بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Ha mimHa Meem
🇹🇷 43:1 Hâ, mîm.
Kitaba andolsun kiBy the Bookapaçıkthe clear
🇹🇷 43:2 Apaçık kitaba andolsun ki biz onu iyice anlayasınız diye Arapça bir Kur'an yaptık.
elbette bizIndeed, Weonu yaptık(have) made itbir Kur'ana QuranArapça(in) Arabicumulur kiso that you maydüşünüp anlarsınızunderstand
🇹🇷 43:3 Apaçık kitaba andolsun ki biz onu iyice anlayasınız diye Arapça bir Kur'an yaptık.
gerçekten OAnd indeed, itiçindedir(is) inana(the) MotherKitap(of) the Bookkatımızda bulunanwith Uselbette yücedirsurely exaltedhikmetlidirfull of wisdom
🇹🇷 43:4 Gerçekten o bizim nezdimizde bulunan ana kitapta mevcut yüce ve hikmet dolu bir kitaptır.
bırakalım mı?Then should We take awaysizifrom youuyarmaktanthe Remindervazgeçipdisregarding (you)diyebecauseoldunuzyou arebir kavima peopleaşırı gidentransgressing
🇹🇷 43:5 Siz haddi aşan bir kavim oldunuz diye Kur'an'ı size göndermekten vaz mı geçelim?
ve niceAnd how manybiz gönderdikWe sentpeygamberofbir peygambera Prophetiçindeamongönce gelenlerthe former (people)
🇹🇷 43:6 Biz öncekilere de nice peygamberler göndermiştik.
veAnd notonlara gelmezdicame to themhiçbirany Prophetpeygamberany Prophetetmedikleributidilerthey used toonunlamock at himalaymock at him
🇹🇷 43:7 Onlar kendilerine gelen her peygamberle mutlaka alay ediyorlardı.
biz de helak ettikThen We destroyeddaha güçlü olanıstrongerbunlardanthan themyakalayarak(in) powerve geçtiand has passedörneği(the) exampleöncekilerin(of) the former (people)
🇹🇷 43:8 Biz onlardan daha kuvvetli olanları helâk ettik. Kur'an'da öncekilerin örneği de geçmiştir.
andolsun eğerAnd ifonlara sorsanyou ask themkim?Whoyarattıcreatedgöklerithe heavensve yeriand the earthelbette diyecekler kiThey will surely sayonları yarattıCreated themçok üstün olanthe All-Mightyçok bilenthe All-Knower
🇹🇷 43:9 Eğer sen onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan elbette: "Onları çok güçlü ve herşeyi bilen Allah yarattı." derler.
O kiThe One Whokılandırmadesizin içinfor youyerithe earthbir beşika bedve yapandırand madesizefor youoradathereinyollarroadsumulur kiso that you mayhidayete eresiniz(be) guided
🇹🇷 43:10 O, yeryüzünü sizin için bir beşik yaptı ve doğru gidesiniz diye orada sizin için yollar meydana getirdi.
ve o kiAnd the One Whoindirendirsends downgöktenfromgökthe skysuwaterbir ölçü ilein (due) measureböylece canlandırdıkthen We reviveonunlawith itbir ülkeyia landölüdeadişte öylethussiz de çıkarılacaksınızyou will be brought forth
🇹🇷 43:11 Allah gökten belli bir ölçüye göre su indirdi. Biz onunla ölü bir memlekete yeniden hayat verdik. İşte siz de kabirlerinizden böyle diriltilip çıkarılacaksınız.
ve O kiAnd the One Whoyaratandırcreatedçiftlerithe pairsbütünall of themve var edendirand madesizefor yougemiler[of]gemilerthe shipsve hayvanlarand the cattlebineceğinizwhatbinersinizyou ride
🇹🇷 43:12 Allah bütün çiftleri yaratmıştır. Sizin için bineceğiniz gemiler ve hayvanlar var etmiştir.
binmeniz içinThat you may sit firmlyüzerineononların sırtlarıtheir backssonrathenanmanız içinrememberni'metini(the) favorRabbinizin(of) your Lordzamanwhenbindiğinizyou sit firmlyonlaraon themve (şöyle) demeniz içinand sayşanı yücedirGlory be (to)hizmetimize vereninthe One Whoboyun eğdirdi(has) subjectedbizimto usbunuthisyoksaand notbiz değildikwe werebunuof it(hizmetimize) yanaştıracakcapable
🇹🇷 43:13 Siz onların sırtına binip üzerlerine yerleştiğiniz zaman, Rabbinizin nimetini anarak şöyle diyesiniz: "Bunları bizim hizmetimize veren Allah'ı tenzih ve tesbih ederiz. Yoksa bizim bunlara gücümüz yetmezdi."
