بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Elif Lam Mim RaAlif Laam Mim RaşunlarTheseayetleridir(are) the VersesKitabın(of) the BookindirilenAnd that whichindirildihas been revealedsanato youRabbindenfromRabbinyour Lordhaktır(is) the truthve fakatbutçoğumostinsanların(of) the mankindinanmazlar(do) notiman ederlerbelieve
🇹🇷 13:1 Elif, Lâm, Mîm, Ra. İşte bunlar sana o kitabın âyetleridir ve sana Rabbinden indirilen haktır. Lâkin insanların çoğu iman etmezler.
AllahAllahodur ki(is) the One Whoyükselttiraisedgöklerithe heavensolmadanwithoutbir direkpillarsgörebileceğinizthat you seesonrathenistiva ettiHe establishedüzerineonArşthe Throneve boyun eğdirdiand subjectedgüneşithe sunve ay'ıand the moonher birieachakıp gitmektedirrunningbir süre içinfor a termbelirliappointeddüzenliyorHe arrangesişi(ni)the matteraçıklıyorHe detailsayerlerithe Signsböyleceso that you maykarşılaşacağınızain the meetingRabbinizle(with) your Lordkesin olarak inanırsınızbelieve with certainty
🇹🇷 13:2 Allah O'dur ki, gökleri direksiz yükseltti, onu görüyorsunuz, sonra arş üzerine istiva etti, güneşi ve ayı emrine boyun eğdirdi. Her biri belli bir vakte kadar akar gider. Bütün işleri O yönetiyor. Âyetleri O açıklıyor ki, Rabbinizin huzuruna çıkacağınızı iyi bilesiniz.
ve O'durAnd Heki(is) the One Whouzattıspreadarzıthe earthve var ettiand placedoradain itsabit dağlarfirm mountainsve ırmaklarand riversveand fromherallmeyvadan(of) the fruitsyarattıHe madeoradain itçift (erkek-dişi)pairsikitwoörterHe coversgeceyithe nightgündüz(ün üzerine)(with) the dayşüphesizIndeedbundainşuthatayetler vardırsurely (are) Signsbir toplum içinfor a peopledüşünenwho ponder
🇹🇷 13:3 Yeryüzünü enine boyuna yayıp döşeyen, onda oturaklı dağlar ve ırmaklar meydana getiren ve yeryüzünde meyvelerin hepsinden iki çift yapan O'dur. Sürekli olarak gece ile gündüzü birbirine dolamaktadır. Düşünecek olan bir kavim için bunda muhakkak ki, ibretler vardır.
ve (vardır)And inarzdathe earthkıt'alarare tracksbirbirine komşuneighboringve bağlar(ı vardır)and gardensüzümofüzüm bağlarıgrapevinesve ekinlerand cropsve hurmalıklarand date-palmsçatallıtrees (growing) from a single rootve olmadanand notçatalıtrees (growing) from a single root(bunların hepsi) sulanırwateredsu ilewith waterbironeama üstün yaparızbut We cause to exceedbirbirinisome of themüzerineoverdiğerininothersürünlerindeinmeyvethe fruitşüphesizIndeedbundainşuthatayetler vardırsurely (are) Signsbir toplum içinfor a peopleaklını kullananwho use reason
🇹🇷 13:4 Yeryüzünde birbirine komşu kıtalar vardır. Üzüm bağları, ekinler, çatallı ve çatalsız hurmalıklar vardır ki, hepsi bir tek su ile sulanır. Halbuki meyvelerinde birini öbürüne üstün kılıyoruz. Aklı eren bir kavim için bunda muhakkak ibretler vardır.
eğerAnd ifşaşacaksanyou (are) astonishedşaşmak lazımthen astonishingonların şu sözlerine(is) their sayingzaman mı?Whenbiz olduğumuzwe aretoprakdustgerçekten biz mi?will weiçinde (olacağız)(be) indeed, inbir yaratılışa creationyenidennewişte onlarThosekimselerdir(are) the ones whoinkar eden(lerdir)disbelievedRableriniin their Lordve onlar (bulunanlardır)and thosehalkalarthe iron chainsboyunlarında(will be) inboyunlarıtheir necksve onlarthosehalkıdır(are the) companionsateş(of) the Fireonlartheyoradain itsürekli kalacaklardır(will) abide forever
🇹🇷 13:5 Eğer şaşıyorsan, asıl şaşılacak şey onların şu sözleridir: "Biz toprak olup gittikten sonra mı, yani biz gerçekten yeniden mi yaratılacağız?" İşte bunlar Rablerini inkâr etmişlerdir. Bunlar boyunlarında demir halkalar bulunanlardır. Ve işte bunlar cehennemliktirler, orada ebedî kalacaklardır.
