerin(of) the former peopleonları yazmışwhich he has had writtenonlarand theyyazdırılıyorare dictatedkendisineto himsabahmorningve akşamand evening
🇹🇷 25:5 "Kur'ân öncekilerin masallarıdır; başkalarına yazdırmış da sabah akşam kendisine okunmaktadır" dediler.
de kiSayonu indirdiHas sent it downbilenthe One Whobilirknowsgizlerithe secretgöklerdekiingöklerthe heavensve yerdekiand the earthşüphesiz oIndeed, Heçok bağışlayandırisçok bağışlayanOft-Forgivingçok esirgeyendirMost Merciful
🇹🇷 25:6 Ey Muhammed! De ki: "Onu, göklerin ve yerin sırrını bilen indirmiştir. Şüphesiz O, bağışlayandır, merhamet edendir."
ve dediler kiAnd they sayne oluyor ki?Why doesbuthiselçiyeMessengeryiyoreatyemek[the] foodve geziyorand walkçarşılardainçarşılarthe marketsdeğil mi?Why notindirilmeliis sent downonato himbir melekan Angelolsunthen he bekendisiyle beraberwith himuyarıcıa warner
🇹🇷 25:7 Şöyle dediler: "Bu ne biçim peygamber ki, yemek yer, sokaklarda gezer? Ona, beraberinde bulunup uyaran bir melek indirilseydi ya!"
yahut değil mi?Oratılmalıis deliveredüstüneto himbir hazinea treasureyahutorolmalı değil mi?iskendisininfor himbir bahçesia gardenyiyeceğihe may eatondan (ürününden)from itve dediler kiAnd sayzalimlerthe wrongdoerssiz uymuyorsunuzNotuyarsınızyou followbaşkasınabutbir adam(dan)a manbüyülenmişbewitched
🇹🇷 25:8 "Yahut kendisine bir hazine verilseydi veya besleneceği bir bahçe olsaydı ya!" Bu zalimler, inananlara "Siz sadece büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz" dediler.
bakSeenasılhowmisal verdilerthey set forthsenin içinfor youbenzetmelerlethe similitudessaptılarbut they have gone astrayartıkso notbulamazlarthey are able (to find)yolua way
🇹🇷 25:9 Ey Muhammed! sana nasıl misaller getirdiklerine bir bak! Onlar sapmışlardır, yol bulamazlar.
yücedirBlessed is HeO kiWhoeğerifdilerseHe willedverir(could have) madesanafor youdaha hayırlısınıbetterbundanthanşuthat bahçelergardens akanflowaltlarındanfromonun altındanunderneath itırmaklarthe riversve yaparand He (could) makesenin içinfor yousaraylarpalaces
🇹🇷 25:10 Öyle yücedir O ki, dilerse sana ondan daha iyisini, altından ırmaklar akan cennetler verir, sana köşkler de yapar.
bilakisNayonlar yalanladılarthey deny(duruşma) sa'atinithe Hourve biz hazırlamışızdırand We have preparedkimselerefor (those) whoyalanlayandenysa'atithe Houralevli bir ateşa Blazing Fire
🇹🇷 25:11 Fakat onlar o saati (kıyameti) de yalanladılar. Biz ise o saati yalanlayanlara çılgın alevli bir ateş hazırladık.
ne zaman kiWhenonları görünceit sees thembir yerdenfrombir yera placeuzakfaronlar işitirlerthey will hearbununitsöfkesiniragingve homurtusunuand roaring
🇹🇷 25:12 Ki, cehennem ateşi uzak bir mesafeden kendilerine görününce, onun bir hışımlanmasını (kaynamasını) ve uğultusunu işitirler.
ve zamanAnd whenatıldıklarıthey are thrownonunthereofbir yerine(in) a placedarnarrowbağlı olarakbound in chainsçağırırlarthey will calloradatherehelâki(for) destruction
🇹🇷 25:13 Elleri boyunlarına bağlı olarak onun dar bir yerine atıldıkları zaman da, oracıkta yok olmayı isterler.
