سُورَةُ المعارجمَكِّيَّة ۝ ٤٤ آيَة

70. Meâric Suresi (The Ascending Stairways) · 44 ayet · Mekkî

🕮 Sayfa görünümüne geç

Kelime: 🇹🇷 🇬🇧
Meal: 🇹🇷
Mahmoud Khalil Al-Husary
سُورَةُ المعارجمَكِّيَّة ۝ ٤٤ آيَة

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ

sorduAskedbir sorana questionerazabıabout a punishmentvuku bulacakbound to happen
🇹🇷 70:1 Bir isteyen, olacak azabı istedi.
kafirler içinTo the disbelieversyokturnotonuof itdef edecekany preventer
🇹🇷 70:2 Kâfirler için onu savacak yok.
AllahtanFromAllahAllahsahibiOwneryüksek makamların(of) the ways of ascent
🇹🇷 70:3 O, derece ve makamların sahibi Allah'tandır.
çıkarAscendmeleklerthe Angelsve ruhand the SpiritO'nato Himiçindeinbir güna Dayolan[is]miktarıits measureelli(is) fiftybinthousandyılyear(s)
🇹🇷 70:4 Melekler ve Ruh miktarı ellibin yıl süren bir gün içinde ona çıkar.
şimdi sen sabretSo be patientbir sabırlaa patiencegüzelgood
🇹🇷 70:5 O halde güzel bir sabır ile sabret.
onlarIndeed, theyonu görüyor(lar)see ituzak(as) far off
🇹🇷 70:6 Çünkü onlar onu uzak görürler.
biz ise onu görüyoruzBut We see ityakınnear
🇹🇷 70:7 Biz ise onu yakın görüyoruz.
o gün(The) Day olurwill begökthe skyerimiş maden gibilike molten copper
🇹🇷 70:8 O gün gök erimiş bir maden gibi olur.
ve olurAnd will bedağlarthe mountainsrenkli yün gibilike wool
🇹🇷 70:9 Dağlar da atılmış renkli yün gibi olur.
veAnd notsormazwill askdosta frienddostun halini(about) a friend
🇹🇷 70:10 Dost dostun halini soramaz.
birbirlerine gösterilirlerThey will be made to see each otheristerWould wishsuçlu olanthe criminalkeşkeiffidye versinhe (could be) ransomedazabından (kurtarmak için)fromazap(the) punishmento günün(of) that Dayoğullarınıby his children
🇹🇷 70:11 Birbirlerine gösterilirler. Suçlu o günün azabından kurtulmak için fidye vermek ister; oğullarını,
ve eşiniAnd his spouseve kardeşiniand his brother
🇹🇷 70:12 Eşini ve kardeşini,
ve tüm ailesiniAnd his nearest kindredkendisini barındıranwhoonu barındırdısheltered him
🇹🇷 70:13 Kendisini barındıran, içinde yetiştiği tüm ailesini,
ve bulunanlarıAnd whoeveryeryüzünde(is) onyeryüzüthe earthhepsiniallsonrathenkendisini kurtarsınit (could) save him
🇹🇷 70:14 Ve yeryüzünde bulunanların hepsini ki, tek kendini kurtarabilsin.
hayırBy no meansşüphesiz OIndeed, it (is)alevlenen bir ateştirsurely a Flame of Hell
🇹🇷 70:15 Hayır, o alevlenen bir ateştir.
kavurur soyarA removerderileriof the skin of the head
🇹🇷 70:16 Derileri kavurur, soyar.
çağırırInvitingkimseyi(him) whosırtını dönenturned his backve yüz çevireniand went away
🇹🇷 70:17 Çağırır, sırtını dönüp gideni,
toplayıpAnd collectedbiriktireniand hoarded
🇹🇷 70:18 Mal toplayıp kasada yığanı,
doğrusuIndeedinsanthe manyaratılmıştırwas createdhırslı (ve huysuz)anxious
🇹🇷 70:19 Doğrusu insan dayanıksız ve huysuz yaratılmıştır.
zamanWhenkendisine dokunduğutouches himkötülükthe evilsızlanırdistressed
🇹🇷 70:20 Kendisine kötülük dokundu mu sızlanır.
zamanAnd whendokunduğutouches himhayırthe goodeli sıkıdırwithholding
🇹🇷 70:21 Kendisine hayır dokundu mu cimrilik eder.
ancak bunun dışındadırExceptnamaz kılanlarthose who pray
🇹🇷 70:22 Ancak namaz kılanlar bunun dışındadır.
kiThose whoonlar[they]namazlarındaatdualarıtheir prayerdaimdirler(are) constant
🇹🇷 70:23 Onlar ki namazlarını sürekli kılarlar.
veAnd those whovardırinonların mallarındatheir wealthbir hak (hisse)(is) a rightbelliknown
🇹🇷 70:24 Onların mallarında belli bir hak vardır,
isteyenler içinFor the one who asksve mahrumlar içinand the deprived
🇹🇷 70:25 Hem isteyen için, hem de istemekten utanan yoksul için.
