بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Ta sin mimTa Seem Meem
🇹🇷 26:1 Tâ, Sîn, Mîm.
şunlarTheseayetleridir(are the) VersesKitabın(of) the Bookapaçıkclear
🇹🇷 26:2 Bunlar sana apaçık kitabın âyetleridir.
sen neredeysePerhaps youhelak edeceksin(would) killkendiniyourselfdiyethat notetmiyorlarthey becomeimanbelievers
🇹🇷 26:3 (Resulüm!) Onlar iman etmiyorlar diye adeta kendine kıyacaksın!
eğerIfdilesekWe willindiririzWe can send downonların üzerineto themgöktenfromgökthe skybir mu'cizea Signve oluverirso would bendboyunlarıtheir necksonato iteğilip kalmış(in) humility
🇹🇷 26:4 Biz dilersek onların üzerlerine gökten bir âyet (mucize) indiririz de, ona boyunları eğilekalır.
veAnd (does) notonlara gelmezcome to themhiçbiranyZikir (uyarı)reminderRahmandanfromRahmanthe Most Graciousyeninewolmadıklarıbutonlartheyondanfrom ityüz çeviriciturn away
🇹🇷 26:5 Bununla beraber kendilerine O Rahmân'dan yeni bir öğüt gelmeyedursun, ille ondan yüz çevirirler.
şüphesizSo verilyyalanladılarthey have deniedama kendilerine gelecektirthen will come to themhaberlerithe newsşeyin(of) whatolduklarıthey usedonunlaat italay edip duruyor(lar)(to) mock
🇹🇷 26:6 Üstelik (ona) "yalandır" dediler; fakat onlara alay edip durdukları şeyin haberleri yakında gelecektir.
bakmadılar mı?Do notgörürlerthey seeyeryüzüneatyeryüzüthe earth kaçhow manybitirmişizdirWe producedoradain itçeşittenofhereveryçiftikindgüzelnoble
🇹🇷 26:7 Yeryüzüne bir bakmadılar mı? Biz orada her güzel çiftten nice bitkiler yetiştirmişiz.
şüphesizIndeedvardırinbundathatbir ibretsurely (is) a signama yinebut notdeğillerdirareçoklarımost of theminanıcıbelievers
🇹🇷 26:8 Şüphesiz ki bunda mutlak bir âyet (nişane) vardır; ama onların çoğu iman etmezler.
ve şüphesizAnd indeedRabbinyour Lordişte Osurely, Heüstündür(is) the All-Mightymerhamet edendirthe Most Merciful
🇹🇷 26:9 Ve şüphe yok ki Rabbin, galip ve engin merhamet sahibidir.
haniAnd whenseslenmiştiyour Lord calledRabbinyour Lord calledMusa'yaMusadiye[that]gitGokavmine(to) the peoplezalimler(who are) wrongdoers
🇹🇷 26:10 Bir vakit de Rabbin, Musa'ya nida edip "Git o zalim kavme" dedi.
kavmine(The) peopleFir'avn'ın(of) Firaunonlar korunmayacaklar mı?Will notkorkarlarthey fear
🇹🇷 26:11 "Firavun kavmine, hâlâ sakınmayacaklar mı?"
(Musa) dediHe saidRabbimMy Lordşüphesiz benIndeed, Ikorkuyorum[I] feardiyethatbeni yalanlayacaklarthey will deny me
🇹🇷 26:12 (Musa) şöyle seslendi: "Ya Rab! Doğrusu ben korkarım ki beni yalancı sayarlar."
ve daralıyorAnd straitensgöğsümmy breastveand notaçılmıyorexpresses welldilimmy tongueonun için elçilik verso sendHarun'a daforHarunHarun
🇹🇷 26:13 "Ve göğsüm daralır, dilim dönmez, onun için Harun'a da elçilik ver."
ve onların varAnd they havebana yükledikleriagainst mebir suça crimekorkuyorumso I feardiyethatbeni öldüreceklerthey will kill me
🇹🇷 26:14 "Hem onların bana isnad ettikleri bir suç var. Ondan dolayı korkarım ki, hemen beni öldürürler."
(Allah) dediHe saidhayırNayikiniz de gidingo both of youayetlerimizlewith Our Signsşüphesiz bizIndeed, Wesizinle beraberiz(are) with youdinliyoruzlistening
🇹🇷 26:15 (Allah): "Hayır hayır" buyurdu, "haydi ikiniz âyetlerimizle (mucizelerimizle) gidin. Şüphesiz ki, biz sizinle beraberiz. (Onları) işitiyoruz."
gidin ikinizSo go both of youFir'avn'e(to) Firaunve deyin kiand saygerçekten biz'Indeed, weelçisiyiz(are the) MessengerRabbinin(of the) Lordalemlerin(of) the worlds
🇹🇷 26:16 "Haydin Firavun'a gidin de deyin ki: İnan biz, âlemlerin Rabbinin elçisiyiz.
gönder[That]göndersendbizimle beraberwith usoğullarını(the) Children of Israel.'İsrail(the) Children of Israel.'
🇹🇷 26:17 İsrail oğullarını bizimle beraber gönder."
(Fir'avn) dedi kiHe saidbiz seni yetiştirmedik mi?Did notseni yetiştirmedik miwe bring you upiçimizdenamong usbir çocuk olarak(as) a childve kalmadın mı?and you remainedaramızdaamong usömründenofhayatınyour lifenice yıllaryears
🇹🇷 26:18 "Â, dedi, biz seni çocukken himayemize alıp büyütmedik mi? Hayatının bir çok yıllarını aramızda geçirmedin mi?"
ve yaptınAnd you didyaptığınyour deedo (kötü) işiwhichyaptınızyou didve senand younankörlerden(sin)(were) ofnankörthe ungrateful
🇹🇷 26:19 "Sonunda o yaptığın (kötü) işi de yaptın. Sen nankörün birisin!"
(Musa) dediHe saidonu yaptığımI did itzamanwhenbenIdalalette idim(was) ofsapmış olanlarthose who are astray
🇹🇷 26:20 Musa, "Ben, dedi, o işi o anda yaptım ki şaşkınlardandım."
kaçtımSo I fledaranızdanfrom yousizden korkuncawhensizden korktumI feared yousonra verdiBut grantedbanato meRabbimmy Lordhükümdarlıkjudgmentve beni yaptıand made meelçilerdenofelçilerthe Messengers
🇹🇷 26:21 "Sizden korkunca da hemen aranızdan kaçtım. Sonra Rabbim bana hikmet bahşetti ve beni peygamberlerden kıldı."
ve işteAnd thisni'met(is the) favorkaktığınwith which you reproachbaşıma[on] me(yüzündendir)thatköle yapmanyou have enslavedoğullarını(the) Children of Israelİsrail(the) Children of Israel
🇹🇷 26:22 "O başıma kaktığın nimet de (aslında) İsrail oğullarını kendine köle edinmiş olmandır. "
dedi kiFiraun saidFir'avnFiraun saidnedir?And whatRabbi(is the) Lordalemlerin(of) the worlds
🇹🇷 26:23 Firavun şöyle dedi: "Âlemlerin Rabbi dediğin nedir ki?"
dedi kiHe saidRabbidirLordgöklerin(of) the heavensve yerinand the earthve olanlarınand whateverikisi arasında(is) between themeğerifisenizyou (should) begerçekten inanan kimselerconvinced
🇹🇷 26:24 Musa cevap olarak: "Eğer işin gerçeğini düşünüp anlayan kişiler olsanız (itiraf edersiniz ki) O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbi'dir."