çağırmayın(Do) notçağırıncallbugünthis dayhelâki(for) destructionbir tekoneçağırınbut callhelâki(for) destructionsbirçokmany
🇹🇷 25:14 (Onlara şöyle denilir) Bu gün bir yok olmayı değil, nice yok olmaları isteyin!
de kiSaybu mu?Is thatdaha iyibetteryoksaorcennet (mi?)Gardenebedi(of) Eternityva'dedilenwhichvadolunuris promisedmuttakilere(to) the righteousolanIt will beonlar içinfor themmükafata rewardve varış yeriand destination
🇹🇷 25:15 De ki: Bu mu daha iyi, yoksa takva sahiplerine vaad olunan ebedilik cenneti mi? Çünkü orası, onlar için bir mükafattır ve bir varış yeridir.
onlara vardırFor themoradathereinne(is) whateveristiyorlarsathey wishve sürekli kalırlarthey will abide foreverbuIt isüzerineonRabbininyour Lordbir va'didira promisesorumluluk gerektirenrequested
🇹🇷 25:16 Onlar için orada ne isterlerse var, hem orada ebedî kalacaklar. Çünkü bu Rabbinden yerine getirilmesi istenen bir vaaddir.
ve günAnd (the) Dayonları toplayacağıHe will gather themşeyleriand whattaptıklarıthey worshipbaşkabesides AllahAllah'tan başkabesides AllahAllah'tanbesides Allahder kiand He will saysiz mi?Did yousaptırdınız[you] misleadkullarımıMy slavesbutheseyoksaorkendileri (mi)theysapıttılarwent astrayyolu(from) the way
🇹🇷 25:17 Hele o gün Rabbin onları Allah'tan başka taptıkları şeylerle toplar da, der ki: "Siz mi saptırdınız şu kullarımı, yoksa kendileri mi yolu kaybettiler?"
derler kiThey saysenin şanın yücedirGlory be to YoudeğildiNotuygun düştüit was properyaraşırit was properbizefor usedinmekthatalırızwe takesenden başkabesides YouSenden başkabesides YouvelileranydostlarprotectorsfakatButsen onları ni'metlendirdinYou gave them comfortsve atalarınıand their forefatherskadaruntilunutuncayathey forgotanmayıthe Messageve oldularand becamebir topluluka peoplehelaki hak edenruined
🇹🇷 25:18 Onlar: "Sübhansın seni tenzih ederiz. Seni bırakıp da senden başka dostlar edinmek bize yaraşmaz; fakat sen onlara ve atalarına o kadar nimet verdin ki, sonunda seni anmayı unuttular ve helaki hak eden bir kavim oldular." derler.
işteSo verilysizi yalanladılarthey deny youşeylerin whatdediklerinizyou sayartıkso notgücünüz yetmezyou are able(azabı) geri çevirmeğe(to) avertne deand notyardım bulabilirsiniz(to) helpve kimAnd whoeverzulmedersedoes wrongsizdenamong youona taddırırızWe will make him tastebir azaba punishmentbüyükgreat
🇹🇷 25:19 (Bunun üzerine ötekilere hitaben şöyle denilir.) İşte (taptıklarınız) sizi söylediklerinizde yalancı çıkardılar. Artık ne (azabınızı) geri çevirebilir, ne de bir yardıma çare bulabilirsiniz ve içinizden kim zulmederse, ona büyük bir azab tattıracağız.
veAnd notgöndermedikWe sentsenden öncebefore youelçilerdenanyelçilerMessengersbaşkasınıbutşüphesiz onlarindeed, theyyerlerdi[surely] ateyemekfoodve gezerlerdiand walkedçarşılardainçarşılarthe marketsve biz yaptıkAnd We have madekiminizisome of youkiminiz içinfor othersbir sınava trialsabrediyor musunuz?will you have patienceveAnd isRabbinyour Lord(herşeyi) görendirAll-Seer
🇹🇷 25:20 (Resulüm!) Biz senden evvel de peygamberleri başka türlü göndermedik. Şüphesiz onlar hem yemek yiyorlar, hem çarşılarda geziyorlardı (sokaklarda yürüyorlardı). Sizin bir kısmınızı bir diğerine fitne (imtihan sebebi) kılmışızdır ki, bakalım sabredecek misiniz? Zira Rabbin her şeyi hakkıyla görmektedir.
