بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Elif Lâm MîmAlif Lam Meem
🇹🇷 32:1 Elif, Lâm, mim.
indirilişi(The) revelationKitabın(of) the Bookyoktur(there is) noşüphedoubtondaabout itRabbindendirfromRab(the) Lordalemlerin(of) the worlds
🇹🇷 32:2 Kendisinde şüphe olmayan bu kitabın indirilişi, âlemlerin Rabbi olan Allah tarafındandır.
yoksa?Ordiyorlar mı(do) they sayonu uydurduHe invented ithayırNayoitgerçektir(is) the truthtarafındanfromRabbinyour Lorduyarman içinthat you may warnbir kavmia peoplekendilerine gelmeyennotonlara geldihas come to themhiçbiranyuyarıcıwarnersenden öncebefore yousenden öncebefore youumuduylaso that they maydoğru yola gelirlerbe guided
🇹🇷 32:3 Yoksa onu (Muhammed) uydurdu mu diyorlar? Hayır, o senden önce kendilerine bir uyarıcı gelmemiş olan bir kavmi korkutman için, Rabbin tarafından gelen bir haktır. Gerek ki, hidayeti kabul ederler.
AllahAllahki(is) the One Whoyarattıcreatedgöklerithe heavensve yeriand the earthveand whateverbunlar arasındakileri(is) between themaltıinaltısixgündeperiodssonraThenistiva ettiestablished HimselfüzerineonArşthe ThroneyokturNotsizinfor youO'ndan başkabesides HimO'ndan başkabesides Himhiçbiranydostunuzprotectorve yokturand notşefa'atçinizany intercessordüşünüp öğüt almıyor musunuz?Then will notöğüt alırsınızyou take heed
🇹🇷 32:4 Allah O'dur ki, gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri altı günde yaratmış, sonra Arş üzerine istivâ buyurmuştur (hakim olmuştur). Sizin için O'ndan başka ne bir dost vardır, ne de bir şefaatçi! Artık düşünmeyecek misiniz?
tedbir eder (indirir)He regulatesemrithe affairgöktenofgökthe heavenyeretoyeryüzüthe earthsonrathençıkarit will ascendO'nato Himiçindeinbir güna Dayonun süresi(the) measure of which ismiktarı … olan(the) measure of which isbina thousandyıldıryearssizin hesabınızcaof whatsayarsınızyou count
🇹🇷 32:5 O, gökten yere, (yukarıdan aşağıya) işleri düzenler, sonra da o işler, sizin saydıklarınızdan bin yıl kadar olan bir günde O'na yükselir.
işte O'durThatbilen(is the) Knowergörünmeyeni(of) the hiddenve görüneniand the witnessedgüçlüthe All-Mightyve esirgeyicithe Most Merciful
🇹🇷 32:6 İşte görüleni de görülmeyeni de bilen, her şeye gücü yeten, çok merhametli olan O'dur.
O'dur kiThe One Whogüzel yaptımade goodhereveryşeyithingyarattığıHe createdve başladıand He beganyaratmağa(the) creationinsanı(of) mançamurdanfromçamurclay
🇹🇷 32:7 Yarattığı her şeyi güzel yaratan ve insanı yaratmaya bir çamurdan başlayan O'dur.
sonraThenyaptıHe madeonun neslinihis progenybir özündenfrombir özan extractbir suyunofsuwaterhakirdespised
🇹🇷 32:8 Sonra da onun soyunu süzülmüş bir özden, değersiz bir sudan yaratmıştır.
sonraThenona biçim verdiHe fashioned himve üflediand breathedonainto himkendi ruhundanfromO'nun ruhuHis spiritve yarattıand madesizin içinfor youkulak(lar)the hearingve gözlerand the sightve gönüllerand feelingsne kadar azlittleşükrediyorsunuz[what]şükrediyorsunuzthanks you give
🇹🇷 32:9 Sonra onu düzenli bir şekle sokup, içine kendi ruhundan üfürdü. Ve sizin için kulaklar, gözler ve gönüller var etti. Siz pek az şükrediyorsunuz!