biz elbetteAnd indeed, weRabbimizetoRabbimizour Lorddöneceğizwill surely return
🇹🇷 43:14 "Gerçekten biz Rabbimize döneceğiz."
ve tasarladılarBut they attributeO'nato HimkullarındanfromkullarıHis slavesbir parçaa portiongerçektenIndeedinsanmanbir nankördürsurely (is) clearly ungratefulapaçıksurely (is) clearly ungrateful
🇹🇷 43:15 Buna rağmen insanlar, Allah'ın kullarından bir kısmını O'nun bir parçası saydılar. Gerçekten de insan apaçık bir nankördür.
yoksaOrkendisine aldı (mı?)has He takenyarattıklarındanof whatyarattıHe has createdkızlarıdaughtersve size seçtiand He has chosen (for) youoğullarısons
🇹🇷 43:16 Yoksa O, yarattıklarından kendisine kızlar edindi de erkek çocukları size mi seçti?
ve ne zaman kiAnd whenmüjdelenseis given good newsonlardan birine(to) one of themanlattığıof whatortaya koyarhe sets upRahman'afor the Most Graciousbenzer olarak(as) a likenesskesilirbecomesyüzühis facekapkaradarkve oand heöfkesinden yutkunup durur(is) filled with grief
🇹🇷 43:17 Onlardan biri Rahman olan Allah'a isnad ettiği kız çocuğu ile müjdelendiği zaman yüzü simsiyah kesilir de öfkesinden yutkunur durur.
kimseyi mi?Then (is one) whoyetiştirilenis brought upiçindeinsüsornamentsveand hemücadeledeinçekişmethe disputeolmayan(is) notaçıkclear
🇹🇷 43:18 Yoksa onlar, süs ve zinet içerisinde yetiştirilip de mücadelede erkek gibi kendisini savunmaya açık olmayan kızları mı O'na isnad ediyorlar?
ve saydılarAnd they mademeleklerithe Angelsolanthose whoonlarthemselveskulları(are) slavesRahman'ın(of) the Most Graciousdişifemalesşahid mi oldular?Did they witnessonların yaratılışlarınatheir creationyazılacaktırWill be recordedşahidlikleritheir testimonyve (bundan) sorulacaklardırand they will be questioned
🇹🇷 43:19 Onlar Rahman olan Allah'ın kulları olan melekleri de dişi saydılar. Onlar meleklerin yaratılışını gördüler mi? Onların şahitlikleri yazılacak ve onlar sorguya çekileceklerdir.
ve dediler kiAnd they sayeğerIfdileseydihad willedRahmanthe Most Graciousbiz onlara tapmazdıkwe would not have worshipped themonlara tapmazdıkwe would not have worshipped themyokturNotonlarınthey havebu husustaabout thathiçbiranybilgileriknowledgeonlarNothingyaparlarthey (do)sadecebutsaçmalıyorlarlie
🇹🇷 43:20 Onlar: "Eğer Rahman olan, Allah dileseydi, biz o meleklere tapmazdık." dediler. Onların bu hususta hiçbir bilgileri yoktur. Onlar sadece yalan söylüyorlar.
yoksa?Oronlara (mı) vermişiz?have We given thembir Kitapa bookbundan öncebefore itondan öncebefore itonlarso theyonato itsarılıyorlar(are) holding fast
🇹🇷 43:21 Yoksa biz kendilerine bundan önce bir kitap verdik de onlar, ona mı sarılıyorlar?
hayırNaydediler kithey sayelbette bizIndeed, webulduk[we] foundbabalarımızıour forefathersüzerindeuponbir dina religionve elbette biz deand indeed, weüzerindeononların izleritheir footstepsgidiyoruz(are) guided
🇹🇷 43:22 Hayır, onlar sadece: "Biz babalarımızı bu din üzerinde bulduk, biz de onların izinde gidiyoruz." dediler.
ve işte böyleAnd thusgöndermediknotgönderdikWe sentsenden öncebefore yousenden öncebefore youherhangiinbir kentea townhiçbiranyuyarıcıwarnerdışındaexceptdiyenlerdensaidoranın zenginleri(the) wealthy ones of itelbette bizIndeed, webulduk[we] foundbabalarımızıour forefathersüzerindeonbir dina religionve biz deand indeed, weonların izlerine[on]izleritheir footstepsuyarız(are) following
🇹🇷 43:23 Ey Muhammed! Yine böyle biz senden önce de hangi memlekete bir uyarıcı göndermişsek, mutlaka oranın şımarık varlıklı kimseleri: "Biz babalarımızı bir din üzerinde bulduk, biz de onların izlerine uyarız." dediler.
