بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
eyO ProphetpeygamberO ProphetkorkFearAllah'tanAllahve aslaand (do) notita'at etmeobeykafirlerethe disbelieversve münafıklaraand the hypocritesşüphesizIndeedAllahAllahbilendirisher şeyi bilenAll-Knowerhüküm ve hikmet sahibidirAll-Wise
🇹🇷 33:1 Ey peygamber! Allah'tan kork, kâfirlere ve münafıklara itaat etme. Muhakkak ki Allah her şeyi bilir, hüküm ve hikmet sahibidir.
ve uyAnd followşeyewhatvahyedilenis inspiredsanato youRabbindenfromRabbinyour Lordmuhakkak kiIndeedAllahAllahşeyleriisneyinof whatyaptıklarınızyou dohaber almaktadır;All-Aware
🇹🇷 33:2 Rabbinden sana ne vahyediliyorsa onun ardınca git. Muhakkak ki Allah ne yaparsanız haberdardır.
ve dayanAnd put your trustAllah'ainAllahAllahyeterAnd Allah is sufficientAllahAnd Allah is sufficientvekil olarak(as) Disposer of affairs
🇹🇷 33:3 Allah'a güven, vekil olarak Allah yeter.
yaratmadıNotAllah yaptıAllah (has) madeAllahAllah (has) madebir adamafor any maniki kalb[of]iki kalptwo hearts(göğüs) boşluğundainiçihis interiorveAnd notyapmadıHe (has) madeeşleriniziyour wiveszıhar yaptığınızwhomharam sayarsınızyou declare unlawfulonlarla[of them]sizin anneleriniz(as) your mothersveAnd notkılmadıHe has madeevlatlıklarınızıyour adopted sonssizin öz oğullarınızyour sonsbunlarThatsizin sözlerinizdir(is) your sayingağızlarınıza gelenby your mouthsAllahbut Allahsöylersaysgerçeğithe truthve Oand Heiletirguidesdoğru yola(to) the Way
🇹🇷 33:4 Allah bir adam için içinde iki kalb yapmamıştır. Kendilerinden zıhar yaptığınız eşlerinizi analarınız kılmamıştır. Evlatlıklarınızı da oğullarınız kılmamıştır. O sizin ağzınızdaki lafınızdır. Allah ise hakkı söylüyor ve doğru yolu gösteriyor.
onları çağırınCall thembabalarına nisbetleby their fathersbuitdaha adaletlidir(is) more justyanındanearAllahAllaheğerBut ifbilmiyorsanıznotbilirsinizyou knowbabalarınıtheir fathers onlar sizin kardeşlerinizdirthen (they are) your brothersdindeindin[the] religionve dostlarınızdırand your friendsve yokturBut not issizeupon youbir günahany blameyaptığınızdain whatyanılarakyou made a mistakebu konudain itfakat vardırbutbile bile yaptığındawhatistediintendedkalblerinizinyour heartsveAnd AllahAllahAnd Allahçok bağışlayandır(is) Oft-Forgivingçok esirgeyendirMost Merciful
🇹🇷 33:5 Onları (evlatlıkları) babaları adına çağırın. Allah yanında o daha doğrudur. Eğer babalarını bilmiyorsanız, onlar sizin dinde kardeşleriniz ve dostlarınızdır. Bununla beraber hata ettiklerinizde üzerinize bir günah yoktur. Fakat kalblerinizin kasdettiğinde vardır. Allah, çok bağışlayıcı ve çok merhamet edicidir.
peygamberThe Prophetdaha yakındır(is) closermü'minlereto the believerscanlarındanthankendi nefisleritheir own selvesve onun eşleriand his wivesonların anneleridir(are) their mothers(anne tarafından akrabalar)And possessors(anne tarafından akrabalar)(of) relationshipsbir kısmısome of themdaha yakındırlar(are) closerdiğerineto anotherkitabındainhüküm(the) DecreeAllah'ın(of) Allahötekithanmü'minlerdenthe believersve muhacirlerdenand the emigrantsancak hariçexceptyapmanızthatyaparsınızyou dodostlarınızatodostlarınızyour friendsbir iyilika kindnessbunlarThat isişte buThat isKitaptainKitapthe Bookyazılmıştırwritten
🇹🇷 33:6 Peygamber, müminlere kendi nefislerinden önce gelir. O'nun hanımları da onların analarıdır. Akraba da Allah'ın kitabında birbirlerine, diğer müminlerden ve muhacirlerden daha yakındırlar. Ancak dostlarınıza bir maruf (uygun bir vasiyet) yapmanız müstesnâdır. Bu, kitapta yazılıdır.
ve haniAnd whenbiz almıştıkWe tookpeygamberlerdenfrompeygamberlerthe Prophetsahidlerinitheir Covenantve sendenand from youveand fromNuh'danNuhve İbrahim'denand Ibrahimve Musa'danand Musave Îsa'danand IsaoğlusonMeryem(of) Maryamve almıştıkAnd We tookonlardanfrom themsöza covenantsapasağlamstrong
🇹🇷 33:7 Unutma o peygamberlerden mîsaklarını (kesin sözlerini) aldığımız vakti! Hele senden, Nuh, İbrahim, Musa ve Meryemoğlu İsa'dan ki onlardan ağır bir mîsak (sağlam bir söz) aldık.
sorması içinThat He may askdoğrularathe truthfuldoğruluklarındanaboutdoğruluklarıtheir truthve hazırlamıştırAnd He has preparedkafirler içinfor the disbelieversbir azaba punishmentacıklıpainful
🇹🇷 33:8 (Bunu Allah), sadıklara sadakatlerinden sormak için yaptı. Kâfirler için ise acı verecek bir azab hazırladı.
eyO youkimselerwhoinanan(lar)believehatırlayınRememberni'metini(the) FavorAllah'ın(of) Allahsize olanupon youhani bir zamanwhensize gelmişticame to youordular(the) hostsve biz göndermiştikand We sentonların üzerineupon thembir rüzgara windve ordularand hostssizin görmediğiniznotonları görürdünyou (could) see themve idiAnd Allah isAllahAnd Allah isşeyleriof whatyaptıklarınızyou dogörmekteAll-Seer
🇹🇷 33:9 Ey iman edenler! Allah'ın üzerinizdeki nimetini anın. Hani size ordular gelmişti de üzerlerine bir rüzgâr ve sizin görmediğiniz ordular salıvermiştik. Allah ne yaptığınızı görüyordu.