(Fir'avn) dediHe saidkimselereto thoseçevresinde bulunanaround himişitiyor musunuz?Do notişitirsinizyou hear
🇹🇷 26:25 (Firavun) etrafında bulunanlara: "İşitmiyor musunuz?" dedi.
(Musa) dediHe saidsizin RabbinizdirYour Lordve Rabbidirand (the) Lordatalarınızın(of) your forefathersönceki(of) your forefathers
🇹🇷 26:26 Musa dedi ki: "O sizin de Rabbiniz, daha önce ki atalarınızın da Rabbidir."
(Fir'avn) dediHe saidşüphesizIndeedelçinizyour Messengergönderilenwhogönderildihas been sentsizeto youmutlaka delidir(is) surely mad
🇹🇷 26:27 (Firavun): "Size gönderilen bu elçiniz mutlaka delidir" dedi.
(Musa) dediHe saidRabbidirLorddoğunun(of) the eastve batınınand the westve olanlarınand whateverbunlar arasında(is) between themeğerifisenizyou weredüşünüyor(to) reason
🇹🇷 26:28 Musa devamla şöyle söyledi: "Şayet aklınızı kullansanız (anlarsınız ki), O, doğunun, batının ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir."
(Fir'avn) dediHe saidandolsun ki eğerIfedinirsenyou takebir tanrıa godbenden başkaother than meseni mutlaka yapacağımI will surely make youzindana atılanlardanamonghapsedilenlerthose imprisoned
🇹🇷 26:29 Firavun: "Benden başkasını ilâh tutarsan, andolsun ki seni zindana kapatılmışlardan ederim" dedi.
(Musa) dediHe saidsana getirsem de mi?Even ifsize getiririmI bring youbir şeysomethingapaçıkmanifest
🇹🇷 26:30 Musa sordu: "Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı?"
(Fir'avn) dediHe saidgetirThen bringonuiteğerifisenyou aredoğrulardanofdoğru söyleyenlerthe truthful
🇹🇷 26:31 Firavun: "Haydi getir onu bakayım, doğrulardan isen" dedi.
sonra attıSo he threwasasınıhis staffbir de (baktılar ki)and beholdoItbir ejderha(was) a serpentapaçıkmanifest
🇹🇷 26:32 Bunun üzerine Musa asâsını bırakıverdi; apaçık bir ejderha oluverdi.
ve çıkardıAnd he drew outelinihis handişteand beholdo (da)Itparıl parıl parlıyor(du)(was) whitebakanlarafor the observers
🇹🇷 26:33 Elini de (koynundan) çekti çıkardı; bakanlara bembeyaz (görünen, nur saçan bir şey) oluverdi.
(Fir'avn) dediHe saidileri gelenlereto the chiefsçevresindekiaround himşüphesizIndeedbuthisbir büyücüdür(is) surely a magicianbilenlearned
🇹🇷 26:34 Firavun çevresinde bulunan ileri gelenlere: "Bu dedi, herhalde çok bilgili bir sihirbaz!"
istiyorHe wantssizi çıkarmaktosizi çıkarırlardrive you outtoprağınızdanfromyurdunuzyour landbüyüsüyleby his magico halde ne?so whatbuyurursunuz(do) you advise
🇹🇷 26:35 "Sizi sihriyle yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Şimdi ne buyurursunuz?"
dediler kiThey saidonu bekletPostpone himve kardeşiniand his brotherve gönderand sendkentlereinşehirlerthe citiestoplayıcılargatherers
🇹🇷 26:36 Dediler ki: "Bunu ve kardeşini eğle, şehirlere de toplayıcılar gönder."
sana getirsinlerThey (will) bring to youbütüneverybüyücülerimagicianbilginlearned
🇹🇷 26:37 "Bütün bilgiç sihirbazları sana getirsinler."
ve bir araya getirildiSo were assembledbüyücülerthe magiciansbelirlenen vaktindefor (the) appointmentbir günün(on) a daybelliwell-known
🇹🇷 26:38 Böylece, sihirbazlar belli bir günün tayin edilen vaktinde bir araya getirildi.
ve denildiAnd it was saidhalka dato the peoplemusunuz?Willsiz deyoutoplanıyorassemble
🇹🇷 26:39 Halka, "Siz de toplanıyor musunuz? (Haydi çabuk olun)" denildi.
umarız kiThat we mayonlara uyarızfollowbüyücülerethe magicianseğerifisethey areonlarthey areüstün gelirlerthe victorious
🇹🇷 26:40 "Üstün gelirlerse herhalde sihirbazlara uyarız" dediler.
ne zaman kiSo whengeldi(ler)camebüyücülerthe magiciansdedilerthey saidFir'avn'ato Firaunvar değil mi?Is therebizefor usbir ücreta rewardeğerifolursakwe arebizwe areüstün gelenlerthe victorious
🇹🇷 26:41 Sihirbazlar geldiklerinde Firavun'a "Şayet biz üstün gelirsek, muhakkak bize bir ücret vardır, değil mi?" dediler.
dediHe saidevetYesşüphesiz sizand indeed youo takdirdethenyakınlardan olacaksınızsurely (will be) ofyakınlaştırılmışlarthe ones who are brought near
🇹🇷 26:42 Firavun cevaben: "Evet, o takdirde hiç şüphe etmeyin, gözde kimselerden olacaksınız" dedi.
dediSaidonlarato themMusaMusaatınThrowşeyiwhatsizyouatacağınız(are) going to throw
🇹🇷 26:43 Musa onlara "Atın, ne atacaksanız" dedi.
sonra attılarSo they threwiplerinitheir ropesve değnekleriniand their staffsve dedilerand saidşerefineBy the mightFir'avn'ın(of) Firaunbizindeed, weelbette bizsurely, wegalib geleceğiz(are) the victorious
🇹🇷 26:44 Bunun üzerine iplerini ve değneklerini attılar ve "Firavun'un kudreti hakkı için şüphesiz elbette bizler galip geleceğiz" dediler.
attıThen threwMusaMusaasasınıhis staffbirdenand beholdoItyutmağa başladıswallowedşey(ler)iwhatonların uydurduklarıthey falsified
🇹🇷 26:45 Ardından Musa asâsını attı; bir de ne görsünler, onların uydurduklarını yutuyor!
derhal kapandılarThen fell downbüyücülerthe magicianssecdeyeprostrate
🇹🇷 26:46 Sihirbazlar derhal secdeye kapandılar.
dedilerThey saidinandıkWe believeRabbinein (the) Lordalemlerin(of) the worlds
🇹🇷 26:47 "İman ettik, dediler, Âlemlerin Rabbine "
RabbineLordMusa'nın(of) Musave Harun'unand Harun
🇹🇷 26:48 "Musa ve Harun'un Rabbine!"
