سُورَةُ الإسراءمَكِّيَّة ۝ ١١١ آيَة

17. İsrâ Suresi (The Night Journey) · 111 ayet · Mekkî

🕮 Sayfa görünümüne geç

Kelime: 🇹🇷 🇬🇧
Meal: 🇹🇷
Mahmoud Khalil Al-Husary
سُورَةُ الإسراءمَكِّيَّة ۝ ١١١ آيَة

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ

eksiklikten uzaktırExaltedO (Allah) ki(is) the One WhoyürüttütookkulunuHis servantgecenin bir vaktinde(by) nightMescid-ifromMescid-i HaramAl-Masjid Al-HaraamHaram'danAl-Masjid Al-HaraamMescid-itoMescid-i AksaAl-Masjid Al-AqsaAksa'yaAl-Masjid Al-Aqsaöyle kiwhichbereketli kıldığımızWe blessedçevresiniits surroundingskendisine göstermemiz içinthat We may show himbir bölümünüofayetlerimizdenOur SignsgerçektenIndeed HeOHeişitendir(is) the All-Hearergörendirthe All-Seer
🇹🇷 17:1 Kulu Muhammed'i geceleyin, Mescidi Haram'dan kendisine bazı âyetlerimizi göstermek için, etrafını mübarek kıldığımız Mescidi Aksâ'ya götüren Allah, her türlü noksan sıfatlardan münezzehtir. Şüphesiz ki her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla gören O'dur.
ve biz verdikAnd We gaveMusa'yaMusaKitabıthe Bookve onu yaptıkand made itbir kılavuza guidanceoğullarınafor the Childrenİsrail(of) IsraeldiyeThat notedinmeyinyou takebenden başkaother than MeBenden başkaother than Mebir vekil(as) a Disposer of affairs
🇹🇷 17:2 Musa'ya da kitap verdik ve beni bırakıp başkasını vekil edinmeyiniz diye onu İsrail oğulları için bir hidayet rehberi kıldık.
çocuklarıOffspringskimselerin(of one) whotaşıdığımızWe carriedile beraberwithNûhNuhdoğrusu oIndeed, heidiwasbir kula servantçok şükredengrateful
🇹🇷 17:3 Ey Nuh'la beraber gemiye taşıyarak kurtardığımız kimselerin soyundan olanlar! Doğrusu o çok şükredici bir kuldu.
ve şu hükmü verdikAnd We decreedoğullarınaforoğulları(the) Childrenİsrail(of) IsraelKitaptainKitapthe Bookbozgunculuk yapacaksınızSurely you will cause corruptiono ülkedeinyeryüzüthe earthiki keztwiceve çok böbürleneceksinizand surely you will reachbüyüklenme ilehaughtinesskibirligreat
🇹🇷 17:4 Biz İsrailoğulları'na Tevrat'ta şu hükmü verdik: "Muhakkak siz, yeryüzünde iki defa fesat çıkaracaksınız ve muhakkak büyük bir yükselişle yükseleceksiniz."
ne zaman kiSo whengelincecamezamanı(the) promisebirincisinin(for) the first of the twogönderdikWe raisedüzerinizeagainst youkullarımızıservantsbizimof Oursçok güçlüthose of great military mightçok güçlüthose of great military mightçok güçlüthose of great military might(sizi) araştırdılarand they enteredaralarına giripthe inner most partevlerin(of) the homesidiand (it) wasbir va'da promiseyapılması gerekenfulfilled
🇹🇷 17:5 Birincisinin zamanı gelince, üzerinize güçlü kuvvetli kullarımızı gönderdik. Onlar, evlerin aralarına girip araştırdılar. Bu yerine getirilmesi gereken bir vaad idi.
sonraThenverdikWe gave backsizeto youtekrarthe return victoryonları yenme imkanıover themve sizi destekledikAnd We reinforced youmallarlawith the wealthve oğullarlaand sonsve yaptık siziand made youdaha çokmoresavaşçılarınızınumerous
🇹🇷 17:6 Sonra sizi tekrar o istilacılar üzerine galip kıldık ve size mallarla ve oğullarla yardım ettik. Ve toplum olarak sizin sayınızı artırdık.
eğerIfiyilik edersenizyou do goodiyilik etmiş olursunuzyou do goodkendinizefor yourselvesve eğerand ifkötülük edersenizyou do evilo da aleyhinizedirthen it is for itne zaman kiSo whengelincecamezamanıpromisesonuncusununthe lastkötü duruma soksunlar diyeto saddenyüzleriniziyour facesve girsinler diyeand to enterMescid'e (Kudüs'e)the Masjidgibijust asgirdiklerithey (had) entered itilkfirstkeztimeve mahvetsinler diyeand to destroyşeyleriwhatele geçirdiklerithey had conqueredhelak ederek(with) destruction
🇹🇷 17:7 Eğer iyilik ederseniz, kendinize iyilik etmiş olursunuz ve eğer kötülük ederseniz yine kendinizedir. Artık diğer fesadınızın zamanı gelince, yüzlerinizi üzüntüye sokmaları, kötülük yapmaları ve ilk kez girdikleri gibi yine Beyti Makdis'e girmeleri, ele geçirdikleri yerleri mahvetmeleri için onları tekrar göndereceğiz.
belki(It) may beRabbinizthat your Lordsize acırthat your Lordsize merhamet eder(may) have mercy upon youve eğerBut ifsiz dönersenizyou returnbiz de dönerizWe will returnve yapmışızdırAnd We have madecehennemiHellkafirler içinfor the disbelieverskuşatıcıa prison-bed
🇹🇷 17:8 Olur ki Rabbiniz size merhamet eder. Ama siz tekrar dönerseniz biz de döneriz. Cehennemi, kâfirler için kuşatıcı bir zindan yaptık.
gerçektenIndeedbuthisKur'anthe Quranyola iletirguideskito thatowhichen doğru olana(is) most straightve müjdelerand gives glad tidingsmü'minlereto the believers yapanthose whoyapındoiyi işlerthe righteous deedsşüphesizthatkendileri için vardırfor thembir ecir(is) a rewardbüyükgreat
🇹🇷 17:9 Şüphesiz ki bu Kur'ân, insanları en doğru ve en sağlam yola iletir ve salih amel işleyen müminlere büyük bir ecir olduğunu müjdeler.
ve şüphesizAnd thatkimselerethose whoinanmayan(lara)(do) notiman ederlerbelieveAhiretein the HereafterhazırlamışızdırWe have preparedonlarafor thembir azaba punishmentacıklıpainful
🇹🇷 17:10 Ahirete inanmayanlara da can yakıcı bir azab hazırlamışızdır.
ve du'a etmektedirAnd praysinsanthe manşerrefor evildu'a eder (gibi)(as) he prayshayrafor the goodveAnd isinsanthe manpek acelecidirever hasty
🇹🇷 17:11 İnsan, hayrın gelmesine dua ettiği gibi kötülüğün gelmesine de dua eder. İnsan pek acelecidir.
ve biz yaptıkAnd We have madegeceyithe nightve gündüzüand the dayiki ayet(as) two signs(sonra) sildikThen We erasedayetini(the) signgecenin(of) the nightve yaptıkand We madeayetini(the) signgündüz(of) the dayaydınlatıcıvisiblearamanız içinthat you may seeklutfunubountyRabbinizinfromRabbinyour Lordve bilmeniz içinand that you may knowsayısını(the) numberyılların(of) the yearsve hesabıand the accountherAnd everyşeyithing anlattıkWe have explained itaçık açık(in) detail
🇹🇷 17:12 Biz geceyi ve gündüzü varlığımıza delalet eden birer delil kıldık. Sonra Rabbinizden bir lütuf aramanız, yılların sayısını ve hesabını bilmeniz için gecenin karanlığını silip (yerine) eşyayı aydınlatan gündüzün aydınlığını getirdik. İşte biz her şeyi uzun uzadıya anlattık.