ve senden acele istiyorlarAnd they ask you to hastenkötülüğüthe evilöncebeforeiyiliktenthe goodve oysaand verilygelip geçtihas occurredonlardan öncefromonlardan öncebefore thembenzerleri[the] similar punishmentsve şüphesizAnd indeedRabbinyour Lordsahibidir(is) fullmağfiret(of) forgivenessinsanlar içinfor mankindkarşıforzulümlerinetheir wrongdoingve şüphesizand indeedRabbininyour Lordpek çetindir(is) severeazabı(in) the penalty
🇹🇷 13:6 Ayrıca senden iyilikten önce hemen kötülüğü getirmeni isterler. Oysa daha önce onlara misal olacak cezalar gelip geçmiştir. Ve gerçekten Rabbin, zulümlerine karşılık insanlara mağfiret sahibidir. Bununla beraber Rabbinin azabı da cidden çok çetindir.
ve diyorlar kiAnd saykimselerthose whoinkar eden(ler)disbelieveddeğil miydi?Why notindirmelihas been sent downonato himbir ayeta signRabbindenfromRabbihis LordşüphesizOnlysenyoubir uyarıcısın(are) a warnerve hepsi için vardırand for everytoplumunpeoplebir yol göstericisi(is) a guide
🇹🇷 13:7 O kâfirler: "Rabbinden ona bir mucize indirilmeli değil miydi?" derler. Sen bir uyarıcıdan başka bir şey değilsin ve her kavim için bir hidayetçi vardır.
AllahAllahbilirknowsneyiwhatyüklendiğinicarrieshereverydişininfemaleve neyiand whateksilttiğinifall shortrahimlerinthe wombve neyiand whatartırdığınıthey exceedve herAnd everyşeythingonun yanındawith Himbir ölçü iledir(is) in due proportion
🇹🇷 13:8 Her dişinin neye gebe olduğunu Allah bilir. Ve rahimler ne eksiltir, ne arttırır, onu da bilir. O'nun katında her şeyin bir ölçüsü vardır.
(O) bilendirKnowergizliyi(of) the unseenve aşikareyiand the witnessedbüyüktürthe Most Greatyücedirthe Most High
🇹🇷 13:9 Allah görünmeyeni de bilir, görüneni de. Büyüktür ve yücelerden yücedir.
birdir(It is) same (to Him)aranızdan[of you]kimse(one) whogizleyenconcealssözüthe speechve kimseor (one) whoaçık (söyleyen)publicizesonuitve kimseand (one) whoo[he]gizlenendir(is) hiddengeceleyinby nightve görünendiror goes freelygündüzünby day
🇹🇷 13:10 Sizden sözü gizleyenle açığa vuran, gece gizlenenle gündüz açığa çıkan, O'nun açısından eşittir (hepsini görür ve bilir).
O(insa)nın vardırFor himizleyenler(are) successive (Angels)önündenfrom(önce)(before)(onu)(him)veand fromarkasındanand behind himonu korurlarwho guard himemrindenbyemir(the) commandAllah'ın(of) AllahşüphesizIndeedAllahAllah(durumlarını) değiştirmez(does) notdeğişmechangebir milet(the condition)bir kavminof a peoplesüreceuntildeğiştirmediğithey changekendi (durumlarını)whatkendilerindedir(is) in themselveszamanAnd whenistediğiwillsAllahAllahbir kavmefor a peoplekötülükmisfortuneartık yokturthen (there is) nogeri çevirecekturning awayonuof itzaten yokturand notonlarınfor themO'ndan başkafromO'ndan başkabesides Himkoruyucularıanykoruyucuprotector
🇹🇷 13:11 Her insan için önünden ve arkasından takip edenler vardır. Allah'ın emrinden dolayı onu gözetirler. Allah bir kavme verdiğini, o kavim kendisini bozup değiştirmedikçe değiştirmez. Allah bir kavme de kötülük murad etti mi, artık onun geri çevrilmesine de imkan yoktur. Onlar için Allah'dan başka bir veli de bulunmaz.