(Fir'avn) dediHe saidinandınız mı?You believedonain himöncebeforeben izin vermeden[that]izin verdimI gave permissionsizeto youşüphesiz OIndeed, hebüyüğünüzdür(is) surely your chiefsize öğretenwhosize öğrettihas taught youbüyüyüthe magicöyleyse yakındaso surely soonbileceksinizyou will knowmutlaka keseceğimI will surely cut offelleriniziyour handsve ayaklarınızıand your feetçapraz olarakofkarşı karşıyaopposite sidesve asacağımand I will surely crucify youhepiniziall
🇹🇷 26:49 Firavun (kızgınlık içinde) dedi ki: "Ben size izin vermeden O'na iman ettiniz ha! Anlaşıldı ki o size sihri öğreten büyüğünüzmüş! Ama şimdi bileceksiniz: Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama ke stireceğim, hepinizi çarmıha gerdireceğim!"
dedilerThey saidyokNozararharmmuhakkak bizIndeed, weRabbimizetoRabbimizour Lorddöneceğiz(will) return
🇹🇷 26:50 "Zararı yok dediler nasıl olsa biz Rabbimize döneceğiz."
şüphesiz bizIndeed, weumarızhopebağışlayacağınıthatbağışlayacakwill forgivebiziusRabbimizinour Lordhatalarımızıour sinsiçinbecauseolduğumuzwe areilk(the) firstinananlar(of) the believers
🇹🇷 26:51 "Herhalde biz müminlerin evveli olduğumuzdan dolayı, Rabbimizin bize mağfiret buyuracağını ümit ederiz"
ve vahyettikAnd We inspiredMusa'yatoMusaMusadiye[that]geceleyin yürütTravel by nightkullarımıwith My slavessiz mutlakaindeed, youtakibedileceksiniz(will be) followed
🇹🇷 26:52 Biz, Musa'ya: "Kullarımı geceleyin yola çıkar, çünkü takip edileceksiniz" diye vahyettik.
sonra gönderdiThen sentFir'avnFiraunkentlereinşehirlerthe cities(asker) toplayıcılargatherers
🇹🇷 26:53 Firavun da şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi:
şüphesizIndeedşunlarthesetopluluktur(are) certainly a bandaz birsmall
🇹🇷 26:54 "Esasen bunlar, sayıları azar azar, bölük pörçük bir cemaattır."
ve elbette onlarAnd indeed, theybizi[to] uskızdırmaktadırlar(are) surely enraging
🇹🇷 26:55 "(Böyle iken) hakkımızda çok gayz (öfke) besliyorlar. "
ve mutlaka biz;And indeed, webir cemaatiz(are) surely a multitudeihtiyatlıforewarned
🇹🇷 26:56 "Biz ise, elbette uyanık (ve tekvücut) bir cemaatız." (diyor ve dedirtiyordu.)
böylece biz onları çıkardıkSo We expelled thembahçeler(in)denfrombahçelergardensve çeşmeler(inden)and springs
🇹🇷 26:57 Ama (sonunda) biz, onları (Firavun ve kavmini) bahçelerden, pınarlardan,
ve hazineler(inden)And treasuresve yer(lerinden)and a placeo güzelhonorable
🇹🇷 26:58 Hazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık.
böyleceThusbunları miras yaptıkAnd We caused to inherit themoğullarına(the) Children of Israelİsrail(the) Children of Israel
🇹🇷 26:59 Ve onlara İsrail oğullarını mirasçı yaptık.
onların ardına düştülerSo they followed themgüneş doğarken(at) sunrise
🇹🇷 26:60 Derken (Firavun ve adamları) güneş doğmuştu ki, onların ardına düştüler.
ne zaman kiThen whenbirbirini görüncesaw each otheriki toplulukthe two hostsdedi(ler)saidadamları(the) companionsMusa'nın(of) Musaşüphesiz bizIndeed, weişte yakalandık(are) surely to be overtaken
🇹🇷 26:61 İki topluluk birbirini görünce, Musa'nın adamları "Eyvah, yakalandık! dediler.
(Musa) dediHe saidhayırNayşüphesizindeedbenimle beraberdirwith meRabbim(is) my Lordbana yol gösterecektirHe will guide me
🇹🇷 26:62 Musa: "Hayır, aslâ! dedi, Rabbim şüphesiz benimledir, bana yolunu gösterecektir."
diye vahyettikThen We inspiredMusa'yatoMusaMusavur[that]vurStrikedeğneğinlewith your staffdenizethe seasonra yarıldıSo it partedve olduand becamehereachbölümpartbir dağ gibilike the mountainkocaman[the] great
🇹🇷 26:63 Bunun üzerine Musa'ya "Vur asân ile denize" diye vahyettik; vurunca bir infilak etti, her bölük koca bir dağ gibi oluverdi,
ve yaklaştırdıkAnd We brought nearburayathereötekilerithe others
🇹🇷 26:64 Ötekilerini de buraya yanaştırıvermiştik.
ve kurtardıkAnd We savedMusa'yıMusave olanlarıand whoberaberinde(were) with himhepsiniall
🇹🇷 26:65 Musa ve beraberindekilerin hepsini kurtardık,
sonraThenboğdukWe drownedötekilerinithe others
🇹🇷 26:66 Sonra da ötekileri suda boğduk.
muhakkak kiIndeedvardırinbundathatbir ibretsurely (is) a Signamabut notçoklarıareçoğumost of theminanmazlarbelievers
🇹🇷 26:67 Şüphesiz bunda bir âyet (ibret) vardır; ama çokları iman etmiş değillerdir.
ve şüphesizAnd indeedRabbinyour LordO'dursurely Heüstün olan(is) the All-Mightymerhamet edenthe Most Merciful
🇹🇷 26:68 Ve şüphesiz, işte o Rabbin, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
okuAnd reciteonlarato themhaberini(the) newsİbrahim'in(of) Ibrahim
🇹🇷 26:69 (Resulüm!) onlara İbrahim'in kıssasını da naklet.
haniWhendemiştihe saidbabasınato his fatherve kavmineand his peopleneye?Whattapıyorsunuz(do) you worship
🇹🇷 26:70 Hani o, babasına ve kavmine, "Neye tapıyorsunuz?" demişti.
dedilerThey saidtapıyoruzWe worshipputlaraidolsduruyoruzso we will remainonların önündeto themibadetedevoted
🇹🇷 26:71 "Birtakım putlara taparız da onlar sayesinde toplanırız" dediler.
dedi kiHe saidonlar sizi işitiyorlarmı?Dosizi işitirlerthey hear youzamanwhendu'a ettiğinizyou call
🇹🇷 26:72 İbrahim "Peki, dedi, yalvardığınızda onlar sizi işitiyorlar mı?"
yahutOrsize fayda verebiliyorlar (mı?)(do) they benefit youveyaorzarar verebiliyorlar( mı)?they harm (you)
🇹🇷 26:73 "Veya size fayda veya zararları olur mu?"
dedilerThey saidhayırNaybuldukbut we foundbabalarımızıour forefathersböylelike that yaparlarkendoing
🇹🇷 26:74 "Yok, dediler, ama biz babalarımızı böyle yapar bulduk."
dediHe saidgördünüz mü?Do you seeneyewhattapıyorsunuzyou have beenibadet ederekworshipping
🇹🇷 26:75 İbrahim dedi ki: "İyi ama, ister sizin, ister önceki atalarınızın olsun, neye taptığınızı (biraz olsun) düşündünüz mü?"
sizYouve atalarınızand your forefatherseskiand your forefathers
🇹🇷 26:76 İbrahim dedi ki: "İyi ama, ister sizin, ister önceki atalarınızın olsun, neye taptığınızı (biraz olsun) düşündünüz mü?"
onlarIndeed, theydüşmanımdır(are) enemiesbenimto meyalnız hariçexceptRabbi(the) Lordalemlerin(of) the worlds
🇹🇷 26:77 "Hep onlar benim düşmanımdır; ancak âlemlerin Rabbi (benim dostumdur)"
beni yaratanThe One Whobeni yarattıcreated meO'durand Hebana yol gösterenguides me
🇹🇷 26:78 "O ki, beni yaratan ve bana doğru yolu gösterendir,"
veAnd the One WhoO'dur[He]bana yedirengives me foodve içirenand gives me drink
🇹🇷 26:79 "Beni yediren, içirendir,"
ve zamanAnd whenhastalandığımI am illO'durthen Hebana şifa verencures me
🇹🇷 26:80 "Hastalandığım zaman bana O, şifâ verir."