herAnd (for) everyinsanınmanbağladıkWe have fastened to himkuşunu (kaderini)his fateboynunainboynuhis neckve çıkarırızand We will bring forthonun içinfor himgünü(on the) Daykıyamet(of) the Resurrectionbir Kitapa recordbulacağıwhich he will findaçılmış olarakwide open
🇹🇷 17:13 Her insanın amel defterini boynuna doladık, kıyamet günü açılmış bulacağı kitabı önüne çıkarırız.
okuReadKitabınıyour recordyeterSufficientkendi nefsin(is) yourselfbugüntodaysanaagainst youhesapçı olarak(as) accountant
🇹🇷 17:14 "Kitabını oku! Bugün hesap görücü olarak sana nefsin yeter!" deriz.
kimWhoeverhihayeti seçerse(is) guidedşüphesizthen onlyseçmiş olurhe is guidedkendisi içinfor his soulve kimAnd whoeversaparsagoes astrayşüphesizthen onlysaparhe goes astraykendi aleyhineagainst itveAnd nottaşımazwill bearhiçbir günahkara bearer of burdengünah yükünüburdenbaşkasının(of) anotherveAnd notdeğilizWebiz azab edecekare to punishsüreceuntilgöndermedikçeWe have sentelçia Messenger
🇹🇷 17:15 Kim doğru yola gelirse sırf kendi iyiliği için gelir. Kim de saparsa ancak kendi aleyhine sapar. Hiçbir günahkar başkasının günah yükünü çekmez. Biz bir Peygamber göndermedikçe, hiç kimseye azab edecek değiliz.
ve zamanAnd whenbiz istediğimizWe intendhelak etmekthathelâk ederizWe destroybir kentia townemrederizWe orderonun varlıklılarınaits wealthy peoplekötü işler yaparlarbut they defiantly disobeyoradathereinböylece gerekli olurso (is) proved trueonlaraagainst it(azab) karar(ı)the wordbiz de orayı yıkarızand We destroy itdarmadağın(with) destruction
🇹🇷 17:16 Biz bir ülkeyi yok etmek istediğimiz zaman, şımarık varlıklılarına emrederiz, onlar itaat etmeyip orada kötülük işlerler. Böylece, o ülke helaka müstahak olur, biz de onu yerle bir ederiz.
ve niceAnd how manyhelak ettikWe destroyedkuşaklarıfromnesillerthe generationssonraaftersonraafterNuh'danNuhve yeterAnd sufficientRabbin(is) your Lordgünahlarınıconcerning the sinskullarının(of) His servantshaber alıcıAll-Awaregörücü olarakAll-Seer
🇹🇷 17:17 Hem Nuh'tan sonra nice nesilleri helak ettik. Kullarının günahlarını bilmek ve görmekte Rabbin yeter.
kimWhoeveriseshouldistiyor (dünyayı)desireacele olanıthe immediateçabucak veririzWe hastenonafor himoradain itkadarwhatdilediğimizWe willkimseyeto whomistediğimizWe intendsonraThen(yerini) yaparızWe have madeonafor himcehennemHelloraya girerhe will burnkınanmış olarakdisgracedve kovulmuş olarakrejected
🇹🇷 17:18 Her kim peşin isterse, dünyada ona, istediğimiz kimseye, dilediğimiz kadarını peşin veririz. Sonra ona cehennemi hazırlarız; kınanmış ve (rahmetimizden) kovulmuş olarak oraya girer.
ve kim deAnd whoeveristersedesiresahiretithe Hereafterve çalışırsaand exertsonafor ityaraşır biçimdethe effortve owhile heinanarak(is) a believeröylelerininthen thoseçalışmalarının[are]çabalarıtheir effortkarşılığı verilir(is) appreciated
🇹🇷 17:19 Kim de ahireti isterse ve mümin olarak kendine yaraşır bir çaba ile onun için çalışırsa, öylelerinin çalışmalarının karşılığı verilir.
hepsine(To) eachuzatırızWe extendonlara da(to) theseve onlara daand (to) thesemükafatındanfromhediye(the) giftRabbinin(of) your LordveAnd notdeğildirishediyesi(the) giftRabbinin(of) your Lordkısıtlanmışrestricted
🇹🇷 17:20 Hepsine; (dünyayı isteyenlere de, ahireti isteyenlere de) Rabbinin ihsanından veririz. Rabbinin ihsanı kısıtlanmış değildir.
bakSeenasılhowüstün yaptıkWe preferredonların kiminisome of themüzerineoverkimiotherselbette ahiretAnd surely the Hereafterdaha büyüktür(is) greaterdereceler bakımından(in) degreesve daha büyüktürand greaterüstünlük bakımından(in) excellence
🇹🇷 17:21 Bak! Onların bir kısmını diğerine nasıl üstün kıldık! Elbette ahiret, hem dereceler bakımından daha büyüktür, hem de üstünlük bakımından daha büyüktür.
asla(Do) notedinmemakeile beraberwithAllahAllahbir tanrıgodbaşkaanothersonra oturup kalırsınlest you will sitkınanmış olarakdisgracedve yalnız başına bırakılmış olarakforsaken
🇹🇷 17:22 Allah ile birlikte başka bir ilâh edinme! Yoksa kınanmış ve yalnız başına bırakılmış olarak oturup kalırsın.
ve emrettiAnd has decreedRabbinyour Lordtapmamanızıthat (do) notibadet edinworshipbaşkasınaexceptkendisindenHim Aloneve anaya babayaand to the parentsiyilik etmenizi(be) goodulaşırsaWhetherulaşırreachsenin yanındawith youihtiyarlık çağınathe old ageikisinden birisione of themyahutorher ikisiboth of themsakınthen (do) notdemesayonlarato both of themÖf!a word of disrespectveand (do) notonları azarlamarepel themsöylebut speakonlarato thembir söza wordgüzelnoble
🇹🇷 17:23 Rabbin kesin olarak şunları emretti: Ancak kendisine ibadet edin, anne ve babaya iyilik edin. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, sakın onlara "öf" bile deme ve onları azarlama. İkisine de tatlı ve güzel söz söyle.
ve indirAnd loweronlarato themkanadını(the) wingküçülme(of) humilitydolayı(out) ofacımadan[the] mercyve dekiand sayRabbimMy Lordsen de bunlara acıHave mercy on both of thembeni nasıl yetiştirdilerseasbeni yetiştirdilerthey brought me upküçükken(when I was) small
🇹🇷 17:24 İkisine de acıyarak tevazu kanatlarını indir. Ve şöyle de: "Ey Rabbim! Onların beni küçükten terbiye edip yetiştirdikleri gibi, sen de kendilerine merhamet et."
RabbinizYour Lorddaha iyi bilir(is) most knowingşeyleriof whatiçlerinizdeki(is) inkendinizyourselveseğerIfsiz olursanızyou areiyi kişilerrighteousşüphesiz Othen indeed, Hetevbe edenleriisçokça yönelenlereto those who often turn (to Him)bağışlayandırMost Forgiving
🇹🇷 17:25 Rabbiniz içinizden geçenleri çok iyi bilir. Eğer iyi kimseler olursanız elbette Allah çok tevbe edenleri bağışlayıcıdır.
ve verAnd giveakrabayathe relativesakrabalarthe relativeshakkınıhis rightve yoksulaand the needyve yolcuyaand the wayfarerve yolcuand the wayfarer(fakat)and (do) notsaçıp savurmaspendsavurarakwastefully
🇹🇷 17:26 Akrabaya, yoksula ve yolda kalmışa hakkını ver. Bununla beraber malını saçıp savurma.
