بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
NûnNunkaleme andolsunBy the penveand whatyazdıklarınathey write
🇹🇷 68:1 Nûn, Kaleme ve yazdıklarına andolsun.
değilsinNotsenyou (are)ni'metiyleby (the) GraceRabbinin(of) your Lordcinlenmiş (deli)a madman
🇹🇷 68:2 Sen Rabbinin nimetiyle mecnun değilsin.
ve şüphesizAnd indeedsenin için vardırfor youbir mükafatsurely (is) a rewardolmayanwithoutkesintisiend
🇹🇷 68:3 Kuşkusuz senin için tükenmez bir ecir var.
ve şüphesiz senAnd indeed, youüzerindesinsurely (are)bir ahlak(of) a moral characterbüyükgreat
🇹🇷 68:4 Sen elbette yüce bir ahlak üzeresin.
göreceksinSo you will seeonlar da göreceklerand they will see
🇹🇷 68:5 Sen de göreceksin, onlar da görecek.
hanginizWhich of youfitnelenmiştir(is) the afflicted one
🇹🇷 68:6 Hanginizde imiş o fitne ve cinnet.
şüphesizIndeedRabbinyour LordO'durHeen iyi bilen(is) most knowingkim(ler)of (he) whosapmıştırhas strayedkendi yolundanfromO'nun yoluHis wayve O'durand Heen iyi bilen(is) most knowingdoğru yoldadırof the guided ones
🇹🇷 68:7 Doğrusu Rabbin, yolundan sapanı en iyi bilendir. Hidayete ereni de en iyi bilen O'dur.
öyleyseSo (do) notita'at etmeobeyyalanlayanlarathe deniers
🇹🇷 68:8 O halde, yalanlayıcılara itaat etme.
istediler kiThey wishkeşkethatsen yağcılık yapasınyou should compromiseonlar da yağcılık yapsınlarso they would compromise
🇹🇷 68:9 Onlar istediler ki yumuşak davranasın da onlar da sana yumuşak davransınlar.
veAnd (do) notita'at etmeobeyhiçbirineeveryyemin edip duranhabitual sweareraşağılıkworthless
🇹🇷 68:10 Şunların hiçbirine boyun eğme: Yemin edip duran aşağılık,
kötüleyip duranDefamergötürüp getirengoing aboutsözwith malicious gossip
🇹🇷 68:11 Daima kusur arayıp kınayan, hep lâf götürüp getiren,
engel olanA preventerhayraof (the) goodsaldırgantransgressorgünahkarsinful
🇹🇷 68:12 Hayra engel olan, saldırgan, günahkâr,
kabaCruelsonra daafterbundan(all) thatkötülükle damgalıutterly useless
🇹🇷 68:13 Kaba ve haşin, sonra da kötülükle damgalı,
diyeBecauseolmuş(he) issahibia possessormal(of) wealthve oğullarand children
🇹🇷 68:14 Mal ve oğulları var diye (böyle davranır).
zamanWhenokunduğuare recitedkendisineto himayetlerimizOur Versesderhe saysmasallarıdırStorieseskilerin(of) the former (people)
🇹🇷 68:15 Kendisine âyetlerimiz okunduğunda: "Eskilerin masalları" der.
biz onu damgalayacağızWe will brand himüzerinionburnununthe snout
🇹🇷 68:16 Yakında biz onu hortumunun (burnunun) üzerinden damgalayacağız.
elbette bizIndeed, Webunlara da bela verdikhave tried themgibiasbela verdiğimizWe triedsahiplerine(the) companionsbahçe(of) the gardenhaniwhenonlar yemin etmişlerdithey sworebahçeyi mutlaka devşireceklerineto pluck its fruitsabah olunca(in the) morning
🇹🇷 68:17 Biz onlara da belâ verdik, bahçe sahiplerine verdiğimiz gibi. Hani onlar sabah olunca bahçeyi mutlaka devşireceklerine yemin etmişlerdi.
veAnd notistisna da etmiyorlardımaking exception
🇹🇷 68:18 İstisna da etmiyorlardı ("inşaallah" demiyorlardı).
fakat sardıSo there cameonuupon itdolaşıcı bir belaa visitationRabbindenfromRabbinyour Lordve onlarwhile theyuyurlarkenwere asleep
🇹🇷 68:19 Fakat onlar uyurken dolaşıcı bir belâ onu sardı da,
(bahçe) kesiliverdiSo it becamesimsiyahas if reaped
🇹🇷 68:20 Bahçe simsiyah kesiliverdi.