dediHe saidşayetEven ifben size getirsem de mi?I brought youdaha doğrusunubetter guidanceşeydenthan whatbulduğunuzyou foundüzerindeon itbabalarınızıyour forefathersdedilerThey saiddoğrusu bizIndeed, weşeyiwith whatsizinle gönderilenyou are sentonuwith [it]inkar ediyoruz(are) disbelievers
🇹🇷 43:24 Gönderilen uyarıcı; "Eğer size babalarınızı üzerinde bulduğunuz dinden daha doğrusunu getirmişsem de mi bana uymazsınız?" deyince, onlar: "Gerçekten biz sizin tebliğ için gönderildiğiniz şeyi tanımıyoruz." dediler.
biz de öc aldıkSo We took retributiononlardanfrom thembakThen seenasılhowolduwassonu(the) endyalanlayanların(of) the deniers
🇹🇷 43:25 Biz de onlardan intikam aldık. Bak peygamberleri yalanlayanların sonu nasıl oldu!
bir zamanAnd whendemişti kiIbrahim SaidİbrahimIbrahim Saidbabasınato his fatherve kavmineand his peopleşüphesiz benIndeed, I (am)uzağımdisassociatedşeylerdenfrom whatsizin taptığınızyou worship
🇹🇷 43:26 Hani İbrahim babasına ve kavmine: "Gerçekten ben sizin taptığınız şeylerden uzağım.
yalnızcaExceptbeni yaratanathe One Whobeni yarattıcreated meçünkü Oand indeed, Hebana doğru yolu gösterecektirwill guide me
🇹🇷 43:27 Ben ancak beni yaratana taparım. Şüphesiz ki O, beni doğru yola iletecektir." dedi.
ve onu yaptıAnd he made itbir söza wordkalıcılastingarasındaamongkendinden sonrakilerhis descendentsumulur kiso that they maydönerler (diye)return
🇹🇷 43:28 İbrahim, bu sözü, ardından gelecek olanlara devamlı kalacak bir miras olarak bıraktı ki, onlar doğru yola dönsünler.
doğrusuNayyaşattımI gave enjoymentbunları(to) theseve babalarınıand their forefathersdekuntilkendilerine gelinceyecame to themgerçek sözthe truthve elçiand a Messengeraçıklayanclear
🇹🇷 43:29 Doğrusu ben bunları da babalarını da kendilerine hak olan kitap ve gerçeği açıklayan bir peygamber gelinceye kadar faydalandırıp geçindirdim.
fakatAnd whenonlara gelincecame to themgerçekthe truthdedilerthey saidbuThisbüyüdür(is) magicve elbette bizand indeed, weonuof ittanımayız(are) disbelievers
🇹🇷 43:30 Kendilerine hak geldiği zaman onlar: "Bu bir büyüdür doğrusu biz onu tanımıyoruz." dediler.
ve dediler kiAnd they saydeğil miydi?Why notindirilmeliwas sent downbuthisKur'anthe Quranbir adamatobir adama maniki kenttenfromiki şehirthe two townsbüyükgreat
🇹🇷 43:31 Yine Onlar: "Bu Kur'an, şu iki şehirden bir büyük adama indirilmeli değil miydi?" dediler.
onlar mı?Do theybölüştürüyorlardistributerahmetini(the) MercyRabbinin(of) your LordbizWetaksim ettik[We] distributearalarındaamong themonların geçimliklerinitheir livelihoodhayatındainhayatthe lifedünya(of) the worldve üstün kıldıkand We raiseonlardan kiminisome of themüzerineaboveötekilerothersderecelerle(in) degreesedinmeleri içinso that may takebirisome of themdiğerineothershizmetçi çalışan'(for) serviceve rahmetiBut (the) MercyRabbinin(of) your Lorddaha hayırlıdır(is) betterşeylerdenthan whatonların toplayıp yığdıklarıthey accumulate
🇹🇷 43:32 Ey Muhammed! Rabbinin rahmetini onlar mı taksim ediyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz taksim ettik. Birbirlerine işlerini gördürsünler diye biz onların bir kısmını diğerlerinden derecelerle üstün kıldık. Rabbinin rahmeti onların biriktirdikleri şeylerden daha hayırlıdır.