çünküIndeedsavurganlarthe spendthriftsolmuşlardırarekardeşleribrothersşeytanların(of) the devilsve iseAnd isşeytanthe ShaitaanRabbine karşıto his Lordçok nankördürungrateful
🇹🇷 17:27 Çünkü (malını) saçıp savuranlar, şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankördür.
ve eğerAnd ifyüz çevirecek olursanyou turn awayonlardanfrom thembekleyerekseekingbir rahmetimercyRabbindenfromRabbinyour Lordumduğunwhich you expectbari söylethen sayonlarato thembir söza wordyumuşakgentle
🇹🇷 17:28 Eğer Rabbinden beklediğin bir rahmet (rızık) için, onlardan yüz çevirmek mecburiyetinde kalırsan, o vakit de onlara yumuşak ve tatlı bir söz söyle.
ve aslaAnd (do) notyapmamakeel(ler)iniyour handbağlanmışchainedboynunatoboynunyour neckveand notaçmaextend ittamamen(to its) utmostaçarakreachsonra kalırsınso that you sitkınanmışblameworthyhasret içindeinsolvent
🇹🇷 17:29 Elini boynuna asıp bağlama (cimri olma), hem de onu büsbütün açıp saçma (israf etme); aksi halde kınanmış olursun ve eli boş açıkta kalırsın.
şüphesizIndeedRabbinyour Lordaçar (bol bol verir)extendsrızkıthe provisionkimseyefor whomdilediğiHe willsve kısarand straitensçünkü OIndeed, Hekullarınıiskullarındanof His slavesbilirAll-AwaregörürAll-Seer
🇹🇷 17:30 Gerçekten senin Rabbin, kullarından dilediğinin rızkını genişletir ve dilediğini kısar. Şüphesiz ki Allah, kullarının durumlarından haberdardır, her şeyi görendir.
öldürmeyinAnd (do) notöldürürlerkillçocuklarınızıyour childrenkorkusuyla(for) fearfakirlik(of) povertybizWesizi de besliyoruz(We) provide for themonları daand for youşüphesizIndeedonları öldürmektheir killinggünahtırisbir günaha sinbüyükgreat
🇹🇷 17:31 Bir de geçim korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin, onlara da, size de rızkı biz veririz. Şüphesiz ki onları öldürmek, çok büyük bir suçtur.
ve aslaAnd (do) notyaklaşmayıngo nearzinayaadulteryçünkü oIndeed, itaçık bir kötülüktürisbir hayâsızlıkan immoralityve çok kötüand (an) evilbir yoldur;way
🇹🇷 17:32 Zinaya da yaklaşmayın, çünkü o pek çirkindir ve kötü bir yoldur.
ve aslaAnd (do) notöldürmeyinkillcanıthe soulharam kıldığıwhichAllah haram kıldıAllah has forbiddenAllah'ınAllah has forbiddenhaksız yereexcepthak ileby rightve kimAnd whoeveröldürülürse(is) killedhaksızlıklawrongfullymuhakkakverilyvermişizdirWe have madeonun velisinefor his heirbir yetkian authorityfakatbut notaşırı gitmesinhe should exceedöldürmedeinöldürmethe killingçünküIndeed, hekendisine yardım edilmiştirisyardım ettihelped
🇹🇷 17:33 Haklı bir sebep olmadıkça, Allah'ın öldürülmesini haram kıldığı canı öldürmeyin. Kim haksız yere öldürülürse, biz onun velisine bir yetki verdik. O da öldürmede aşırı gitmesin. Çünkü ona (dinin kendisine verdiği yetki ile) yardım olunmuştur.
ve aslaAnd (do) notyaklaşmayıncome nearmalına(the) wealthyetimin(of) the orphandışındaexceptowith whatodur[it] isen güzel tarzbestkadaruntilerginlik çağınahe reacheserişinceyehis maturityve yerine getirinAnd fulfilahdithe covenantçünküIndeedahd'denthe covenantsorulacaktırwill besorgulandıquestioned
🇹🇷 17:34 Yetimin malına da yaklaşmayın. Ancak rüşdüne erinceye kadar en güzel bir şekilde yaklaşabilirsiniz. Ahdi de yerine getirin. Çünkü verilen sözde elbette sorumluluk bulunuyor.
tam yapınAnd give fullölçüyü[the] measurezamanwhenölçtüğünüzyou measuretartınand weighterazi ilewith the balancedoğruthe straightbuThatdaha iyidir(is) goodve daha güzeldirand bestsonuç bakımından(in) result
🇹🇷 17:35 Ölçtüğünüz zaman tam ölçün ve doğru terazi ile tartın. Bu hem daha hayırlıdır ve sonuç itibariyle de daha güzeldir.
veAnd (do) notardına düşmepursueşeyinwhatolmayannotseninyou havehakkındaof itbilginany knowledgeçünküIndeedkulakthe hearingve gözand the sightve gönüland the hearthepsiallbunlarınthoseo(yaptığı)ndanwill be[onun hakkında][about it]sorumludurquestioned
🇹🇷 17:36 Bir de hiç bilmediğin bir şeyin ardına düşme! Çünkü kulak, göz, gönül, bunların her biri yaptıklarından sorumludurlar.
veAnd (do) notyürümewalkyeryüzündeinyeryüzüthe earthkabara kabara(with) insolenceçünkü senIndeed, youyırtamazsınwill neveryarılırtearyerithe earthveand will nevererişemezsinreachdağlarathe mountainsboyca(in) height
🇹🇷 17:37 Yeryüzünde kibir ve azametle yürüme! Çünkü sen asla yeri yaramazsın ve boyca da dağlara erişemezsin.
hepsiAllbunlarınthatolandıriskötü[its] evilkatındanearRabbininyour Lordhoş görülmeyen şeylerdirhateful
🇹🇷 17:38 Kötü olan bütün bu yasaklar, Rabbinizin sevmediği şeylerdir.
şunlarThatşeyndendir(is) from whatvahyettiği(was) revealedsanato youRabbinin(from) your LordHikmettenofhikmetthe wisdomedinmeAnd (do) notyaparmakeile bereberwithAllahAllahtanrıgodbaşkaothersonra atılırsınlest you should be throwncehennemeincehennemHellkınanmış olarakblameworthyuzaklaştırılmış olarakabandoned
🇹🇷 17:39 İşte bunlar, Rabbinin sana vahyettiği hikmetlerdendir. Sakın Allah'la beraber başka bir ilâh uydurma. Aksi halde kötülenmiş ve Allah'ın rahmetinden uzaklaştırılmış olarak cehenneme atılırsın.
size seçti (öyle) mi?'Then has your Lord chosen (for) youRabbinizThen has your Lord chosen (for) youoğullarısonsve edindi (kendisine)and He has takenmeleklerdenfrommeleklerthe Angelskadınlardaughtersgerçekten sizIndeed, yousöylüyorsunuzsurely saybir söza wordbüyük (çok tehlikeli)grave
🇹🇷 17:40 Rabbiniz, size oğulları tahsis etti de, kendisi meleklerden dişiler mi edindi? Gerçekten siz çok büyük bir söz söylüyorsunuz.
andolsunAnd verilybiz türlü biçimlerde anlattıkWe have explainedbuinbuthisKur'an'dathe Qurandüşünüp anlasınlar diyethat they may take heedfakat (bu)but notartırmıyorit increases thembaşkasınıexceptnefretlerinden(in) aversion
🇹🇷 17:41 Biz, bu Kur'ân'da akıllarını başlarına almaları için türlü şekillerde (ikaz ve ihtarı) açıkladık. Fakat bu açıklamalar ancak onların nefretini artırmıştır.
de kiSayeğerIfolsaydı(there) wereO'nunla beraberwith Himtanrılargodsgibiasdediklerithey sayo zamanthenonlar da ararlardısurely they (would) have soughtsahibinetosahibi(the) OwnerArşın(of) the Thronebir yola way
🇹🇷 17:42 (Ey Muhammed!) De ki: "Eğer dedikleri gibi Allah ile birlikte ilâhlar olsaydı, o zaman bu ilâhlar Arş'ın sahibine bir yol ararlardı."
