☰ Sure görünümüne geç

Kelime: 🇹🇷 🇬🇧
Meal: 🇹🇷
Mahmoud Khalil Al-Husary
değildirIt is notiyilik[the] righteousnessçevirmenizthatdönersinizyou turnyüzleriniziyour facestarafınatowardsdoğuthe eastve batıand the westfakat[and] butiyilikthe righteous[ness]kişinin(is he) whoinanmasıdırbelievesAllah'ain Allahve gününeand the Dayahiret[the] Lastve meleklereand the Angelsve Kitabaand the Bookve peygamberlereand the Prophetsve vermesidirand givesmalınıthe wealthsevdiğiinsevmesine rağmenspite of his love (for it)yakınlara(to) thoseyakın akrabaların(of) the near relativesve yetimlereand the orphansve yoksullaraand the needyveand (of)yolda kalmışlarathe wayfarerve dilencilereand those who askveand inkölelerefreeing the necks (slaves)ve kılmasıdırand (who) establishnamazıthe prayerve vermesidirand givezekatıthe zakahyerine getirmeleridirand those who fulfillandlaşmalarınıtheir covenantzamanwhenandlaşma yaptıklarıthey make itve sabrederlerand those who are patientsıkıntıdainazap[the] sufferingve hastalıktaand [the] hardshipve zamanındaand (the) timesavaş(of) [the] stressişte onlarThosekimselerdir(are) the ones whodoğru olanare trueve işte onlarand thoseonlardır[they]muttakiler(are) the righteous
🇹🇷 2:177 Yüzlerinizi bazan doğu, bazan batı tarafına çevirmeniz erginlik değildir. Fakat eren o kimselerdir ki, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve bütün peygamberlere iman edip, yakınlığı olanlara, öksüzlere, yoksullara, yolda kalmışa, dilenenlere ve esirleri kurtarmaya seve seve mal verirler. Namazı kılarlar, zekatı verirler. Bir de andlaştıkları zaman sözlerini yerine getirenler, hele sıkıntı ve hastalık durumlarında ve harbin şiddetli zamanında sabır ve kararlılık gösterenler var ya, işte doğru olanlar da bunlardır, korunanlar da bunlardır.
EyO youkimselerwhoiman edenlerbelieve[d]farz kılındıPrescribedsizefor youkısas(is) the legal retributionöldürmelerdeinöldürülenler (hakkında)(the matter of) the murderedhürthe freemanhür ilefor the freemanköleand the slaveköle ilefor the slavekadınand the femalekadın ilefor the femalekimseBut whoeveraffedilenis pardonedkendisi[for it]tarafındanfromkardeşihis brotherbir şeyanythingartık uymalıdırthen follows upörfewith suitableve (diyeti) ödemelidir[and] paymentonato himgüzelcewith kindnessbuThat (is)bir hafifletmea concessiontarafındanfromRabbinizyour Lordve rahmettirand mercyartk kimThen whoeverhaddi aşarsatransgressessonraafterbundanthatonun için vardırthen for himbir azab(is) a punishmentacıklıpainful
🇹🇷 2:178 Ey iman edenler! Öldürmede kısas size farz kılındı. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın. Ama her kim, ölenin kardeşi tarafından bir şey karşılığı bağışlanırsa, o zaman örfe uyması, ona diyeti güzellikle ödemesi gerekir. Bu, Rabbiniz tarafından bir hafifletme ve bir rahmettir. Her kim bunun arkasından yine saldırırsa, artık ona acı veren bir azab vardır.
ve sizin için vardırAnd for youkısastainkısasthe legal retributionhayat(is) lifeEy sahipleriO menakıl(of) understandingböyleceSo that you maykorunursunuz(become) righteous
🇹🇷 2:179 Ey temiz akıl sahipleri! Kısasta sizin için bir hayat vardır. Ümit edilir ki, korunursunuz.
yazıldı (farz kılındı)Prescribedsizefor youzamanwhengeldiğiapproachesbirinizeany of youölüm[the] deatheğerifbırakacaksahe leavesbir hayır (mal)goodvasiyyet etmek(making) the willanaya babayafor the parentsve yakınlaraand the near relativesuygun bir biçimdewith due fairnessbir haktır (borçtur)a dutyüzerineonmuttakilerthe righteous ones
🇹🇷 2:180 Birinize ölüm geldiği vakit, bir hayır (bir mal) bırakacaksa, babası, anası ve en yakın akrabası için meşru bir surette vasiyet etmek, Allah'tan korkan kimseler üzerine yerine getirilmesi vacib bir hak olarak size farz kılındı.
artık kimThen whoever(vasiyyeti) değiştirirsechanges itsonra bir şeyafter whatişittiktenhe (has) heard [it]elbetteso onlygünahıits sinüzerinedir(would be) onkimselerinthose whoonu değiştirenalter itşüphesizIndeedAllahAllahişitendir(is) All-HearingbilendirAll-Knowing
🇹🇷 2:181 Şimdi her kim, bunu duyduktan sonra onu değiştirirse, her halde vebali, sırf o değiştirenlerin boynunadır. Şüphe yok ki Allah, her şeyi işitir ve bilir.