(sözkonusu) olmasaydıAnd if notolmasıthatolurdu(would) becomeinsanların[the] mankindümmeta communitybir tekoneyapardıkWe (would have) madekimseler içinfor (one) whoinkar edendisbelievesRahman'ıin the Most Graciousevlerinefor their housestavanlarroofsgümüştenofgümüşsilverve merdivenlerand stairwaysüzerineupon whichbinip çıkacaklarıthey mount
🇹🇷 43:33 Eğer insanlar küfre sapan bir ümmet haline gelmeyecek olsalardı, biz O Rahman olan Allah'ı inkâr eden kimselerin evlerine gümüşten tavanlar ve üzerine çıkacakları merdivenler yapardık.
ve evlerineAnd for their houseskapılardoorsve koltuklarand couchesüzerineupon whichyaslanacaklarıthey recline
🇹🇷 43:34 Onların evleri için gümüşten kapılar, üzerine yaslanacakları koltuklar yapardık.
ve (nice) süslerAnd ornaments of gold(başka) değilAnd not (is)bütünallbunlarthatsadecebutgeçici menfaatleridiran enjoymenthayatının(of) the lifedünya(of) the worldahiret iseAnd the HereafterkatındawithRabbininyour Lordmuttakiler içindir(is) for the righteous
🇹🇷 43:35 Daha nice altın ziynetler verirdik. Çünkü bunların bizce hiçbir kıymeti yoktur. Bütün bunlar dünya hayatının geçici menfaatinden başka bir şey değildir. Ahiret ise Rabbin katında takva sahipleri içindir.
ve kimAnd whoeveryüz çevirirseturns awayzikrindenfromzikir(the) remembranceRahman'ın(of) the Most GracioussardırırızWe appointonafor himbir şeytanıa devilartık othen heonun(is) to himarkadaşı olura companion
🇹🇷 43:36 Her kim Rahman olan Allah'ın zikrinden yüz çevirirse biz ona bir şeytan musallat ederiz. Artık o şeytan onun yakın dostudur.
elbette onlarAnd indeed, theyonları engellerlersurely, turn themyoldanfromyolthe Pathfakat sanırlarand they thinkbunlarthat theydoğru yolda olduklarını(are) guided
🇹🇷 43:37 Şüphesiz ki bu şeytanlar onları yoldan çıkarırlar. Onlar da kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar.
nihayetUntilzamanwhenbize geldiğihe comes to Usder kihe saysey keşke olsaydıO would thatbenimlebetween mesenin arandaand between youkadar uzaklık(were the) distanceiki doğu(of) the East and the Westmeğer ne kötüHow wretched isarkadaş(mışsın)the companion
🇹🇷 43:38 Nihayet kıyamet günü bize gelince, arkadaşına: "Keşke seninle benim aramda doğu ile batı arasındaki kadar bir uzaklık olsaydı. Sen ne kötü arkadaşmışsın!" der.
ve aslaAnd neversize bir yarar sağlamazwill benefit youbugünthe Dayçünküwhenzulmettinizyou have wrongedsizthat youazabda(will be) inazapthe punishmentortaksınızsharing
🇹🇷 43:39 Onlara: "Bugün pişmanlık duymanız size hiçbir fayda sağlamayacaktır. Çünkü siz zulmettiniz. Şimdi de hepiniz azapta ortaksınız." denir.
sen mi?Then can youişittireceksincause to hearsağırathe deafyahut;oryola ileteceksinguidekörüthe blindve kimseyiand (one) whoolanissapıklıktainbir sapıklıkan errorapaçıkclear
🇹🇷 43:40 Ey Muhammed! O halde sağırlara sen mi işittireceksin? Yahut körlere ve apaçık bir sapıklık içinde bulunanlara sen mi doğru yolu göstereceksin?
bileAnd whetherbiz alıp götürsekWe take you awayseniWe take you awaymuhakkak bizthen indeed, Weonlardanfrom themöc alırız(will) take retribution
🇹🇷 43:41 Eğer biz seni onlara azap gelmeden önce alıp götürsek bile onlardan intikam alırız.
yahutOrsana gösteririzWe show youşeyithat whichonları uyardığımızWe have promised themşüphesiz bizimthen indeed, Weonlaraover themgücümüz yeterhave full power
🇹🇷 43:42 Yahut da onlara vaad ettiğimiz azabı sana gösteririz. Çünkü bizim onlara azap etmeye gücümüz yeter.
sen sımsıkı sarılSo hold fastvahyedileneto that whichvahyolunuris revealedsanato youçünkü senIndeed, youüzerindesin(are) onyola PathdoğruStraight
🇹🇷 43:43 Öyleyse sen, sana vahyedilen Kur'an'a sarıl. Şüphesiz ki sen doğru bir yol üzerindesin.