(haşa) münezzehtir OGlorified is Heve uludurand Exalted is Heonların dediklerindenabove whatderlerthey sayyücedir(by) heightçokgreat
🇹🇷 17:43 Allah, onların dediklerinden çok münezzeh ve çok yüksek, hem pek büyük bir yükseklikle yücedir.
tesbih ederlerGlorifyO'nu[to] Himgökthe seven heavensyedithe seven heavensve yeryüzüand the earthve kimselerand whateverbunların içindeki(is) in themve yokturAnd (there is) nothiçbiranyşeythingtesbih etmeyenexcepttesbih ederglorifieshamd ileHis Praiseamabutsiz anlamazsınıznotanlarsınızyou understandonların tesbihlerinitheir glorificationşüphesiz OIndeed, Hehalimdirisçok halîmEver-Forbearingçok bağışlayandırOft-Forgiving
🇹🇷 17:44 Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar, Allah'ı tesbih ederler. O'nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir varlık yoktur. Fakat siz, onların tesbihlerini iyi anlamazsınız. Şüphesiz O, halimdir çok bağışlayandır.
ve zamanAnd whenokuduğunyou reciteKur'anthe QurançekerizWe placeseninle (aranıza)between youarasınaand betweenkimselerinthose whoinanmayan(ların)(do) notiman ederlerbelieveahiretein the Hereafterbir perdea barriergizlihidden
🇹🇷 17:45 Sen Kur'ân'ı okuduğun zaman biz, seninle ahirete inanmayanların arasına görünmez bir perde çekeriz.
ve kılarız (koyarız)And We have placedüzerineoverkableritheir heartskabuklarcoveringsonu anlamalarına engel olacaklestonu anlarlarthey understand itveand inkulaklarınatheir earsbir ağırlıkdeafnessve zamanAnd whenandığınyou mentionRabbiniyour LordKur'an'dainKur'anthe QuranbirliğiniAlonedönüpthey turnarkalarınaonsırtlarıtheir backskaçarlar(in) aversion
🇹🇷 17:46 Ve kalblerinin üzerine, Kur'ân'ı anlamalarına engel perdeler geçiririz ve kulaklarına bir ağırlık veririz. Rabbini Kur'ân'da bir tek olarak andığın zaman da ürkerek arkalarına döner kaçarlar.
bizWegayet iyi biliyoruzknow bestne sebeple[of] whatdinlediklerinithey listenonlarınto [it]dinlerkenwhendinlerlerthey listensenito youve zamanand whenonlartheyfısıldaşırken(are) in private conversationzamanwhendediklerisayzalimlerinthe wrongdoerssiz uymuyorsunuzNotuyarsınızyou followbaşkasınabutbir adamdana manbüyülenmişbewitched
🇹🇷 17:47 Biz onların, seni dinlerken nasıl dinlediklerini çok iyi biliriz. Birbiriyle fısıldaşırlarken de o zalimlerin: "Siz büyülenmiş bir adamdan başkasına uymuyorsunuz!" dediklerini biz çok iyi biliriz.
bakSeenasılhowmisaller verdilerthey put forthsanafor youbezetmelerlethe examplesşaştılarbut they have gone astrayartık bir dahaso notbulamazlarthey canyolu(find) a way
🇹🇷 17:48 Bak senin için nasıl misaller verdiler de bu yüzden nasıl sapıklığa düştüler! Artık hak yolu bulmaya güçleri yetmez.
ve dediler kiAnd they saymi?Is it whenbiz ikenwe arekemiklerbonesve ufalanmış toprakand crumbled particlesbiz miyiz?will wediriltileceksurely (be) resurrectedyaratılışla(as) a creationyeni birnew
🇹🇷 17:49 Bir de onlar dediler ki: "Biz, bir kemik yığını olduğumuz ve ufalanıp toz olduğumuz vakit mi, gerçekten biz mi, yeni bir yaratılışla diriltileceğiz?
de kiSay(ister) olunBetaşstonesveyaordemiriron
🇹🇷 17:50 De ki: "İster taş olun, ister demir..."
veyaOryaratıka creationherhangi birof whatbüyüyen(is) greatgönlünüzdeingöğüslerinizyour breastsdiyecekler kiThen they will saykimWhobizi tekrar döndürebilirwill restore usde kiSaysizi yaratanHe Whosizi yarattıcreated youilk(the) firstdefatimealaylı alaylı sallayacaklarThen they will shakesanaat youbaşlarınıtheir headsve diyeceklerand they sayNe zaman?When (will)oit (be)de kiSaybelki dePerhapsolabilirthatolacaktır(it) will bepek yakınsoon
🇹🇷 17:51 "İsterse gönlünüzde büyüyen başka bir yaratık olun, (Muhakkak öldürülecek ve diriltileceksiniz.) "Onlar: "Bizi kim tekrar diriltecek?" diyecekler. De ki: "Sizi ilk defa yaratmış olan o kudret sahibi." Sana başlarını sallayarak: "Ne zamandır bu." diyecekler. De ki: "Yakın olması gerekir!".
gün(On) the Daysizi çağıracağıHe will call youçağrısına uyarsınızand you will respondO'na hamdederekwith His Praiseve sanırsınızand you will think(dünyada) kalmadınıznotkaldınızyou had remaineddışındaexceptpek az (bir süre)a little (while)
🇹🇷 17:52 (Allah) sizi çağıracağı gün, tam bir hürmetle onun emrine koşacaksınız ve zannedeceksiniz ki, kabirlerinizde pek az bir müddet kaldınız.
ve söyleAnd saykullarımato My slavessöylesinler(to) sayothatki owhichen güzel (sözü)(is) bestçünküIndeedşeytanthe Shaitaangirersows discordaralarınabetween themdoğrusuIndeedşeytanthe Shaitaaninsanınisadamato the mandüşmanıdıran enemyapaçıkclear
🇹🇷 17:53 Mümin kullarıma söyle de (kâfirlere) en güzel olan sözü söylesinler. Çünkü şeytan aralarına fesat sokar. Şüphesiz şeytan, insan için apaçık bir düşmandır.
RabbinizYour Lorddaha iyi bilir(is) most knowingsiziof youeğerIfdilerseHe willssize acırHe will have mercy on youveyaoreğerifdilerseHe willssize azabederHe will punish youbiz seni göndermedikAnd notseni gönderdikWe have sent youonların üzerineover thembir vekil(as) a guardian
🇹🇷 17:54 Rabbiniz sizi çok daha iyi bilir. Dilerse tevbeniz sebebiyle size merhamet eder, dilerse azab eder. Seni de onların üzerine vekil göndermedik.
ve RabbinAnd your Lorddaha iyi bilir(is) most knowingolanlarıof whoevergöklerde(is) ingöklerthe heavensve yerdeand the earthve andolsun kiAnd verilybiz üstün kıldıkWe have preferredkiminisomepeygamberlerin(of) the Prophetsüzerinetokimiothersve verdikAnd We gaveDavud'a daDawoodZebur'uZaboor
🇹🇷 17:55 Rabbin göklerde ve yerde olan kimselerin hepsini en iyi bilendir. Andolsun ki biz, peygamberlerin kimini kimine üstün kıldık. Davud'a da Zebur'u verdik.
de kiSayyalvarınCall(tanrı olduğunu) sandığınız şeylerethose whomiddia ettinizyou claimedO'ndan başkabesides HimO'ndan başkabesides Him(fakat)[then] notgüçleri yetmezthey have powergidermeye(to) removesıkıntıyıthe misfortunessizdenfrom youveand notdeğiştirmeye(to) transfer (it)
🇹🇷 17:56 De ki: "Allah'tan başka, ilâh olduğunu sandığınız şeyleri çağırın, size yardım etsinler. Onlar, ne sizden sıkıntıyı kaldırabilirler, ne de değiştirebilirler.
onlarınThosekimselerwhomyalvardıklarıthey callararlarseekRablerinetoRableritheir Lordbir vesilethe means of accesshangisiwhich of themen yakın (diye)(is) nearestve umarlarand they hopeO'nun merhametini(for) His mercyve korkarlarand fearazabındanHis punishmentçünküIndeedazabı(the) punishmentRabbinin(of) your Lordcidden korkunçturiskorktu mu(ever) feared
🇹🇷 17:57 Onların yalvardıkları da, Rablerine daha yakın olmak için vesile ararlar. Ve O'nun merhametini umarlar, azabından korkarlar. Çünkü Rabbinin azabı korkunçtur.
