سُورَةُ الحشرمَدَنِيَّة ۝ ٢٤ آيَة

59. Haşr Suresi (The Exile) · 24 ayet · Medenî

🕮 Sayfa görünümüne geç

Kelime: 🇹🇷 🇬🇧
Meal: 🇹🇷
Mahmoud Khalil Al-Husary
سُورَةُ الحشرمَدَنِيَّة ۝ ٢٤ آيَة

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ

tesbih ederGlorifiesAllah'ı[to] Allahbulunanlarwhatevergöklerde(is) ingöklerthe heavensve bulunanlarand whateveryerde(is) inyeryüzüthe earthve OAnd Heüstündür(is) the All-Mightyhüküm ve hikmet sahibidirthe All-Wise
🇹🇷 59:1 Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah'ı tesbih etmektedir, O üstündür, hikmet sahibidir.
O'durHeçıkaran(is) the One Whoçıkarıldıexpelledkimselerithose whoinkar eden(leri)disbelievedsahiplerindenfrominsanlar(the) Peoplekitap(of) the Scriptureyurtlarındanfromyurtlarıtheir homesilkat (the) firsthaşirdegatheringsiz sanmamıştınızNotsanırsınızyou thinkonların çıkacaklarınıthatayrılırlardıthey would leaveonlar da sanmışlardıand they thoughtkendilerinithat [they]koruyacağınıwould defend themkalelerinintheir fortressesAllahtanagainstAllahAllahfakat onlara geldiBut came to themAllahAllahyerdenfromneredewhereummadıklarınotbekledilerthey expectedve saldıand He castiçineintoyürekleritheir heartskorku[the] terrorharap ediyorlardıthey destroyedevlerinitheir houseskendi elleriylewith their handsve elleriyleand the handsmü'minlerin(of) the believersibret alınSo take a lessoney sahipleriO those endowedakıl(with) insight
🇹🇷 59:2 Ehli kitaptan inkar edenleri, ilk sürgünleri yurtlarından çıkaran O'dur. Siz onların çıkacaklarını sanmamıştınız. Onlar da kalelerinin, kendilerini Allah'tan koruyacağını sanmışlardı. Ama Allah'ın azabı, onlara beklemedikleri yerden geliverdi. O, yüreklerine korku düşürdü; öyle ki evlerini hem kendi elleriyle, hem de müminlerin elleriyle harap ediyorlardı. Ey akıl sahipleri! İbret alın.
eğer olmasaydıAnd if notyazmış[that]hükmetmişti(had) decreedAllahAllahonlarafor themsürgünüthe exilemutlaka onlara azabederdicertainly He (would) have punished themdünyadaindünyathe worldonlar için vardırand for themahirette deinahiretthe Hereafterazabı(is) a punishmentateş(of) the Fire
🇹🇷 59:3 Eğer Allah onlara sürgünü yazmamış olsaydı, elbette, onları dünyada başka şekilde cezalandıracaktı. Ahirette de onlar için ateş azabı vardır.
buThatonların sebebiyledir(is) because [they]karşı gelmelerithey opposedAllah'aAllahve Elçisineand His Messengerve kimAnd whoeverkarşı gelirseopposesAllah'aAllahşüphesizthen indeedAllah'ınAllahçetindir(is) severeazabı(in) penalty
🇹🇷 59:4 Bunun sebebi şudur: Onlar Allah'a ve Resulüne karşı geldiler; Kim Allah'a karşı gelirse Allah'ın azabı şiddetlidir.
kesmenizWhateverkestinizyou cut downbir hurma ağacınıofhurma ağaçları(the) palm-treesyahutoronu bırakmanızyou left themdikilistandingüzerindeonkökleritheir rootshep izniyledirit (was) by the permissionAllah'ın(of) Allahve cezalandırması içindirand that He may disgraceyoldan çıkanlarıthe defiantly disobedient
🇹🇷 59:5 Hurma ağaçlarından her hangi bir şey kesmeniz veya kökleri üzerinde bırakmanız hep Allah'ın izniyle ve O'nun, yoldan çıkanları cezalandırması içindir.
ve şey iseAnd whatverdiği(was) restoredAllah'ın(by) AllahElçisinetoO'nun elçisiHis Messengeronlardan (ganimetlerden)from themsiz sürmedinizthen notsefer ettinizyou made expeditiononun üzerinefor itbir atofatlarhorsesve ne deand notdevecamelsfakatbutAllahAllahmusallat edergives powerelçilerini(to) His MessengersüzerineoverkimselerinwhomdilediğiHe willsAllahAnd Allahüzerine(is) onhereveryşeythingkadirdirAll-Powerful
🇹🇷 59:6 Allah'ın, onlardan peygamberine verdiği ganimetlere gelince siz onun üzerine ne at, ne de deve sürmediniz. Fakat Allah peygamberini, dilediği kimselerin üzerine salar. Allah her şeye kadirdir.