19. Cüz
ve dedi(ler)And saidkimselerthose whoummayan(lar)(do) notumarlarexpectbizimle karşılaşmayı(the) meeting with Usdeğil mi?Why notindirilmeliare sent downbizeto usmeleklerthe Angelsyahutorgörmeliydikwe seeRabbimiziour Lordandolsun kiIndeedonlar büyüklük tasladılarthey have become arrogantiçlerindewithinkendithemselvesve haddi aştılarand (become) insolentbir azgınlıkla(with) insolencebüyükgreat
🇹🇷 25:21 Bununla beraber, bize kavuşmayı ummayanlar "Bize ya melekler indirilmeliydi, ya da Rabbimizi görmeliydik" dediler. Andolsun ki, doğrusu nefislerinde kendilerini büyük gördüler ve büyük azgınlık ettiler.
gün(The) Daygördüklerithey seemeleklerithe Angelsyokturnomüjdeglad tidingsişte o gün(will be) that Daysuçlularafor the criminalsve onlar derlerand they will sayyasaktırA partitionyasaklanmıştırforbidden
🇹🇷 25:22 Melekleri görecekleri gün, işte o gün, günahkarlara hiçbir sevinç haberi yoktur. Ve yasak yasak, diyeceklerdir.
önüne geçiririzAnd We will proceedşeyitoher newhateveryaptıklarıthey didherofişin(the) deed(s)ve onu getiririrzand We will make themtoz zerreleri haline(as) dustsaçılmışdispersed
🇹🇷 25:23 Onların yaptıkları her bir iyi işi dikkate alırız, fakat onu saçılmış zerreler haline getiririz.
halkının(The) companionscennet(of) Paradiseo günthat Daydaha iyidir(will be in) a betterkalacakları yerabodeve daha güzeldirand a betterdinlenecekleri yerresting-place
🇹🇷 25:24 O gün cennetliklerin kalacakları yer çok iyi, dinlenecekleri yer pek güzeldir.
ve günAnd (the) Dayparçalandığıwill split opengöğünthe heavensbulutlarıwith the cloudsve indirildiğiand (will be) sent downmeleklerinthe Angelsbir indirilişledescending
🇹🇷 25:25 O gün gökyüzü beyaz bulutlar halinde yarılacak ve melekler bölük bölük indirileceklerdir.
mülkThe Sovereigntyo günthat Daygerçek(will be) trulyRahmanın'dırfor the Most GraciousveAnd (it will) bebir gündüra Dayiçinforkafirlerthe disbelieversçetindifficult
🇹🇷 25:26 İşte o gün gerçek hükümranlık, çok merhametli olan Allah'ındır. Kâfirler için ise o, pek çetin bir gündür.
ve o günAnd (the) Dayısırırwill bitezalimthe wrongdoerellerini[on]ellerihis handsderhe will sayey! ne olurdu keşkeO I wishben edineydimI had takenberaberwithelçiylethe Messengerbir yola way
🇹🇷 25:27 O gün zalim kimse ellerini ısıracak: "Eyvah!" diyecek, "keşke Peygamberin yanında bir yol tutsaydım!"
eyvah banaO woe to mene olurduI wishben tutmasaydımnotedinseydimI had takenfalanıthat onedost(as) a friend
🇹🇷 25:28 "Eyvah!" diyecek, "keşke falancayı dost edinmeseydim.
gerçektenVerilyo beni saptırdıhe led me astrayZikirdenfromzikir (Kur'an)the Remindersonraafterbana gelen[when]bana geldiit (had) come to mezatenAnd isşeytanthe Shaitaaninsan içinto the manyüzüstü bırakandıra deserter
🇹🇷 25:29 Çünkü zikir (Kur'ân) bana gelmişken o, hakikaten beni ondan saptırdı. Şeytan insanı (uçuruma sürükleyip sonra) yapayalnız ve yardımcısız bırakmaktadır.
ve dedi kiAnd saidElçithe Messengerya RabbiO my LordşüphesizIndeedkavmimmy peoplebıraktılartookbuthisKur'an'ıthe Quranterk edilmiş(as) a forsaken thing
🇹🇷 25:30 Peygamber dedi ki: "Ey Rabbim! Kavmim bu Kur'ân'ı terkedilmiş (bir şey yerinde) tuttular."
ve böyleceAnd thusbiz var ettikWe have madeherfor everyelçiyeProphetbir düşmanan enemysuçlulardanamongsuçlularthe criminalsyeterBut sufficient isRabbinyour Lordyol gösterici olarak(as) a Guideve yardımcı olarakand a Helper
🇹🇷 25:31 (Resulüm!) Ve işte biz böyle her peygamber için günahkarlardan bir düşman yapmışızdır. Bununla beraber hidayet verici ve yardımcı olarak Rabbin yeter.