yoktur kiAnd nothiçbir(is) anykenttownancakbutbizWeonu yok ederiz(will) destroy itöncebeforegününden(the) Daykıyamet(of) the Resurrectionyahutorona azab ederizpunish itazap ilewith a punishmentşiddetli birsevereBuThat isişte buThat isKitaptainKitapthe Bookyazılmıştırwritten
🇹🇷 17:58 Hiç bir şehir (halkı) yoktur ki, kıyamet gününden önce biz onu helak etmeyelim, yahut şiddetli bir azab ile azablandırmayalım. Bu, Kitap'ta (Levhi Mahfuzda) yazılıdır.
ve yokturAnd notbizi alıkoyanstopped UsgöndermektenthatgönderirizWe sendayetler (mu'cizeler)the Signsdışındaexceptyalanlamalarıthatyalanladılardenied(onları)themevvelkilerinthe former (people)ve verdikAnd We gaveSemud'aThamuddişi deveyithe she-camelaçık bir mu'cize olarak(as) a visible signo zulmetmelerine sebeb oldubut they wrongedonlaraherveAnd notbiz göndermeyizWe sendmu'cizelerithe Signsdışındaexceptkorkutmak(as) a warning
🇹🇷 17:59 Bizi, âyetler (mucizeler) ve peygamber göndermekten alıkoyan şey, ancak öncekilerin onları yalanlamış olmalarıdır. Semûd'a, açık bir mucize olarak o dişi deveyi vermiştik de ona zulmetmişlerdi (deveyi boğazlayarak kendilerine yazık etmişlerdi). Oysa biz, o mucizeleri ancak korkutmak için göndeririz.
bir zamanAnd whendemiştikWe saidsanato youşüphesizIndeedRabbinyour Lordkuşatmıştırhas encompassedinsanlarıthe mankindbiz yapmadıkAnd notyaptıkWe maderü'yayıthe visionsana gösterdiğimizwhichsana gösterdikWe showed youbaşka bir şeyexceptsınama (aracı)(as) a trialinsanlar içinfor mankindve ağacıand the treela'netlenmişthe accursedKur'an'dainKur'anthe Quranbiz onları korkutuyoruzAnd We threaten themfakatbut notartırmıyorit increases thembaşkasınıexceptazgınlıklarından(in) transgressiondaha da fazlagreat
🇹🇷 17:60 Vaktiyle sana şöyle vahyettiğimizi hatırla: "Şüphesiz Rabbin insanları kuşatmıştır." (İsrâ gecesi) sana açıkça gösterdiğimiz o temâşâyı ve Kur'ân'da lanet edilen ağacı da, yalnız insanlara bir imtihan için yapmışızdır. Biz onları, korkutuyoruz, fakat bu onlara ancak büyük bir taşkınlıktan başka bir sonuç vermiyor.
bir zamanAnd whendemiştikWe saidmeleklereto the Angelssecde edinProstrateAdem'eto Adamsecde ettilerSo they prostrateddışındaexceptİblisIblisdediHe saidben mi secde edeceğim?Shall I prostratekimseyeto (one) whomyarattığınYou createdçamur olarak(from) clay
🇹🇷 17:61 (Yine unutma ki) Bir vakit meleklere: "Âdem'e secde edin" demiştik. İblis'ten başka hepsi secde ettiler. O ise: "Ben bir çamurdan yarattığın kimseye mi secde ederim?" demişti.
dediHe saidgördün mü?Do You seeşuthisüstün yaptığınıwhomüstün kıldınYou have honoredbendenabove meandolsun eğerIfbeni ertelersenYou give me respitekadartillgününe(the) Daykıyamet(of) the Resurrectionhakimiyetime alacağımI will surely destroyonun zürriyetinihis offspringhariçexceptpek azıa few
🇹🇷 17:62 (Yine İblis) dedi ki: "Şu benden üstün kıldığını gördün mü? Yemin ederim ki, eğer beni kıyamet gününe kadar ertelersen, pek azı hariç, onun zürriyetini kendi buyruğum altına alacağım."
(Allah) dedi kiHe saidgitGokimand whoeversana uyarsafollows youonlardanamong themşüphesizthen indeedcehennemdirHellcezanız(is) your recompense bir cezaa recompensemükemmelample
🇹🇷 17:63 Allah buyurdu ki: "Haydi git! Onlardan kim sana uyarsa, şüphesiz ki, cezanız cehennemdir, hem de mükemmel bir ceza. "
yerinden oynatAnd incitekimseyiwhoevergücünün yettiğiyou canonlardanamong themsesinlewith your voiceve yaygarayı basand assaultonların üzerine[on] thematlılarınlawith your cavalryve yayalarınlaand infantryve onlara ortak oland be a partnermallardainmalthe wealthve evladlardaand the childrenve onlara va'dler yapand promise themonlara va'detmezAnd notonlara vadederpromises themşeytanthe Shaitaanbaşka bir şeyexceptaldatıştandelusion
🇹🇷 17:64 "Onlardan gücünün yettiğini yerinden oynat. Atlıların ve yayalarınla onların üzerine yaygarayı bas! Mallarda ve çocuklarda onlara ortak ol! Ve onlara vaadlerde bulun." Fakat şeytan onlara aldatmadan başka bir şey vaad etmez.
şüphesizIndeedbenim kullarımaMy slavesyokturnotseninfor youonların üzerindeover thembir gücünany authorityve yeterAnd sufficientRabbin(is) your Lordvekil olarak(as) a Guardian
🇹🇷 17:65 Doğrusu benim (ihlaslı) kullarım üzerinde senin hiçbir hakimiyetin yoktur. Vekil olarak Rabbin yeter.
RabbinizYour LordO'dur ki(is) the One Whoyürütürdrivessizefor yougemilerithe shipdenizdeindenizthe sea(payınızı) aramanız içinthat you may seeklutfundanofO'nun lütfuHis Bountydoğrsu OIndeed, Hesizeissanato youçok acırEver Merciful
🇹🇷 17:66 Rabbiniz, lütfundan nasib arayasınız diye, sizin için denizde gemileri yürüten kudret sahibidir. Şüphesiz O, size çok merhametlidir.
zamanAnd whensize dokunduğutouches youbir sıkıntıthe hardshipdenizdeindenizthe seakaybolurlostbütün yalvardıklarınız(are) whoçağırırsınızyou callbaşkaexceptO'ndanHim Alonefakat (O)But whensizi kurtarıp çıkarıncaHe delivers youkarayatoyerthe landyine yüz çevirirsinizyou turn awaygerçektenAnd isinsanmannankördürungrateful
🇹🇷 17:67 Denizde başınıza bir felaket geldiği zaman, Allah'tan başka yalvardığınız bütün putlar kaybolur. Allah sizi tehlikeden kurtarıp karaya çıkarınca da yüz çevirirsiniz. Zaten insan çok nankördür.
emin misiniz?Do you then feel securebatırmayacağındanthat (not)yere batırırHe will cause to swallowsiziyouters çeviripsidekarayı(of) the landyahutorgöndermeyeceğindensendüzerinizeagainst youtaşlar savuran bir kasırgaa storm of stonessonraThenbulamazsınıznotbulursunyou will findkendinizefor youbir koruyucua guardian
🇹🇷 17:68 (Denizden karaya çıktığınızda) O'nun sizi karada yerin dibine geçirmeyeceğinden, yahut üzerinize taş yağdıran bir kasırga gördermeyeceğinden emin misiniz? Sonra kendinize bir vekil de bulamazsınız.
yoksaOremin misiniz?do you feel securesizi gönderipthat (not)sizi geri döndürecekHe will send you backorayainto itbir kez dahaanother timebir kez dahaanother timesalarakand sendüstünüzeupon youbir fırtınaa hurricanekırıp geçirenofrüzgârthe windve sizi boğmayacağındanand drown youdolayıbecauseinkar ettiğinizdenyou disbelievedO zamanThenbulamazsınıznotbulursunyou will findkendinizefor youbize karşıagainst Usonuthereinizleyip koruyacak birinian avenger
🇹🇷 17:69 Yoksa sizi tekrar denize döndürüp de üzerinize kasırgalar göndermeyeceğinden ve böylece ettiğiniz nankörlük sebebiyle sizi boğmayacağından emin misiniz? Sonra bu yaptığımıza karşı, bizim aleyhimize size yardım edecek bir koruyucu bulamazsınız.