birbirlerine seslendilerAnd they called one anothersabahleyin(at) morning
🇹🇷 68:21 Derken sabahleyin birbirlerine seslendiler:
diyeThaterkenden gidinGo earlyekininizetoekininizyour cropeğerifdevşireceksenizyou wouldmeyvesini toplarlarpluck (the) fruit
🇹🇷 68:22 "Haydi, devşirecekseniz erkenden ekininize gidin" diye.
derken yürüdülerSo they wentve onlarwhile theyfısıldaşıyorlardılowered (their) voices
🇹🇷 68:23 Derken fırladılar, aralarında fısıldaşıyorlardı.
diyeThatsakın sokulmasınNotoraya girecekwill enter itbugüntodayyanınızaupon youhiçbir yoksulany poor person
🇹🇷 68:24 "Sakın bugün hiçbir yoksul bahçeye girip yanınıza sokulmasın" diyorlardı.
ve erkenden gittilerAnd they went earlyengellemeyewithazimdeterminationgüçleri yettiği haldeable
🇹🇷 68:25 (Zanlarınca yoksulları) engellemeye güçleri yeterek erkenden gittiler.
fakatBut whenbahçeyi görüncethey saw itdedilerthey saidelbette bizIndeed, webiz (yolu) şaşırdık(are) surely lost
🇹🇷 68:26 Fakat bahçeyi gördüklerinde: "Biz herhalde yanlış gelmişiz" dediler.
hayırNaybizWemahrum bırakıldık(are) deprived
🇹🇷 68:27 "Yok, biz mahrum edilmişiz." (dediler).
dediSaidorta yol üzere olanları(the) most moderate of themben demedim mi?Did notsöylerimI tellsizeyougerekmez miydi?'Why nottesbih etmenizyou glorify (Allah)?'
🇹🇷 68:28 İçlerinde en makul olanı şöyle dedi: "Ben size Rabbinizi tesbih etsenize dememiş miydim?"
dedilerThey saidtesbih ederizGlory beRabbimizi(to) our Lorddoğrusu bizIndeed, wezulmedenlermişiz[we] werezalimlerwrongdoers
🇹🇷 68:29 "Rabbimizi tesbih ederiz, doğrusu biz zalimler imişiz." (dediler).
dönüp başladılarThen approachedbir kısmısome of themdiğerinitobaşkalarıotherskınamağablaming each other
🇹🇷 68:30 Ardından suçu birbirlerine yüklemeye başladılar.
dedilerThey saidey yazık bizeO woe to uselbette bizIndeed, weazgınlarmışız[we] werehaddi aşanlartransgressors
🇹🇷 68:31 Yazıklar olsun bize, dediler, biz azgınlarmışız.
belkiPerhapsRabbimizour Lordbize onun yerine verir[that]bize karşılığını verecekwill substitute for usdaha iyisinia betterondanthan itelbette bizIndeed, weRabbimizitoRabbimizour Lordarzulayanlarızturn devoutly
🇹🇷 68:32 Ola ki Rabbimiz bize onun yerine daha hayırlısını verir. Biz Rabbimize yönelir, ondan umarız.
işte böyledirSuchazab(is) the punishmentve azabı iseAnd surely the punishmentahiret(of) the Hereafterdaha büyüktür(is) greaterkeşkeifiditheybilselerknow
🇹🇷 68:33 İşte azap böyledir. Elbette ahiret azabı daha büyüktür. Fakat bilselerdi.
şüphesizIndeedmuttakiler için vardırfor the righteouskatındawithRableritheir Lordbahçeleri(are) Gardensni'met(of) Delight
🇹🇷 68:34 Kuşkusuz korunanlar için de, Rableri katında nimetleri bol bahçeler vardır.
biz yapar mıyız?Then will We treatmüslümanlarıthe Muslimssuçlular gibilike the criminals
🇹🇷 68:35 Öyle ya, teslimiyet gösterenleri suçlular gibi tutar mıyız hiç?
neyiniz var?Whatsizindir(is) for younasılHowhüküm veriyorsunuz(do) you judge
🇹🇷 68:36 Neyiniz var, nasıl hüküm veriyorsunuz?
yoksaOrsizin var mı?(is) for youbir Kitabınıza bookonda (mı?)whereinokuyorsunuzyou learn
🇹🇷 68:37 Yoksa size ait bir kitap var da onda mı okuyorsunuz?