verdikleri (ganimetler)Whatgeri verildi(was) restoredAllah'ın(by) AllahElçisinetoO'nun elçisiHis Messengerhalkındanfrominsanlar(the) peopleo kent(of) the townsAllah'a (aittir)(it is) for Allahve Elçiyeand His Messengerve olanlaraand for thoseakraba(of) the kindredve yetimlereand the orphansve yoksullaraand the needyve yolcuyaandve yolcuyathe wayfarerta kithatolmasınnotolurit becomesdolaşan bir şeya (perpetual) circulationarasındabetweenzenginlerthe richiçinizdenamong youne kiAnd whateversize verdigives youElçithe Messengeronu alıntake itve ne kiand whateversize yasakladıhe forbids youondanfrom itsakınınrefrainve korkunAnd fearAllah'tanAllahçünküIndeedAllah'ınAllahşiddetlidir(is) severeazabı(in) penalty
🇹🇷 59:7 Allah'ın o kent halkından, Resulüne verdiği ganimetler, Allah'a, Resul'e, ona akrabalığı bulunanlara, yetimlere, yoksullara, yolcuya aittir. Ta ki içinizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir şey olmasın. Peygamber size ne verdiyse onu alın. Sizeneyi yasakladıysa ondan sakının ve Allah'tan korkun. Çünkü Allah'ın azabı şiddetlidir.
fakirler içindirFor the poorhicret edenemigrantsçıkarılanthose whoçıkarıldılarwere expelledyurtlarındanfromyurtlarıtheir homesve mallarındanand their propertiesararlarseekingbir lutufbountyAllahdanfromAllahAllahve rızasınıand pleasureve yardım ederlerand helpingAllah'aAllahve Elçisineand His MessengerişteThoseonlardırtheydoğru olanlar(are) the truthful
🇹🇷 59:8 Bir de göç eden fakirlere aittir ki yurtlarından ve mallarından çıkarılmışlardır, Allah'ın lütuf ve rızasını ararlar; Allah'a ve Resulüne yardım ederler. İşte doğru olanlar onlardır.
ve kimselerAnd those whoyerleşen(ler)settledo yurda (Medine'ye)(in) the homeve imana (sarılanlar)and (accepted) faithonlardan öncefromonlardan öncebefore themseverlerlovekimseleri(those) whohicret eden(leri)emigratedkendilerineto themveand notbulmazlarthey findgöğüslerindeingöğüsleritheir breastsbir ihtiyaçany wantötürüof whatonlara verilelerdenthey were givenve tercih ederlerbut preferöz canlarınaoverkendilerithemselvesdahieven thougholsawaskendilerininwith themihtiyaçlarıpovertyve kimAnd whoeverkorunursais savedcimriliğinden(from) stinginessnefsinin(of) his souliştethen thoseonlar[they]başarıya erenlerdir(are) the successful ones
🇹🇷 59:9 Ve onlardan önce o yurda yerleşen imana sarılanlar kendilerine göç edip gelenleri severler ve onlara verilenlerden ötürü göğüslerinde bir ihtiyaç duymazlar. Kendilerinin ihtiyaçları olsa dahi, onları öz canlarına tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar umduklarına erenlerdir.
kimselerAnd those whogelen(ler)cameonlardan sonrafromonlardan sonraafter themderler kithey sayRabbimizOur Lordbağışlaforgivebiziusve kardeşlerimiziand our brothersbizden öncewhobizden önce geçtilerpreceded usinanmış olanin faithveand (do) notbırakmaputkalblerimizdeinkalplerimizour heartsbir kinany rancorkarşıtowards those whoinananlarabelievedRabbimizOur Lordelbette senindeed Youçok şefkatli(are) Full of Kindnessçok merhametlisinMost Merciful
🇹🇷 59:10 Onlardan sonra gelenler derler ki: "Rabbimiz, bizi ve bizden önce inanan kardeşlerimizi bağışla, kalplerimizde inananlara karşı bir kin bırakma! Rabbimiz! Sen çok şefkatli, çok merhametlisin!"