şüphesiz O (Kur'an)And indeed, itbir Zikir'dir(is) surely, a Remindersanafor youve kavmineand your peopleve yakındaand soonsorulacaksınızyou will be questioned
🇹🇷 43:44 Doğrusu o Kur'an, senin için de, kavmin için de bir öğüttür ve siz ondan sorguya çekileceksiniz.
ve sorAnd askkimseye(those) whomgönderdiğimizWe sentsenden öncebefore yousenden öncebefore youelçilerimizdenofelçilerimizOur Messengersyapmış mıyız?did We makebaşkabesidesbaşkabesidesRahman'danthe Most Gracioustanrılargodstapılacakto be worshipped
🇹🇷 43:45 Ey Muhammed! Senden önce gönderdiğimiz peygamberlerimize de sor, biz Rahman olan Allah'tan başka kendisine ibadet edilecek ilâhlar yapmış mıyız?
ve andolsunAnd certainlybiz gönderdikWe sentMusa'yıMusaayetlerimizlewith Our SignsFir'avn'atoFiravunFiraunve ileri gelen adamlarınaand his chiefsdediand he saidelbette benIndeed, I amelçisiyima MessengerRabbinin(of the) Lordalemlerin(of) the worlds
🇹🇷 43:46 Andolsun ki, biz Musa'yı mucizelerimizle Firavun'a ve ileri gelen adamlarına gönderdik. Musa: "Ben gerçekten âlemlerin Rabbi olan Allah'ın peygamberiyim." dedi.
ne zaman kiBut whenonlara gelincehe came to themayetlerimizlewith Our SignshemenbeholdonlarTheyonlarlaat them(alay edip) gülmeğe başladılarlaughed
🇹🇷 43:47 Musa onlara mucizelerimizi getirince onlar hemen bu mucizelere gülüverdiler.
veAnd notonlara göstermeyizWe showed themhiçbirofmu'cizea Signbaşkasınıbutoitdaha büyük (olandan)(was) greaterötekindenthankardeşiits sisterve onları yakaladıkand We seized themazab(lar) ilewith the punishmentumulur kiso that they maydönerlerreturn
🇹🇷 43:48 Bizim onlara gösterdiğimiz her bir mucize diğerinden daha büyüktü. Belki doğru yola dönerler diye biz onları azapla yakaladık.
ve dediler kiAnd they saideyObüyücü[the] magiciandu'a etInvokebizim içinfor usRabbineyour Lordhürmetineby whatsözHe has made covenantsana verdiğiwith youartık bizIndeed, weyola geleceğiz(will) surely be guided
🇹🇷 43:49 Onlar azâbı görünce: "Ey sihirbaz! Sende olan ahdi hürmetine bizim için Rabbine dua et. Biz gerçekten doğru yola gireceğiz." dediler.
fakatBut whenbiz kaldırıncaWe removedonlardanfrom themazabıthe punishmenthemenbeholdonlarTheysözlerinden dönüyorlarbroke (their word)
🇹🇷 43:50 Fakat azabı kendilerinden kaldırdığımız zaman hemen sözlerinden dönüverdiler.
ve seslendiAnd called outFir'avnFirauniçindeamongkavmininhis peoplededi kihe saidey kavmimO my peopledeğil mi?Is notbenimfor memülkü(the) kingdomMısır(of) Egyptve şuand theseırmaklar[the] riversakıp gidenflowingaltımdanunderneath mealtımdanunderneath megörmüyor musunuz?Then do notgörürsünyou see
🇹🇷 43:51 Firavun kavmine seslenerek dedi ki: "Ey kavmim! Mısır hükümdarlığı ve altımdan akıp giden şu ırmaklar benim değil mi? Görmüyor musunuz?
yahut (değil miyim?)Orbenam Idaha iyibetterşundanthanbuthiskione who oheaşağılıktır(is) insignificantve olmayandırand hardlynerdeyseand hardlysöz anlatacak durumdaclear
🇹🇷 43:52 Yoksa ben, nerede ise meramını anlatamayan şu zavallıdan daha hayırlı değil miyim?
değil miydi?Then why notatılmalıare placedüzerineon himbileziklerbraceletsaltındanofaltıngoldyahutorgelmeli (değil miydi?)comeyanındawith himmeleklerthe Angelsyakınaccompanying (him)
🇹🇷 43:53 Eğer O'nun dediği doğru ise üzerine altın bilezikler atılmalı veya kendisiyle beraber onu tasdik eden melekler gelmeli değil miydi?"
küçümsediSo he bluffedkavminihis peopleonlar da ona boyun eğdilerand they obeyed himçünkü onlarIndeed, theyidilerwerebir kavima peopleyoldan çıkmışdefiantly disobedient
🇹🇷 43:54 Firavun kavmini küçümsedi. Onlar da O'na itaat ettiler. Çünkü onlar fâsık bir kavimdi.