O'durAnd the One Whobeni öldürecek olanwill cause me to diesonrathendiriltecek olanhe will give me life
🇹🇷 26:81 "O ki, benim canımı alacak, sonra diriltecektir. "
ve O'durAnd the One Who umduğumI hopeafftmesinithatbağışlayacakHe will forgivebenifor mehatamımy faultsgünü(on the) Daydin (ceza)(of) the Judgment
🇹🇷 26:82 "Ve hesap günü, hatamı bağışlayacağını umduğumdur."
RabbimMy LordverGrantbana[for] mehükümwisdomve beni katand join meSalihler arasınawith the righteous
🇹🇷 26:83 "Ya Rab! Bana hikmet (hüküm) ver ve beni iyiler (zümresin)e kat."
ve nasib eyleAnd grantbana[for] medilia mentiondoğruluk(of) honoriçindeamongsonra gelenlerthe later (generations)
🇹🇷 26:84 "Sonra gelecekler içinde beni doğrulukla anılanlardan eyle!"
ve beni kılAnd make mevarislerindenofmirasçılar(the) inheritorscennetinin(of) Garden(s)ni'met(i bol olan)(of) Delight
🇹🇷 26:85 "Ve beni naîm (nimeti bol) cennetin varislerinden eyle!"
ve bağışlaAnd forgivebabamımy fatherçünkü oIndeed, he-dandırissapıklardandırofsapanlarthose astray
🇹🇷 26:86 "Babamı da bağışla, çünkü o yanlış gidenlerdendir. "
beni utandırmaAnd (do) notbeni rezil etmedisgrace megün(on the) Daydiriltileceklerithey are resurrected
🇹🇷 26:87 "(İnsanların) diriltilecekleri gün, beni mahcub etme."
o gün(The) Dayfayda vermeznotfayda verirwill benefit(ne) malwealthne deand notoğullarsons
🇹🇷 26:88 "O gün ki ne mal fayda verir ne oğullar!"
dışındakineExceptkimse(he) whogetirencomesAllah'a(to) Allahkalbwith a heartsağlam ve temizsound
🇹🇷 26:89 "Ancak Allah'a temiz bir kalple gelenler o günde (kurtuluşa erer)."
ve yaklaştırılırAnd (will be) brought nearcennetthe Paradisemuttakiler içinfor the righteous
🇹🇷 26:90 (O gün) Cennet müttakilere yaklaştırılmıştır.
ve karşısına çıkarılırAnd (will be) made manifestcehennemthe Hellfireazgınlarınto the deviators
🇹🇷 26:91 Azgınlar için de cehennem hortlatılmıştır.
ve denilirAnd it will be saidonlarato themhani nerede?Whereşeyler(is) thattaptıklarınızyou usedibadet etmek(to) worship
🇹🇷 26:92 Onlara, "Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, hani nerede? Size yardım edebiliyorlar mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?" denilir.
başkasıBesides AllahAllah'tan başkaBesides AllahAllah'tanBesides Allahsize yardım ediyorlarmı?Cansize yardım ederlerthey help youyahutorkendilerine yardımları dokunuyor (mu?)help themselves
🇹🇷 26:93 Onlara, "Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, hani nerede? Size yardım edebiliyorlar mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?" denilir.
tepe taklak atılırlarThen they will be overturnedorayainto itonlartheyve azgınlarand the deviators
🇹🇷 26:94 Ve arkasından hep onlar (putlar ve azgınlar) o cehennemin içine fırlatılmaktadırlar.
ve askerleriAnd (the) hostsİblis'in(of) Iblisbütünall together
🇹🇷 26:95 Ve bütün o İblis orduları onun içinde birbirleriyle çekişirlerken dediler ki:
derler kiThey (will) sayonlarwhile theyoradain itçekişerek(are) disputing
🇹🇷 26:96 Ve bütün o İblis orduları onun içinde birbirleriyle çekişirlerken dediler ki:
vallahiBy Allahgerçektenindeedbiz -imişizwe wereiçindesurely inbir sapıklıkerrorapaçıkclear
🇹🇷 26:97 "Vallahi biz, gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz."
çünküWhensizi eşit tutuyordukwe equated youRabbinewith (the) Lordalemlerin(of) the worlds
🇹🇷 26:98 "Çünkü biz sizi, âlemlerin Rabbi ile bir seviyede tutuyorduk."
bizi saptıramazlarAnd notbizi saptırdımisguided usbaşkasıexceptsuçlulardanthe criminals
🇹🇷 26:99 "Ve bizi hep o günahkarlar saptırdı."
artık yokturSo (now) notbizimwe haveşefa'atçilerimizanyşefaatçilerintercessors
🇹🇷 26:100 "Bak bizim için ne şefaatçiler var,"
ve yokturAnd notbir dostumuza friendsıcakclose
🇹🇷 26:101 "Ne de yakın bir dost."
ah keşkeThen ifbizim için olsathatbizde vardıwe hadbir (dönüş) dahaa returnve olsakthen we could beinananlardanofmüminlerthe believers
🇹🇷 26:102 "Ah keşke (dünyaya) bir kere daha dönebilsek de, müminlerden olabilseydik."
muhakkak kiIndeedvardırinbundathatbir ibretsurely is a Signama yinebut notolmazlarareçoklarımost of theminananlardanbelievers
🇹🇷 26:103 Şüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır; oysa çokları iman etmiş değillerdir.
şüphesizAnd indeedRabbinyour LordO'dursurely Heüstün olan(is) the All-Mightymerhamet edenthe Most Merciful
🇹🇷 26:104 Ve şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
yalanladıDeniedkavmi(the) peopleNuh(of) Nuhgönderilen elçilerithe Messengers
🇹🇷 26:105 Nuh kavmi de peygamberleri yalancılıkla itham etti.
haniWhendemiştisaidonlarato themkardeşleritheir brotherNûhNuhkorunmaz mısınız?Will notsakınırsınızyou fear (Allah)
🇹🇷 26:106 Hani kardeşleri Nuh onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız?"
muhakkak benIndeed, I amsizin içinto youbir elçiyima Messengergüvenilirtrustworthy
🇹🇷 26:107 "Haberiniz olsun ki ben, size gönderilmiş güvenilir bir Peygamberim.
korkunSo fearAllah'tanAllahve bana ita'at edinand obey me
🇹🇷 26:108 "Gelin artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin."
veAnd notben sizden istemiyorumI ask (of) youbuna karşıfor ithiçanybir ücretpaymentyokturNotbana bir ücret(is) my paymentbaşkabutait olandanfromRabbine(the) Lordalemlerin(of) the worlds
🇹🇷 26:109 "Buna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafaatımı verecek olan ancak, âlemlerin Rabbidir."