görmedin mi?Do notgörürsünyou seekimseleri[to]onlar kithose whoiki yüzlülük eden(were) hypocritesderlersayingkardeşlerineto their brothersinkar edenthose whoinkâr ettilerdisbelievedehlindenamonginsanlarthe Peoplekitap(of) the ScriptureeğerIfsiz çıkarılırsanızyou are expelledmutlaka biz de çıkarızsurely we will leavesizinle beraberwith youveand notita'at etmeyizwe will obeysizin aleyhinizeconcerning youhiç kimseyeanyoneaslaeverve şayetand ifsizinle savaşılırsayou are foughtmutlaka size yardım ederizcertainly we will help youve AllahAnd Allahşahidlik ederbears witnessonlarınthat theyyalancı olduklarına(are) surely liars
🇹🇷 59:11 Münafıkların, kitap ehlinden inkar eden dostlarına "Eğer siz yurdunuzdan çıkarılırsanız, mutlaka biz de sizinle beraber çıkarız sizin aleyhinizde kimseye asla uymayız. Eğer savaşa tutuşursanız, mutlaka yardım ederiz." dediklerini görmedin mi? Allah, onların yalancı olduklarına şahitlik eder.
andolsun eğerIfonlar çıkarılsalarthey are expelledçıkmazlarnotayrılacaklarthey will leaveonlarla beraberwith themve eğerand ifonlarla savaşılsathey are foughtonlara yardım etmezlernotonlara yardım edeceklerthey will help themve eğerAnd ifyardım etseler bilethey help themdönüp kaçarlarcertainly they will turnarkalar(ın)a(their) backssonrathenkendilerine de yardım edilmeznotyardım olunacaklarthey will be helped
🇹🇷 59:12 Andolsun eğer onlar, çıkarılırsalar, onlarla beraber çıkmazlar; savaşa tutuşmuş olsalar, onlara yardım etmezler; yardım etseler bile arkalarını dönüp kaçarlar, sonra kendilerine de yardım edilmez.
elbette sizinCertainly youfazladır(are) more intensekorkunuz(in) fearonların kalblerindeingöğüsleritheir breastsAllahınkindenthanAllahAllahböyledirThatçünkü onlar(is) because theybir topluluktur(are) a peopleanlamaz(who do) notanlarlarunderstand
🇹🇷 59:13 Onların kalblerinde sizin korkunuz, Allah'ın korkusundan fazladır. Böyledir, çünkü onlar anlamayan bir topluluktur.
onlar sizinle savaşamazlarNotsizinle savaşırlar mıwill they fight youtoplu olarakallancak (savaşırlar)exceptiçindeinkalelertownsmüstahkemfortifiedyahutorardındanfromarkasındabehindduvarlarınwallsonların çekişmeleriTheir violencekendi aralarındaamong themselvesşiddetli(is) severesen onları sanırsınYou think theytoplu(are) unitedama kalbleribut their heartsdağınıktır(are) dividedöyledirThatçünkü onlar(is) because theybir topluluktur(are) a peopledüşünmeznotakıl ederlerthey reason
🇹🇷 59:14 Onlar toplu olarak sizinle savaşamazlar, ancak, müstahkem şehirlerde yahut duvarların ardından (sizinle savaşmak isterler). Kendi aralarındaki çekişmeleri şiddetlidir. Sen onları toplu sanırsın, oysa onların kalbleri dağınıktır. Böyledir, çünkü onlar aklını kullanmayan bir topluluktur.
durumu gibidirLike (the) examplekimselerin(of) thosekendilerinden öncekifromonlardan öncebefore themyakın zamanshortlytadmışlardırthey tastedvebalini(the) evil resultyaptıklarının(of) their affairve onlar için vardırand for thembir azab(is) a punishmentacıklıpainful
🇹🇷 59:15 (Bu yahudilerin durumu) kendilerinden az önce, işlerinin günahını tatmış olan, ahirette de kendileri için acı bir azab bulunan kimselerin (Bedir'de cezalarını bulan putperestlerin) durumu gibidir.
durumuna benzerLike (the) exampleşeytanın(of) the Shaitaanhaniwhendemiştihe saysinsanato maninkar etDisbelievezaman daBut wheninkar ettiğihe disbelievesdemiştihe saysşüphesiz benIndeed, I amuzağımdisassociatedsedenfrom youelbette benIndeed, [I]korkarımI fearAllah'tanAllahRabbi(the) Lordalemlerin(of) the worlds
🇹🇷 59:16 (Yahudileri kandıran münafıkların durumu da) tıpkı şeytanın durumuna benzer ki insana "İnkâr et." dedi, (insan) inkar edince de: "Ben senden uzağım, ben âlemlerin Rabb'i Allah'tan korkarım!" dedi.