onlar bizi kızdırıncaSo whenBizi öfkelendirdilerthey angered Usbiz de öc aldıkWe took retributiononlardanfrom themve onları boğdukand We drowned themhepsiniall
🇹🇷 43:55 Nihayet bizi gazaplandırdıkları zaman onlardan intikam aldık. Hepsini suda boğduk.
onları yaptıkAnd We made themgeçmiş atalarıa precedentve örneğiand an examplesonradan gelenlerinfor the later (generations)
🇹🇷 43:56 Onları sonradan gelecekler için ibret ve örnek kıldık.
ve ne zaman kiAnd whenanlatılıncais presentedoğlu(the) sonMeryem(of) Maryambir misal olarak(as) an examplehemenbeholdkavminYour peopleondan ötürüabout ityaygarayı bastılarlaughed aloud
🇹🇷 43:57 Meryem oğlu İsâ bir misal olarak anlatılınca, senin kavmin hemen ondan bir delil bulduklarını sanarak bağrışmaya başladılar.
ve dedilerAnd they saidbizim tanrılarımız mı?Are our godshayırlıdırbetteryoksaoro mu?hebunu misal vermedilerNotonu sunarlarthey present itsanato youdışında bir sebepleexcepttartışmak(for) argumentdoğrusuNayonlartheybir toplumdur(are) a peoplekavgacıargumentative
🇹🇷 43:58 Onlar dediler ki: "Bizim ilâhlarımız mı daha hayırlıdır, yoksa İsâ mı?" Bu misâli sırf seninle tartışmak için ortaya attılar. Doğrusu onlar çok kavgacı bir topluluktur.
değildirNotOhebaşkası(was) exceptbir kul(dan)a slaveni'met verdiğimizWe bestowed Our favorkendisineon himve kıldığımızand We made himörnekan exampleoğullarınafor (the) Children of Israelİsrailfor (the) Children of Israel
🇹🇷 43:59 İsâ, ancak kendisine nimet verdiğimiz ve İsrailoğullarına örnek kıldığımız bir kuldur.
ve eğerAnd ifdileseydikWe willedelbette yapardıksurely We (could have) madesizdenamong youmeleklerAngels(şu) dünyadainyeryüzüthe earthyerinize geçensucceeding
🇹🇷 43:60 Eğer biz dileseydik, sizden yeryüzünde yerinize geçecek melekler yaratırdık.
ve şüphesiz OAnd indeed, itilmidirsurely (is) a knowledgekıyametinof the HourhiçSo (do) notşüphe etmeyin(be) doubtfulondanabout itve bana uyunand follow MebudurThisyol(is the) PathdoğruStraight
🇹🇷 43:61 Gerçekten o, (İsâ'nın yere inişi) kıyâmetin yaklaştığını gösteren bir bilgidir. Sakın kıyâmet hakkında şüpheye düşmeyip, bana uyun, bu doğru yoldur.
sizi (bundan) alıkoymasınAnd (let) notsizi çeviriravert youşeytanthe Shaitaançünkü oIndeed, hesizin için(is) for youbir düşmandıran enemyaçıkclear
🇹🇷 43:62 Sakın şeytan sizi doğru yoldan alıkoymasın. Gerçekten o sizin için apaçık bir düşmandır.
ne zaman kiAnd whengelincecameÎsaIsaaçık kanıtlarlawith clear proofsdedi kihe saidelbetteVerilyben size geldimI have come to youhikmet ilewith wisdomve açıklamak için (geldim)and that I make clearsizeto youbir kısmınısomeşeylerden(of) that whichayrılığa düştünüğünüzyou differondain ito halde korkunSo fearAllah'tanAllahve bana ita'at edinand obey me
🇹🇷 43:63 İsâ mucizelerle indiği zaman dedi ki: "Ben size hikmeti getirdim ve hakkında ihtilâfa düştüğünüz şeylerin bir kısmını size açıklamak için geldim. O halde Allah'tan korkun, ve bana itaat edin.
şüphesizIndeedAllahAllahO'durHebenim Rabbim(is) my Lordve sizin Rabbinizand your LordO'na tapınso worship HimbudurThisyol(is) a PathdoğruStraight
🇹🇷 43:64 Gerçekten benim de Rabbim sizin de Rabbiniz Allah'tır. Öyle ise O'na kulluk edin. Bu doğru bir yoldur.
birbirleriyle ihtilafa düştülerBut differedguruplarthe factionsaralarından çıkanfromaralarındaamong themvay halineso woezulmedenlerinto those whozulmettiwrongedazabındanfromazap(the) punishmentbir günün(of the) Dayacıklıpainful
🇹🇷 43:65 Fakat aralarından çıkan gruplar, İsâ hakkında ihtilâfa düştüler. Acı bir günün azâbından dolayı vay zulmedenlerin hâline!
