☰ Sure görünümüne geç

Kelime: 🇹🇷 🇬🇧
Meal: 🇹🇷
Mahmoud Khalil Al-Husary
elbette bizIndeed, Webunlara da bela verdikhave tried themgibiasbela verdiğimizWe triedsahiplerine(the) companionsbahçe(of) the gardenhaniwhenonlar yemin etmişlerdithey sworebahçeyi mutlaka devşireceklerineto pluck its fruitsabah olunca(in the) morning
🇹🇷 68:17 Biz onlara da belâ verdik, bahçe sahiplerine verdiğimiz gibi. Hani onlar sabah olunca bahçeyi mutlaka devşireceklerine yemin etmişlerdi.
veAnd notistisna da etmiyorlardımaking exception
🇹🇷 68:18 İstisna da etmiyorlardı ("inşaallah" demiyorlardı).
fakat sardıSo there cameonuupon itdolaşıcı bir belaa visitationRabbindenfromRabbinyour Lordve onlarwhile theyuyurlarkenwere asleep
🇹🇷 68:19 Fakat onlar uyurken dolaşıcı bir belâ onu sardı da,
(bahçe) kesiliverdiSo it becamesimsiyahas if reaped
🇹🇷 68:20 Bahçe simsiyah kesiliverdi.
birbirlerine seslendilerAnd they called one anothersabahleyin(at) morning
🇹🇷 68:21 Derken sabahleyin birbirlerine seslendiler:
diyeThaterkenden gidinGo earlyekininizetoekininizyour cropeğerifdevşireceksenizyou wouldmeyvesini toplarlarpluck (the) fruit
🇹🇷 68:22 "Haydi, devşirecekseniz erkenden ekininize gidin" diye.
derken yürüdülerSo they wentve onlarwhile theyfısıldaşıyorlardılowered (their) voices
🇹🇷 68:23 Derken fırladılar, aralarında fısıldaşıyorlardı.
diyeThatsakın sokulmasınNotoraya girecekwill enter itbugüntodayyanınızaupon youhiçbir yoksulany poor person
🇹🇷 68:24 "Sakın bugün hiçbir yoksul bahçeye girip yanınıza sokulmasın" diyorlardı.
ve erkenden gittilerAnd they went earlyengellemeyewithazimdeterminationgüçleri yettiği haldeable
🇹🇷 68:25 (Zanlarınca yoksulları) engellemeye güçleri yeterek erkenden gittiler.
fakatBut whenbahçeyi görüncethey saw itdedilerthey saidelbette bizIndeed, webiz (yolu) şaşırdık(are) surely lost
🇹🇷 68:26 Fakat bahçeyi gördüklerinde: "Biz herhalde yanlış gelmişiz" dediler.
hayırNaybizWemahrum bırakıldık(are) deprived
🇹🇷 68:27 "Yok, biz mahrum edilmişiz." (dediler).
dediSaidorta yol üzere olanları(the) most moderate of themben demedim mi?Did notsöylerimI tellsizeyougerekmez miydi?'Why nottesbih etmenizyou glorify (Allah)?'
🇹🇷 68:28 İçlerinde en makul olanı şöyle dedi: "Ben size Rabbinizi tesbih etsenize dememiş miydim?"
dedilerThey saidtesbih ederizGlory beRabbimizi(to) our Lorddoğrusu bizIndeed, wezulmedenlermişiz[we] werezalimlerwrongdoers
🇹🇷 68:29 "Rabbimizi tesbih ederiz, doğrusu biz zalimler imişiz." (dediler).
dönüp başladılarThen approachedbir kısmısome of themdiğerinitobaşkalarıotherskınamağablaming each other
🇹🇷 68:30 Ardından suçu birbirlerine yüklemeye başladılar.
dedilerThey saidey yazık bizeO woe to uselbette bizIndeed, weazgınlarmışız[we] werehaddi aşanlartransgressors
🇹🇷 68:31 Yazıklar olsun bize, dediler, biz azgınlarmışız.
belkiPerhapsRabbimizour Lordbize onun yerine verir[that]bize karşılığını verecekwill substitute for usdaha iyisinia betterondanthan itelbette bizIndeed, weRabbimizitoRabbimizour Lordarzulayanlarızturn devoutly
🇹🇷 68:32 Ola ki Rabbimiz bize onun yerine daha hayırlısını verir. Biz Rabbimize yönelir, ondan umarız.
işte böyledirSuchazab(is) the punishmentve azabı iseAnd surely the punishmentahiret(of) the Hereafterdaha büyüktür(is) greaterkeşkeifiditheybilselerknow
🇹🇷 68:33 İşte azap böyledir. Elbette ahiret azabı daha büyüktür. Fakat bilselerdi.
şüphesizIndeedmuttakiler için vardırfor the righteouskatındawithRableritheir Lordbahçeleri(are) Gardensni'met(of) Delight
🇹🇷 68:34 Kuşkusuz korunanlar için de, Rableri katında nimetleri bol bahçeler vardır.
biz yapar mıyız?Then will We treatmüslümanlarıthe Muslimssuçlular gibilike the criminals
🇹🇷 68:35 Öyle ya, teslimiyet gösterenleri suçlular gibi tutar mıyız hiç?
neyiniz var?Whatsizindir(is) for younasılHowhüküm veriyorsunuz(do) you judge
🇹🇷 68:36 Neyiniz var, nasıl hüküm veriyorsunuz?
yoksaOrsizin var mı?(is) for youbir Kitabınıza bookonda (mı?)whereinokuyorsunuzyou learn
🇹🇷 68:37 Yoksa size ait bir kitap var da onda mı okuyorsunuz?
şüphesizIndeedsizin için varfor youondain ither şeywhatistediğinizyou choose
🇹🇷 68:38 O kitapta, "beğendiğiniz her şey sizindir" diye mi yazılı?
yoksaOrsizin -mı var?for youyeminleroathsüzerimizdefrom ussürecekreachingkadartogününe(the) Daykıyamet(of) the Resurrectionşüphesizindeedsizindirfor youne(is) whathükmedersenizyou judge
🇹🇷 68:39 Yoksa, "ne hükmederseniz mutlaka sizindir" diye sizin lehinize olarak tarafımızdan verilmiş, kıyamet gününe kadar geçerli kesin sözler mi var?
sor onlaraAsk themonların hangisi?which of thembunafor thatkefildir(is) responsible
🇹🇷 68:40 Sor bakalım onlara, içlerinden ona kefil hangisi?
yoksaOrkendilerinin -mı var?(are) for themortaklarpartnerso halde çağırsınlarThen let them bringortaklarınıtheir partnerseğerifiselerthey aredoğrulardantruthful
🇹🇷 68:41 Yoksa ortakları mı var onların? Doğru iseler ortaklarını getirsinler.
gün(The) Dayaçılacağı sıvanacağı'will be uncoveredbacaklarınfrombaldırthe shinve da'vet edilecekleriand they will be calledsecdeye;tosecde ederlerprostrategüçleri yetmezbut notgüç yetireceklerthey will be able
🇹🇷 68:42 O gün işler zorlaşır ve secdeye davet edilirler. Fakat güç yetiremezler.