şüphesizIndeedsizin için varfor youondain ither şeywhatistediğinizyou choose
🇹🇷 68:38 O kitapta, "beğendiğiniz her şey sizindir" diye mi yazılı?
yoksaOrsizin -mı var?for youyeminleroathsüzerimizdefrom ussürecekreachingkadartogününe(the) Daykıyamet(of) the Resurrectionşüphesizindeedsizindirfor youne(is) whathükmedersenizyou judge
🇹🇷 68:39 Yoksa, "ne hükmederseniz mutlaka sizindir" diye sizin lehinize olarak tarafımızdan verilmiş, kıyamet gününe kadar geçerli kesin sözler mi var?
sor onlaraAsk themonların hangisi?which of thembunafor thatkefildir(is) responsible
🇹🇷 68:40 Sor bakalım onlara, içlerinden ona kefil hangisi?
yoksaOrkendilerinin -mı var?(are) for themortaklarpartnerso halde çağırsınlarThen let them bringortaklarınıtheir partnerseğerifiselerthey aredoğrulardantruthful
🇹🇷 68:41 Yoksa ortakları mı var onların? Doğru iseler ortaklarını getirsinler.
gün(The) Dayaçılacağı sıvanacağı'will be uncoveredbacaklarınfrombaldırthe shinve da'vet edilecekleriand they will be calledsecdeye;tosecde ederlerprostrategüçleri yetmezbut notgüç yetireceklerthey will be able
🇹🇷 68:42 O gün işler zorlaşır ve secdeye davet edilirler. Fakat güç yetiremezler.
korkuylaHumbledgözleritheir eyesonları kaplarwill cover thembir zillethumiliationhalbukiAnd indeedda'vet edilirlerdithey wereseslendicalledsecdeyetosecde ederlerprostrateonlarwhile theysağlam iken(were) sound
🇹🇷 68:43 Gözleri düşük bir halde kendilerini bir zillet kaplar. Oysa onlar sapasağlam iken de secdeye davet ediliyorlardı.
bana bırakSo leave Mekimseyiand whoeveryalanlayandeniesbuthissözüStatementonları derece derece yaklaştıracağızWe will progressively lead themyerdenfromneredewherebilmediklerinotbilirlerthey know
🇹🇷 68:44 Bu sözü yalanlayanı bana bırak. Onları bilmedikleri yönden derece derece azaba yaklaştıracağız.
mühlet veriyorumAnd I will give respiteonlarato themdoğrusuIndeedbenim tuzağımMy plansağlamdır(is) firm
🇹🇷 68:45 Onlara mühlet veriyorum. Doğrusu benim tuzağım sağlamdır.
yoksaOrsen istiyorsun (da)you ask thembir ücret (mi?)a paymentonlardanso theyborçtan (dolayı)fromborç(the) debtağır bir yük altındadırlar(are) burdened
🇹🇷 68:46 Yoksa onlardan bir ücret istiyorsun da bu yüzden onlar ağır bir borç altında mı kalıyorlar?
yoksaOryanlarında (mıdır?)(is) with themgaybthe unseenonlarso theyyazıyorlarwrite it
🇹🇷 68:47 Yoksa gayb onların yanlarında da onlar mı yazıyorlar?
sen sabretSo be patienthükmünefor (the) decisionRabbinin(of) your Lordveand (do) notolmabesahibi gibi (Yunus)like (the) companionbalık(of) the fishhaniwhenseslenmiştihe called outve owhile hesıkıntıdan yutkunarak(was) distressed
🇹🇷 68:48 Rabbinin hükmüne sabret, balık sahibi gibi olma. Hani o öfkeye boğulmuş da nida etmişti.
eğer olmasaydıIf notona yetişmesithatona yetiştiovertook himbir ni'metina FavorRabbindenfromRabbihis Lordelbette atılırdısurely he would have been thrownçıplak bir yereonto (the) naked shoreve owhile hekınananrak(was) blamed
🇹🇷 68:49 Rabbinden bir nimet yetişmiş olmasaydı, elbette kınanacak bir halde ıssız bir diyara atılacaktı.
onun du'asını kabul ettiBut chose himRabbihis Lordve onu yaptıand made himsalihlerdenofsalihlerthe righteous
🇹🇷 68:50 Fakat Rabbi onu seçti de iyilerden kıldı.
veAnd indeedneredeysewould almostkimselerthose whoinkar eden(ler)disbelieveseni devireceklerdisurely make you slipgözleriylewith their lookzamanwhenişittiklerithey hearZikr(Kur'an)'ıthe Messageve diyorlardıand they sayşüphesiz OIndeed, hemecnundur(is) surely mad
🇹🇷 68:51 O kafirler Kur'ân'ı işittikleri zaman neredeyse seni gözleri ile devireceklerdi. Bir de durmuşlar "o bir deli" diyorlar.
halbuki değildirAnd notoit (is)başka bir şeybutuyarıdana Reminderalemler içinto the worlds
🇹🇷 68:52 Halbuki o âlemler için bir öğüttür.
Mahmoud Khalil Al-Husary