bekliyorlar-mı?Arebekliyorlarthey waitinghariçexceptsa'atin(for) the Hourbaşlarına gelmesindenthatonlara gelmesiit should come on themansızınsuddenlyve onlarwhile theyhiç(do) notfarkında değillerkenperceive
🇹🇷 43:66 Onlar kendileri farkına varmadan ansızın kıyâmetin başlarına gelmesini mi bekliyorlar?
dostlarFriendso günthat Daybir kısmısome of themdiğerineto othersdüşmandır(will be) enemiesdışındaexceptmuttakilerthe righteous
🇹🇷 43:67 O gün Allah'tan korkanlar hariç dost olanlar birbirlerine düşmandırlar.
ey kullarımO My slavesyokturNokorkufearsizeon youbugünthis Dayve ne deand notsizyouüzülmeyeceksinizwill grieve
🇹🇷 43:68 Allah, takva sahiplerine şöyle nida eder: "Ey âyetlerimize imân edip müslüman olan kullarım! Bugün size hiçbir korku yoktur ve siz üzülmeyeceksiniz.
kimselerThose whoiman eden(ler)believedayetlerimizein Our Versesve olanlarand weremüslümansubmissive
🇹🇷 43:69 Allah, takva sahiplerine şöyle nida eder: "Ey âyetlerimize imân edip müslüman olan kullarım! Bugün size hiçbir korku yoktur ve siz üzülmeyeceksiniz.
haydi girinEntercenneteParadisesizyouve eşlerinizand your spousesağırlanıp sevindirileceksinizdelighted
🇹🇷 43:70 Siz ve eşleriniz cennete girin. Orada ağırlanıp sevindirileceksiniz."
dolaştırılırWill be circulatedonların önündefor themtepsilerplatesaltındanofaltıngoldve kadehlerand cupsorada vardırAnd thereinher şey(is) whatcanların çektiğidesiresnefislerininthe soulsve hoşlandığıand delightsgözlerinthe eyesve sizand youoradathereinebedi kalacaksınızwill abide forever
🇹🇷 43:71 Onların etrafında yiyecek ve içecekler altın tepsiler ve kadehlerle dolaştırılır. Orada canların çektiği ve gözlerin hoşlandığı herşey vardır. Siz orada ebedi olarak kalacaksınız.
işteAnd thiscennet(is) the Paradisesize miras verilenwhichmirasçı kılındınızyou are made to inheritkarşılıkfor whatolduklarınızayou used toyapıyor(lar)do
🇹🇷 43:72 İşte yaptıklarınıza karşılık size miras verilen cennet budur.
sizin için vardırFor youoradathereinmeyva(are) fruitsçokabundantonlardanfrom ityersinizyou will eat
🇹🇷 43:73 Orada sizin için bol bol meyveler vardır. Onlardan yersiniz.
şüphesizIndeedsuçlularthe criminalsazabında(will be) inazap(the) punishmentcehennem(of) Hellsürekli kalacaklardırabiding forever
🇹🇷 43:74 Şüphesiz ki suçlular, cehennem azâbında ebedi olarak kalacaklardır.
hiçNothafifletilmeyecektirwill it subsidekendilerindenfor themve onlarand theyonun içindein itumutsuzdurlar(will) despair
🇹🇷 43:75 Onların azâbı hafifletilmez ve onlar azab içersinde ümitsizdirler.
biz onlara zulmetmedikAnd notonlara zulmettikWe wronged themfakatbutidilerthey wereonlarthemselveszalimlerwrongdoers
🇹🇷 43:76 Biz onlara zulmetmedik, fakat onlar kendileri zâlimler oldular.
ve seslendilerAnd they will calley MalikO Malikhüküm versinLet put an endbizim hakkımızdato usRabbinyour LorddediHe (will) saysizIndeed, youkalacaksınız(will) remain
🇹🇷 43:77 Onlar cehennem bekçisine: "Ey Mâlik! Rabbin artık bizi öldürsün." diye seslenirler. Mâlik de: "Siz böylece kalacaksınız." der.
andolsunCertainlybiz size getirdikWe have brought youhakkıthe truthfakatbutsizin çoğunuzmost of youhaktanto the truthhoşlanmıyorsunuz(are) averse
🇹🇷 43:78 Andolsun ki biz size hakkı getirdik. Fakat sizin çoğunuz haktan hoşlanmıyorsunuz.