ve dedi(ler)And saidkimselerthose whoinkar eden(ler)disbelievedeğil miydi?Why notindirilmeliwas revealedonato himKur'anthe Qurantoptanall at oncebir defadaall at onceböyle yaptıkThusbiz sağlamlaştırmak içinthat We may strengthenonunlatherebysenin kalbiniyour heartve onu okudukand We have recited itağır ağır(with distinct) recitation
🇹🇷 25:32 Yine o inkâr edenler dediler ki: "O Kur'ân ona, hepsi birden indirilseydi ya"! Biz onu senin kalbine iyice yerleştirmek için böyle (parça parça indirdik) ve onu tane tane (ayırarak) okuduk.
veAnd notsana getiremezlerthey come to youhiçbir misalwith an exampledışındabutsana getirdiğimizWe bring yougerçeğithe truthve en güzeland (the) bestaçıklamayıexplanation
🇹🇷 25:33 Hem onlar sana karşı herhangi bir mesel ile gelmezler ki, biz sana (onun karşılığında) doğrusunu ve tefsirin daha güzelini getirmiş olmayalım.
olanlarThose whotoplanacakwill be gatheredüzerineonyüzleritheir facescehennemetocehennemHellişte onlarthoseçok kötüdür(are the) worstyerleri(in) positionve çok sapıktırand most astrayyolları(from the) way
🇹🇷 25:34 O yüzleri üstü cehenneme toplanacaklar var ya! işte onlar, yerleri en kötü, yolları en sapık olanlardır.
ve andolsunAnd verilybiz verdikWe gaveMusa'yaMusaKitabıthe Scriptureve yaptıkand We appointedkendisinin yanındawith himkardeşihis brotherHarun'uHarunvezir(as) an assistant
🇹🇷 25:35 Andolsun ki Musa'ya kitap verdik, kardeşi Harun'u da ona yardımcı yaptık.
dedik kiThen We saidgidinGo both of youkavmetoinsanlarthe peopleonlar kithose whoyalanlıyorlarhave deniedayetlerimiziOur Signsve onları yok ettikThen We destroyed themyıkılışla(with) destruction
🇹🇷 25:36 "Haydi âyetlerimizi yalan sayan o kavme gidin" dedik. Sonunda (yola gelmediklerinden) onları yerle bir ettik.
ve kavmiAnd (the) peopleNuh(of) Nuhvakitwhenyalanladıklarıthey deniedpeygamberlerithe Messengersonları boğdukWe drowned themve onları yaptıkand We made theminsanlarafor mankindbir ibreta signve hazırladıkAnd We have preparedzalimlerefor the wrongdoersbir azaba punishmentacıklıpainful
🇹🇷 25:37 Nuh kavmine gelince, Peygamberleri yalancılıkla itham ettiklerinde, onları suda boğduk ve kendilerini insanlar için bir ibret yaptık. Biz zalimler için acıklı bir azab hazırlamışızdır.
ve Ad'ıAnd Adve Semud'uand Thamudve halkınıand (the) dwellersRes(of) Ar-rassve nesilleriand generationsarasındabetweenbununthatdaha birçoğunumany
🇹🇷 25:38 Ad'ı, Semud'u, Ress halkını ve bunlar arasında daha bir çok nesilleri de (inkârcılıkları yüzünden helak ettik)
hepsineAnd eachgetirdikWe have set forthonlarafor himmisallerthe examplesve hepsiniand eachhelak ettikWe destroyedhelakla(with) destruction
🇹🇷 25:39 Onların herbirine misaller getirdik; (ama ögüt almadıkları için) hepsini kırdık geçirdik.
ve andolsunAnd verilyvardılarthey have comekenteuponbeldethe townyağmura tutulanwhichyağdırıldıwas showeredyağmuruna(with) a rainbela(of) evilonu görmüyorlar mıydı?Then do notonlardıthey [were]onu görürlersee ithayırNayonlarthey areummuyorlardınotbekleyerekexpectingtekrar dirilip kalkmayıResurrection
🇹🇷 25:40 (Resulüm!) Andolsun ki, (bu Mekke'li putperestler), bela ve fenalık yağmuruna tutulmuş olan beldeye uğramışlardır. Peki onu da görmüyorlar mıydı? Hayır! Onlar öldükten sonra dirilmeyi ummamaktadırlar.