öyle ise korkunSo fearAllah'tanAllahve bana ita'at edinand obey me
🇹🇷 26:110 "Gelin, artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin."
dediler kiThey saidbiz inanır mıyız?Should we believesanain youuymuşkenwhile followed youbayağı kimselerthe lowest
🇹🇷 26:111 "Â, dediler, senin ardına hep düşük kimseler düşmüşken, biz sana hiç inanır mıyız?"
dedi kiHe saidveAnd whatben bilmem(do) I knowşeyleriof whatolduklarıthey usedonların yapıyor(to) do
🇹🇷 26:112 Nuh dedi ki: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur."
doğrusuVerilyonların hesabıtheir accountancak(is) butaittiruponRabbimemy Lordeğerifdüşünürsenizyou perceive
🇹🇷 26:113 "Onların hesabı ancak Rabbime aittir. Düşünsenize!"
ve değilimAnd notbenI amkovacakthe one to drive awayinananlarıthe believers
🇹🇷 26:114 "Hem ben iman edenleri kovmaya memur değilim."
değilimNotbenI ambaşkabutbir uyarıcı(dan)a warnerapaçıkclear
🇹🇷 26:115 "Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım."
dedilerThey saideğerIfvazgeçmezsennotvazgeçersinizyou desistey NuhO Nuhmutlaka olacaksınSurely you will betaşlananlardanoftaşlananlarthose who are stoned
🇹🇷 26:116 Dediler ki: "Ey Nuh! Eğer vazgeçmezsen, iyi bil ki, taşa tutulanlardan olacaksın!"
(Nuh) dediHe saidRabbimMy LordşüphesizIndeedkavmimmy peoplebeni yalanladıhave denied me
🇹🇷 26:117 Nuh: "Rabbim! dedi, kavmim beni yalancılıkla itham etti."
o halde açSo judgebenimlebetween meonların arasınıand between them(kesin hükümle) açarak(with decisive) judgmentve beni kurtarand save meve bulunanlarıand whobenimle beraber(are) with memü'minlerdenofmüminlerthe believers
🇹🇷 26:118 "Artık benimle onların arasında sen hükmünü ver. Beni ve beraberimdeki müminleri kurtar."
biz de onu kurtardıkSo We saved himve bulunanlarıand whoonunla beraber(were) with himiçindeingemithe shipdoluladen
🇹🇷 26:119 Bunun üzerine biz de onu ve beraberindekileri, o dolu gemide taşıyarak kurtardık.
sonraThenboğdukWe drownedbunun ardındanthereaftergeride kalanlarıthe remaining ones
🇹🇷 26:120 Sonra da arkasında kalanları suda boğduk.
muhakkak kiIndeedvardırinbundathatbir ibretsurely, (is) a signama yinebut notdeğildirareçoklarımost of theminananlardanbelievers
🇹🇷 26:121 Şüphesiz bunda mutlak bir âyet (alınacak ders) vardır; ama çokları iman etmiş değillerdir.
ve şüphesizAnd indeedRabbinyour Lordişte O'dursurely, Heüstün olan(is) the All-Mightymerhamet edenthe Most Merciful
🇹🇷 26:122 Ve şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
yalanladıDeniedAd (kavmi) de(the people) of Aadgönderilen elçilerithe Messengers
🇹🇷 26:123 Âd (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla itham etti.
haniWhendemiştisaidonlarato themkardeşleritheir brotherHûdHudkorunmaz mısınız?Will notsakınırsınızyou fear (Allah)
🇹🇷 26:124 Hani kardeşleri Hûd onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız?"
şüphesiz benIndeed, I amsizin içinto youbir elçiyima Messengergüvenilirtrustworthy
🇹🇷 26:125 "Haberiniz olsun ki ben, size gönderilmiş, güvenilir bir Peygamberim."
korkunSo fearAllah'tanAllahve bana ita'at edinand obey me
🇹🇷 26:126 "Gelin artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin."
ben sizden istemiyorumAnd notsizden isterimI ask youbuna karşıfor ithiçanybir ücretpaymentbenim ücretimNotbenim ücretim(is) my paymentancakexceptaittirfromRabbine(the) Lordalemlerin(of) the worlds
🇹🇷 26:127 "Buna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan ancak âlemlerin Rabbidir. "
siz yapıyor musunuz?Do you constructheron everytepeye (yol üzerine)elevationbir işaret (saraylar)a signeğleniyor (musunuz?)amusing yourselves
🇹🇷 26:128 "Siz her tepeye bir alâmet bina edip eğlenir durur musunuz?"
ve ediniyorsunuzAnd take for yourselvesköşkler (ve müstahkem kaleler)strongholdsbelkithat you mayebedi yaşarsınız diyelive forever
🇹🇷 26:129 "Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz?"
ve zamanAnd whenyakaladığınızyou seizeyakalıyorsunuzyou seizezorbalar gibi(as) tyrants
🇹🇷 26:130 "Hem tuttuğunuz zaman merhametsiz zorbalar gibi tutuyorsunuz."
o halde korkunSo fearAllah'tanAllahve bana ita'at edinand obey me
🇹🇷 26:131 "Artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin."
ve korkunAnd fearkimsedenthe One Whosize bol bol verenhas aided youşeyleri (ni'metleri)with whatbildiğinizyou know
🇹🇷 26:132 "O Allah'tan korkun ki, size o bildiğiniz şeyleri vermekte,"
ki O size vermiştirHe has aided youdavarlarwith cattleve oğullarand children
🇹🇷 26:133 "Davarlar, oğullar,"
ve bahçelerAnd gardensve çeşmelerand springs
🇹🇷 26:134 "Cennet gibi bağlar, bahçeler, pınarlar ihsan etmektedir."
doğrusu benIndeed, Ikorkuyorum[I] fearsizefor youazabından(the) punishmentbir günün(of) a DaybüyükGreat
🇹🇷 26:135 "Cidden ben sizin hakkınızda büyük bir günün azabından korkuyorum."
dediler kiThey saidaynıdır(It is) samebizceto usöğüt versen dewhether you adviseveyaorolmasan danotsizyou areöğüt verenlerdenoföğüt verenlerthe advisors
🇹🇷 26:136 "Dediler ki: "Sen ha vaaz etmişsin, ha vaaz edenlerden olmamışsın, bizce birdir."
değildirNotbu (davranışımız)(is) thisbaşkabutahlakı(ndan)(the) customevvelkilerin(of) the former (people)
🇹🇷 26:137 "Bu sırf eskilerin âdetidir."
ve değilizAnd notbizweazaba uğratılacak(are) the ones to be punished
🇹🇷 26:138 "Biz azaba uğratılacak da değiliz."
onu yalanladılarSo they denied himbiz de onları helak ettikthen We destroyed themmuhakkak kiIndeedvardırinbundathatbir ibretsurely, is a signama yinebut notdeğildirareçoklarımost of theminananlardanbelievers
🇹🇷 26:139 Böylece onu yalancı saydılar; biz de kendilerini helak ettik. Şüphesiz bunda mutlak bir âyet (alınacak bir ders) vardır, ama çokları iman etmiş değillerdir.