veAnd those whotasdik ederleraccept (the) truthgününü(of the) Dayceza(of) the Judgment
🇹🇷 70:26 Onlar ki ceza gününü tasdik ederler.
veAnd those whoonlar[they]azabındanofazap(the) punishmentRablerinin(of) their Lordkorkarlar(are) fearful
🇹🇷 70:27 Rablerinin azabından korkarlar.
çünküIndeedazabına(the) punishmentRablerinin(of) your Lordolmaz(is) notgüvento be felt secure (of)
🇹🇷 70:28 Çünkü Rablerinin azabından emin olunmaz.
veAnd those whoonlar[they]ırzlarınıtheir modestykorurlar(are) guardians
🇹🇷 70:29 Onlar ki ırzlarını korurlar.
dışındadırExcepteşlerifromeşleritheir spousesya daoraltında bulunanlarwhatsahiptirlerthey possessellerininrightfullyşüphesiz onlarthen indeed, theykınanmazlar(are) notkınanmışblameworthy
🇹🇷 70:30 Ancak zevcelerine ve cariyelerine karşı hariç. Çünkü onlara yaklaştıklarında kınanmazlar.
ama kimBut whoeverararsaseeksötesinibeyondbundanthatiştethen thoseonlar[they](sınırı) aşanlardır(are) the transgressors
🇹🇷 70:31 Bundan ötesini isteyenler, var ya işte onlar haddi aşanlardır.
veAnd those whoonlar[they]emanetleriniof their trustsve ahidleriniand their promisegözetirler(are) observers
🇹🇷 70:32 Onlar emanetlerini ve ahitlerini gözetirler.
veAnd those whoonlar[they]şahidlikleriniin their testimoniesyaparlarstand firm
🇹🇷 70:33 Şahitliklerinde dürüsttürler.
veAnd those whoonlar[they]namazlarınıondualarıtheir prayerkorurlarkeep a guard
🇹🇷 70:34 Namazlarına devam ederler.
işte onlarThosecennetlerde(will be) incennetlerGardensağırlanırlarhonored
🇹🇷 70:35 İşte bunlar cennetlerde ağırlanırlar.
ne oluyor?So what is withkimselerethose whoinkar eden(lere)disbelievesana doğrubefore youkoşuyorlar(they) hasten
🇹🇷 70:36 Şimdi ne oluyor o inkâr edenlere ki, sana doğru boyunlarını uzatarak koşuyorlar:
sağdanOnsağthe rightveand onsoldanthe leftayrı ayrı gruplar halinde(in) separate groups
🇹🇷 70:37 Sağdan ve soldan bölük bölük.
umuyor mu?Does longhereverybiripersononlardanamong themsokulacağınıthatgirerhe enterscennetinea Gardenni'met(of) Delight
🇹🇷 70:38 Onlardan herbiri, bir nimet cennetine sokulacağını mı umuyor?
hayırBy no meanselbette bizIndeed, Weonları yarattık[We] have created themşeydenfrom whatbildiklerithey know
🇹🇷 70:39 Hayır, biz onları bildikleri şeyden yarattık.
hayırBut nayyemin ederim kiI swearRabbineby (the) Lorddoğuların(of) the risingsve batılarınand the settingselbette bizimthat Wegücümüz yeter(are) surely Able
🇹🇷 70:40 Artık o doğuların ve batıların Rabbine yemine ne gerek, elbette bizim gücümüz yeter.
onları değiştirmeğe[On]-etoyerine getiririz[We] replacedaha hayırlısıyla(with) betterkendilerindenthan themve değil(iz)and notbizWeönüne geçilecek(are) to be outrun
🇹🇷 70:41 Onları kendilerinden daha hayırlı olanlarla değiştirebiliriz ve bizim önümüze geçilmez.
bırak onlarıSo leave themdalsınlar(to) converse vainlyve oynasınlarand amuse themselveskadaruntilkavuşuncayathey meetgünlerinetheir Daykendilerine va'dedilenwhichvaat olunurlarthey are promised
🇹🇷 70:42 O halde bırak onları, kendilerine vaad edilen günlerine kavuşuncaya kadar dalıp oynayadursunlar.
o gün(The) Dayçıkarlarthey will come outkabirlerdenfromkabirlerthe graveshızlı hızlırapidlyonlar gibidirleras if they (were)doğrutodikilenlere (putlara)a goalkoşuyorlarhastening
🇹🇷 70:43 O gün kabirlerden hızlı hızlı çıkacaklar, sanki putlara gidiyorlarmış gibi fırlayacaklar.
korkuluHumbledgözleritheir eyesightsonları bürümüşwill cover themalçaklıkhumiliationişte budurThatgün(is) the Dayolanwhichidilerthey wereonlara va'dedilmişpromised
🇹🇷 70:44 Gözleri düşük, kendilerini bir alçaklık saracak da saracak. İşte onlara vaad edilen gün, o gündür.