veAnd notonlara göstermeyizWe showed themhiçbirofmu'cizea Signbaşkasınıbutoitdaha büyük (olandan)(was) greaterötekindenthankardeşiits sisterve onları yakaladıkand We seized themazab(lar) ilewith the punishmentumulur kiso that they maydönerlerreturn
🇹🇷 43:48 Bizim onlara gösterdiğimiz her bir mucize diğerinden daha büyüktü. Belki doğru yola dönerler diye biz onları azapla yakaladık.
ve dediler kiAnd they saideyObüyücü[the] magiciandu'a etInvokebizim içinfor usRabbineyour Lordhürmetineby whatsözHe has made covenantsana verdiğiwith youartık bizIndeed, weyola geleceğiz(will) surely be guided
🇹🇷 43:49 Onlar azâbı görünce: "Ey sihirbaz! Sende olan ahdi hürmetine bizim için Rabbine dua et. Biz gerçekten doğru yola gireceğiz." dediler.
fakatBut whenbiz kaldırıncaWe removedonlardanfrom themazabıthe punishmenthemenbeholdonlarTheysözlerinden dönüyorlarbroke (their word)
🇹🇷 43:50 Fakat azabı kendilerinden kaldırdığımız zaman hemen sözlerinden dönüverdiler.
ve seslendiAnd called outFir'avnFirauniçindeamongkavmininhis peoplededi kihe saidey kavmimO my peopledeğil mi?Is notbenimfor memülkü(the) kingdomMısır(of) Egyptve şuand theseırmaklar[the] riversakıp gidenflowingaltımdanunderneath mealtımdanunderneath megörmüyor musunuz?Then do notgörürsünyou see
🇹🇷 43:51 Firavun kavmine seslenerek dedi ki: "Ey kavmim! Mısır hükümdarlığı ve altımdan akıp giden şu ırmaklar benim değil mi? Görmüyor musunuz?
yahut (değil miyim?)Orbenam Idaha iyibetterşundanthanbuthiskione who oheaşağılıktır(is) insignificantve olmayandırand hardlynerdeyseand hardlysöz anlatacak durumdaclear
🇹🇷 43:52 Yoksa ben, nerede ise meramını anlatamayan şu zavallıdan daha hayırlı değil miyim?
değil miydi?Then why notatılmalıare placedüzerineon himbileziklerbraceletsaltındanofaltıngoldyahutorgelmeli (değil miydi?)comeyanındawith himmeleklerthe Angelsyakınaccompanying (him)
🇹🇷 43:53 Eğer O'nun dediği doğru ise üzerine altın bilezikler atılmalı veya kendisiyle beraber onu tasdik eden melekler gelmeli değil miydi?"
küçümsediSo he bluffedkavminihis peopleonlar da ona boyun eğdilerand they obeyed himçünkü onlarIndeed, theyidilerwerebir kavima peopleyoldan çıkmışdefiantly disobedient
🇹🇷 43:54 Firavun kavmini küçümsedi. Onlar da O'na itaat ettiler. Çünkü onlar fâsık bir kavimdi.
onlar bizi kızdırıncaSo whenBizi öfkelendirdilerthey angered Usbiz de öc aldıkWe took retributiononlardanfrom themve onları boğdukand We drowned themhepsiniall
🇹🇷 43:55 Nihayet bizi gazaplandırdıkları zaman onlardan intikam aldık. Hepsini suda boğduk.
onları yaptıkAnd We made themgeçmiş atalarıa precedentve örneğiand an examplesonradan gelenlerinfor the later (generations)
🇹🇷 43:56 Onları sonradan gelecekler için ibret ve örnek kıldık.
ve ne zaman kiAnd whenanlatılıncais presentedoğlu(the) sonMeryem(of) Maryambir misal olarak(as) an examplehemenbeholdkavminYour peopleondan ötürüabout ityaygarayı bastılarlaughed aloud
🇹🇷 43:57 Meryem oğlu İsâ bir misal olarak anlatılınca, senin kavmin hemen ondan bir delil bulduklarını sanarak bağrışmaya başladılar.
ve dedilerAnd they saidbizim tanrılarımız mı?Are our godshayırlıdırbetteryoksaoro mu?hebunu misal vermedilerNotonu sunarlarthey present itsanato youdışında bir sebepleexcepttartışmak(for) argumentdoğrusuNayonlartheybir toplumdur(are) a peoplekavgacıargumentative
🇹🇷 43:58 Onlar dediler ki: "Bizim ilâhlarımız mı daha hayırlıdır, yoksa İsâ mı?" Bu misâli sırf seninle tartışmak için ortaya attılar. Doğrusu onlar çok kavgacı bir topluluktur.
değildirNotOhebaşkası(was) exceptbir kul(dan)a slaveni'met verdiğimizWe bestowed Our favorkendisineon himve kıldığımızand We made himörnekan exampleoğullarınafor (the) Children of Israelİsrailfor (the) Children of Israel
🇹🇷 43:59 İsâ, ancak kendisine nimet verdiğimiz ve İsrailoğullarına örnek kıldığımız bir kuldur.
ve eğerAnd ifdileseydikWe willedelbette yapardıksurely We (could have) madesizdenamong youmeleklerAngels(şu) dünyadainyeryüzüthe earthyerinize geçensucceeding
🇹🇷 43:60 Eğer biz dileseydik, sizden yeryüzünde yerinize geçecek melekler yaratırdık.
Mahmoud Khalil Al-Husary