ve zamanAnd whenseni gördüklerithey see youseni yapmıyorlarnotseni edinirlerthey take youbaşka bir şeyexcepteğlence konusundan(in) mockerybunu mu?Is thisgöndermişthe one whomAllah gönderdiAllah has sentAllahAllah has sentelçi(as) a Messenger
🇹🇷 25:41 Seni gördükleri zaman "Bu mu Allah'ın Peygamber olarak gönderdiği?" diye hep seni alaya alıyorlar.
nerdeyseHe would have almostneredeyseHe would have almostbizi saptıracaktı (diyorlar)[surely] misled ustanrılarımızdanfromilahlarımızour godseğer etmeseydikif notbiz kararlılıkthatsabretseydikwe had been steadfastondato themve yakındaAnd soonbileceklerdirwill knowzamanwhengördüklerithey will seeazabıthe punishmentkiminwhosapık olduğunu(is) more astrayyolunun(from the) way
🇹🇷 25:42 "Şayet tanrılarımıza inanmakta sebat göstermeseydik, gerçekten de bizi neredeyse tanrılarımızdan saptıracaktı" diyorlar. Azabı gördükleri zaman, kimin yolunun sapık olduğunu bilecekler!
gördün mü?Have you seenkimseyi(one) whoedinentakestanrı(as) his godarzusunuhis own desiresen mi?Then would youolacaksınbeonun üstüneover himbekçia guardian
🇹🇷 25:43 Kötü duygularını kendisine tanrı edinen kimseyi gördün mü? Şimdi ona sen mi vekil olacaksın?
yoksaOrsanıyor musun ki?do you thinkgerçektenthatonların çoğumost of themişitiyorlarhearveyaordüşünüyorlarunderstanddeğildirNotonlartheyancak(are) excepthayvanlar gibidirlike cattlehattaNayonlartheydaha sapıktır(are) more astrayyolca(from the) way
🇹🇷 25:44 Yoksa sen, onların çoğunun gerçekten söz dinleyeceğini yahut akıllanacağını mı sanıyorsun? Gerçekte onlar hayvanlar gibidir, hatta gidişçe daha sapıktırlar.
görmedin mi?Do you notgörürlerseeRabbini[to]Rabbinyour Lordnasıl?howuzattıHe extendsgölgeyithe shadowve şayetAnd ifdileseydiHe willedonu yapardısurely He (could) have made itdurgunstationarysonraThenkıldıkWe madegüneşithe sunonafor itbir delilan indication
🇹🇷 25:45 Rabbinin gölgeyi nasıl uzatmakta olduğunu görmedin mi? Dileseydi onu elbet hareketsiz de kılardı. Sonra biz güneşi, ona (gölgeye) delil kılmışızdır.
sonraThençekip aldıkWe withdraw itkendimizeto Usyavaş yavaşa withdrawalkolaycagradual
🇹🇷 25:46 Sonra da onu yavaş yavaş kendimize (başka yöne) çekmekteyiz.
OAnd Heki(is) the One Whoyaptımadesizin içinfor yougeceyithe nightelbise(as) a coveringve uykuyuand the sleepdinlenmea restve yaptıand madegündüzüthe daykalkıp çalışma zamanıa resurrection
🇹🇷 25:47 Sizin için geceyi örtü, uykuyu istirahat kılan, gündüzü yayılıp çalışma (zamanı) yapan O'dur.
ve OAnd Heki(is) the One Whogönderdisendsrüzgarlarıthe windsmüjdeci(as) glad tidingsarasında (önünde)beforeellerinin (önünde)beforerahmetininHis Mercyve indirdikand We send downgöktenfromgökthe skybir suwatertertemizpure
🇹🇷 25:48 Rüzgarları rahmetinin önünde müjdeci olarak gönderen ve gökten tertemiz bir su indiren O'dur.
diriltelim diyeThat We may give lifeonunlatherebybir ülkeyi(to) a landölüdeadve onunla sulayalım diyeand We give drinkyarattığımızthereofyarattıklarımıza(to those) We createdhayvanlardan;cattleve insanlardanand menbirçoğunumany
🇹🇷 25:49 Ki biz (o suyla) ölü toprağa can verelim, yarattığımız nice hayvanlara ve insanlara su sağlayalım, diye.