haniWhenonlar gelmişlerdithey came upon youüstünüzdenfromüstünüzdeabove youveand fromalt tarafınızdanbelowsizinyouve haniand whenkaymıştıgrew wildgözlerthe eyesve dayanmıştıand reachedyüreklerthe heartshançerelerethe throatsve zanda bulunuyordunuzand you assumedAllah hakındaabout Allahtürlü düşüncelerlethe assumptions
🇹🇷 33:10 O zaman onlar, hem üstünüzden gelmişlerdi, hem aşağı tarafınızdan, ve o vakit gözler kaymış, yürekler gırtlaklara dayanmıştı. Siz Allah'a türlü türlü zanlarda bulunuyordunuz.
işte oradaThere denenmiştiwere triedmü'minlerthe believersve sarsılmışlardıand shakenbir sarsıntı ile(with a) shakeşiddetlisevere
🇹🇷 33:11 İşte burada müminler imtihan edilmiş ve şiddetli bir sarsıntı ile sarsılmışlardı.
ve haniAnd whendiyordusaidmünafıklarthe hypocritesve bulunanlarand thosekalblerindeinkalpleritheir heartshastalık(was) a diseasebize vaadde bulunmadıNotAllah bize vadettiAllah promised usAllahAllah promised usve Resulüand His messengerdışındaexceptboş vaatlerdelusion
🇹🇷 33:12 O vakit münâfıklar ve kalblerinde bir hastalık bulunanlar: "Allah ve Resulü bize bir aldanıştan başka bir vaad yapmamış." diyorlardı.
ve haniAnd whendemişti kisaidbir grupa partyonlardanof themey halkıO PeopleYesrib (Medine)(of) Yathribartık yokturNoduracak yerstandsizefor youdönünso returnve izin istiyorduAnd asked permissionbir topluluka grouponlardanof thempeygamberden(from) the ProphetdiyereksayinggerçektenIndeedevlerimizour houses(sağlam değil) açıktır(are) exposedoysa değildiand notonlar(ın evleri)theyaçık(were) exposedistemiyorlardıNotistedilerthey wishedbaşka bir şeybutkaçmak(tan)to flee
🇹🇷 33:13 O vakit bunlardan bir grup: "Ey Medine halkı! Sizin için duracak yer yok, hemen dönün." diyorlardı. Yine onlardan bir kısmı da Peygamberden izin istiyor, evlerimiz gerçekten (düşmana) açıktır." diyorlardı, halbuki açık değildi, sadece kaçmak istiyorlardı.
ve eğerAnd ifgirilseydihad been enteredonların üzerineupon themher yandanfromher yanındanall its sidessonrathenistenseydithey had been askedbaskı ve işkence yapmalarıthe treacheryelbette yaparlardıthey (would) have certainly done itveand notgecikmezlerdithey (would) have hesitatedbundaover itdışındaexceptazıcıka little
🇹🇷 33:14 Eğer onların her tarafından üzerlerine girilse de sonra fitne çıkarmaları istenilse derhal onu yapacaklardı. Ama onunla da pek az duracaklardı.
oysaAnd certainlyidilerthey hadsöz vermişlerpromisedAllah'aAllahdaha öncebeforeöncebeforedön(üp kaç)mayacaklarınanotdönerlerdithey would turnarkalarınatheir backsve idilerAnd isverilen sözden(the) promiseAllah'a(to) Allahsorumluto be questioned
🇹🇷 33:15 Halbuki bundan önce Allah'a ahid vermişlerdi. Arkalarını dönmeyeceklerdi. Allah'a verilen ahid ise mesuliyetlidir, mutlaka sorulur.
de kiSaysize fayda vermezNeversize fayda verecekwill benefit youkaçmakthe fleeingeğerifkaçıyorsanızyou fleeölümdenfromölümdeathveyaoröldürülmektenkillingo zaman bileand thenyaşatılmazsınıznotyararlanacaksınızyou will be allowed to enjoydışındaexceptpek aza little
🇹🇷 33:16 De ki: "Eğer ölümden veya öldürülmekten kaçıyorsanız, kaçmak size asla fayda vermez. Vereceğini var saydığınız takdirde de ancak pek az faydalandırılırsınız."
de kiSaykimdir?Whoşu(is) it thatkimse ki(is) it thatsizi koruyacak(can) protect youAllahdanfromAllahAllaheğerIfisteseHe intendssizefor youbir kötülükany harmveyaordileseHe intendssizefor yourahmeta mercybulamazlarAnd notbulacaklarthey will findkendilerinefor thembaşkabesidesbaşkabesidesAllah'tanAllahbir dostany protectorne deand notbir yardımcıany helper
🇹🇷 33:17 De ki: "Eğer Allah size bir felâket diler veya bir rahmet murad ederse, sizi Allah'tan saklamak kimin haddine?" Hem onlar kendilerine Allah'tan başka bir veli de bulamazlar, bir yardımcı da.
elbetteVerilybiliyorAllah knowsAllahAllah knowsalıkoyanlarıthose who hinderiçinizdenamong youve diyenleriand those who saykardeşlerineto their brothersgelinComebizeto usonlar gelmezlerand notgelirlerthey comesavaşa(to) the battledışındaexceptpek azıa few
🇹🇷 33:18 Şüphesiz Allah, içinizden o savsaklayanları ve kardeşlerine: "Bize gelin" diyenleri biliyor. Onlar harbe pek az geliyorlardı.
cimriler olarakMiserlysize karşıtowards youne zaman kiBut whengelincecomeskorkuthe feargörürsünyou see thembaktıklarınılookingsanaat youdönerekrevolvinggözleritheir eyesgibilike one whobaygınlığıfaintsonların üstünefaintsölümfromölüm[the] deathne zaman kiBut whengidincedepartskorkuthe fearsizi incitirlerthey smite youdillerlewith tonguessivrisharpdüşkünlük göstererekmiserlykarşıtowardshayrathe goodonlarThose inanmamışlarnotiman ettilerthey have believedbu yüzden boşa çıkarmıştırso Allah made worthlessAllahso Allah made worthlessonların işlerinitheir deedsveAnd isbuthatgöreforAllah'aAllahkolaydıreasy
🇹🇷 33:19 Size karşı kıskançlık ediyorlardı. Derken o korku hali gelince, gördün onları ki, ölümden baygınlık sarmış kimse gibi gözleri dönerek sana bakıyorlardı. O korku gidince, size keskin keskin diller sıyırdılar. Onlar hayra karşı kıskançlık ediyorlardı. İşte bunlar iman etmediler de Allah amellerini boşa çıkardı. Bu Allah'a göre önemsizdir.