ve dedilerAnd they saysonra mı?Is (it) whenbiz kaybolduktanwe are losttopraktainyeryüzüthe earthbiz mi?will weiçinde olacağızcertainly be inbir yaratılışa creationyeninewdoğrusuNayonlartheykavuşmayıin (the) meetingRablerine(of) their Lordinkar edenlerdir(are) disbelievers
🇹🇷 32:10 Onlar: "Biz yerde kaybolup gittikten sonra, gerçekten biz mi yeni bir yaratılışta bulunacağız?" dediler. Fakat onlar Rablerine kavuşmayı (O'nun huzuruna varacaklarını) inkâr eden kâfirlerdir.
de kiSaycanınızı alırWill take your soulmeleği(the) Angelölüm(of) the deathvekil edilenthe one whogörevlendirildihas been put in chargeüzerinizeof yousonraThenRabbinizetoRabbinyour Lorddöndürülürsünüzyou will be returned
🇹🇷 32:11 De ki: "Size vekil kılınmış olan ölüm meleği canınızı alacak, sonra döndürülüp Rabbinize götürüleceksiniz."
ve eğerAnd ifbir görsenyou (could) see(demekte) ikenwhensuçlularıthe criminalsöne eğmiş(will) hangbaşlarınıtheir headshuzurundabeforeRablerinintheir LordRabbimizOur Lordgördükwe have seenve işittikand we have heardbizi geri döndürso return usyapalımwe will doiyi işrighteous (deeds)artık bizIndeed, wekesin olarak inandık(are now) certain
🇹🇷 32:12 Ey Muhammed! Günahkârların, Rablerinin huzurunda başları öne eğilmiş olarak: "Ey Rabbimiz! Gördük ve dinledik, şimdi bizi geri çevir de salih bir amel işleyelim, çünkü biz artık kesin bir şekilde inanıyoruz." derlerken bir görsen!
ve şayetAnd ifdileseydikWe (had) willedverirdiksurely We (would) have givenhereverynefsesoulhidayetiniits guidancefakatbuthak oldu(is) truesözthe Wordbendenfrom Memutlaka dolduracağımthat I will surely fillcehennemiHellbir kısmiylewithcinlerdenthe jinnve insanlardanand the mentamamentogether
🇹🇷 32:13 Eğer biz dilemiş olsaydık her nefse hidâyetini verirdik. Fakat benden: "Bütün insanlar ve cinlerden cehennemi elbette dolduracağım." sözü hak olmuştur.
o halde tadınSo tastekarşılığını (cezasını)becauseunutmanızınyou forgotkarşılaşmayı(the) meetinggününüzle(of) this Day of yoursbu(of) this Day of yoursbiz deIndeed, Wesizi unuttukhave forgotten youve tadınAnd tasteazabı(the) punishmentebedi(of) eternityötürüfor whatoluklarınızdanyou used (to)yapıyor(lar)do
🇹🇷 32:14 "O halde bu gününüzle karşılaşmayı unuttuğunuzdan dolayı tadın azabı! İşte biz de sizi unuttuk. Yapmakta olduğunuz işler yüzünden tadın ebedî azabı!"
ancakOnlyinanırlarbelievebizim ayetlerimizein Our Verseso kimseler kithose whozamanwhenöğüt verildiğithey are remindedkendilerineof themderhal kapanırlarfall downsecdeyeprostratingve tesbih ederlerand glorifyöverek(the) praisesRablerini(of) their Lordve onlarand theyaslaare not arrogantbüyüklük taslamazlarare not arrogant
🇹🇷 32:15 Bizim âyetlerimize öyle kimseler iman eder ki, onlarla kendilerine öğüt verildiği zaman secdelere kapanırlar ve Rablerine hamd ile tesbih ederler de büyüklük taslamazlar.
