umarız kiThat we mayonlara uyarızfollowbüyücülerethe magicianseğerifisethey areonlarthey areüstün gelirlerthe victorious
🇹🇷 26:40 "Üstün gelirlerse herhalde sihirbazlara uyarız" dediler.
ne zaman kiSo whengeldi(ler)camebüyücülerthe magiciansdedilerthey saidFir'avn'ato Firaunvar değil mi?Is therebizefor usbir ücreta rewardeğerifolursakwe arebizwe areüstün gelenlerthe victorious
🇹🇷 26:41 Sihirbazlar geldiklerinde Firavun'a "Şayet biz üstün gelirsek, muhakkak bize bir ücret vardır, değil mi?" dediler.
dediHe saidevetYesşüphesiz sizand indeed youo takdirdethenyakınlardan olacaksınızsurely (will be) ofyakınlaştırılmışlarthe ones who are brought near
🇹🇷 26:42 Firavun cevaben: "Evet, o takdirde hiç şüphe etmeyin, gözde kimselerden olacaksınız" dedi.
dediSaidonlarato themMusaMusaatınThrowşeyiwhatsizyouatacağınız(are) going to throw
🇹🇷 26:43 Musa onlara "Atın, ne atacaksanız" dedi.
sonra attılarSo they threwiplerinitheir ropesve değnekleriniand their staffsve dedilerand saidşerefineBy the mightFir'avn'ın(of) Firaunbizindeed, weelbette bizsurely, wegalib geleceğiz(are) the victorious
🇹🇷 26:44 Bunun üzerine iplerini ve değneklerini attılar ve "Firavun'un kudreti hakkı için şüphesiz elbette bizler galip geleceğiz" dediler.
attıThen threwMusaMusaasasınıhis staffbirdenand beholdoItyutmağa başladıswallowedşey(ler)iwhatonların uydurduklarıthey falsified
🇹🇷 26:45 Ardından Musa asâsını attı; bir de ne görsünler, onların uydurduklarını yutuyor!
derhal kapandılarThen fell downbüyücülerthe magicianssecdeyeprostrate
🇹🇷 26:46 Sihirbazlar derhal secdeye kapandılar.
dedilerThey saidinandıkWe believeRabbinein (the) Lordalemlerin(of) the worlds
🇹🇷 26:47 "İman ettik, dediler, Âlemlerin Rabbine "
RabbineLordMusa'nın(of) Musave Harun'unand Harun
🇹🇷 26:48 "Musa ve Harun'un Rabbine!"
(Fir'avn) dediHe saidinandınız mı?You believedonain himöncebeforeben izin vermeden[that]izin verdimI gave permissionsizeto youşüphesiz OIndeed, hebüyüğünüzdür(is) surely your chiefsize öğretenwhosize öğrettihas taught youbüyüyüthe magicöyleyse yakındaso surely soonbileceksinizyou will knowmutlaka keseceğimI will surely cut offelleriniziyour handsve ayaklarınızıand your feetçapraz olarakofkarşı karşıyaopposite sidesve asacağımand I will surely crucify youhepiniziall
🇹🇷 26:49 Firavun (kızgınlık içinde) dedi ki: "Ben size izin vermeden O'na iman ettiniz ha! Anlaşıldı ki o size sihri öğreten büyüğünüzmüş! Ama şimdi bileceksiniz: Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama ke stireceğim, hepinizi çarmıha gerdireceğim!"
dedilerThey saidyokNozararharmmuhakkak bizIndeed, weRabbimizetoRabbimizour Lorddöneceğiz(will) return
🇹🇷 26:50 "Zararı yok dediler nasıl olsa biz Rabbimize döneceğiz."
şüphesiz bizIndeed, weumarızhopebağışlayacağınıthatbağışlayacakwill forgivebiziusRabbimizinour Lordhatalarımızıour sinsiçinbecauseolduğumuzwe areilk(the) firstinananlar(of) the believers
🇹🇷 26:51 "Herhalde biz müminlerin evveli olduğumuzdan dolayı, Rabbimizin bize mağfiret buyuracağını ümit ederiz"
ve vahyettikAnd We inspiredMusa'yatoMusaMusadiye[that]geceleyin yürütTravel by nightkullarımıwith My slavessiz mutlakaindeed, youtakibedileceksiniz(will be) followed
🇹🇷 26:52 Biz, Musa'ya: "Kullarımı geceleyin yola çıkar, çünkü takip edileceksiniz" diye vahyettik.
sonra gönderdiThen sentFir'avnFiraunkentlereinşehirlerthe cities(asker) toplayıcılargatherers
🇹🇷 26:53 Firavun da şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi:
şüphesizIndeedşunlarthesetopluluktur(are) certainly a bandaz birsmall
🇹🇷 26:54 "Esasen bunlar, sayıları azar azar, bölük pörçük bir cemaattır."
ve elbette onlarAnd indeed, theybizi[to] uskızdırmaktadırlar(are) surely enraging
🇹🇷 26:55 "(Böyle iken) hakkımızda çok gayz (öfke) besliyorlar. "
ve mutlaka biz;And indeed, webir cemaatiz(are) surely a multitudeihtiyatlıforewarned
🇹🇷 26:56 "Biz ise, elbette uyanık (ve tekvücut) bir cemaatız." (diyor ve dedirtiyordu.)
böylece biz onları çıkardıkSo We expelled thembahçeler(in)denfrombahçelergardensve çeşmeler(inden)and springs
🇹🇷 26:57 Ama (sonunda) biz, onları (Firavun ve kavmini) bahçelerden, pınarlardan,
ve hazineler(inden)And treasuresve yer(lerinden)and a placeo güzelhonorable
🇹🇷 26:58 Hazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık.
böyleceThusbunları miras yaptıkAnd We caused to inherit themoğullarına(the) Children of Israelİsrail(the) Children of Israel
🇹🇷 26:59 Ve onlara İsrail oğullarını mirasçı yaptık.
onların ardına düştülerSo they followed themgüneş doğarken(at) sunrise
🇹🇷 26:60 Derken (Firavun ve adamları) güneş doğmuştu ki, onların ardına düştüler.
Mahmoud Khalil Al-Husary