dedikWe saidininGo downoradanfrom ithepinizall (of you)zamanand whensize geldiğicomes to youbendenfrom Mebir hidayetGuidancekimlerthen whoeveruyarsafollowsbenim hidayetimeMy Guidanceartık yoktur[then] nobir korkufearonlara(will be) on themve olmazlarand notonlartheyüzülenlerdenwill grieve
🇹🇷 2:38 Onlara dedik ki: "Hepiniz oradan inin. Size benim tarafımdan bir hidayet rehberi geldiğinde, kim o hidayetçimin izinde giderse, onlar için hiçbir korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır.
ve kimselerAnd thoseinkar edenwho disbelieve[d]ve yalanlayanand denyayetlerimiziOur Signsişte onlarthosehalkıdır(are the) companionsateş(of) the Fireonlartheyoradain itebedi kalacaklardır(will) abide forever
🇹🇷 2:39 İnkâr edip âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, onlar da cehennem ehlidirler. Orada ebedî olarak kalacaklardır.
ey oğullarıO Childrenİsrail(of) IsraelhatırlayınRememberni'metleriMy Favoro ki;whichni'metlendirdimI bestowedsizleriupon youve tutunand fulfillbana verdiğiniz sözüMy Covenantben de tutayımI will fulfillsize verdiğim sözüyour covenantve sadece bendenand Me Alonekorkunfear [Me]
🇹🇷 2:40 Ey İsrailoğulları, size verdiğim nimetimi hatırlayın, bana verdiğiniz sözü tutun ki, ben de size verdiğim sözü tutayım ve sadece benden korkun!
ve inanınAnd believeşeyein whatindirdiğimI have sent downdoğrulayıcı olarakconfirmingbulunanıthat whichsizin yanınızda(is) with youve olmayınand (do) notolbeilk(the) firstinkar edendisbelieveronuof itve satmayınAnd (do) notdeğiştirmeexchangebenim ayetlerimiMy Signs (for)bedelea priceazıcıksmallve bendenand Me Alonesakınınfear [Me]
🇹🇷 2:41 Yanınızdakini (Tevrat'ı) tasdik edici olarak indirdiğim (Kur'ân)a iman edin, O'nu, inkar edenlerin ilki siz olmayın, benim âyetlerimi birkaç paraya değişmeyin. Ancak benden korkun.
ve katıştırmayınAnd (do) notkarıştırırlarmixgerçeğithe Truthbatıllawith [the] falsehoodve gizlemeyinand concealhakkıthe Truthsizwhile youbildiğiniz halde[you] know
🇹🇷 2:42 Hakk'ı batıla karıştırıp da, bile bile hakkı gizlemeyin.
ve kılınAnd establishnamazıthe prayerve verinand givezekatızakahve ruku edinand bow downberaberwithrüku edenlerlethose who bow down
🇹🇷 2:43 Hem namazı dosdoğru kılın, zekatı verin, rükû edenlerle birlikte siz de rükû edin.
emir mi ediyorsunuzDo you orderinsanlara[the] peopleiyiliği[the] righteousnessunutuyorsunuz daand you forgetkendiniziyourselvesve sizwhile youokuduğunuz halde[you] reciteKitabıthe BookhâlâThen, will notaklınızı kullanmıyor musunuz?you use reason
🇹🇷 2:44 İnsanlara iyiliği emreder de kendinizi unutur musunuz? Halbuki kitab (Tevrat)ı okuyorsunuz. Hâlâ aklınızı başınıza almayacak mısınız?
yardım dileyinAnd seek helpsabırlathrough patienceve namazlaand the prayerşüphesiz buand indeed, itağır gelir(is) surely difficultbaşkasınaexceptsaygı gösterenlerdenonhuşû duyanlarthe humble ones
🇹🇷 2:45 Bir de sabırla, namazla yardım isteyin. Şüphesiz bu, (Allah'a) saygılı olanlardan başkasına ağır gelir.
onlar kiThose whobilirlerbelieveşüphesiz onlarthat theykavuşacaklardırwill meetRablerinetheir Lordve gerçekten onlarand that theyO'nato Himdöneceklerdirwill return
🇹🇷 2:46 Onlar ki, Rablerine kavuşacaklarını ve gerçekten O'na döneceklerini bilirler.
ey oğullarıO Childrenİsrail(of) IsraelhatırlayınRememberni'metimiMy Favorkiwhichni'metlendirdimI bestowedsiziupon youve şüphesizand that Isizi üstün kıldım[I] preferred youüzerineoveralemlerthe worlds
🇹🇷 2:47 Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimeti ve vaktiyle sizi âlemlere üstün kıldığımı hatırlayın.
ve sakınınAnd feargündena daycezalandırılmaz(will) notfayda veriravailhiç kimseany soulkimseden(günahından)for(başka) bir can(another) soulbir şeyanythingkabul edilmezand notkabul edilirwill be acceptedkimsedenfrom itşefaat daany intercessionve alınmazand notalınacakwill be takenondanfrom itfidye dea compensationve yapılamazand notonlaratheyhiçbir yardımwill be helped
🇹🇷 2:48 Ve öyle bir günden korunun ki, kimse kimsenin yerine bir şey ödeyemez, kimseden şefaat da kabul edilmez, kimseden fidye de alınmaz ve onlara hiçbir yardım da yapılmaz.
Mahmoud Khalil Al-Husary