uzaklaşırForsakeyanlarıtheir sidesyataklardanfromyataklar(their) bedsdu'a ederlerthey callRablerinetheir Lordkorkarak(in) fearve umarakand hopeve şeylerdenand out of whatrızıklandırdığımızWe have provided themhayır için harcarlarthey spend
🇹🇷 32:16 Onların yanları yataklardan uzaklaşır, korku ve ümid içinde Rablerine dua ederler ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan hayıra sarfederler.
ve aslaAnd notbilemezknowshiç kimsea soulnewhatsaklandığınıis hiddenonlar içinfor themaydınlatıcıofgeçimlik(the) comfortgözler(for) the eyeskarşılık olarak(as) a rewardşeylerefor whatolduklarıthey used (to)yapıyor(lar)do
🇹🇷 32:17 Şimdi hiç kimse kendileri için, yaptıklarına karşılık gözler aydınlığı olacak şeylerden neler gizlenmiş olduğunu bilemez.
hiç olur mu?Then is one who…dırisinanan kişia believerkimse gibilike (him) whoolanisfasıkdefiantly disobedientelbetteNotbir olmazlarthey are equal
🇹🇷 32:18 Öyle ya iman eden kimse, fâsık olan gibi olur mu? Onlar eşit olamazlar.
fakatAs forinananlarthose whoiman ederlerbelieveve yapanlarand doiyi işlerrighteous deedsonlarthen for themcennetlerde(are) Gardensdurulmağa değer(of) Refugeağırlanırlar(as) hospitalitykarşılıkfor whatolduklarınathey used (to)yapıyor(lar)do
🇹🇷 32:19 Evet, iman edip de salih amelleri işleyen kimselerin, yaptıklarına karşılık bir konukluk (ağırlanma) olarak me'vâ (barınak) cennetleri vardır.
ve fakatBut as foryoldan çıkanlarınthose whoyoldan çıkmışlardırare defiantly disobedientbarınacakları yerthen their refugeateştir(is) the FireherEvery timeistediklerindethey wishçıkmaktoçıkıncome outoradanfrom ityine geri çevrilirlerthey (will) be returnedorayain itve denilirand it (will) be saidonlarato themtadınTasteazabını(the) punishmentateş(of) the Fireolduğunuzwhichidinizyou used (to)onu[in it]yalanlamaktadeny
🇹🇷 32:20 Ama fâsıklık etmiş olanların barınakları ateştir. Oradan her çıkmak istediklerinde oraya geri çevrilirler ve kendilerine: "Haydi tadın o ateşin yalanlayıp durduğunuz azabını!" denir.
mutlaka onlara taddıracağızAnd surely, We will let them tasteazabdanofazapthe punishmentdaha yakınthe nearerayrı olarakbeforeazabdanthe punishmentbüyükthe greaterbelkiso that they maydönerlerreturn
🇹🇷 32:21 Şu bir gerçek ki, onlara o en büyük azabdan önce yakın azabdan (dünyada) da tattıracağız. Umulur ki, (kötülükten) dönerler.
ve kim olabilir?And whodaha zalim(is) more unjustkimsedenthan (he) whoöğüt verilenis remindedayetleriyleof (the) VersesRabbinin(of) his Lordsonrathenyüz çevirenhe turns awayonlardanfrom themmuhakkak ki bizIndeed, Wesuçlulardanfromsuçlularthe criminalsöç alıcıyız(will) take retribution
🇹🇷 32:22 Rabbinin âyetleriyle kendisine öğüt verilip de, sonra onlardan yüz çeviren kimseden daha zalim kim olabilir? Gerçekten biz, günahkârlardan intikam alacağız.
