ve olmazAnd noteşitare alikeiki denizthe two seasşuThistatlıdır(is) freshsusuzluğu kesersweet(boğazdan) kayarpleasantiçimiits drinkşu daand thistuzludursaltyacıdır(and) bitterveAnd fromhepsindeneachyersinizyou eatetmeattazefreshve çıkarırsınızand you extractsüsornamentstakındığınızyou wear themve görürsünand you seegemilerinthe shipsoradain it(denizi) yarıp gittiğinicleavingpayınızı aramanız içinso that you may seeklutfundanofO'nun lütfuHis Bountyve umulur kiand that you mayşükredersinizbe grateful
🇹🇷 35:12 Hem iki deniz eşit olmuyor. Şu tatlı, hararet keser, içerken (boğazdan) kayar; şu da tuzlu, yakar kavurur. Bununla beraber her birinden taze bir et yersiniz ve bir ziynet çıkarır, giyinirsiniz. Allah'ın lütfundan nasib arayasınız diye suyu yara yara giden gemileri de görürsün. Gerek ki şükredeceksiniz.
sokarHe causes to entergeceyithe nightiçinein (to)gündüzünthe dayve sokarand He causes to entergündüzüthe dayiçinein (to)geceninthe nightve buyruğu altına almıştırand He has subjectedgüneşithe sunve ayıand the moonher birieachakıp giderrunningbir süreye kadarfor a termbelirtilmişappointedişte budurThat (is)AllahAllahRabbinizyour LordO'nundurfor Himmülk(is) the DominionyalvardıklarınızAnd those whomyalvarırsınızyou invokeO'ndan başkabesides HimO'ndan başkabesides Himdeğillerdirnotsahipthey possessbir çekirdek zarına bileevenhurma çekirdeğinin zarı kadar(as much as) the membrane of a date-seed
🇹🇷 35:13 O, geceyi gündüze sokuyor, gündüzü de geceye sokuyor. Güneşi ve ayı emrine âmâde kılmıştır. Her biri mukadder bir gayeye akıp gidiyor. İşte bu gördüklerinizi yapan Allah sizin Rabbinizdir. Mülk (hükümranlık) O'nundur. O'ndan başka taptıklarınız ise, bir çekirdek zarını bile idare edemezler.
eğerIfonları çağırsanızyou invoke themişitmezlernotişitirlerthey hearsizin çağırmanızıyour callşayetand ifişitseler bilethey heardcevap veremezlernotcevap verirlerdithey (would) respondsizeto youve günüAnd (on the) Daykıyamet(of) the Resurrectioninkar ederlerthey will denysizin ortak koşmanızıyour associationveAnd nonehiç kimse sana haber veremezcan inform yougibilikeherşeyi bilen(the) All-Aware
🇹🇷 35:14 Kendilerine dua ederseniz duanızı işitmezler. İşitseler bile size cevabını veremezler. Kıyamet günü de kendilerini Allah'a ortak koştuğunuzu inkâr ederler. Sana her şeyden haberdar olan (Allah) gibi bir haber veren olmaz.
eyOinsanlarmankindsizYoumuhtaçsınız(are) those in needAllah'aofAllahAllahAllah isewhile AllahO'durHezengin olan(is) Free of needve hamde layık olanthe Praiseworthy
🇹🇷 35:15 Ey insanlar! Siz Allah'a muhtaçsınız. Allah ise zengin ve her hamde lâyıktır.
eğerIfdileseHe willssizi götürürHe (can) do away with youve getirirand bringbir halkin a creationyeninew
🇹🇷 35:16 Eğer O dilerse sizi yok eder ve yerinize yeni bir halk getirir.
ve değildir'And notbuthatüzerine(is) onAllahAllahzorludifficult
🇹🇷 35:17 Ve bu, Allah'a göre zor bir şey değildir.
veAnd notçekmezwill bearhiçbir günahkarbearer of burdensgünahınıburdenbaşkasının(of) anotherve eğerAnd if(başkalarını) çağırsacallsyükü ağır gelen kimsea heavily ladenonu taşımak içintoyükünü (taşır)(carry) its loadtaşınmaznottaşınacakwill be carriedondan (yükünden)of ithiçbir şeyanythingve şayeteven if(dahi) olsahe beakrabasınear of kinakrabasınear of kinsen ancakOnlyuyarırsınyou can warnkorkanlarıthose whokorkarlarfearRablerindentheir Lord görmedenunseenve kılanlarıand establishnamazıthe prayerve kimAnd whoeverma'nen arınıp yücelirsepurifies himselfşüphesizthen onlyarınmış olurhe purifieskendi yararınafor his own selfveAnd toAllah'adırAllahdönüş(is) the destination
🇹🇷 35:18 Hem günah çeken bir kimse, başkasının günahını çekmeyecek; yükü ağır basan, onun yüklenilmesine çağırsa da ondan bir şey yüklenilmeyecek, isterse bir yakını olsun. Fakat sen ancak o kimseleri sakındırısın ki, gaybda Rablerinin korkusunu duyarlar, namazı dürüst kılarlar. Temizlenen de sırf kendisi için temizlenir. Nihayet dönüş Allah'adır.
Mahmoud Khalil Al-Husary