☰ Sure görünümüne geç

Kelime: 🇹🇷 🇬🇧
Meal: 🇹🇷
Mahmoud Khalil Al-Husary
şüphesizIndeedkimselerthose whoinkar eden(ler)disbelieve[d]yarar sağlamazneverfayda verirwill availonlara[for] themmallarıtheir wealthne deand notçocuklarıtheir childrenkarşıagainstAllah'aAllahhiçbiranythingişteand those onlarthey (are)yakıtıdırlar(the) fuelateşin(for) the Fire
🇹🇷 3:10 Gerçek şu ki, kâfirlere, Allah'tan gelecek bir zararı, ne malları, ne de evlatları engelleyemez. İşte onlar, o ateşin yakıtı olacaklar.
durumu gibiLike behaviorailesinin(of the) peopleFir'avn(of) Firaunve kimselerinand those whoonlardan önceki(were) fromonlardan öncebefore themonlar da yalanladılarThey deniedayetlerimiziOur Signsonları yakaladıso seized themAllahAllahgünahlarıylafor their sinsAllah'ınAnd Allahçetindir(is) severecezası(in) [the] punishment
🇹🇷 3:11 Gidişatları, Firavun soyunun ve daha öncekilerin gidişatı gibidir. Onlar, âyetlerimizi yalan saymışlardı. Bunun üzerine Allah da onları işledikleri günahlar yüzünden yakalayıp alaşağı etti. Allah, cezası çetin olandır.
söyleSaykimselereto those whoinkar edenleredisbelieve[d]yenileceksinizYou will be overcomeve sürüleceksinizand you will be gatheredcehennemetocehennemHell(orası) ne kötü[and] an evilbir döşektir[the] resting place
🇹🇷 3:12 O inkârcı kâfirlere de ki, siz mutlaka yenilgiye uğrayacak ve toplanıp cehenneme doldurulacaksınız. Orası ne fena bir döşektir.
muhakakSurelysizin için vardırit wassizin içinfor youbir ibreta signşu iki topluluktainiki topluluk(the) two hostskarşılaşanwhich met bir toplulukone groupçarpışıyordufightingyolundainyol(the) wayAllah(of) Allahöteki deand anothernankördüdisbelieversonları görüyorlardıThey were seeing themkendilerinin iki katıtwice of themgörüşüylewith the sightgözlerinin(of) their eyesAllahAnd Allahdesteklersupportsyardımıylewith His helpkimseyiwhomdilediğiHe willselbetteIndeedbundainşuthatbir ibret vardırsurely (is) a lessonolanlar içinfor the ownersgözleri(of) vision
🇹🇷 3:13 Hiç şüphesiz karşı karşıya gelen iki toplulukta size bir âyet, bir işaret ve ibret vardır. Onlardan biri Allah yolunda savaşıyordu, öbürü de kâfirdi ve karşılarındakini göz kararıyla kendilerinin iki katı görüyorlardı. Allah da gönderdiği yardımla dilediğini destekliyordu. Gören gözleri olanlar için elbette bunda apaçık bir ibret vardır.
süslü (cazip) gösterildiBeautifiedinsanlarafor mankindaşırı düşkünlük(is) lovezevklere(of) the (things they) desire kadınlardanofkadınlar[the] womenve oğullardanand [the] sonsve kantarlarcaand [the] heapsyığılmış[the] stored upaltındanofaltın[the] goldve gümüştenand [the] silverve atlardanand [the] horsessalma[the] brandeddavarlardanand [the] cattleve ekinlerden (gelen)and [the] tilled landbunlar (sadece)Thatgeçimidir(is) provisionhayatının(of) lifedünya(of) the worldAllah'ınbut Allah yanındadırwith Himgüzel(is an) excellentvarılacak yer[the] abode to return
🇹🇷 3:14 İnsanlara kadınlar, oğullar, yüklerle altın ve gümüş yığınları, salma atlar, davarlar, ekinler kabilinden aşırı sevgiyle bağlanılan şeyler çok süslü gösterilmiştir. Halbuki bunlar dünya hayatının geçici faydalarını sağlayan şeylerdir. Oysa varılacakyerin (ebedî hayatın) bütün güzellikleri Allah katındadır.
de kiSaysize söyleyeyim mi?Shall I inform youdaha iyisiniof betterbunlardanthanşuthatkorunanlar için vardırFor those whokorktufear[ed]katındawithRableritheir Lordcennetler(are) Gardensakanflowsaltlarındanfromonların altındanunderneath themırmaklar[the] rivers sürekli kalacaklarıabiding foreveriçindein itve eşlerand spousestertemizpureve rızasıand approvalAllah'ınfromAllahAllahAllahAnd Allahgörür(is) All-Seerkullarınıof (His) slaves
🇹🇷 3:15 De ki, size, o istediklerinizden daha hayırlısını haber vereyim mi? Korunan kullar için Rablerinin yanında cennetler var ki, altlarından ırmaklar akar, içlerinde ebedî kalmak üzere onlara, hem tertemiz eşler var, hem de Allah'dan bir rıza vardır. Allah, o kulları görür.