ve eğerAnd ifbir görsenyou (could) see(demekte) ikenwhensuçlularıthe criminalsöne eğmiş(will) hangbaşlarınıtheir headshuzurundabeforeRablerinintheir LordRabbimizOur Lordgördükwe have seenve işittikand we have heardbizi geri döndürso return usyapalımwe will doiyi işrighteous (deeds)artık bizIndeed, wekesin olarak inandık(are now) certain
🇹🇷 32:12 Ey Muhammed! Günahkârların, Rablerinin huzurunda başları öne eğilmiş olarak: "Ey Rabbimiz! Gördük ve dinledik, şimdi bizi geri çevir de salih bir amel işleyelim, çünkü biz artık kesin bir şekilde inanıyoruz." derlerken bir görsen!
ve şayetAnd ifdileseydikWe (had) willedverirdiksurely We (would) have givenhereverynefsesoulhidayetiniits guidancefakatbuthak oldu(is) truesözthe Wordbendenfrom Memutlaka dolduracağımthat I will surely fillcehennemiHellbir kısmiylewithcinlerdenthe jinnve insanlardanand the mentamamentogether
🇹🇷 32:13 Eğer biz dilemiş olsaydık her nefse hidâyetini verirdik. Fakat benden: "Bütün insanlar ve cinlerden cehennemi elbette dolduracağım." sözü hak olmuştur.
o halde tadınSo tastekarşılığını (cezasını)becauseunutmanızınyou forgotkarşılaşmayı(the) meetinggününüzle(of) this Day of yoursbu(of) this Day of yoursbiz deIndeed, Wesizi unuttukhave forgotten youve tadınAnd tasteazabı(the) punishmentebedi(of) eternityötürüfor whatoluklarınızdanyou used (to)yapıyor(lar)do
🇹🇷 32:14 "O halde bu gününüzle karşılaşmayı unuttuğunuzdan dolayı tadın azabı! İşte biz de sizi unuttuk. Yapmakta olduğunuz işler yüzünden tadın ebedî azabı!"
ancakOnlyinanırlarbelievebizim ayetlerimizein Our Verseso kimseler kithose whozamanwhenöğüt verildiğithey are remindedkendilerineof themderhal kapanırlarfall downsecdeyeprostratingve tesbih ederlerand glorifyöverek(the) praisesRablerini(of) their Lordve onlarand theyaslaare not arrogantbüyüklük taslamazlarare not arrogant
🇹🇷 32:15 Bizim âyetlerimize öyle kimseler iman eder ki, onlarla kendilerine öğüt verildiği zaman secdelere kapanırlar ve Rablerine hamd ile tesbih ederler de büyüklük taslamazlar.
uzaklaşırForsakeyanlarıtheir sidesyataklardanfromyataklar(their) bedsdu'a ederlerthey callRablerinetheir Lordkorkarak(in) fearve umarakand hopeve şeylerdenand out of whatrızıklandırdığımızWe have provided themhayır için harcarlarthey spend
🇹🇷 32:16 Onların yanları yataklardan uzaklaşır, korku ve ümid içinde Rablerine dua ederler ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan hayıra sarfederler.
ve aslaAnd notbilemezknowshiç kimsea soulnewhatsaklandığınıis hiddenonlar içinfor themaydınlatıcıofgeçimlik(the) comfortgözler(for) the eyeskarşılık olarak(as) a rewardşeylerefor whatolduklarıthey used (to)yapıyor(lar)do
🇹🇷 32:17 Şimdi hiç kimse kendileri için, yaptıklarına karşılık gözler aydınlığı olacak şeylerden neler gizlenmiş olduğunu bilemez.
hiç olur mu?Then is one who…dırisinanan kişia believerkimse gibilike (him) whoolanisfasıkdefiantly disobedientelbetteNotbir olmazlarthey are equal
🇹🇷 32:18 Öyle ya iman eden kimse, fâsık olan gibi olur mu? Onlar eşit olamazlar.
fakatAs forinananlarthose whoiman ederlerbelieveve yapanlarand doiyi işlerrighteous deedsonlarthen for themcennetlerde(are) Gardensdurulmağa değer(of) Refugeağırlanırlar(as) hospitalitykarşılıkfor whatolduklarınathey used (to)yapıyor(lar)do
🇹🇷 32:19 Evet, iman edip de salih amelleri işleyen kimselerin, yaptıklarına karşılık bir konukluk (ağırlanma) olarak me'vâ (barınak) cennetleri vardır.
ve fakatBut as foryoldan çıkanlarınthose whoyoldan çıkmışlardırare defiantly disobedientbarınacakları yerthen their refugeateştir(is) the FireherEvery timeistediklerindethey wishçıkmaktoçıkıncome outoradanfrom ityine geri çevrilirlerthey (will) be returnedorayain itve denilirand it (will) be saidonlarato themtadınTasteazabını(the) punishmentateş(of) the Fireolduğunuzwhichidinizyou used (to)onu[in it]yalanlamaktadeny
🇹🇷 32:20 Ama fâsıklık etmiş olanların barınakları ateştir. Oradan her çıkmak istediklerinde oraya geri çevrilirler ve kendilerine: "Haydi tadın o ateşin yalanlayıp durduğunuz azabını!" denir.
Mahmoud Khalil Al-Husary