AllahAllahdostudur(is the) Protecting Guardiankimselerin(of) those whoinananlarınbelieve[d]onları çıkarırHe brings them outkaranlıklardanfromkaranlık[the] darknessaydınlığatowardsnur[the] lightkimselerinAnd those whoinkar edendisbelieve(d)dostları datheir guardianstağuttur(are) the evil ones(O da) onları çıkarırthey bring them outaydınlıktanfromnurthe lightkaranlıklaratowardskaranlık[the] darknessİşte onlarThosehalkıdır(are the) companionsateş(of) the Fireonlartheyoradain itebedi kalacaklardırwill abide forever
🇹🇷 2:257 Allah, iman edenlerin velisidir. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkâr edenlerin velileri de tağuttur, onları aydınlıktan karanlıklara çıkarırlar. İşte onlar cehennemliklerdir. Orada ebedî olarak kalırlar.
görmedin mi?Did notgörürsünyou seekimseyi[towards]o kimse kithe one whotartışanarguedİbrahim'le(with) IbrahimhakkındaconcerningRabbihis Lorddiyebecausekendisine verdigave himAllahAllahhükümdarlıkthe kingdomzamanWhendediğiSaidİbrahimIbrahimbenim RabbimMy Lordki(is) the One Whoyaşatırgrants lifeve öldürürand causes deathdediHe saidben deIyaşatırgive lifeve öldürürümand cause deathdedi kiSaidİbrahimIbrahimşüphesiz[Then] indeedAllahAllahgetirirbrings upgüneşithe sundoğudanfromdoğuthe eastsen de getirso you bringonuitbatıdanfrombatıthe westşaşırıp kaldıSo became dumbfoundedkimse (o adam)the one whoinkar edendisbelievedAllahand Allahdoğru yola iletmez(does) nothidayet ederguidetoplumuthe peoplezalim(who are) [the] wrongdoers
🇹🇷 2:258 Allah, kendisine hükümdarlık verdi diye, Rabbi hakkında İbrahim'le tartışanı görmedin mi? Hani İbrahim, ona: "Benim Rabbim odur ki, hem diriltir, hem öldürür." dediği zaman: "Ben de diriltir ve öldürürüm." demişti. İbrahim: "Allah güneşi doğudan getiriyor, haydi sen onu batıdan getir!" deyince o inkâr eden herif şaşırıp kaldı. Öyle ya, Allah zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.
yahutOrşu kimse gibi kilike the one whouğramıştıpassedbir kasabayabybir kasabaa townshipo kimseand it(duvarları) yığılmış(had) overturnedüstüneonçatılarıits roofsdedi kiHe saidnasılHowdiriltecek(will) bring to lifebunuthis (town)AllahAllahsonraafteröldüktenits deathkendisini öldürüpThen he was made to dieAllah (da)(by) Allahyüz(for) a hundredseneyear(s)sonrathendirilttiHe raised himdediHe saidne kadarHow longkaldın(have) you remaineddediHe saidkaldımI remainedbir gün(for) a dayya daorbirazı (kadar)a partbir günün(of) a day(Allah) dediHe saidbilakisNaykaldınyou (have) remainedyüzone hundredyılyear(s)bakThen lookyiyeceğineatyemeğinizyour foodve içeceğineand your drinkbozulmamış(they did) notzamanla değişmezchange with timeve bakand lookeşeğineateşeğinyour donkeyseni kılalım diyeand We will make youbir ibreta signinsanlar içinfor the peopleve bakAnd lookkemiklereatkemiklerthe bonesnasılhowonları birbiri üstüne koyuyorWe raise themsonrathenonlara giydiriyoruzWe cover themet(with) fleshbu işlerThen whenaçıkça belli oluncabecame clearonato himdedi kihe saidbiliyorum kiI knowşüphesizthatAllahAllahher şeye(is) onhereveryşeythingkadirdirAll-Powerful
🇹🇷 2:259 Yahut o kimse gibisini (görmedin mi) ki, bir şehre uğramıştı, altı üstüne gelmiş, ıpıssız yatıyordu. "Bunu bu ölümünden sonra Allah, nerden diriltecek?" dedi. Bunun üzerine Allah onu yüz sene öldürdü, sonra diriltti, "Ne kadar kaldın?" diye sordu. Oda: "Bir gün, yahut bir günden eksik kaldım." dedi. Allah buyurdu ki: "Hayır, yüz sene kaldın, öyle iken bak yiyeceğine, içeceğine henüz bozulmamış, hele eşeğine bak, hem bunlar, seni insanlara karşı kudretimizin bir işareti kılalım diyedir. Hele o kemiklere bak, onları nasıl birbirinin üzerine kaldırıyoruz? Sonra onlara nasıl et giydiriyoruz?" Böylece gerçek ona açıkça belli olunca: "Şimdi biliyorum ki, Allah her şeye kadirdir." dedi.
Mahmoud Khalil Al-Husary