sanıyorlardıThey thinkordularınthe confederatesgitmediklerini(have) notuzaklaşmışwithdrawneğerAnd ifgelseler(should) comeordularthe confederatesarzu ederlerdithey would wishkeşkeifkendilerithat they (were)çölde bulunmayıliving in (the) desertarasındaamongAraplarthe Bedouinssorup öğrenmeyiaskingsizin haberleriniz-denabouthaberinizyour newsve şayetAnd ifbulunsalardıthey wereiçinizdeamong youdövüşmezlerdinotsavaşırlardıthey would fightdışındaexceptpek azıa little
🇹🇷 33:20 Onlar ahzabı (düşman birliklerini) gitmedi sanıyorlardı. Eğer o birlikler bir daha gelecek olursa, çölde bedevi Araplar içinde yer alıp, sizin haberlerinizden (başınıza geleceklerden) sormayı isterler. Onlar içinizde kalacak olsalar da pek az harb ederler.
andolsunCertainlyvardırissizin içinfor youElçisindeinelçi(the) MessengerAllah'ın(of) Allahbir örnekan excellent exampleen güzelan excellent examplekimseler içinfor (one) whokavuşmaya inananhasumarlarhopeAllah'a(in) Allahve gününeand the Dayahiretthe Lastve ananand remembersAllah'ıAllahçokçamuch
🇹🇷 33:21 Şanım hakkı için muhakkak ki size Resullulah'da pek güzel bir örnek vardır. Allah'a ve son güne ümit besler olup da Allah'ı çok zikreden kimseler için.
zamanAnd whengördüklerisawmü'minlerthe believers(düşman) ordularıthe confederatesdedilerthey saidbuThisbize va'dettiğidir(is) whatAllah bize vadettiAllah promised usAllah'ınAllah promised usve Resulününand His Messengerve doğrudurand Allah spoke the truthAllahand Allah spoke the truthve Resulüand His MessengerveAnd notartırmadıit increased thembaşka bir şeyexceptimanlarını(in) faithve teslimiyetleriniand submission
🇹🇷 33:22 Müminler, ahzabı (düşman birliklerini) gördükleri zaman: "İşte bu, Allah'ın ve Resulü'nün bize vaad ettiği şeydir. Allah ve Resulü doğru söyledi." dediler. Bu onların imanını ve teslimiyetini artırmaktan başka bir şey yapmadı.
mü'minlerdenAmongmüminlerthe believerserkekler(are) mendurdular(who) have been trueverdikleri sözde(to) whatAllah'a söz verdilerthey promised AllahAllahthey promised Allahüzerine[on it]onlardanAnd among themkimi(is he) whoyerine getirdihas fulfilledadağınıhis vowve onlardanand among themkimi(is he) who(şehidlik) beklemektedirawaitsve aslaAnd not(sözlerini) değiştirmemişlerdirthey alterdeğişiklikle(by) any alteration
🇹🇷 33:23 Müminlerdendir o erler ki Allah'a verdikleri ahde sadakat gösterdiler. Kimi adağını ödedi (canını verdi), kimi de beklemektedir. Onlar, ahidlerini hiç değiştirmediler.
mükafatladırsınThat Allah may rewardAllahThat Allah may rewarddoğrularıthe truthfuldoğruluklarıylefor their truthve azabetsinand punishiki yüzlülerethe hypocritesşayetifdilerseHe willsyahutortevbelerini kabul buyursunturn in mercyonlardanto themşüphesizIndeedAllahAllahçok bağışlayandırisçok bağışlayanOft-Forgivingçok esirgeyendirMost Merciful
🇹🇷 33:24 Çünkü Allah sadıklara sadakatleriyle mükafat verecek, dilerse münafıklara da azab edecek veya tevbe nasib edecektir. Şüphe yok ki Allah çok bağışlayıcıdır. Çok merhamet edicidir.
geri çevirdiAnd Allah turned backAllahAnd Allah turned backkimselerithose whoinkar edenleridisbelievedöfkeleriylein their rageeremedilernotelde ettilerthey obtainedhayraany goodve yeterAnd sufficient isAllahAllahmü'minlere(for) the believerssavaşta(in) the battleveand Allah isAllahand Allah isgüçlüdürAll-StrongüstündürAll-Mighty
🇹🇷 33:25 Hem Allah kâfirleri herhangi bir hayra ulaşmadan hınçlarıyle defetti. Bu şekilde Allah, müminlere savaşta kâfi geldi. Allah çok güçlüdür, çok üstündür.
ve indirdiAnd He brought downkimselerithose whoonlara yardım edenbacked themehlindenamonginsanlar(the) PeopleKitap(of) the Scripturekalelerindenfromkaleleritheir fortressesve düşürdüand castiçineintokalbleritheir heartskorku[the] terrorbir kısmınıa groupöldürüyordunuzyou killedve esir alıyordunuzand you took captivebir kısmını daa group
🇹🇷 33:26 Hem de kitap ehlinden onlara yardım edenleri kalplerine korku düşürerek kalelerinden indirdi, siz onların bir kısmını katlediyordunuz, bir kısmını da esir alıyordunuz.
ve size miras verdiAnd He caused you to inherittopraklarınıtheir landve yurtlarınıand their housesve mallarınıand their propertiesve bir toprağıand a landhenüz ayak basmadığınıznotbastığınızyou (had) troddenveAnd Allah isAllahAnd Allah isüzerineonhereveryşeythingkadirdirAll-Powerful
🇹🇷 33:27 (Allah) onların arazilerini, yurtlarını ve mallarını size miras kıldı. Bir de henüz ayak basmadığınız bir yeri (size miras kıldı). Allah, her şeye kâdirdir.
eyO ProphetpeygamberO ProphetsöyleSayeşlerineto your wiveseğerIfsizyouistiyorsanızdesirehayatınıthe lifedünya(of) the worldve süsünüand its adornmentgelinthen comesize (boşanma bedeli) vereyimI will provide for youve sizi salayımand release youbir salışla(with) a releasegüzelgood
🇹🇷 33:28 Ey peygamber! Hanımlarına şöyle söyle: "Eğer dünya hayatını ve zinetini istiyorsanız, haydi gelin, sizi donatayım ve güzellikle bırakıp salıvereyim.