ve andolsunAnd verilyetraflıca anlattıkWe have distributed itonların aralarındaamong themöğüt alsınlar diyethat they may rememberama direnmektedirbut refuseçoğumostinsanların(of) the peopleancakexceptinkardadisbelief
🇹🇷 25:50 Andolsun bunu, insanların öğüt almaları için, aralarında çeşit çeşit şekillerde anlatmışızdır; ama insanların çoğu ille nankörlük edip diretmiştir.
ve eğerAnd ifbiz dileseydikWe willedgönderirdiksurely, We (would) have raisedherinhereverykentetownbir uyarıcıa warner
🇹🇷 25:51 (Habibim!) Şayet dileseydik elbette her köye bir uyarıcı (peygamber) gönderirdik.
boyun eğmeSo (do) notitaat edinobeykafirlerethe disbelieversve onlarla cihad etand strive (against) thembununla (Kur'an)with itbir cihadlaa strivingbüyükgreat
🇹🇷 25:52 (Madem ki yalnız seni gönderdik) Öyleyse kâfirlere boyun eğme ve bununla (Kur'ân ile) onlara karşı olanca gücünle büyük bir savaş ver!
ve OAnd Hebirbirine salmıştır(is) the One Whosalıverdi(has) releasediki denizithe two seasbu[this] (one)tatlıpalatablesusuzluğu gidericiand sweetve buand [this] (one)tuzlusaltyve acıdır(and) bitterve koymuşturand He has madeikisinin arasınabetween thembir engela barrierve bir perdeand a partitionkavuşmalarına engelforbidden
🇹🇷 25:53 Birinin suyu tatlı ve susuzluğu giderici, diğerininki tuzlu ve acı iki denizi salıveren ve aralarına bir engel, aşılmaz bir serhat koyan O'dur.
🔬 İlim notuİki denizi salıverdi, birbirine kavuşuyorlar; aralarında bir engel var, karışmıyorlar.
Farklı tuzluluk ve yoğunluktaki su kütleleri arasında görünmez sınır (haloklin) oluşur; Cebelitarık’ta gözlemlenebilir.
ve OAnd Heyarattı(is) the One Whoyarattıhas createdsudanfromsuthe waterbir insanhuman beingve onu kıldıand has made (for) himnesepblood relationshipve sıhrand marriage relationshipveAnd isRabbinyour Lordher şeye gücü yetendirAll-Powerful
🇹🇷 25:54 O (hakir) sudan, bir insan yaratıp ona bir neseb bahşeden ve sıhriyet bağı ile akraba yapan O'dur. Rabbinin her şeye gücü yeter.
ve tapıyorlarBut they worshipbaşkabesides AllahAllah'tan başkabesides AllahAllah'tanbesides Allahşeylerewhatfayda vermeyennot profits themonlara fayda vermeznot profits themve ne deand notzarar vermeyenharms themve olanand iskafirthe disbelieverkarşıagainstRabbinehis Lord(şeytana) yardımcıdıra helper
🇹🇷 25:55 (Böyle iken inkârcılar) Allah'ı bırakıp kendilerine ne fayda, ne zarar veremeyen şeylere kulluk ediyorlar. İnkârcı olan kimse Rabbine karşı uğraşıp durmaktadır.
veAnd notbiz seni göndermedikWe sent youdışındaexceptmüjdeleyici olmak(as) a bearer of glad tidingsve uyarıcıand a warner
🇹🇷 25:56 (Halbuki) biz seni ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.
de kiSayistemiyorumNotsizden isterimI ask (of) yousizdenfor ithiçbiranyücretpaymentdışındaexceptistemeniz(that) whoever willsdileyen kimse(that) whoever willstutmaktoalırlartakevarantoRabbinehis Lordyolua way
🇹🇷 25:57 De ki: "Ben, buna karşı sizden bir ücret değil, ancak Rabbine doğru bir yol tutmayı dileyen kimseler (olmanızı) istiyorum."
ve tevekkül etAnd put your trustdiri olanaindiri olan (Hayy)the Ever-Livingöyle ki othe One Whoasladoes not dieölmezdoes not dieve tesbih etand glorifyO'nu överekwith His Praiseve kafidirAnd sufficient isO'nunHegünahlarınıregarding the sinskullarının(of) His slavesbilmesiAll-Aware
🇹🇷 25:58 Sen, ölümsüz ve daima diri olan Allah'a güvenip dayan. O'nu hamd ile tesbih et. Kullarının günahlarından haberdar olarak O yeter.