şüphesizAnd indeedRabbinyour Lordişte O'dursurely, Heüstün olan(is) the All-Mightymerhamet edenthe Most Merciful
🇹🇷 26:140 Ve şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
yalanladıDeniedSemud (kavmi) deThamudgönderilen elçilerithe Messengers
🇹🇷 26:141 Semûd (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla itham etti.
haniWhendemişti kisaidonlarato themkardeşleritheir brotherSalihSalihkorunmaz mısınız?Will notsakınırsınızyou fear (Allah)
🇹🇷 26:142 Hani kardeşleri Salih onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız?"
doğrusu benIndeed, I amsizin içinto youbir elçiyima Messengergüvenilirtrustworthy
🇹🇷 26:143 "Haberiniz olsun ki ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."
korkunSo fearAllah'tanAllahve bana ita'at edinand obey me
🇹🇷 26:144 "Gelin artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin."
ben sizden istemiyorumAnd notsizden isterimI ask youbuna karşıfor ithiçanybir ücretpaymentbenim ücretimNotbenim ücretim(is) my paymentyalnızexceptaittirfromRabbine(the) Lordalemlerin(of) the worlds
🇹🇷 26:145 "Buna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan ancak âlemlerin Rabbidir."
bırakılacağınızı mı sanıyorsunuz?Will you be leftiçindeinburadawhatburadadır(is) heregüvensecure
🇹🇷 26:146 "Siz burada güven içinde bırakılacak mısınız?"
içindeInbahçelergardensve çeşme başlarındaand springs
🇹🇷 26:147 "Bahçelerin, pınarların içinde,"
ve ekinler arasındaAnd cornfieldsve hurmalıklardaand date-palmstomurcukluits spadixyumuşaksoft
🇹🇷 26:148 "Ekinlerin, salkımları sarkmış hurmalar arasında,"
ve yontuyorsunuzAnd you carvedağlardanofdağlarthe mountainsevlerhousesustalıklaskillfully
🇹🇷 26:149 Ki bir de dağlardan keyifli keyifli kâşâneler oyuyorsunuz."
korkunSo fearAllah'tanAllahve bana ita'at edinand obey me
🇹🇷 26:150 "Gelin! Allah'tan korkun da bana itaat edin."
uymayınAnd (do) notitaat edinobeyemrine(the) commandaşırıların(of) the transgressors
🇹🇷 26:151 "Yeryüzünde bozgunculuk yapıp dirlik düzenlik vermeyen bozguncuların emrine uymayın."
kimselerinThose whobozgunculuk yapanspread corruptionyeryüzündeinyeryüzüthe earthveand (do) notıslah etmeyenlerinreform
🇹🇷 26:152 "Yeryüzünde bozgunculuk yapıp dirlik düzenlik vermeyen bozguncuların emrine uymayın."
dedilerThey saiddoğrusuOnlysenyouiyice büyülenmişlerdensin(are) ofbüyülenmişlerthose bewitched
🇹🇷 26:153 "Sen dediler, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin!"
değilsinNotsenyoubaşka(are) exceptbir insandana manbizim gibilike usbize getirso bringbir mu'cizea signeğerifisenyoudoğrulardan(are) ofdoğru söyleyenlerthe truthful
🇹🇷 26:154 "Sen de ancak bizim gibi bir beşersin. Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi bize bir âyet (mucize) getir."
dedi kiHe saidişte buThisdişi devedir(is) a she-camelonun vardırFor hersu içme hakkı(is a share of) drinkve sizin vardırand for yousu içme hakkı(is a share of) drinkbir gün(on) a daybelliknown
🇹🇷 26:155 Salih "İşte (mucize) bu dişi devedir; su içme hakkı (bir gün) onundur, belli bir günün içme hakkı da sizin" dedi.
sakınAnd (do) notona dokundurmayıntouch herbir kötülükwith harmsonra sizi yakalarlest seize youazabı(the) punishmentbir günün(of) a DaybüyükGreat
🇹🇷 26:156 "Sakın ona bir kötülükle ilişmeyin, yoksa sizi büyük bir günün azabı yakalayıverir."
nihayet onu kestilerBut they hamstrung herama oldularthen they becamepişmanregretful
🇹🇷 26:157 Derken onu kestiler; fakat pişman da oldular.
ve onları yakaladıSo seized themazabthe punishmentmuhakkak kiIndeedvardırinbundathatbir ibretsurely is a signama yinebut notdeğildirareçoklarımost of theminananlardanbelievers
🇹🇷 26:158 Çünkü kendilerini azap yakalayıverdi. Şüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır, ama çokları iman etmiş değillerdir.
şüphesizAnd indeedRabbinyour Lordişte O'dursurely Heüstün olan(is) the All-Mightymerhamet edenthe Most Merciful
🇹🇷 26:159 Ve şüphesiz Rabbin, işte O mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
yalanladıDeniedkavmi(the) peopleLut(of) Lutgönderilen elçilerithe Messengers
🇹🇷 26:160 Lût (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla itham etti.
haniWhendemiştisaidonlarato themkardeşleritheir brotherLûtLutkorunmaz mısınız?Will notsakınırsınızyou fear (Allah)
🇹🇷 26:161 Hani kardeşleri Lût onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan kormaz mısınız?"
şüphesiz benIndeed, I amsizin içinto youbir elçiyima Messengergüvenilirtrustworthy
🇹🇷 26:162 "Haberiniz olsun ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."
korkunSo fearAllah'tanAllahve bana ita'at edinand obey me
🇹🇷 26:163 "Gelin artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin."
ben sizden istemiyorumAnd notsizden isterimI ask youbuna karşıfor ithiçanybir ücretpaymentbenim ücretimNotbenim ücretim(is) my paymentyalnızexceptaittirfromRabbine(the) Lordalemlerin(of) the worlds
🇹🇷 26:164 "Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan ancak âlemlerin Rabbidir."
erkeklere-mi gidiyorsunuz?Do you approacherkeklerethe malesiçindeamongalemlerinthe worlds
🇹🇷 26:165 "İnsanlar içinden erkeklere mi gidiyorsunuz?"
ve bırakıyor (musunuz?)And you leaveşeyleriwhatyarattığıcreatedsizin içinfor youRabbinizinyour Lordeşleriniziofeşlerinizyour matesbilakisNaysizyoubir kavimsiniz(are) a peoplesınırı aşantransgressing
🇹🇷 26:166 "Bırakıyorsunuz da sizler için yarattığı eşleri! Doğrusu siz insanlıktan çıkmış bir kavimsiniz!"
dedilerThey saidandolsun eğerIfvazgeçmezsennotvazgeçersinizyou desistey LutO Lutmutlaka olacaksınSurely, you will besürülenlerdenofkovulanlarthe ones driven out
🇹🇷 26:167 Onlar şöyle dediler: "Ey Lût! (Bu davadan) vazgeçmezsen, iyi bilki, sürülenlerden olacaksın."
(Lut) dedi kiHe saidşüphesiz benIndeed, I amsizin bu işinize(of) your deedkızanlardanımoftiksinenlerthose who detest
🇹🇷 26:168 Lût "Doğrusu ben, dedi, sizin bu işinize buğzedenlerdenim."