ve eğerBut ifsizyouistiyorsanızdesireAllah'ıAllahve Eçisiniand His Messengerve yurdunuand the Homeahiret(of) the Hereafterşüphesizthen indeedAllahAllahhazırlamıştırhas preparedgüzel hareket edenlerefor the good-doerssizdenamong youbir mükafata rewardbüyükgreat
🇹🇷 33:29 Yok eğer Allah ve Resulünü ve ahiret yurdunu istiyorsanız, haberiniz olsun ki, Allah içinizden güzellik edenlere pek büyük bir ecir hazırlamıştır.
ey kadınlarıO wivespeygamber(of) the ProphetkimWhoeveryaparsacommitssizdenfrom youbir fuhuş (edepsizlik)immoralityaçıkclearartırılırwill be doubledonun içinfor herazabthe punishmentiki kattwo foldveAnd that isbuAnd that isgöreforAllah'aAllahkolaydıreasy
🇹🇷 33:30 Ey peygamberin hanımları! sizden her kim bir terbiyesizlik ederse ona azab iki kat katlanır. Bu Allah'a göre çok kolaydır.
22. Cüz
fakat kimAnd whoeverita'ate devam ederseis obedientsizdenamong youAllah'ato Allahve Resulüneand His Messengerve yaparsaand doesyararlı işrighteousnessona veririzWe will give hermükafatınıher rewardiki keztwiceve hazırlamışızdırand We have preparedonun içinfor herbir rızıka provisionbolnoble
🇹🇷 33:31 Yine sizden her kim Allah'a ve Resulü'ne boyun eğer, salih bir amel işlerse, ona da mükâfatını iki kat veririz. Hem onun için bol bir rızık hazırlamışızdır.
ey kadınlarıO wivespeygamber(of) the Prophetsiz değilsinizYou are notherhangi biri gibilike anyonekadınlardanamongkadınlarthe womeneğerIf(Allah'tan) sakınıyorsanızyou fear (Allah)yumuşak bir eda yapmayınthen (do) notyumuşak olmayınbe softsözlerinizdein speechböylece tamah etmesinlest should be moved with desirebulunanhe whokalbindeinkalbihis hearthastalık(is) a diseaseve söyleyinbut saybir söza wordgüzelappropriate
🇹🇷 33:32 Ey peygamberin hanımları! Siz kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz. Eğer takva ile korunacaksanız, konuşurken kırıtmayın da kalbinde bir hastalık bulunan kimse tamaha düşmesin. Güzel ve dosdoğru söz söyleyin.
ve vakarla oturunAnd stayevlerinizdeinevlerinizyour housesaslaand (do) notaçılıp kırıtmayındisplay yourselvesaçılıp kırıtması gibi(as was the) displaycahiliyenin(of the times of) ignoranceilkthe formerve kılınAnd establishnamazıthe prayerve verinand givezekatızakahve ita'at edinand obeyAllah'aAllahve Resulüneand His MessengerşüphesizOnlyistiyorAllah wishesAllahAllah wishesgidermekto removesizdenfrom youkirithe impurity(ey) Ehl-i(O) PeopleBeyt(of) the Houseve sizi temizlemekAnd to purify youtertemiz(with thorough) purification
🇹🇷 33:33 Hem vakarınızla evlerinizde durun da önceki cahiliyet devrinde olduğu gibi süslenip çıkmayın. Namazı kılın, zekatı verin. Allah ve Resulü'ne itaat edin. Ey ehli beyt! Allah sizden kiri gidermek ve sizi tertemiz, pampak yapmak istiyor.
ve hatırlayınAnd rememberokunanıwhatokunuris recitedevlerinizdeinevlerinizyour housesayetlerindenofayetler(the) VersesAllah'ın(of) Allahve hikmetiand the wisdomşüphesizIndeedAllahAllahlatiftirislütuf sahibiAll-Subtlehaber alandırAll-Aware
🇹🇷 33:34 Oturun da evlerinizde okunan Allah'ın âyetlerini ve hikmeti anın. Şüphe yok ki Allah lütuf sahibidir ve her şeyden haberdardır.
şüphesizIndeedmüslüman erkeklerthe Muslim menve müslüman kadınlarand the Muslim womenmü'min erkeklerand the believing menve mü'min kadınlarand the believing womenta'ate devam eden erkeklerand the obedient menve ta'ate devam eden kadınlarand the obedient womendoğru erkeklerand the truthful menve doğru kadınlarand the truthful womensabreden erkeklerand the patient menve sabreden kadınlarand the patient womensaygılı erkeklerand the humble menve saygılı kadınlarand the humble womensadaka veren erkeklerand the men who give charityve sadaka veren kadınlarand the women who give charityoruç tutan erkeklerand the men who fastve oruç tutan kadınlarand the women who fastkoruyan erkeklerand the men who guardırzlarınıtheir chastityve koruyan kadınlarand the women who guard (it)zikreden erkeklerand the men who rememberAllah'ıAllahçokmuchve zikreden kadınlarand the women who rememberhazırlamıştırAllah has preparedAllahAllah has preparedbunlar içinfor thembağışlanmaforgivenessve bir mükafatand a rewardbüyükgreat
🇹🇷 33:35 Şüphe yok ki müslüman erkeklerle müslüman kadınlar, mümin erkeklerle mümin kadınlar, itaat eden erkeklerle itaat eden kadınlar, sadık erkeklerle sadık kadınlar, sabreden erkeklerle sabreden kadınlar, mütevazi erkeklerle mütevazi kadınlar, sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkeklerle oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkeklerle ırzlarını koruyan kadınlar, Allah'ı çok zikreden erkeklerle Allah'ı çok zikreden kadınlar var ya, işte onlar için Allah bir mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.
artık yokturAnd notinanmış bir erkek için(it) ismümin bir erkek içinfor a believing manveand notinanmış kadın (için)(for) a believing womanzamanwhenhüküm verdiğiAllah has decidedAllahAllah has decidedve Resulüand His Messengerbir iştea matterolmasıthatolmalı(there) should beonlar içinfor themseçme hakkı(any) choiceo işiaboutişleritheir affairve kimAnd whoeverkarşı gelirsedisobeysAllah'aAllahve Resulüneand His Messengerelbettecertainlysapıklığa düşerhe (has) strayedbir sapkınlıkla(into) errorapaçıkclear
🇹🇷 33:36 Bununla beraber Allah ve Resulü bir işe hükmettiği zaman, gerek mümin bir erkek ve gerekse mümin bir kadın için, o işlerinde başka bir tercih hakkı yoktur. Her kim de Allah ve Resulüne âşi olursa açık bir sapıklık etmiş olur.
