☰ Sure görünümüne geç

Kelime: 🇹🇷 🇬🇧
Meal: 🇹🇷
Mahmoud Khalil Al-Husary
şüphesizIndeedkimselerthose whosana bi'at eden(ler)pledge allegiance to yougerçekteonlybi'at etmektedirlerthey pledge allegianceAllah'a(to) Allaheli(The) HandAllah'ın(of) Allahüzerindedir(is) overonların ellerinintheir handso halde kimThen whoeverahdini bozarsabreaks (his oath)şüphesizthen onlybozmuş olurhe breaksaleyhineagainstkendihimselfve kimand whoevertutarsafulfilsverdiği sözüwhatsöz verdihe has covenantedO'na(with)AllahAllahona verecektirsoon He will give himbir mükafata rewardbüyükgreat
🇹🇷 48:10 Herhalde sana bey'at edenler ancak Allah'a bey'at etmektedirler. Allah'ın eli onların ellerinin üzerindedir. Kim ahdi bozarsa ancak kendi aleyhine bozmuş olur. Kim de Allah'a verdiği ahde vefa gösterirse Allah ona büyük bir mükâfat verecektir.
diyecekler kiWill saysanato yougeri bırakılanlarthose who remained behindAraplardanofbedevilerthe Bedouinsbizi alıkoyduKept us busymallarımızour propertiesve çocuklarımızand our familiesmağfiret dileso ask forgivenessbizim içinfor usonlar söylüyorlarThey saydilleriylewith their tonguesbir şeyiwhatolmayanis notkalblerindeinkalpleritheir heartsde kiSaykim?Then whoengel olabilirhas powersizin içinfor youkarşıagainstAllah'aAllahherhangi bir şeyle(in) anythingeğerifisteseHe intendssizefor youbir zarar vermekharmyahutoristeseHe intendssizefor youbir yarar vermeka benefithayırNayAllahisAllahAllaholduklarınızıof whatyapıyor(lar)you dohaber almaktadırAll-Aware
🇹🇷 48:11 yakında a'râbilerden geri kalmış olanlar sana diyecekler ki, "Mallarımız ve ailelerimiz bizi alıkoydu. Allah'tan bizim bağışlanmamızı dile." Onlar kalplerinde olmayanı dilleriyle söylerler. De ki: Allah size bir zarar gelmesini dilerse veya bir fayda elde etmenizi isterse O'na karşı kimin bir şeye gücü yetebilir? Hayır! Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
herhaldeNaysiz sandınızyou thoughtkithatdönmeyecekler(would) neverdönerlerreturnelçithe Messengerve mü'minlerand the believersailelerinetoaileleritheir familiesbir daha aslaeverve süslendirildithat was made fair-seemingbuthat was made fair-seeminggönüllerinizdeinkalplerinizyour heartsve zanda bulundunuzAnd you assumedbir zan ilean assumptionkötüevilve oldunuzand you becamebir topluluka peoplehelaki hak etmişruined
🇹🇷 48:12 Aslında siz Peygamber ve müminlerin, ailelerine geri dönmeyeceklerini sanmıştınız. Bu sizin gönüllerinize güzel göründü de kötü zanda bulundunuz ve helâki hak etmiş bir topluluk oldunuz.
ve kimAnd whoeverinanmazsa(has) not believediman etmedi(has) not believedAllah'ain Allahve Elçisineand His Messengerbilsin ki bizthen indeed, Wehazırlamışızdır[We] have preparedkafirler içinfor the disbelieversalevli bir ateşa Blazing Fire
🇹🇷 48:13 Kim Allah'a ve Rasulüne iman etmezse şüphesiz biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.
ve Allah'ındırAnd for Allahmülkü(is the) kingdomgöklerin(of) the heavensve yerinand the earthbağışlarHe forgiveskimseyiwhomdilediğiHe willsve azab ederand punisheskimseyiwhomdilediğiHe willsveAnd isAllahAllahbağışlayandırOft-ForgivingesirgeyendirMost Merciful
🇹🇷 48:14 Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. O, dilediğini bağışlar dilediğini azaplandırır. Allah çok bağışlayan çok merhamet edendir.
diyeceklerWill saygeri bırakılanlarthose who remained behindzamanwhengittiğinizyou set forthganimetleretowardsganimetler(the) spoils of waronları almak içinto take itbizi bırakınAllow ussizinle beraber gelelim(to) follow youonlar istiyorlarThey wishdeğiştirmektodeğişmechangesözünü(the) WordsAllah'ın(of) Allahde kiSayaslaNeversiz bizimle gelemezsinizwill you follow usböyleThusbuyurduAllah saidAllahAllah saidöncedenbeforeöncebeforeonlar diyeceklerThen they will sayhayırNaybizi çekemiyorsunuzyou envy ushayırNayonlarthey wereanlamazlarnotanlayışunderstandingdışındaexceptpek azıa little
🇹🇷 48:15 Siz ganimetleri almak için gittiğinizde geri kalanlar: "Bırakın biz de arkanıza düşelim." diyeceklerdir. Onlar, Allah'ın sözünü değiştirmek isterler. De ki: Siz bizimle gelemeyeceksiniz. Allah daha önce böyle buyurmuştur. Onlar size: "Bizi kıskanıyorsunuz." diyeceklerdir. Bilakis onlar, pek az anlayan kimselerdir.