yoksaOrkararlaştırdılar (mı?)have they determinedbir işan affairelbette biz deThen indeed, Wekararlıyız(are) determined
🇹🇷 43:79 Yoksa onlar hakka karşı gelmek için bir iş mi kararlaştırdılar? Biz de onları cezalandırmak için kararlıyız.
yoksaOrsanıyorlar (mı?)(do) they thinkbizthat Weişitmiyoruz(can) notişitirlerhearonların sırlarınıtheir secret(s)ve gizli konuşmalarınıand their private counsel(s)hayır (işitiriz)Nayve elçilerimizand Our Messengersyanlarında bulunanwith themyazarlarare recording
🇹🇷 43:80 Yoksa onlar bizim sırlarını ve gizli konuşmalarını işitmediğimizi mi sanıyorlar? Hayır, işitiriz ve yanlarında bulunan elçi meleklerimiz de her yaptıklarını yazıyorlar.
de kiSayeğerIfolsaydıhadRahman'ınthe Most Graciousçocuğua sonben olurdumThen, Iilki(would be the) firsttapanların(of) the worshippers
🇹🇷 43:81 Ey Muhammed! de ki: "Eğer Rahman olan Allah'ın bir çocuğu olsaydı, ona ibâdet edenlerin birincisi ben olurdum."
münezzehtirGlory beRabbi(to the) Lordgöklerin(of) the heavensve yerinand the earthRabbi(the) LordArş'ın(of) the Throneonların nitelendirmelerindenabove whatyakıştırırlarthey ascribe
🇹🇷 43:82 Göklerin ve yerin Rabbi, arşın Rabbi onların nitelendirdikleri şeyden münezzehtir, yücedir.
bırak onlarıSo leave themdalsınlar(to) converse vainlyve oynasınlarand playkadaruntilkavuşuncayathey meetgünlerinetheir Daykendilerine vadedilenwhichvaat olunurlarthey are promised
🇹🇷 43:83 Şimdi sen bırak onları, tehdit edildikleri günlerine kavuşuncaya kadar batıla dalsınlar oynasınlar.
ve O'durAnd Heki(is) the One Whogökte(is) ingökthe heaven Tanrı'dırGodveand inyerdethe earth Tanrı'dırGodve OAnd Hehakimdir(is) the All-Wisebilendirthe All-Knower
🇹🇷 43:84 Gökteki ilâh da yerdeki ilâh da O'dur. O hüküm ve hikmet sahibidir herşeyi bilir.
ve ne yücedirAnd blessed (is)kendisine ait olanthe One Who kimeto Whommülkü(belongs the) dominiongöklerin(of) the heavensve yerinand the earthve bulunan her şeyinand whateverikisi arasında(is) between both of themO'nun yanındadırand with Himbilgisi(is the) knowledgesa'atin(of) the Hourve O'naand to Himdöndürüleceksinizyou will be returned
🇹🇷 43:85 Göklerin, yerin ve her ikisi arasındakilerin hükümranlığı kendisine ait olan Allah'ın şanı yücedir. Kıyâmet saatinin bilgisi de yalnız onun yanındadır. Siz sadece O'na döndürüleceksiniz.
ve değillerdirAnd notsahiphave powerşeylerthose whomyalvardıklarıthey invokeO'ndan başkabesides HimO'ndan başkabesides Himşefa'at (yetkisin)e(for) the intercessionancak bunun dışındadırexceptkimselerwhoşahidlik edentestifieshakkato the truthve onlarand theybilerekknow
🇹🇷 43:86 Onların Allah'ı bırakıp da tapdıkları putlar şefaat hakkına sahip değillerdir. Ancak bilerek hakka şahitlik edenler şefâat edebilir.
ve andolsunAnd ifonlara sorsanyou ask themkim?whoonları yarattıcreated themelbette derlerthey will certainly sayAllahAllaho halde nasıl?Then howçevriliyorlarare they deluded
🇹🇷 43:87 Eğer sen onlara kendilerini kimin yarattığını sorsan elbette: "Allah" derler. O halde nasıl haktan çevriliyorlar?
ve onun demesi(ne andolsun)And his sayingya RabO my LordşüphesizIndeedbunlarthesebir kavimdir(are) a peopleinanmayan(who do) notiman ederlerbelieve
🇹🇷 43:88 Peygamberin sözü şu olmuştur: "Ey Rabbim! Bunlar gerçekten imân etmeyen bir kavimdir."
şimdi sen geçSo turn awayonlardanfrom themve de kiand sayselam olsunPeaceyakındaBut soonbileceklerdirthey will know
🇹🇷 43:89 Ey Muhammed! Şimdilik sen onlara aldırma ve: "Size selâm olsun." de. Onlar yakında bilecekler!
Mahmoud Khalil Al-Husary