ve haniAnd whendiyordunyou saidkimseyeto the oneni'met verdiğiAllah bestowed favorAllah'ınAllah bestowed favoronaon himve senin ni'met verdiğinand you bestowed favorkendisineon himtutKeepyanındato yourselfeşiniyour wifeve korkand fearAllah'tanAllahfakat gizliyordunBut you concealediçindewithinkendinyourselfşeyiwhatAllah'ınAllahaçığa vuracağı(was to) discloseve çekiniyordunAnd you fearinsanlardanthe peopleAllah'tırwhile Allahlayık olanhas more rightçekinmenethatO'ndan korkunyou (should) fear Himne zaman kiSo whenkesinceendedZeydZaido kadındanfrom herilişiğininecessary (formalities)biz onu sana nikahladıkWe married her to youiçinso thatolmamasınotolsunthere beüzerineonmü'minlerthe believersbir güçlükany discomforthususundaconcerningevlenmekthe wivesevlatlıkları(of) their adopted sonszamanwhenkestiklerithey have endedkadınlarıylefrom themilişkilerininecessary (formalities)veAnd isbuyruğu(the) CommandAllah'ın(of) Allahyerine getirilmiştiraccomplished
🇹🇷 33:37 Hem hatırla o vakti ki, o kendisine Allah'ın nimet verdiği ve senin de ikramda bulunduğun kimseye: "Hanımını kendine sıkı tut ve Allah'tan kork" diyordun da nefsinde Allah'ın açacağı şeyi gizliyordun. İnsanlardan çekiniyordun. Halbuki Allah kendisini saymana daha lâyıktı. Sonra Zeyd o kadından ilişiğini kestiği zaman, biz onu sana eş yaptık ki, oğulluklarının ilişkilerini kestikleri hanımlarını nikâhlamada müminlere bir darlık olmasın. Allah'ın emri de yerine getirilmiştir.
yokturNotüzerine(there can) beüzerineuponPeygamberthe Prophetherhangianybir güçlükdiscomfortbir şeydein whattakdir ettiği;Allah has imposedAllah'ınAllah has imposedkendisineon himyasasıdır(That is the) WayAllah'ın(of) Allaharasındaconcerninggeçenlerthose whogelip geçtipassed awaysizden öncebeforeöncebeforeveAnd isemri(the) CommandAllah'ın(of) Allahbir kaderdira decreetakdir edilmişdestined
🇹🇷 33:38 Peygambere Allah'ın takdir ettiği, mübah kıldığı şeyde bir darlık yoktur. Bundan önce geçen bütün peygamberler hakkında Allah'ın sünneti böyledir. Allah'ın emri ise biçilmiş bir kaderdir.
onlar kiThose whoduyururlarconveyelçiliğini(the) MessagesAllah'ın(of) Allahve O'ndan korkarlarand fear Himveand (do) notkorkmazlarfearkimsedenanyonebaşkaexceptAllah'danAllahve yeterAnd sufficient is AllahAllahAnd sufficient is Allahhesap görücü olarak(as) a Reckoner
🇹🇷 33:39 Onlar, Allah'ın gönderdiklerini tebliğ ederler ve O'ndan korkarlar, Allah'tan başka kimseden korkmazlardı. Hesap görücü olarak da Allah yeter.
değildirNotMuhammedisMuhammedMuhammadbabası(the) fatherbirinin(of) anyonesizin erkeklerinizdenoferkeklerinizyour menfakatbutElçisidir(he is the) MessengerAllah'ın(of) Allahve sonuncusudurand Sealpeygamberlerin(of) the ProphetsveAnd Allah isAllahAnd Allah isherof everyşeyithingbilendirAll-Knower
🇹🇷 33:40 Muhammed, sizin adamlarınızdan hiçbirinin babası değildir. Ama Allah'ın Resulü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah her şeyi hakkiyle bilendir.
eyO you who believekimselerO you who believeinanan(lar)O you who believeanınRememberAllah'ıAllahanışla(with) remembranceçokmuch
🇹🇷 33:41 Ey iman edenler! Allah'ı çokça anın.
ve O'nu tesbih edinAnd glorify Himsabahmorningakşamand evening
🇹🇷 33:42 Ve O'nu sabah akşam tesbih edin.
OHe(Allah) ki(is) the One Whorahmet edersends His blessingsüzerinizeupon youve melekleriand His Angelssizi çıkarmak içinso that He may bring you outkaranlıklardanfromkaranlıklarthe darkness[es]aydınlığatonurthe lightveAnd He isinananlara karşıto the believersçok esirgeyendirMerciful
🇹🇷 33:43 Sizleri karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için melekleri ile birlikte üzerinize rahmet ve bereket indiren O'dur ve O, müminlere çok merhametlidir.
karşılanırlarTheir greetingsgün(on the) Daykendisine kavuştuklarıthey will meet Himselam ile(will be), "Peaceve hazırlanmıştırand He has preparedonlarafor thembir mükafata rewardgüzelnoble
🇹🇷 33:44 O'na kavuşacakları gün müminlere esenlik dileği selâmdır. (Allah) onlar için cömertçe bir mükafat hazırlamıştır.
eyO ProphetpeygamberO Prophetelbette bizIndeed, Weseni gönderdikhave sent youşahid(as) a witnessve müjdeciand a bearer of glad tidingsve uyarıcıand (as) a warner
🇹🇷 33:45 Ey peygamber! Biz seni hem bir şahit, hem bir müjdeci, hem bir uyarıcı olarak gönderdik.
ve da'vetçiAnd as one who invitesAllah'atoAllahAllahizniyleby His permissionve bir lambaand (as) a lampaydınlatıcıilluminating
🇹🇷 33:46 Ve hem de izniyle Allah'a bir davetçi ve nurlar saçan bir kandil (olarak gönderdik).
ve müjdeleAnd give glad tidingsmü'minlere(to) the believerski gerçektenthatonlara vardırfor themAllahtan(is) fromAllahAllahbir lutufa Bountybüyükgreat
🇹🇷 33:47 Müminlere müjdele! Onlara Allah'tan bir mükafat vardır...
