ve haniAnd whenbiz almıştıkWe tookpeygamberlerdenfrompeygamberlerthe Prophetsahidlerinitheir Covenantve sendenand from youveand fromNuh'danNuhve İbrahim'denand Ibrahimve Musa'danand Musave Îsa'danand IsaoğlusonMeryem(of) Maryamve almıştıkAnd We tookonlardanfrom themsöza covenantsapasağlamstrong
🇹🇷 33:7 Unutma o peygamberlerden mîsaklarını (kesin sözlerini) aldığımız vakti! Hele senden, Nuh, İbrahim, Musa ve Meryemoğlu İsa'dan ki onlardan ağır bir mîsak (sağlam bir söz) aldık.
sorması içinThat He may askdoğrularathe truthfuldoğruluklarındanaboutdoğruluklarıtheir truthve hazırlamıştırAnd He has preparedkafirler içinfor the disbelieversbir azaba punishmentacıklıpainful
🇹🇷 33:8 (Bunu Allah), sadıklara sadakatlerinden sormak için yaptı. Kâfirler için ise acı verecek bir azab hazırladı.
eyO youkimselerwhoinanan(lar)believehatırlayınRememberni'metini(the) FavorAllah'ın(of) Allahsize olanupon youhani bir zamanwhensize gelmişticame to youordular(the) hostsve biz göndermiştikand We sentonların üzerineupon thembir rüzgara windve ordularand hostssizin görmediğiniznotonları görürdünyou (could) see themve idiAnd Allah isAllahAnd Allah isşeyleriof whatyaptıklarınızyou dogörmekteAll-Seer
🇹🇷 33:9 Ey iman edenler! Allah'ın üzerinizdeki nimetini anın. Hani size ordular gelmişti de üzerlerine bir rüzgâr ve sizin görmediğiniz ordular salıvermiştik. Allah ne yaptığınızı görüyordu.
haniWhenonlar gelmişlerdithey came upon youüstünüzdenfromüstünüzdeabove youveand fromalt tarafınızdanbelowsizinyouve haniand whenkaymıştıgrew wildgözlerthe eyesve dayanmıştıand reachedyüreklerthe heartshançerelerethe throatsve zanda bulunuyordunuzand you assumedAllah hakındaabout Allahtürlü düşüncelerlethe assumptions
🇹🇷 33:10 O zaman onlar, hem üstünüzden gelmişlerdi, hem aşağı tarafınızdan, ve o vakit gözler kaymış, yürekler gırtlaklara dayanmıştı. Siz Allah'a türlü türlü zanlarda bulunuyordunuz.
işte oradaThere denenmiştiwere triedmü'minlerthe believersve sarsılmışlardıand shakenbir sarsıntı ile(with a) shakeşiddetlisevere
🇹🇷 33:11 İşte burada müminler imtihan edilmiş ve şiddetli bir sarsıntı ile sarsılmışlardı.
ve haniAnd whendiyordusaidmünafıklarthe hypocritesve bulunanlarand thosekalblerindeinkalpleritheir heartshastalık(was) a diseasebize vaadde bulunmadıNotAllah bize vadettiAllah promised usAllahAllah promised usve Resulüand His messengerdışındaexceptboş vaatlerdelusion
🇹🇷 33:12 O vakit münâfıklar ve kalblerinde bir hastalık bulunanlar: "Allah ve Resulü bize bir aldanıştan başka bir vaad yapmamış." diyorlardı.
ve haniAnd whendemişti kisaidbir grupa partyonlardanof themey halkıO PeopleYesrib (Medine)(of) Yathribartık yokturNoduracak yerstandsizefor youdönünso returnve izin istiyorduAnd asked permissionbir topluluka grouponlardanof thempeygamberden(from) the ProphetdiyereksayinggerçektenIndeedevlerimizour houses(sağlam değil) açıktır(are) exposedoysa değildiand notonlar(ın evleri)theyaçık(were) exposedistemiyorlardıNotistedilerthey wishedbaşka bir şeybutkaçmak(tan)to flee
🇹🇷 33:13 O vakit bunlardan bir grup: "Ey Medine halkı! Sizin için duracak yer yok, hemen dönün." diyorlardı. Yine onlardan bir kısmı da Peygamberden izin istiyor, evlerimiz gerçekten (düşmana) açıktır." diyorlardı, halbuki açık değildi, sadece kaçmak istiyorlardı.
ve eğerAnd ifgirilseydihad been enteredonların üzerineupon themher yandanfromher yanındanall its sidessonrathenistenseydithey had been askedbaskı ve işkence yapmalarıthe treacheryelbette yaparlardıthey (would) have certainly done itveand notgecikmezlerdithey (would) have hesitatedbundaover itdışındaexceptazıcıka little
🇹🇷 33:14 Eğer onların her tarafından üzerlerine girilse de sonra fitne çıkarmaları istenilse derhal onu yapacaklardı. Ama onunla da pek az duracaklardı.
oysaAnd certainlyidilerthey hadsöz vermişlerpromisedAllah'aAllahdaha öncebeforeöncebeforedön(üp kaç)mayacaklarınanotdönerlerdithey would turnarkalarınatheir backsve idilerAnd isverilen sözden(the) promiseAllah'a(to) Allahsorumluto be questioned
🇹🇷 33:15 Halbuki bundan önce Allah'a ahid vermişlerdi. Arkalarını dönmeyeceklerdi. Allah'a verilen ahid ise mesuliyetlidir, mutlaka sorulur.
Mahmoud Khalil Al-Husary