ve andolsunAnd certainlybiz çok ikram ettikWe have honoredoğullarına(the) children of AdamAdem(the) children of Adamve onları taşıdıkand We carried themkaradaonyerthe landve denizdeand the seave onları besledikand We have provided themgüzel rızıklarlaoftemiz şeylerthe good thingsve onları üstün kıldıkand We preferred themüzerineoverbir çoğumanyyarattıklarımızınof those whomyarattıkWe have createdtam bir üstünlükle(with) preference
🇹🇷 17:70 Andolsun ki biz, insanoğlunu şan ve şeref sahibi kıldık. Karada ve denizde taşıtlara yükledik ve temiz yiyeceklerden onları rızıklandırdık. Onları yarattıklarımızın birçoğundan üstün kıldık.
gün(The) DayçağırdığımızWe will callherallmilletihuman beingsimamıylawith their recordkimlerinthen whoeververilirseis givenKitabıhis recordsağındanin his right handişte onlarthen thoseokurlarwill readKitaplarınıtheir recordsveand nothaksızlığa uğratılmazlarthey will be wrongeden ufak(even as much as) a hair on a date seed
🇹🇷 17:71 Kıyamet günü bütün insanları önderleriyle çağıracağız. O gün, kimin amel defteri sağ eline verilirse, işte onlar kitaplarını okuyacaklar ve en küçük bir haksızlığa uğratılmayacaklar.
ve kimseAnd whoeverolanisşu (dünyada)inbu (dünya)this (world)körblindothen heahirette deinahiretthe Hereafterkördür(will be) blindve daha da sapıktırand more astrayyolu(from the) path
🇹🇷 17:72 Her kim bu dünyada (manen) kör ise ahirette de kördür. Ve gidişçe daha şaşkındır.
ve eğerAnd indeedaz daha onlarthey were about (to)seni kandıracaklardıtempt you awayvahyettiğimizdenfromo şey kithat whichvahyettikWe revealedsanato youiftira atman içinthat you inventüstümüzeabout Usondan başkasınıother (than) itişte o zamanAnd thenseni edinirlerdisurely they would take youdost(as) a friend
🇹🇷 17:73 (Ey Muhammed!) Az kalsın seni bile, sana vahyettiğimizden başkasını bize karşı iftira edesin diye, fitneye düşüreceklerdi ve o takdirde seni dost edineceklerdi.
eğer olmasaydıkAnd if notbiz seni sağlamlaştırmış[that]seni sağlamlaştırmıştıkWe (had) strengthened yougerçektencertainlyneredeyseyou almostyanaşacaktın(would) have inclinedonlarato thembir parça(in) somethingaz bira little
🇹🇷 17:74 Eğer biz sana sebat vermemiş olsaydık, nerdeyse sen onlara birazcık meyledecektin.
o takdirdeThensana taddırırdıkWe (would) have made you tastekat katdoublehayatı(in) the lifeve kat katand doubleölümü(after) the deathsonraThenbulamazdınnotbulurdunyou (would) have foundkendinefor youbize karşıagainst Usbir yardımcıany helper
🇹🇷 17:75 O takdirde, muhakkak hayatın da, ölümün de azabını sana kat kat tattırırdık. Sonra bize karşı kendin için hiçbir yardımcı bulamazdın.
veAnd indeedneredeysethey were aboutseni tedirgin edeceklerdi(to) scare youyurdundanfromyerthe landçıkarmak içinthat they evict youoradanfrom ito takdirdeBut thenkalamazlarnotkalırlardıthey (would) have stayedsenin ardındanafter youancakexceptpek aza little
🇹🇷 17:76 (Ey Muhammed!) Yakında seni yurdundan çıkarmak için, muhakkak ki rahatsız edecekler ve o takdirde onlar da senin ardından pek az kalacaklardır.
yasası (budur)(Such is Our) Waykimsenin(for) whomgönderdiğimiz[verily]gönderdikWe sentsenden öncebefore youelçilerimizdenofelçilerimizOur Messengersve aslaAnd notbulamazsınyou will findbizim yasamızda(in) Our waybir değişiklikany alteration
🇹🇷 17:77 Bu, senden önce gönderdiğimiz bütün peygamberlerimiz hakkındaki sünnetimizdir. Bizim sünnetimizde herhangi bir değişme göremezsin.
kılEstablishnamazthe prayersarkmasındanat the declinegüneşin(of) the sunkadartillkararmasına(the) darknessgecenin(of) the nightve Kur'an'ını da (unutma)and Quransabahınat dawnçünküindeedKur'anthe Quransabah(at) the dawngörülecek şeydirishiç şahit oldunuz muever witnessed
🇹🇷 17:78 Güneşin batıya kaymasından, gecenin karanlığına kadar (belirli vakitlerde) gereği üzere namazı kıl, bir de sabah namazını kıl. Çünkü sabah namazında, gece ve gündüz melekleri hazır bulunur.
bir kısmındaAnd fromgeceninthe nightuyan (teheccüd kıl)arise from sleep for prayerözgü olarakwith itfazladan(as) additionalsanafor youumulur kiit may beseni ulaştırırthatseni yükseltecekwill raise youRabbinyour Lordbir makama(to) a stationgüzelpraiseworthy
🇹🇷 17:79 Gecenin bir kısmında da sadece sana mahsus bir nafile olmak üzere uykudan kalk, Kur'ân ile teheccüd namazı kıl, Rabbinin seni bir makamı mahmuda (şefaat makamına) göndermesi kesindir.
ve de kiAnd sayRabbimMy Lordbeni girdirCause me to entergirdirişiylean entrancedoğruluksoundve beni çıkarand cause me to exitçıkarışiylean exitdoğruluksoundve verand makebanafor mekatındanfromSenin katındanear Youbir güçan authorityyardımcıhelping
🇹🇷 17:80 (Ey Muhammed!) De ki: "Rabbim! Beni, takdir ettiğin yere gönül rahatlığı ve huzur içinde koy ve çıkacağım yerden de dürüstlükle ve selametle çıkmamı sağla. Bana katından yardım edici bir kuvvet ver."
ve de kiAnd saygeldiHas comeHakthe truthve gitti;and perishedbatılthe falsehoodzatenIndeedbatılthe falsehoodyok olmağa mahkumdurisyok olacaktır(bound) to perish
🇹🇷 17:81 (Ey Muhammed!) De ki: "Hak geldi, batıl yok oldu. Elbette batıl yok olmaya mahkumdur."
ve biz indiriyoruzAnd We revealKur'andanfromKur'anthe Quranşeylerthatoitşifa (olan)(is) a healingve rahmetand a mercymü'minlerefor the believersama (bu)but notartırmazit increaseszalimlerinthe wrongdoersbaşka bir şeyexceptziyanından(in) loss
🇹🇷 17:82 Biz Kur'ân'dan, iman edenler için bir şifa ve rahmet kaynağı olan âyetler indiriyoruz. Zalimlerin de ancak zararını artırır.
ne zamanAnd whenni'met versekWe bestow favorinsanaoninsanmanyüz çeviriphe turns awaydönerand becomes remoteyanınıon his sideve ne zaman kiAnd whenona dokunsatouches himbir zararthe evilumutsuzluğa düşerhe isümitsiz(in) despair
🇹🇷 17:83 Biz insana nimet verdiğimiz zaman, Allah'ı anmaktan yüz çevirip uzaklaşır. Ona fenalık dokununca da ümitsizliğe kapılır.
de kiSayherkesEachhareket ederworksüzerineonkendi karakterihis mannerRabbinizbut your Lorddaha iyi bilir(is) most knowingkiminof whoo[he]en doğru(is) best guidedyoldadır(in) way
🇹🇷 17:84 De ki: "Herkes bulunduğu hal ve niyetine göre iş yapar. Bu durumda kimin en doğru yolda olduğunu Rabbiniz daha iyi bilir."