ve aslaAnd (do) notita'at etmeobeykafirlerethe disbelieversve münafıklaraand the hypocritesve aldırmaand disregardonların eziyetlerinetheir harmve dayanand put your trustAllah'ainAllahAllahve yeterAnd sufficient is AllahAllahAnd sufficient is Allahvekil olarak(as) a Trustee
🇹🇷 33:48 Kâfirlere ve münafıklara itaat etme, onların ezalarını bırak (aldırma) da Allah'a tevekkül et. Allah vekil olarak hepsine yeter.
eyO you who believekimselerO you who believeinanan(lar)O you who believezamanWhennikahladığınızyou marryinanan kadınlarıbelieving womensonraand thenboşarsanızdivorce themöncebeforeöncebeforeonlara dokunmadan[that]onlara dokundunuzyou have touched themyokturthen notsizefor youonların üzerindeon thembir iddet (hakkınız)anybekleme süresi (iddet)waiting periodsayacağınız(to) count concerning themhemen geçimliklerini verinSo provide for themve onları serbest bırakınand release thembir bırakışla(with) a releasegüzelgood
🇹🇷 33:49 Ey iman edenler! Mümin kadınları nikâh edip de sonra onlara dokunmadan boşadığınız zaman, sizin için üzerlerinde sayacağınız bir iddet hakkınız yoktur. Derhal müt'alarını (mehirleri belirlenmediği takdirde yararlanacakları bir mal) verip onları güzel bir şekilde salıverin.
eyO ProphetpeygamberO Prophetşüphesiz bizIndeed, Wehelal kıldık[We] have made lawfulsanato youeşleriniyour wivesverdiğin(to) whomverdinizyou have givenücretlerini (mehirlerini)their bridal moneyveand whombulunanlarıyou rightfully possesselindeyou rightfully possessganimet verdiğindenfrom those (whom)Allah verdiAllah has givenAllah'ınAllah has givensanato youve kızlarınıand (the) daughtersamcanın(of) your paternal unclesve kızlarınıand (the) daughtershalalarının(of) your paternal auntsve kızlarınıand (the) daughtersdayının(of) your maternal unclesve kızlarınıand (the) daughtersteyzelerinin(of) your maternal auntshicret edenwhohicret ettileremigratedseninle beraberwith youve kadınıand a womaninanmışbelievingeğerifhibe ederseshe giveskendisiniherselfpeygambereto the Propheteğerifdilediysewishespeygamberithe Prophetkendisini nikahlamayıtoonu nikâhlarsınızmarry her mahsus olarakonlysanafor youdışındaexcludingdışındaexcludingmü'minlerinthe believerselbetteCertainlybiz biliyoruzWe knowşeyiwhatgerekli kıldığımızWe have made obligatoryonlaraupon themhakkındaconcerningeşleritheir wivesveand whombulunanlarthey rightfully possessellerininthey rightfully possessiçinthat notolmamasıshould besanaon youbir zorlukany discomfortveAnd Allah isAllahAnd Allah isçok bağışlayanOft-Forgivingçok esirgeyendirMost Merciful
🇹🇷 33:50 Ey peygamber! Biz bilhassa sana şunları helâl kıldık: Mehirlerini vermiş olduğun eşlerini, Allah'ın sana ganimet olarak ihsan buyurduklarından sahip olduğun cariyeleri, amcalarının kızlarından, halalarının kızlarından, dayılarının kızlarından, teyzelerinin kızlarından seninle beraber hicret etmiş olanları, bir de mümin bir kadın kendini peygambere hibe ederse, peygamber nikâh etmek istediği takdirde, onu başka müminlere değil de sadece sana mahsus olmak üzere helâl kıldık. Onlara eşleri ve cariyeleri hakkında neyi farz kıldığımızı biliyoruz. Bunlar sana hiçbir darlık olmaması içindir. Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
geri bırakırYou may deferkimseyiwhomdilediğiyou willonlardanof themve alırsınor you may takeyanınato yourselfkimseyiwhomdilediğinyou willve kimseyeAnd whoeverarzu ettiği(ne dönmekte)you desireayrıldıklarındanof those whomayırdığınızyou (had) set aside yokturthen (there is) nobir günahblamesenin üzerineupon youbudurThaten elverişli olan(is) more suitableaydınlanmasınathatserinlesinmay be cooledonların gözlerinintheir eyesveand nottasalanmamalarınathey grieveve razı olmalarınaand they may be pleasedsenin verdiklerinewith whatonlara verdiğinizyou have given them hepsininall of themAllahAnd Allahbilirknowsolanıwhatsizin kalblerinizde(is) inkalplerinizyour heartsveAnd Allah isAllahAnd Allah isbilendirAll-KnowerhalimdirMost Forbearing
🇹🇷 33:51 Onlardan dilediğini geri bırakır, dilediğini yanına alırsın. Sırasını geri bıraktığın kadınlardan dilediğini yanına almanda da sana bir günah yoktur. Onların gözleri aydın olup üzülmemelerine ve kendilerine verdiğin ile hepsinin hoşnut olmalarına en elverişli olan budur. Allah kalblerinizdekini bilir. Allah her şeyi bilir ve yumuşak davranır.
değildir(It is) nothelallawfulsanafor you(başka) kadınlar(to marry) womenbundan sonraafter (this)bundan sonraafter (this)ve yokturand notdeğiştirmentodeğiştirmeexchangebunlarıthembaşka eşlerlefor(başka) eşler(other) wivesşayeteven ifçok hoşuna gitse depleases yougüzellikleritheir beautybunun dışındadırexceptbulunanlar (cariyeler)whommeşru olarak sahipsinizyou rightfully possesselindeyou rightfully possessveAnd Allah isAllahAnd Allah isüzerineoverherallşeythingsgözetleyicidiran Observer
🇹🇷 33:52 Bundan başka kadınlar sana helâl olmaz. Bunları başka eşlerle değiştirmek de olmaz. İsterse güzellikleri hoşuna gitsin. Ancak sahip olduğun cariyen başka. Allah her şeye gözcü bulunuyor.