RabbimMy Lordbeni kurtarSave meve ailemiand my familyşeylerdenfrom whatyaptıklarıthey do
🇹🇷 26:169 "Yâ Rabbi! Beni ve ailemi onların yapageldiklerin(in vebalin)den kurtar."
biz de onu kurtardıkSo We saved himve ailesiniand his familytamamenall
🇹🇷 26:170 Biz de onu ve ailesinin tamamını kurtardık,
yalnız hariçExceptbir koca karıan old womanarasında(was) amonggeride kalanlarthose who remained behind
🇹🇷 26:171 Ancak (geride) bir yaşlı kadın kaldı.
sonraThenhelak ettikWe destroyedötekilerinithe others
🇹🇷 26:172 Sonra geridekilerin hepsini helak ettik.
ve yağdırdıkAnd We rainedüzerlerineupon thembir yağmura rainçok kötü olduand evil wasyağmuru(was) the rainuyarılanların(on) those who were warned
🇹🇷 26:173 Ve üzerlerine öyle bir yağmur yağdırdık ki, (uyarılanların) o yağmuru ne kötü bir yağmurdu!
muhakkak kiIndeedvardırinbundathatbir ibretsurely is a signama yinebut notdeğildirareçoklarımost of theminananlardanbelievers
🇹🇷 26:174 Şüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır. Ama çokları iman etmiş değillerdir.
ve şüphesizAnd indeedRabbinyour Lordişte O'dursurely, Heüstün olan(is) the All-Mightymerhamet edenthe Most Merciful
🇹🇷 26:175 Ve şüphesiz Rabbin, işte O mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
yalanladıDeniedhalkı(the) companionsEyke(of the) Woodgönderilen elçilerithe Messengers
🇹🇷 26:176 Eyke halkı da peygamberleri yalancılıkla itham etti.
haniWhendemiştisaidonlarato themŞu'aybShuaibkorunmaz mısınız?Will notsakınırsınızyou fear (Allah)
🇹🇷 26:177 Hani Şuayb onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız?"
şüphesiz benIndeed, I amsizin içinto youbir elçiyima Messengergüvenilirtrustworthy
🇹🇷 26:178 "Haberiniz olsun ki ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."
korkunSo fearAllah'tanAllahve bana ita'at edinand obey me
🇹🇷 26:179 "Gelin, Allah'tan korkun ve bana itaat edin."
veAnd notben sizden istemiyorumI ask (of) youbuna karşıfor ithiçanybir ücretpaymentbenim ücretimNotbenim ücretim(is) my paymentyalnızexceptaittirfromRabbine(the) Lordalemlerin(of) the worlds
🇹🇷 26:180 "Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan yalnız âlemlerin Rabbidir."
tam yapınGive fullölçüyümeasureveand (do) notolmayınbeeksiltenlerdenofkaybettirenlerthose who cause loss
🇹🇷 26:181 "Ölçeği tam ölçün de hak yiyenlerden olmayın."
tartın;And weighterazi ilewith a balancedosdoğru[the] even
🇹🇷 26:182 "Ve doğru terazi ile tartın."
veAnd (do) notkısmayındepriveinsanlarınpeoplehaklarını(of) their thingsveand (do) notkarışıklık çıkarmayıncommit evilyeryüzündeinyeryüzüthe earthbozgunculuk yaparakspreading corruption
🇹🇷 26:183 "Halkın eşyalarını değerinden düşürmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın."
ve korkunAnd fearsizi yaratandanthe One Whosizi yarattıcreated youve nesilleriand the generationsöncekithe former
🇹🇷 26:184 "O sizi ve sizden önceki nesilleri yaratan Allah'tan korkun."
dediler kiThey saidmuhakkakOnlysenyouiyice büyülenmişlerdensin(are) ofbüyülenmişlerthose bewitched
🇹🇷 26:185 Onlar şöyle dediler: "Sen, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin."
ve değilsinAnd notsenyoubaşka bir şey(are) exceptbir insandana manbizim gibilike usveand indeedbiz seni sanıyoruzwe think youmutlaka yalancılardansurely (are) ofyalancılarthe liars
🇹🇷 26:186 "Sen de bizim gibi bir beşerden başka nesin? Bil ki, biz seni ancak yalancılardan biri sayıyoruz."
o halde düşürThen cause to fallüzerimizeupon usparçalarfragmentsgöktenofgökthe skyeğerifisenyou aredoğrulardanofdoğru söyleyenlerthe truthful
🇹🇷 26:187 "Şayet doğru sözlülerden isen, üstümüze gökten bir parça düşürüver."
dediHe saidRabbimMy Lorddaha iyi bilirknows bestşeyiof whatyaptığınızyou do
🇹🇷 26:188 Şuayb, "Rabbim, yaptıklarınızı en iyi bilendir" dedi.
fakat onu yalanladılarBut they denied himnihayet onları yakaladıso seized themazabı(the) punishmentgününün(of the) daygölge(of) the shadowgerçekten oIndeed, itidiwasazabı(the) punishmentbir günün(of) a DaybüyükGreat
🇹🇷 26:189 Hülasa, onu yalancı saydılar da kendilerini o gölge gününün azabı yakalayıverdi. O cidden büyük bir günün azabı idi!
muhakkak kiIndeedvardırinbundathatbir ibretsurely, is a signama yinebut notdeğildirareçoklarımost of theminananlardanbelievers
🇹🇷 26:190 Şüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır. Ama çokları iman etmiş değillerdir.
ve şüphesizAnd indeedRabbinyour Lordişte O'dursurely, Heüstün olan(is) the All-Mightymerhamet edenthe Most Merciful
🇹🇷 26:191 Ve şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
muhakkak ki o (Kur'an)And indeed, itindirmesidirsurely, is a RevelationRabbinin(of the) Lordalemlerin(of) the worlds
🇹🇷 26:192 Ve muhakkak ki bu (Kur'ân) âlemlerin Rabbinin indirmesidir.
indirdiHas brought it downonuHas brought it downRuhu'(l-Emin)the Spirit(Ruhu')l-Emin[the] Trustworthy
🇹🇷 26:193 (Resulüm!) Onu Rûhu'lemin (Cebrail) indirdi;
senin kalbineUponkalbinyour heartolman içinthat you may beuyarıcılardanofuyarıcılarthe warners
🇹🇷 26:194 Uyarıcılardan olasın diye senin kalbin üzerine;
bir dilleIn languageArapçaArabicapaçıkclear
🇹🇷 26:195 Açık parlak bir Arapça lisan ile.
şüphesiz oAnd indeed, itvardırsurely, (is) inKitaplarında(the) Scripturesevvelkilerin(of) the former (people)
🇹🇷 26:196 O, şüphesiz daha öncekilerin kitaplarında da vardı.
değil mi?Is it notdeğil miIs it notonlar içinto thembir delila signonu bilmesithatonu bilirlerknow itbilginlerinin(the) scholarsoğulları(of the) Childrenİsrail(of) Israel
🇹🇷 26:197 İsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi, onlar için bir âyet (delil) değil midir?
ve şayetAnd ifbiz onu indirseydikWe (had) revealed itüzerinetobirianyyabancılardan(of) the non-Arabs
🇹🇷 26:198 Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik de, bunu o okusaydı, yine de ona iman etmezlerdi.
onu okusaydıAnd he (had) recited itonlarato themolmazlardınotyaparlardıthey wouldonain itinanıyor(be) believers
🇹🇷 26:199 Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik de, bunu o okusaydı, yine de ona iman etmezlerdi.