ve sana sorarlarAnd they ask youruhtanconcerningnefisthe soulde kiSayRuhThe soulemrindendir(is) of(the) affairRabbimin(of) my LordveAnd notsize verilmemiştiryou have been givenilimdenofilimthe knowledgedışındaexceptpek az bir şeya little
🇹🇷 17:85 Ey Muhammed! Sana ruhtan soruyorlar. De ki: "Ruh Rabbimin bildiği bir iştir ve size ilimden ancak az bir şey verilmiştir."
andolsun eğerAnd ifbiz dilesekWe willedtamamen gideririzWe (would) have surely taken awayvahyettiğimizithat whichindirdikWe have revealedsanato yousonraThenbulamazsınnotbulurdunyou would findsanafor youbu konudaconcerning itbize karşıagainst Usbir yardımcıany advocate
🇹🇷 17:86 Yemin olsun ki, dilersek sana vahyettiğimizi ortadan kaldırırız; sonra bize karşı kendine bir vekil (koruyucu) bulamazsın.
ancak hariçExceptrahmetia mercyRabbininfromRabbinyour LordçünküIndeedO'nun lutfuHis Bountysana olanisüzerinizeupon youcidden büyüktürgreat
🇹🇷 17:87 Fakat Rabbinden bir rahmet olarak (biz bunu yapmadık). Gerçekten O'nun senin üzerindeki lütfu çok büyüktür.
de kiSayandolsun eğerIftoplansalargatheredinsan(lar)the mankindve cin(ler)and the jinnüzeretogetirmek[that]getirinbringbir benzerinithe likebu(of) thisKur'an'ınQurangetiremezlernotgetirebilirlerthey (could) bringonun benzerinithe like of itve eğereven ifolsalarwerebirisome of themdiğerineto some othersarka (destek)assistants
🇹🇷 17:88 Ey Muhammed! De ki: "Yemin olsun, eğer insanlar ve cinler bu Kur'ân'ın benzerini getirmek üzere toplansalar ve birbirlerine yardımcı olsalar bile, yine onun bir benzerini meydana getiremeyeceklerdir."
ve andolsunAnd verilybiz türlü biçimlerde anlattıkWe have explainedinsanlarato mankindbuinbuthisKur'an'daQuranherfromçeşiteverymisaliexampleama direttilerbut refusedçoğumostinsanlardan(of) the mankindancakexceptinkardadisbelief
🇹🇷 17:89 Yemin olsun ki biz bu Kur'ân'da insanlar için çeşitli misaller vermişizdir. Yine de insanların çoğu inkârlarında ısrar ederler.
dediler kiAnd they sayinanmayızNeveriman edeceğizwe will believesanain youkadaruntilfışkırtıncayayou cause to gush forthbizefor usyeryüzündenfromyeryüzüthe earthbir gözea spring
🇹🇷 17:90 Kâfirler şöyle dediler: "Sen, bizim için yerden suyu kesilmeyen bir kaynak fışkırtmadıkça sana asla inanmayacağız."
yahutOrolmalıyou haveseninfor youbir bahçena gardenhurmalardanofhurma ağaçlarıdate-palmsve üzümlerdenand grapesfışkırtmalısınand cause to gush forthırmaklarthe riversaralarındanwithin themgürül gürülabundantly
🇹🇷 17:91 "Veyahut hurmalıklardan ve üzümlüklerden senin bir bahçen olsun da ortasından şarıl şarıl ırmaklar akıtmalısın."
yahutOrdüşürmelisinyou cause to fallgöktenthe skygibiaszannettiğinyou have claimedüzerimizeupon usparçalar(in) piecesyahutorgetirmelisinyou bringAllah'ıAllahve melekleriand the Angelskarşımızabefore (us)
🇹🇷 17:92 "Yahut söyleyip zannettiğin gibi, göğü başımıza parça parça düşüresin veya Allah'ı ve melekleri söylediğine şahit getiresin. "
yahutOrolmalıisseninfor youbir evina housealtındanofsüsornamentya daorçıkmalısınyou ascendgöğeintogökthe skyama aslaAnd neverinanmayızwe will believesenin (göğe) çıkmanain your ascensionindirmedikçeuntilindirirsinyou bring downüzerimizeto usbir Kitapa bookokuyacağımızwe could read itde kiSayşanı yücedirGlorified (is)Rabbiminmy Lordmiyim?Whatbenam Ibaşka bir şeybutbir insan(dan)a humanelçi ol(arak gönderil)ena Messenger
🇹🇷 17:93 "Yahut altından bir evin olsun, ya da göğe çıkmalısın. Ona çıktığına da asla inanmayız. Ta ki bize, okuyacağımız bir kitap indiresin." De ki: "Rabbimi tenzih ederim. Nihayet ben de, peygamber olan bir insandan başka bir şey değilim."
veAnd whatalıkoyan şeypreventedinsanlarıthe peopleiman etmektenthatiman ederlerthey believezamanwhenkendilerine geldiğicame to themhidayetthe guidanceancakexceptdemeleridirthatdedilerthey saidmı gönderdi?Has Allah sentAllahHas Allah sentbir insanıa humanelçi olarakMessenger
🇹🇷 17:94 Kendilerine doğru yolu gösteren peygamber gelince, insanların iman etmelerine engel olan sebep sadece: "Allah bir insanı mı Peygamber gönderdi?" demeleridir.
de kiSayeğerIfolsaydı(there) wereyer yüzündeinyeryüzüthe earthmeleklerAngelsyürüyenwalkinguslu uslusecurelyelbette gönderirdiksurely We (would) have sent downonlarato themgöktenfromgökthe heavenbir meleğian Angelelçi(as) a Messenger
🇹🇷 17:95 (Ey Muhammed! Mekkelilere) şöyle de: "Eğer yeryüzünde huzur içinde yürüyüp duran melekler olsaydı, elbette onlara gökten peygamber olarak bir melek indirirdik."
de kiSayyeterSufficient isAllahAllahşahid olarak(as) a witnessbenimlebetween mesizin aranızdaand between youşüphesiz OIndeed, Hekullarınıiskullarındanof His slaveshaber alırAll-AwaregörürAll-Seer
🇹🇷 17:96 De ki: "Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter. Çünkü O, kullarının yaptığından haberdardır, yaptıklarını çok iyi görendir."
ve kimeAnd whoeverhidayet ederseAllah guidesAllahAllah guidesişte odurthen he (is)doğru yolu bulanthe guided onekimi deand whoeversapıklıkta bırakırsaHe lets go astray artıkthen neverbulamazsınyou will findonlar içinfor themvelilerprotectorsO'ndan başkabesides HimO'ndan başkabesides Himve onları sürerizAnd We will gather themgünü(on) the Daykıyamet(of) the Resurrectionüyerineonyüzleritheir faces körblindve dilsizand dumbve sağırand deafvaracakları yerTheir abodecehennemdir(is) Hellher seferindeevery time(ateş) dindiğiit subsidesonlara artırırızWe (will) increase (for) themçılgın alevithe blazing fire
🇹🇷 17:97 Allah kime hidayet verirse, o doğru yoldadır. Kimi de hidayetten uzak tutarsa, artık bunlar için Allah'tan başka hiçbir yardımcı bulamazsın. Ve biz, o kâfirleri kıyamet günü kör, dilsiz ve sağır oldukları halde, yüzleri üstü sürünerek haşredeceğiz. Varacakları yer cehennemdir; ateşi dindikçe onun ateşini artırırız.
işte budurThatcezaları(is) their recompenseçünkü onlarbecause theyinkar ettilerdisbelievedayetlerimiziin Our Versesve dedilerand saidsonra mı?Whenbiz olduktanwe arekemiklerbonesve ufalanmış toprakand crumbled particlesbiz mi?will wediriltileceğizsurely (be) resurrectedbir yaratılışla(as) a creationyeninew
🇹🇷 17:98 Bu onların cezasıdır! Çünkü onlar, âyetlerimizi inkâr etmişler ve: "Sahi bizler, bir yığın kemik ve ufalanmış toz olduğumuz zaman mı, yeni bir yaratılışla diriltilmiş olacağız?" demişlerdir.