eyO you who believekimselerO you who believeinanan(lar)O you who believegirmeyin(Do) notgirinenterevlerine(the) housesPeygamber'in(of) the Prophetancak hariçtirexceptizin verilmesiwhenizin verildipermission is givensizeto youyemeğeforbir yemeka mealolmadanwithoutgözetleyicilerawaitingvaktiniits preparationfakatButzamanwhençağrıldığınızyou are invitedgirinthen enteryemeği yeyinceand whenyedinizyou have eatendağılınthen dispersedalmayınand notkalıcı olmak isteyerekseeking to remainsözefor a conversationçünküIndeedbuthatincitiyorduwasbulandırıcıtroublingPeygamberithe Prophetfakat o utanıyorduand he is shysizdenof (dismissing) youfakat AllahBut Allahutanmazis not shyçekinmezis not shygerçek(i söylemek)tenofhakthe truthzamanAnd whenonlarda istediğinizyou ask thembir şey(for) anythingisteyinthen ask themarkasındanfromarkasındabehindperdea screenbuThatdaha temizdir(is) purersizin kalbleriniz içinfor your heartsve onların kalbleri içinand their heartsve olamazAnd notsizinissizin içinfor youincitmenizthateziyet edersinizyou troubleElçisini(the) MessengerAllah'ın(of) Allahve olamazand notnikahlamanızthatnikâhlamanızyou should marryonun eşlerinihis wiveskendisinden sonraafter himondan sonraafter himaslaeverçünküIndeedbuthatkatındaisyakınnearAllahAllahbüyük(bir günah)tıran enormity
🇹🇷 33:53 Ey iman edenler! Peygamberin evlerine vaktine bakmaksızın ve yemeğe izin verilmedikçe girmeyin. Fakat çağırıldığınız vakit girin. Yemeği yediğinizde de hemen dağılın. Sohbet etmek için de izinsiz girmeyin. Çünkü bu haliniz peygambere eziyet veriyor, ama o sizden utanıyor. Fakat Allah gerçeği söylemekten utanmaz. Hem O'nun hanımlarına bir ihtiyaç soracağınız vakit de perde arkasından sorun. Böyle yapmanız hem sizin kalbleriniz ve hem de onların kalbleri için daha temizdir. Hem sizin Resulullah'a eziyet etmeye hakkınız yoktur. Ondan sonra hanımlarını da ebediyyen nikâh edemezsiniz. Çünkü bu Allah katında çok büyük bir günahtır.
eğerWhetheraçığa vursanızyou revealbir şeyia thingyahutoronu gizlesenizconceal itşüphesizindeedAllahAllahherishepsininof allşeyithingsbilmektedirAll-Knower
🇹🇷 33:54 Siz bir şeyi açıklasanız da gizleseniz de şüphe yok ki Allah her şeyi bilmektedir.
yoktur(There is) nobir günahblameonlaraupon themhakkındaconcerningbabalarıtheir fathersve yokturand notoğullarıtheir sonsve yokturand notkardeşleritheir brothersve yokturand notoğullarısonskardeşlerinin(of) their brothersve yokturand notoğullarısonskızkardeşlerinin(of) their sistersve yokturand notkadınlarıtheir womenve yokturand notbulunan(köle)leriwhatmeşru olarak sahiptirlerthey rightfully possessellerindethey rightfully possessve korkunAnd fearAllah'tanAllahşüphesizIndeedAllahAllahüzerineisüzerineoverherallşeythingsşahittira Witness
🇹🇷 33:55 Onlar (peygamberin eşleri) için babaları, oğulları, kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kendi kadınları (kadın dostları) ve sahip oldukları köleleri hakkında bir günah yoktur. Bununla beraber (ey Peygamberin hanımları) Allah'tan korkun. Çünkü Allah her şeye şahit bulunuyor.
şüphesizIndeedAllahAllahve melekleriand His Angelssalat etmektedirsend blessingsüzerineuponPeygamberthe PropheteyO you who believekimselerO you who believeinanan(lar)O you who believesiz de salat edinSend blessingsonaon himve selam edinand greet himiçtenlikle(with) greetings
🇹🇷 33:56 Gerçekten Allah ve melekleri Peygambere salât ederler. Ey iman edenler! siz de ona teslimiyetle salât ve selâm edin.
şüphesizIndeedincitenlerthose whoincitirlerannoyAllah'ıAllahve Elçisiniand His Messengeronlara la'net etmiştirAllah has cursed themAllahAllah has cursed themdünyadaindünyathe worldve ahiretteand the Hereafterve hazırlamıştırand preparedonlar içinfor thembir azaba punishmentalçaltıcıhumiliating
🇹🇷 33:57 Şüphesiz ki Allah'a ve Resulü'ne eziyet verenlere Allah hem dünyada, hem ahirette lânet etmiştir. Onlara aşağılayıcı bir azab hazırlamıştır.
incitenlerAnd those whozarar verirlerharmmü'min erkeklerithe believing menve mü'min kadınlarıand the believing womendışındakifor other thanbir şeylewhatyaptıklarınınthey have earnedelbettethen certainlyyüklenmişlerdirthey bearbir iftirafalse accusationve bir günahand sinaçıkmanifest
🇹🇷 33:58 Mümin erkeklere ve mümin kadınlara yapmadıkları bir şeyden dolayı eziyet edenler de bir iftira ve açık bir günah yüklenmişlerdir.
eyO ProphetPeygamberO ProphetsöyleSayeşlerineto your wivesve kızlarınaand your daughtersve kadınlarınaand (the) womeninananların(of) the believerssalsınlarto drawüstlerineover themselvesörtülerini[of]dış örtüleritheir outer garmentsbudurThaten elverişli olan(is) more suitableonların tanınması içinthattanınmalarıthey should be knownincitilmemesi içinand notzarar verdiharmedveAnd isAllahAllahçok bağışlayandırOft-Forgivingçok esirgeyendirMost Merciful
🇹🇷 33:59 Ey peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına hep söyle de cilbablarından (dış elbiselerinden) üzerlerini sımsıkı örtsünler. Bu onların tanınmalarına, tanınıp da eziyet edilmemelerine en elverişli olandır. Bununla beraber Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
andolsun eğerIfvazgeçmezlerse(do) notson bulurceaseiki yüzlülerthe hypocritesveand those whobulunanlarinkalblerindetheir heartsbir hastalık(is) a diseasekötü haberler yayanlarand those who spread rumorsşehirdeinşehirthe cityseni üstüne sürerizWe will let you overpower themonlarınWe will let you overpower themsonrathensenin yanında kalamazlarnotsana komşu kalacaklarthey will remain your neighborsoradathereindışındaexceptaz bir zaman(for) a little
🇹🇷 33:60 Andolsun ki, eğer münafıklar ve kalblerinde bir hastalık olanlar ve Medine'de dedikodu yapanlar, bu yaptıklarından vaz geçmezlerse, mutlaka seni onlara musallat ederiz. Sonra seninle orada az bir zamandan fazla komşu kalamazlar.