nihayet olduSo will besonları(the) end of both of themikisinin dethat theyateşte kalmaları(will be) inateşthe Fireebedi olarakabiding foreveroradathereinve budurAnd thatcezası(is the) recompensezalimlerin(of) the wrongdoers
🇹🇷 59:17 Nihayet ikisinin sonu, ebedi olarak ateşte oldu. Zalimlerin cezası budur.
eyOkimseleryou (who)inanan(lar)believekorkunFearAllah'tanAllahve baksınand let lookkişievery soulnewhatgönderdiğineit has sent forthyarın içinfor tomorrowve korkunand fearAllah'tanAllahçünküIndeedAllahAllahbilmektedir(is) All-Awareşeyleriof whatyaptıklarınızyou do
🇹🇷 59:18 Ey inananlar, Allah'tan korkun ve kişi, yarın için ne (yapıp) gönderdiğine baksın. Allah'tan korkun; çünkü Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.
veAnd (do) notolmayınbekimseler gibilike those whounutanlarforgotAllah'ıAllahve onlara unutturduğuso He made them forgetkendi canlarınıthemselvesişteThoseonlar[they]yoldan çıkanlardır(are) the defiantly disobedient
🇹🇷 59:19 Allah'ı unutup da Allah'ın da kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın onlar, yoldan çıkan kimselerdir.
değildirNoteşitequalhalkı(are the) companionsateş(of) the Fireve halkıand (the) companionscennet(of) Paradisehalkı(The) companionscennet(of) Paradiseonlartheykurtulanlardır(are) the achievers
🇹🇷 59:20 Cehennem ehli ile cennet ehli bir olmaz. Cennet ehli kurtularak isteklerine erişenlerdir.
şayetIfbiz indirseydikWe (had) sent downbuthisKur'an'ıQuranbir dağaonbir dağa mountainonu görürdünsurely you (would) have seen itbaş eğmişhumbledparçalanmışbreaking asunderkorkusundanfromkorku(the) fearAllah(of) Allahve buAnd thesemisalleriexamplesanlatıyoruzWe present theminsanlarato the peopleumulur kiso that they maydüşünürlergive thought
🇹🇷 59:21 Biz bu Kur'ân'ı bir dağa indirseydik, Allah'ın korkusundan onu baş eğmiş, parça, parça olmuş görürdün. Bu misalleri düşünsünler diye insanlara veriyoruz.
OHeAllah'tır(is) Allahkithe One Whoyoktur(there is) notanrıgodbaşkabutO'ndanHebilir(the) All-Knowergörülmeyeni(of) the unseenve görüleniand the witnessedOHeRahmân'dır (çok esirgeyen)(is) the Most GraciousRahîm'dir (çok acıyan)the Most Merciful
🇹🇷 59:22 O, öyle Allah'tır ki O'ndan başka tanrı yoktur. Görülmeyeni ve görüleni bilendir. O, esirgeyen bağışlayandır.
OHeAllah'tır(is) Allahkithe One Whoyoktur(there is) notanrıgodbaşkabutO'ndanHeMelik'tir (padişahtır)the SovereignKuddûs'tür (mukaddes)the Holy OneSelâm'dır (esenlik veren)the Giver of PeaceMü'min'dir (güvenlik veren)the Giver of SecurityMüheymin'dir (kollayıp koruyan)the GuardianAzîz'dir (üstün galib)the All-MightyCebbâr'dır (istediğini zorla yaptıran)the IrresistibleMütekebbir'dir (çok ulud)the SupremeyücedirGlory (be to)AllahAllahortak koşmalarındanfrom whatO'na ortak koşarlarthey associate (with Him)
🇹🇷 59:23 O, öyle bir Allah'tır ki, kendisinden başka hiçbir tanrı yoktur. O, mâlik ve sahiptir, münezzehtir, selâmet verendir, emniyete kavuşturandır, gözetip koruyandır, üstündür, istediğini zorla yaptıran, büyüklükte eşi olmayandır. Allah puta tapanların ortak koştukları şeylerden münezzehtir.
OHeAllah(is) AllahHâlik'dir (yaratan)the CreatorBâri'dir (var eden)the InventorMusavvir'dir (biçim veren)the FashionerO'nundurFor Himisimler(are) the namesen güzelthe beautifultesbih ederlerGlorifiesO'nuHimbulunanlarwhatevergöklerde(is) ingöklerthe heavensve yerdeand the earthve OAnd HeAzîz'dir (mutlak galip)(is) the All-MightyHakîm'dir (hükümdar herşeyi hikmetle yapan)the All-Wise
🇹🇷 59:24 O, yaratan, var eden, varlıklara şekil veren Allah'tır. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanlar O'nun şânını yüceltmektedirler. O, gâlib olan, her şeyi hikmeti uyarınca yapandır.