ve nasib eyleAnd grantbana[for] medilia mentiondoğruluk(of) honoriçindeamongsonra gelenlerthe later (generations)
🇹🇷 26:84 "Sonra gelecekler içinde beni doğrulukla anılanlardan eyle!"
ve beni kılAnd make mevarislerindenofmirasçılar(the) inheritorscennetinin(of) Garden(s)ni'met(i bol olan)(of) Delight
🇹🇷 26:85 "Ve beni naîm (nimeti bol) cennetin varislerinden eyle!"
ve bağışlaAnd forgivebabamımy fatherçünkü oIndeed, he-dandırissapıklardandırofsapanlarthose astray
🇹🇷 26:86 "Babamı da bağışla, çünkü o yanlış gidenlerdendir. "
beni utandırmaAnd (do) notbeni rezil etmedisgrace megün(on the) Daydiriltileceklerithey are resurrected
🇹🇷 26:87 "(İnsanların) diriltilecekleri gün, beni mahcub etme."
o gün(The) Dayfayda vermeznotfayda verirwill benefit(ne) malwealthne deand notoğullarsons
🇹🇷 26:88 "O gün ki ne mal fayda verir ne oğullar!"
dışındakineExceptkimse(he) whogetirencomesAllah'a(to) Allahkalbwith a heartsağlam ve temizsound
🇹🇷 26:89 "Ancak Allah'a temiz bir kalple gelenler o günde (kurtuluşa erer)."
ve yaklaştırılırAnd (will be) brought nearcennetthe Paradisemuttakiler içinfor the righteous
🇹🇷 26:90 (O gün) Cennet müttakilere yaklaştırılmıştır.
ve karşısına çıkarılırAnd (will be) made manifestcehennemthe Hellfireazgınlarınto the deviators
🇹🇷 26:91 Azgınlar için de cehennem hortlatılmıştır.
ve denilirAnd it will be saidonlarato themhani nerede?Whereşeyler(is) thattaptıklarınızyou usedibadet etmek(to) worship
🇹🇷 26:92 Onlara, "Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, hani nerede? Size yardım edebiliyorlar mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?" denilir.
başkasıBesides AllahAllah'tan başkaBesides AllahAllah'tanBesides Allahsize yardım ediyorlarmı?Cansize yardım ederlerthey help youyahutorkendilerine yardımları dokunuyor (mu?)help themselves
🇹🇷 26:93 Onlara, "Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, hani nerede? Size yardım edebiliyorlar mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?" denilir.
tepe taklak atılırlarThen they will be overturnedorayainto itonlartheyve azgınlarand the deviators
🇹🇷 26:94 Ve arkasından hep onlar (putlar ve azgınlar) o cehennemin içine fırlatılmaktadırlar.
ve askerleriAnd (the) hostsİblis'in(of) Iblisbütünall together
🇹🇷 26:95 Ve bütün o İblis orduları onun içinde birbirleriyle çekişirlerken dediler ki:
derler kiThey (will) sayonlarwhile theyoradain itçekişerek(are) disputing
🇹🇷 26:96 Ve bütün o İblis orduları onun içinde birbirleriyle çekişirlerken dediler ki:
vallahiBy Allahgerçektenindeedbiz -imişizwe wereiçindesurely inbir sapıklıkerrorapaçıkclear
🇹🇷 26:97 "Vallahi biz, gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz."
çünküWhensizi eşit tutuyordukwe equated youRabbinewith (the) Lordalemlerin(of) the worlds
🇹🇷 26:98 "Çünkü biz sizi, âlemlerin Rabbi ile bir seviyede tutuyorduk."
bizi saptıramazlarAnd notbizi saptırdımisguided usbaşkasıexceptsuçlulardanthe criminals
🇹🇷 26:99 "Ve bizi hep o günahkarlar saptırdı."
artık yokturSo (now) notbizimwe haveşefa'atçilerimizanyşefaatçilerintercessors
🇹🇷 26:100 "Bak bizim için ne şefaatçiler var,"
ve yokturAnd notbir dostumuza friendsıcakclose
🇹🇷 26:101 "Ne de yakın bir dost."
ah keşkeThen ifbizim için olsathatbizde vardıwe hadbir (dönüş) dahaa returnve olsakthen we could beinananlardanofmüminlerthe believers
🇹🇷 26:102 "Ah keşke (dünyaya) bir kere daha dönebilsek de, müminlerden olabilseydik."
muhakkak kiIndeedvardırinbundathatbir ibretsurely is a Signama yinebut notolmazlarareçoklarımost of theminananlardanbelievers
🇹🇷 26:103 Şüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır; oysa çokları iman etmiş değillerdir.
şüphesizAnd indeedRabbinyour LordO'dursurely Heüstün olan(is) the All-Mightymerhamet edenthe Most Merciful
🇹🇷 26:104 Ve şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
yalanladıDeniedkavmi(the) peopleNuh(of) Nuhgönderilen elçilerithe Messengers
🇹🇷 26:105 Nuh kavmi de peygamberleri yalancılıkla itham etti.
haniWhendemiştisaidonlarato themkardeşleritheir brotherNûhNuhkorunmaz mısınız?Will notsakınırsınızyou fear (Allah)
🇹🇷 26:106 Hani kardeşleri Nuh onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız?"
muhakkak benIndeed, I amsizin içinto youbir elçiyima Messengergüvenilirtrustworthy
🇹🇷 26:107 "Haberiniz olsun ki ben, size gönderilmiş güvenilir bir Peygamberim.
korkunSo fearAllah'tanAllahve bana ita'at edinand obey me
🇹🇷 26:108 "Gelin artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin."
veAnd notben sizden istemiyorumI ask (of) youbuna karşıfor ithiçanybir ücretpaymentyokturNotbana bir ücret(is) my paymentbaşkabutait olandanfromRabbine(the) Lordalemlerin(of) the worlds
🇹🇷 26:109 "Buna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafaatımı verecek olan ancak, âlemlerin Rabbidir."
öyle ise korkunSo fearAllah'tanAllahve bana ita'at edinand obey me
🇹🇷 26:110 "Gelin, artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin."
dediler kiThey saidbiz inanır mıyız?Should we believesanain youuymuşkenwhile followed youbayağı kimselerthe lowest
🇹🇷 26:111 "Â, dediler, senin ardına hep düşük kimseler düşmüşken, biz sana hiç inanır mıyız?"
Mahmoud Khalil Al-Husary