O kiThe One Whoyarattıcreatedgöklerithe heavensve yeriand the earthve bulunanlarıand whateverikisinin arasında(is) between themaltıinaltısixgündeperiodssonrathenkurulduHe established HimselfüzerineoverArşthe Throne Rahman'dırthe Most Gracioussorso askbunuHimbir bilene(as He is) All-Aware
🇹🇷 25:59 Gökleri yeri ve ikisinin arasındakileri altı günde yaratan, sonra Arş'a hükmeden Rahmân'dır. Haydi ne dileyeceksen o her şeyden haberdar olan (Rahmân)dan dile.
ve ne zaman kiAnd whendenildiit is saidonlarato themsecde edinProstrateRahman'ato the Most GraciousderlerThey saynedir?And whatRahman(is) the Most Gracioussecde eder miyiz hiç?Should we prostrateşeyeto whatsenin bize emrettiğinyou order usve onların artırırAnd it increases themnefretini(in) aversion
🇹🇷 25:60 Onlara "Rahmân'a secde edin" dendiği zaman, "Rahmân da neymiş? Senin bize emrettiğine secde eder miyiz hiç?" derler ve bu emir onların nefretini artırır.
yücedirBlessed is HeO kiWhoyaptıhas placedgökteingöklerthe skiesburçlarconstellationsve var ettiand has placedoradathereinbir kandila lampve bir ayand a moonaydınlatıcıshining
🇹🇷 25:61 Gökte burçları var eden, onların içinde bir kandil (güneş) ve nurlu bir ay barındıran Allah, yüceler yücesidir.
ve OAnd Heki(is) the One Whoyaptımadegeceyithe nightve gündüzüand the daybirbirini izler(in) successioniçinfor whoeveristeyenlerdesiresöğüt almaktoanınrememberveyaoristeyenler içindesiresşükretmekto be thankful
🇹🇷 25:62 İbret almak veya şükretmek dileyen kimseler için gece ile gündüzü birbiri ardınca getiren O'dur.
ve kullarıAnd (the) slavesRahman'ın(of) the Most Graciousöyle kimselerdir ki(are) those whoyürürlerwalkyeryüzündeonyeryüzüthe earthmütevazi olarak(in) humblenessne zaman kiand whenkendilerine laf atarsaaddress themcahillerthe ignorant onesderlerthey saySelamPeace
🇹🇷 25:63 O çok merhametli Allah'ın (has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler ve cahil kimseler kendilerine laf attığı zaman (incitmeksizin) "selam" derler (geçerler).
gecelerini geçirirlerAnd those whogeceyi geçirirlerspend (the) nightRablerinebefore their Lordsecde ederekprostratingve (Onun divanında) durarakand standing
🇹🇷 25:64 Ve onlar ki, Rablerine secdeler ve kıyamlar ederek yatarlar.
veAnd those whoderlersayRabbimizOur LorduzaklaştırAvertbizdenfrom usazabınıthe punishmentcehennemin(of) HelldoğrusuIndeedonun azabıits punishmentsargındırisayrılmazinseparable
🇹🇷 25:65 Onlar ki, şöyle derler: Cehennem azabını üzerimizden sav! Doğrusu onun azabı geçici bir şey değildir.
orasıIndeed, itne kötü(is) an evilbir karargahtırabodeve bir makamdırand resting place
🇹🇷 25:66 Orası cidden ne kötü bir uğrak, ne kötü bir konaktır.
veAnd those whozamanwheninfak ettiklerithey spendisraf etmezler(are) not extravagantisraf etmezler(are) not extravagantve etmezlerand are not stingycimrilikand are not stingyve olurbut arearasındabetweenbu (ikisinin)that dengelimoderate
🇹🇷 25:67 Ve onlar ki, harcadıklarında ne israf ne de cimrilik ederler; ikisi arasında orta bir yol tutarlar.
ve onlarAnd those whoyalvarmazlar(do) notyalvarırlarinvokeile beraberwithAllahAllahtanrıyagodbaşkaanotherveand (do) notöldürmezler[they] killcanıthe soulöyle kiwhichharam ettiğiAllah has forbiddenAllah'ınAllah has forbiddendışındaexcepthak(lı sebep)by rightveand (do) notzina etmezlercommit unlawful sexual intercourseve kimAnd whoeveryaparsadoesbunlarıthatbulurwill meetcezasınıa penalty
🇹🇷 25:68 Yine onlar ki, Allah ile beraber başka bir tanrıya yalvarmazlar, Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar ve zina etmezler. Bunları yapan günahı(nın cezasını) bulur.
