☰ Sure görünümüne geç

Kelime: 🇹🇷 🇬🇧
Meal: 🇹🇷
Mahmoud Khalil Al-Husary
ve inkar ettilerAnd they rejectedonlarıthemkanaat getirdiği haldethough were convinced with them (signs)vicdanlarıthemselveshaksızlıkları yüzünden(out of) injusticeve böbürlenmeleri yüzündenand haughtinessbak işteSo seenasılhowolduwassonu(the) endbozguncuların(of) the corrupters
🇹🇷 27:14 Ve vicdanları bunlar(ın doğruluğun)a tam bir kanaat getirdiği halde, zulüm ve kibirlerinden ötürü onları bile bile inkâr ettiler. Bozguncuların sonunun nice olduğuna bir bak!
ve andolsunAnd verilybiz verdikWe gaveDavud'aDawoodve Süleyman'aand Sulaimanbir ilimknowledgeve dedilerand they saidhamdolsunPraise beAllah'ato Allahkithe One Whobizi üstün kıldıhas favored usüzerineoverbirçoğumanykullarındanofkullarıHis servantsinananthe believers
🇹🇷 27:15 Andolsun ki biz, Davud'a ve Süleyman'a bir ilim verdik. Onlar: "Bizi mümin kullarının birçoğundan üstün kılan Allah'a hamd olsun" dediler.
ve mirasçı olduAnd inheritedSüleymanSulaimanDavud'aDawoodve dedi kiAnd he saideyOinsanlarpeoplebize öğretildiWe have been taughtdili(the) languagekuşların(of) the birdsve bize verildiand we have been given(bir pay)fromhereveryşeydenthingşüphesizIndeedbuthiselbette osurely, itbir lutuftur(is) the favoraçıkevident
🇹🇷 27:16 Süleyman Davud'a varis olup dedi ki: "Ey insanlar! Bize kuş dili öğretildi ve bize her şeyden (nasip) verildi. Doğrusu bu apaçık bir lütuftur."
ve toplandıAnd were gatheredSüleyman'afor Sulaimanordularıhis hostscinlerdenofcinlerjinnve insanlar(dan)and the menve kuşlar(dan)and the birdsonlarand theysevk ediliyordu(were) set in rows
🇹🇷 27:17 Cinlerden, insanlardan ve kuşlardan müteşekkil orduları Süleyman'ın hizmetinde toplandı, hepsi bir arada (onun tarafından) düzenli olarak sevkediliyordu.
nihayetUntilzamanwhengeldiklerithey cameüzerinetovadisi(the) valleykarınca(of) the antsdedisaidbir karıncaan anteyOkarıncalarantsgirinEnteryuvalarınızayour dwellingssizi ezmesinlerlest not crush yousizi ezmesinlerlest not crush youSüleymanSulaimanve ordularıand his hostsve onlarwhile theyfarkında olmayarak(do) not perceivefarkında değiller(do) not perceive
🇹🇷 27:18 Nihayet karınca vâdisine geldikleri zaman, bir karınca: "Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin; Süleyman ve ordusu farkına varmadan sizi ezmesin!" dedi.
tebessüm ettiSo he smiled gülümseyereklaughingonun sözüneatkonuşmasıher speechve dediand saidRabbimMy Lordgönlüme ilham eyleGrant me (the) powerdiyethatşükredeyimI may thank Youni'metine(for) Your Favorlutfettiğinwhichnimet verdinYou have bestowedbanaon meveand onanama babamamy parentsve diyeand thatyapayımI may dofaydalı bir işrighteous (deeds)senin beğeneceğinthat will please Youve beni sokAnd admit merahmetinleby Your MercyarasınaamongkullarınınYour slavesiyirighteous
🇹🇷 27:19 (Süleyman) onun sözüne gülümseyerek dedi ki: "Ey Rabbim! Bana ve ana babama verdiğin nimete şükretmemi ve hoşnut olacağın iyi iş yapmamı gönlüme getir. Rahmetinle, beni iyi kulların arasına kat."
ve teftiş ettiAnd he inspectedkuşlarıthe birdsdedi kiand saidnedenWhybenWhygöremiyorumnotgörüyorumI seehüdhüdüthe hoopoeyoksaor(mı) oldu?is hekayıplardan-fromkaybolanthe absent
🇹🇷 27:20 (Süleyman) Kuşları gözden geçirdikten sonra şöyle dedi: "Hüdhüd'ü niçin göremiyorum? Yoksa kayıplara mı karıştı?"
ona azabedeceğimI will surely punish himbir azapla(with) a punishmentçetinsevereya daoronu keseceğimI will surely slaughter himyahut daunlessbana getirecekhe brings mebir delila reasonaçıkclear
🇹🇷 27:21 "Ya bana (mazeretini gösteren) apaçık bir delil getirecek, ya da onu şiddetli bir azaba uğratacağım, yahut boğazlıyacağım!"
geldiSo he stayedçok geçmedennotuzunlongve dediand he saidben gördümI have encompassedbir şeythat whichsenin görmediğinnotkuşattınızyou have encompassedondaitve sana getirdimand I have come to youSebadanfromSebeSababir haberwith newsgerçekcertain
🇹🇷 27:22 Çok geçmeden (Hüdhüd) gelip: "Ben, dedi, senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sebe'den sana çok doğru (ve önemli) bir haber getirdim.