görmediler mi ki?Do notgörürlerthey seeşüphesizthatAllahAllahyaratanthe One Whoyarattıcreatedgöklerithe heavensve yeriand the earthkadirdir(is) Ableyaratmağa da[on]-etoyaratırcreatekendilerinin benzerinithe like of themve koymuşturAnd He has madekendileri içinfor thembir sürea termyokturnoşüphedoubtondain itama yapmazlarBut refusedzalimlerthe wrongdoersbaşka bir şeyexceptinkardandisbelief
🇹🇷 17:99 Onlar, gökleri ve yeri yaratan Allah'ın, kendilerinin aynı olan insanları yaratmaya da kadir olduğunu görüp bilmediler mi? Allah onlar için şüphe edilmeyen bir vâde takdir etmiştir. Fakat zalimler, inkârlarında yine de ısrar ederler.
de kiSayeğerIfsizyousahip olsaydınızpossesshazinelerinethe treasuresrahmet(of) the MercyRabbimin(of) my Lordo zamanthentutardınızsurely you would withholdkorkarak(out of) fearharcamaktan(of) spendinggerçektenAnd isinsanmançok cimridirstingy
🇹🇷 17:100 (Ey Muhammed!) De ki: "Eğer siz Rabbimin rahmet hazinelerine sahip olsaydınız, fakirlik korkusunu yine de elden bırakmazdınız." Doğrusu insan çok cimridir.
andolsunAnd certainlybiz vermiştikWe had givenMusa'yaMusadokuzninemu'cizeSignsaçık açıkclearsorso askoğullarına(the) Children of Israelİsrail(the) Children of Israelzamanwhen(Musa) onlara geldiğihe came to themdemiştithen saidonato himFir'avnFiraunşüphesiz benIndeed, Isanıyorum ki sen[I] think you Ey MusaO Musabüyülenmişsin(you are) bewitched
🇹🇷 17:101 Andolsun biz Musa'ya apaçık dokuz mucize verdik. (Ey Peygamber!) İsrailoğullarına sor, Musa kendilerine geldiğinde Firavun ona: "Ey Musa! Ben senin büyülenmiş olduğunu sanıyorum" demişti.
(Musa) dedi kiHe saidandolsunVerilysen biliyorsun kiyou have knownindirmeznoneindirdihas sent downbunlarıthesebaşkasıexceptRabbinden(the) Lordgöklerin(of) the heavensve yerinand the earthkanıtlar olarak(as) evidenceşüphesiz ben deand indeed, Iseni görüyorum[I] surely think youEy Fir'avnO Firaunmahvolmuş(you are) destroyed
🇹🇷 17:102 Musa dedi ki: "Ey Firavun! Pekâlâ bilirsin ki, bu mucizeleri, birer ibret olmak üzere, ancak göklerin ve yerin Rabbi indirdi. Ey Firavun! Ben de seni helak olmuş zannediyorum."
(Fir'avn) istediSo he intendedonları sürüp çıkarmaktoonları çıkarındrive them outo ülkedenfromyerthe landbiz de onu boğdukbut We drowned himkimselerleand whoyanındaki(were) with himtoptanall
🇹🇷 17:103 Derken Firavun, Musa'yı ve İsrailoğullarını Mısır'dan sürmek istedi. Biz de onu ve beraberindekilerin hepsini suda boğduk.
ve dedikAnd We saidonun ardındanafter himondan sonraafter himoğullarınato the Children of Israelİsrailto the Children of IsraeloturunDwello ülkede(in) the landgelincethen whengelircomeszamanı(the) promiseahiret(of) the HereaftergetireceğizWe will bringhepiniziyoubir araya(as) a mixed crowd
🇹🇷 17:104 Arkasından İsrailoğullarına şöyle dedik: "Firavun"un sizi çıkarmak istediği arazide siz oturun! Sonra ahiret vaadi (kıyamet) geldiği vakit, hepinizi toplayıp bir araya getireceğiz."
ve hak olarakAnd with the truthbiz o(Kur'a)nı indirdikWe sent it downve hak ileand with the truthinmiştirit descendedseni göndermedikAnd notseni gönderdikWe sent youdışındaexceptmüjdeleyici olmak(as) a bearer of glad tidingsve uyarıcı olmakand a warner
🇹🇷 17:105 Biz bu Kur'an'ı hak olarak indirdik, O, bütün hakikatleri içinde toplayarak indi. Ey Peygamber! Biz seni ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.
ve Kur'an'ıAnd the Quranparçalara ayırdıkWe have dividedokuman içinthat you might recite itinsanlaratoinsanlarthe peopleağır ağırataralıklarlaintervalsve onu indirdikAnd We have revealed itbirbiri ardınca(in) stages
🇹🇷 17:106 Sana Kur'ân'ı verdik ve onu insanlara sindire sindire okuyasın diye (kısımlara) ayırdık ve biz onu yavaş yavaş indirdik.
de kiSaysiz inanınBelieveonain itveyaorinanmayın(do) notiman ederlerbelieveşüphesizIndeedkimselerethose whoverilen(ler)were givenbilgithe knowledgedaha öncebefore itondan öncebefore itzamanwhenokunduğuit is recitedkendilerineto themonlar derhal kapanırlarthey fallçeneleri üstüneon their facessecdeye(in) prostration
🇹🇷 17:107 Ey Muhammed! De ki: İster ona (Kur'ân'a) inanın, ister inanmayın; o daha önce kendilerine ilim verilenlere okunduğunda onlar, yüzleri üstü secdeye kapanırlar.
ve derlerAnd they sayşanı yücedirGlory be toRabbimizinour LordgerçektenIndeedva'di (sözü)isvaat(the) promiseRabbimizin(of) our Lordmutlaka yerine getirilirsurely fulfilled
🇹🇷 17:108 Ve derler ki: Rabbimizi tenzih ederiz. Şüphesiz ki Rabbimizin vaadi gerçekleşir.
ve kapanırlarAnd they fallçeneleri üstüneon their facesağlayarakweepingve onların (Kur'an) artırırand it increases themderin saygısını(in) humility
🇹🇷 17:109 Ve ağlayarak yüzleri üstü secdeye kapanırlar. Hem de bu Kur'ân'ı işitmek onların Allah'a teslimiyetlerini daha da artırır.
de kiSaydua edin (çağırın)InvokeAllah diyeAllahveyaordua edin (çağırın)invokeRahman diyethe Most GracioushangisiyleBy whatever (name)çağırsanızBy whatever (name)yalvarırsınızyou invokeO'nundurto Him (belongs)isimlerthe Most Beautiful Namesen güzelthe Most Beautiful Namespek bağırmaAnd (do) notyükseltmeyinbe loudnamazındain your prayerspek de gizlemeand notsusunbe silentonu (sesini)thereintutbut seekarasındabetweenbununthatbir yola way
🇹🇷 17:110 (Sen onlara) de ki: İster "Allah" deyin, ister "Rahmân" deyin, nasıl çağırırsanız çağırın. En güzel isimler O'nundur. Namazında sesini pek yükseltme, çok da gizli okuma, orta yolu seç.
ve de kiAnd sayhamdolsunAll PraiseAllah'a(is) for Allahedinmeyenthe One Whoedinmedihas not takenedinmedihas not takençocuka sonveand notolmayanisonunfor Himortağıa partnermülkteinmülkthe dominionveand not(ihtiyacı) olmayanisonunfor Himyardımcıyaany protectoracze düşüp deout ofzayıflıkweaknessve O'nu yüceltAnd magnify Himtam bir yüceltme ile(with all) magnificence
🇹🇷 17:111 Ve şöyle de: Hamd o Allah'a ki, hiçbir çocuk edinmedi, mülkte ortağı yoktur, aciz olmayıp bir yardımcıya da ihtiyacı yoktur. Tekbir getirerek O'nu noksanlıklardan yücelt de yücelt.