kat kat yapılırWill be doubledonun içinfor himazabthe punishmentgünü(on the) Daykıyamet(of) Resurrectionve kalırand he will abide foreveronun içindethereinhor ve hakir olarakhumiliated
🇹🇷 25:69 Kıyamet günü azabı kat kat olur ve orada alçaltılmış olarak temelli kalır.
dışındaExceptkimse(ler)(he) whotevbe edenrepentsve iman edenand believesve yapanlarand doesbir işrighteous deedsfaydalırighteous deedsiştethen (for) thosedeğiştirecektirAllah will replaceAllahAllah will replaceonların kötülüklerinitheir evil deedsiyiliklere(with) good onesveAnd isAllahAllahçok bağışlayandırOft-Forgivingçok esirgeyendirMost Merciful
🇹🇷 25:70 Ancak tevbe ve iman edip iyi davranışlarda bulunanlar başka; Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah çok bağışlayıcıdır, engin merhamet sahibidir.
ve kimAnd whoevertevbe ederrepentsve yaparsaand doesfaydalı işrighteous (deeds)şüphesizthen indeed, hedönerturnsAllah'atoAllahAllahtevbesi kabul edilmiş olarak(with) repentance
🇹🇷 25:71 Ve her kim tevbe edip iyi davranış gösterirse, şüphesiz o, tevbesi kabul edilmiş olarak Allah'a döner.
onlarAnd those whoşahitlik etmezler(do) notşahitlik edinbear witnessyalan ve boş söze(to) the falsehoodve ne zaman kiand whenrastlarlarthey passboş sözeby futilitygeçip giderlerthey passvekar ile(as) dignified ones
🇹🇷 25:72 Ve onlar ki, yalan şahitlik etmezler, boş bir şeye rastladıkları zaman vakar ile (oradan) geçip giderler.
ve onlarAnd those whozamanwhenhatırlatıldığıthey are remindedayetleriof (the) VersesRablerinin(of) their Lorddavranmazlar(do) notdüşerlerfallonlara karşıupon themsağırdeafve körand blind
🇹🇷 25:73 Kendilerine Rablerinin âyetleri hatırlatıldığında ise, onlara karşı sağır ve kör davranmazlar.
ve onlarAnd those whoderlersayRabbimizOur LordlutfeyleGrantbizeto useşlerimizifromeşlerimizour spousesve çocuklarımızıand our offspringsevincicomfortgözler(to) our eyesve bizi yapand make usmuttakilerefor the righteousöndera leader
🇹🇷 25:74 Ve onlar ki: "Ey Rabbimiz! Bize gözümüzü aydınlatacak eşler ve zürriyetler bağışla ve bizi takva sahiplerine önder kıl" derler.
işte onlarThoseödüllendireleceklerdirwill be awardedsaraylardathe Chamberkarşılıkbecausesabretmelerinethey were patientve karşılanacaklardırand they will be metoradathereinbir sağlık dileği(with) greetingsve selam ileand peace
🇹🇷 25:75 İşte onlar, sabretmelerine karşılık cennetin en yüksek makamları ile mükafatlandırılacaklar, orada hürmet ve selamla karşılanacaklardır.
ebedi kalacaklardırWill abide foreveroradain itne güzelGoodkarargahtır(is) the settlementve makamdırand a resting place
🇹🇷 25:76 Orada ebedî kalacaklar, orası ne güzel bir konak ve ne güzel bir makamdır.
de kiSayne diye?Notdeğer versinwill caresizefor youRabbimmy Lordolmadıktan sonraif notdu'anız (ibadetiniz)your prayer (is to Him)andolsunBut verilyyalanladınızyou have deniedbu yüzdenso soonolacaktırwill be(azab) kaçınılmazthe inevitable (punishment)
🇹🇷 25:77 (Resulüm!) De ki: "Rabbim size ne kıymet verir duanız olmasa? (Ey inkârcılar! Size bildirdiklerini) kesinkes yalan saydınız; o halde azab yakanızı bırakmayacaktır!