la'netlenirlerAccursedneredewhereverrastlansalarthey are foundyakalanırlarthey are seizedve öldürülürlerand massacred completelyşiddetleand massacred completely
🇹🇷 33:61 Melun olarak nerede bulunurlarsa yakalanırlar ve öldürülürler.
sünneti (yasası) budur(Such is the) WayAllah'ın(of) Allaharasındakiwithgeçen(millet)lerthose whogelip geçtipassed awayöncedenbeforeöncebeforeveand never(imkan) bulamazsınyou will findsünnetini (yasasını)in (the) WayAllah'ın(of) Allahdeğiştirmeğeany change
🇹🇷 33:62 Allah'ın bundan önce geçenler hakkındaki kanunu budur. Ve sen Allah'ın kanununu değiştirmeye asla çare bulamazsın.
sana soruyorlarAsk youinsanlarthe peoplesa'attenaboutkıyamet saatithe Hourde kiSayşüphesizOnlyonun bilgisiits knowledgeyanındadır(is) withAllah'ınAllahve ne?And whatbilirsinwill make you knowbelkiPerhapssa'atthe Hourolurisyakınnear
🇹🇷 33:63 İnsanlar sana kıyamet saaatini soruyorlar. De ki: "Onun ilmi ancak Allah'ın nezdindedir. Ne bilirsin belki kıyamet yakında olur."
şüphesizIndeedAllahAllahla'net etmiştirhas cursedkafirlerethe disbelieversve hazırlamıştırand has preparedonlar içinfor themçılgın bir ateşa Blaze
🇹🇷 33:64 Şu muhakkak ki, Allah kâfirleri lânetlemiş ve onlara çılgın bir ateş hazırlamıştır.
kalacaklardırAbidingoradathereinebediyyenforeverbulamayacaklardırnotbulacaklarthey will findbir dostany protectorve ne deand notyardımcıany helper
🇹🇷 33:65 (Onlar) orada ebedî kalırlar ve ne bir dost bulabilirler, ne de bir yardımcı.
gün(The) Dayçevrildiğiwill be turned aboutyüzleritheir facesiçindeinateşinthe Firederler kithey will sayey(vah) keşke bizO we wishita'at etseydikwe (had) obeyedAllah'aAllahve ita'at etseydikand obeyedelçiyethe Messenger
🇹🇷 33:66 O gün yüzleri ateş içinde çevirilirken: "Ah keşke Allah'a itaat etseydik, peygambere itaat etseydik!" derler.
ve dediler kiAnd they will sayrabbimizOur Lordşüphesiz bizIndeed, weuyduk[we] obeyedbeylerimizeour chiefsve büyüklerimizeand our great menbizi saptırdılarand they misled usyoldan(from) the Way
🇹🇷 33:67 Yine derler ki: "Ey Rabbimiz! Biz beylerimize ve büyüklerimize itaat ettik de bizi yanlış yola götürdüler."
rabbimizOur Lordonlara verGive themiki katdoubleazabdan[of]azappunishmentve onlara la'net eyleand curse thembir la'netle(with) a cursebüyükgreat
🇹🇷 33:68 Ey Rabbimiz! Onlara azabın iki katını ver ve kendilerini büyük bir lânet ile lânetle."
eyO you who believekimselerO you who believeinanan(lar)O you who believeolmayın(Do) notolbekimseler gibilike those whoeziyet edenabusedMusa'yaMusaonu beraat ettirdithen Allah cleared himAllahthen Allah cleared himonların dediklerindenof whatdedilerthey saidve idiAnd he wasyanındanearAllahAllahitibarlıhonorable
🇹🇷 33:69 Ey iman edenler: Sizler Musa'ya eziyet edenler gibi olmayın. Eziyet ettiler de Allah onu, onların söylediklerinden temize çıkardı. O, Allah yanında mevki sahibi idi.
eyO you who believekimselerO you who believeinanan(lar)O you who believekorkunFearAllah'tanAllahve söyleyinand speaksöza worddoğruright
🇹🇷 33:70 Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve sağlam söz söyleyin,
düzeltsinHe will amendsizinfor youişleriniziyour deedsve bağışlasınand forgivesizinfor yougünahlarınızıyour sinsve kimAnd whoeverita'at ederseobeysAllah'aAllahve Resulüneand His Messengerelbettecertainlyermiş olurhas attainedbir başarıyaan attainmentbüyükgreat
🇹🇷 33:71 Ki (Allah) işlerinizi yoluna koysun ve günahlarınızı bağışlasın. Her kim Allah'a ve Resulü'ne itaat ederse, o gerçekten büyük murada ermiştir.
şüphesiz bizIndeed, Wesunduk[We] offeredemanetithe Trustgökleretogöklerthe heavensve yereand the earthve dağlaraand the mountainsfakat kaçındılarbut they refusedonu yüklenmektentoonu taşımakbear itve korktularand they fearedondanfrom itve onu yüklendibut bore itinsanthe mandoğrusu oIndeed, heçok zalimdirwashaksızunjustçok cahildirignorant
🇹🇷 33:72 Biz o emaneti göklere, yere ve dağlara arz ettik, onlar, onu yüklenmeye yanaşmadılar, ondan korktular da onu insan yüklendi. O gerçekten çok zalim ve çok cahildir.
azab etsin diyeSo that Allah may punishAllahSo that Allah may punishiki yüzlü erkeklerethe hypocrite menve iki yüzlü kadınlaraand the hypocrite womenve ortak koşan erkeklereand the polytheist menve ortak koşan kadınlaraand the polytheist womenve bağışlasın diyeand Allah will turn (in Mercy)Allahand Allah will turn (in Mercy)inanan erkekleritomümin erkeklerthe believing menve inanan kadınlarıand the believing womenveAnd Allah isAllahAnd Allah isçok bağışlayandırOft-Forgivingçok esirgeyendirMost Merciful
🇹🇷 33:73 Çünkü Allah münafık erkeklerle münafık kadınlara, müşrik erkeklerle müşrik kadınlara azab edecek, mümin erkeklerle mümin kadınların da tevbelerini kabul edecektir. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
Mahmoud Khalil Al-Husary