ve andolsunAnd certainlybiz verdikWe gaveMusa'yaMusaKitabıthe Scripturesakınso (do) notolmabeiçindeinkuşkudoubtonun ulaşmasındanaboutonu alırkenreceiving itve onu yaptıkAnd We made ityol göstericia guideoğullarınafor the Children of Israelİsrailfor the Children of Israel
🇹🇷 32:23 Andolsun ki biz vaktiyle Musa'ya kitap vermiştik. Şimdi de sen ona (öyle bir kitaba) kavuşmaktan şüphe içinde olma. Biz onu İsrailoğullarına doğru yolu göstren bir rehber kılmıştık.
ve yetiştirmiştikAnd We madeonların içindenfrom themönderlerleadersdoğru yola iletenguidingbuyruğumuzlaby Our Commandzamanwhensabrettiklerithey were patientve olduklarındaand they wereayetlerimizeof Our Verseskesinlikle inanıyorcertain
🇹🇷 32:24 Onların içinden, sabrettikleri zaman bizim emrimizle doğru yola ileten önderler yetiştirmiştik. Onlar, bizim âyetlerimize kesin bir şekilde inanıyorlardı.
şüphesizIndeedRabbinyour LordO[He]hükmedecektirwill judgeonların aralarındabetween themgünü(on the) Daykıyamet(of) Resurrectionşeylerdein whatolduklarıthey used (to)konularda[in it]ayrılığa düştükleridiffer
🇹🇷 32:25 Şimdi ihtilafa düştükleri şeyler hakkında şüphesiz ki Rabbin kıyamet günü aralarında ayırıcı hükmü verecektir.
yola getirmedi mi?Does it nothidayet ederguideonları[for] themnice(that) how manyhelak etmemizWe have destroyeddaha öncekibefore themonlardan öncebefore themkuşaklarıofnesillerthe generationsdolaştıklarıthey walk aboutyurtlarındainyurtlarıtheir dwellingsşüphesizIndeedvardırinbundathatibretlersurely, are Signsişitmiyorlar mı?Then do notişitirlerthey hear
🇹🇷 32:26 Kendilerinden önce, yurtlarında gezip dolaşmakta oldukları nice kuşakları helâk etmiş olmamız, daha onları doğru yola iletmedi mi? Şüphesiz bunda nice ibretler vardır. Hâlâ kulak vermeyecekler mi?
görmüyorlar mı?Do notgörürlerthey seebizthat Wesürüyoruzdrivesuyuwateryeretoyerthe landkuru otsuz[the] barrenve bitiriyoruzthen We bring forthonunlatherebyekincropsyiyoreatondanfrom ithayvanları datheir cattlekendileri deand they themselvesgörmüyorlar mı?Then do notgörürlerthey see
🇹🇷 32:27 Ya hiç görmediler mi ki, biz kır yere suyu salıveriyoruz da onunla bir ekin çıkarıyoruz. Ondan hayvanları da yiyor, kendileri de. Hâlâ gözlerini açmayacaklar mı?
ve diyorlarAnd they sayne zaman?When (will be)buthisfetihdecisioneğerifisenizyou aredoğrular(dan)truthful
🇹🇷 32:28 Bir de "Ne zaman o fetih, eğer doğru söylüyorsanız?" diyorlar.
de kiSaygünü(On the) Dayfetih(of) the Decisionfayda vermeznotfayda verirwill benefitkimselerethose whoinkar eden(lere)disbelieveinanmalarıtheir beliefve değildirand notonlartheymühlet verilenler(den)will be granted respite
🇹🇷 32:29 De ki: "İnkâr edenlere o fetih günü iman etmeleri fayda vermez ve onlara göz açtırılmaz."
sen yüz çevirSo turn awayonlardanfrom themve bekleand waitzaten onlar daIndeed, theybeklemektedirler(are) waiting
🇹🇷 32:30 Şimdi sen onlardan yüz çevir de gözet. Çünkü onlar da gözetmektedirler.
Mahmoud Khalil Al-Husary