öyleceThusbiz onu soktukWe have inserted itiçineintokalbleri(the) heartssuçluların(of) the criminals
🇹🇷 26:200 Böylece onu günahkarların kalplerine soktuk. (okuyup anladılar, ama yine de) acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler.
inanmazlarNotiman edeceklerthey will believeonain itkadaruntilgörünceyethey seeazabıthe punishmentacıklı[the] painful
🇹🇷 26:201 Böylece onu günahkarların kalplerine soktuk. (okuyup anladılar, ama yine de) acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler.
(azab) onlara gelir deAnd it will come to themansızınsuddenlyonlarwhile theyhiç(do) notfarkında olmazlarperceive
🇹🇷 26:202 İşte bu (azab) onlara, kendileri farkında olmadan, ansızın geliverecektir.
derlerThen they will saybiz-miyiz?Arebizwesüre verilerlerden(to be) reprieved
🇹🇷 26:203 O zaman "Bize (iman etmemiz için) mühlet verilir mi acaba?... diyeceklerdir.
bizim azabımızı mı?So is it for Our punishmentacele istiyorlarthey wish to hasten
🇹🇷 26:204 (Oysa dünyada iken) Onlar bizim azabımızı çarçabuk istiyorlardı.
gödün mü?Then have you seeneğerifbiz onları yaşatsakWe let them enjoyyıllarca(for) years
🇹🇷 26:205 Gördün ya artık onlara senelerce zevk ettirsek,
sonraThenkendilerine gelsecomes to themşeywhatolduklarıthey weretehdid ediliyorpromised
🇹🇷 26:206 Sonra kendilerine vaad edilen (azab) gelip çatarsa,
yokturNot(hiç) yararı(will) availkendilerinethemşeylerinwhatolduklarıenjoyment they were givenyaşatılıyorenjoyment they were given
🇹🇷 26:207 O yaşadıkları zevkin kendilerine hiçbir faydası olmayacaktır.
veAnd notbiz helak etmedikWe destroyedhiçbiranykentitownolmayanbutonunit haduyarıcılarıwarners
🇹🇷 26:208 Bununla birlikte, biz hangi memleketi helak ettikse muhakkak onu uyarıcı (peygamberleri) olmuştur.
uyarırlardı(To) remindveand notbiz değildikWe arezulmedicilerunjust
🇹🇷 26:209 (Onlar) ihtar edilmiştir ve biz zulmetmiş değiliz.
veAnd notindirmedihave brought it downO'nu (Kur'an'ı)have brought it downşeytanlarthe devils
🇹🇷 26:210 Onu (Kur'ân'ı) şeytanlar indirmedi.
bu yaraşmazAnd notuygun düşer(it) suitsonlara[for] themve zatenand notyapamazlarthey are able
🇹🇷 26:211 Bu onlara hem yaraşmaz hem güçleri yetmez.
çünkü onlarIndeed, theyişitmektenfromişitmethe hearinguzaklaştırılmışlardır(are) surely banished
🇹🇷 26:212 Şüphesiz onlar vahyi işitmekten uzak tutulmuşlardır.
o haldeSo (do) notçağırmainvokeile beraberwithAllahAllahbir tanrıgodbaşkaanothersonra olursunlest you beazabedilenlerdenofcezalandırılanlarthose punished
🇹🇷 26:213 O halde sakın Allah ile beraber başka tanrıya kulluk edip yalvarma, yoksa azaba uğratılanlardan olursun.
ve uyarAnd warnakrabanıyour kindreden yakın[the] closest
🇹🇷 26:214 (Önce) en yakın hısımlarını uyar.
ve indirAnd lowerkanadınıyour wingkimselereto (those) whosana uyanfollow youmü'minlerdenofmüminlerthe believers
🇹🇷 26:215 Ve sana uyan müminlere kanadını indir.
şayetThen ifsana karşı gelirlersethey disobey youde kithen sayşüphesiz benIndeed, I amuzağıminnocentşeylerdenof whatsizin yaptıklarınızyou do
🇹🇷 26:216 Şayet sana karşı gelirlerse, de ki: "Ben sizin yaptıklarınızdan muhakkak uzağım."
ve tevekkül etAnd put (your) trustüzerineingalib olanthe All-Mightyve esirgeyenethe Most Merciful
🇹🇷 26:217 Sen O, mutlak galip ve engin merhamet sahibine güvenip dayan.
ki OThe One Whoseni görürsees youzamanwhennamaza durduğunyou stand up
🇹🇷 26:218 O ki, (gece namaza) kalktığın zaman seni görüyor.
ve eğilip doğrulurkenAnd your movementsiçindeamongsecde edenlethose who prostrate
🇹🇷 26:219 Ve secde edenler arasında dolaşmanı da (görüyor.)
çünküIndeed, HeO[He]işitendir(is) the All-Hearerbilendirthe All-Knower
🇹🇷 26:220 Çünkü her şeyi işiten, her şeyi bilen O'dur.
size haber vereyimmi?Shallsize haber vereyimI inform youüzerineuponkimwhomineceğinidescendşeytanlarınthe devils
🇹🇷 26:221 Şeytanların kime ineceğini size haber vereyim mi?
onlar inerlerThey descendüzerineuponhereveryyalancıliargünahkarsinful
🇹🇷 26:222 Onlar, günaha, iftiraya düşkün olan herkesin üzerine inerler.
kulak verirlerThey pass onişitilene(what is) heardve çokları daand most of themyalan söylerler(are) liars
🇹🇷 26:223 Onlar, (şeytanlara) kulak verirler ve onların çoğu yalancıdır.
ve Şa'irlerAnd the poets onlar uyarlarfollow themazgınlarathe deviators
🇹🇷 26:224 Şairler(e gelince), onlara da sapıklar uyar.
görmez misin?Do notgörürsünyou seeonlarthat theyherinhereveryvadidevalleyşaşkın şaşkın dolaşırlar[they] roam
🇹🇷 26:225 Onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve gerçekte yapmadıkları şeyleri söylediklerini görmedin mi?
ve onlarAnd that theysöylerlersayşeyleriwhatyapmayacaklarınotyaparlarthey do
🇹🇷 26:226 Onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve gerçekte yapmadıkları şeyleri söylediklerini görmedin mi?
ancak hariçExceptkimselerthose whoinanan(lar)believeve yapanlarand doiyi işlerrighteous deedsve ananlarand rememberAllah'ıAllahçokçamuchve üstün gelmeğe çalışanlarand defend themselvessonraaftersonraafterkendilerine zulmedildiktenafterzulme uğradılarthey were wrongedve yakında bileceklerdirAnd will come to knowkimselerthose whozulmeden(ler)have wrongednasıl(to) whatbir devrimlereturndevrileceklerinithey will return
🇹🇷 26:227 Ancak iman edip iyi ameller işleyenler, Allah'ı çok çok ananlar ve haksızlığa uğratıldıklarında kendilerini savunanlar müstesna; haksızlık edenler, hangi dönüşe (hangi akibete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir.
Mahmoud Khalil Al-Husary