O'durHesize gösteren(is) the One Whosize gösterirshows youşimşeğithe lightningkorkua fearve umud içindeand a hopeve yapanand brings upbulutlarıthe cloudsağır (yüklü)the heavy
🇹🇷 13:12 Size korku ve ümit içinde şimşeği gösteren ve o yağmur yüklü bulutları meydana getiren O'dur.
ve tesbih ederlerAnd glorifiesgök gürültüsüthe thunderonun övgüsüylewith his praise ve meleklerand the AngelskorkusundanforO'nun korkusufear of Himve gönderirAnd He sendsyıldırımlarthe thunderboltsçarparand strikesonlarlawith itkimseyiwhomdilediğiHe willsve onlaryet theytartışmaktadırlardisputehakkındaaboutAllahAllahve O'nunAnd Hepek çetindir(is) Mightytuzağı (cezası)(in) Strength
🇹🇷 13:13 Gök gürültüsü O'na hamd ile, melekler de O'nun korkusundan dolayı O'nu tesbih ederler. O yıldırımlar gönderir, onunla dilediğini çarpar. Onlar Allah hakkında mücadele edip duruyorlar. Oysa Allah'ın çarpması pek çetindir.
ancak O'nadırTo Himdu'a(is) supplicationgerçek(of) the truthkimseler iseAnd those whomdu'a ettiklerithey invokeO'ndan başkabesides HimO'ndan başkabesides Himisteklerini karşılayamazlarnotcevap verirlerthey respondkendilerininto themhiçbirwith a thingancakexceptuzatan kimse gibidirlike one who stretchesavuçlarınıhis handssuyatowardssuwatergelsin diyeto reachağzınahis mouthoysabut notoiton(un ağzın)a gelmezreaches itve (işte)And notdu'ası(is) the supplicationkafirlerin(of) the disbelieversancakbutboşa giderinsapıklıkerror
🇹🇷 13:14 Gerçek dua O'nadır. O'nun dışında yalvarıp durdukları ise onlara hiçbir şeyle cevap veremezler. Onlar olsa olsa ağzına su gelsin diye iki avucunu açana benzer ki, o, ona gelmez. Kâfirlerin duası hep bir sapıklık içindedir.
ve Allah'aAnd to Allahsecde ederlerprostratesolanların hepsiwhoevergöklerde(is) ingöklerthe heavensve yerdeand the earthgönüllüwillingly(veya) zorakior unwillinglyve gölgeleri deand (so do) their shadowssabahin the morningsakşamand in the afternoons
🇹🇷 13:15 Oysa göklerde ve yerde kim varsa ister istemez kendileri de gölgeleri de sabah akşam Allah'a secde ederler.
de kiSaykimdir?WhoRabbi(is) the Lordgöklerin(of) the heavensve yerinand the earthde kiSayAllah!AllahO halde de'Saymi edindiniz?Have you then takenO'ndan başkafromO'ndan başkabesides Himvelilerprotectorsgücü olmayannotgüç yetirirlerthey have powerkendilerinefor themselvesbir fayda(to) benefitve veremeyenand notbir zarar(to) harmde kiSaybir olur mu?Iseşitequalkörthe blindve görenand the seeingyahutOrbir olur mu?iseşitequalkaranlıklarthe darkness[es]ve aydınlıkand the lightyoksaOrbuldular dathey attributeAllah'ato Allahortaklarpartnersyaratanwho createdO'nun yarattığı gibilike His creationbenzer (mi) göründüso that seemed alikebu yaratmathe creationonlarato themde kiSayAllah'tırAllahyaratıcısı(is) the Creatorherof allşeyinthingsve Oand Hetektir(is) the Onekahredendirthe Irresistible
🇹🇷 13:16 De ki: "Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?" De ki: "Allah'dır". De ki: "Allah'dan başkalarını, o kendi kendilerine ne bir fayda, ne de bir zarar verebilenleri dostlar mı ediniyorsunuz?" De ki: "Hiç kör ile gören bir olur mu? Hiç karanlıklarla aydınlık bir olur mu?" Yoksa Allah'a, O'nun gibi yaratan birtakım ortaklar buldular da, bu yaratış kendilerince birbirine benzer mi göründü? De ki: "Allah, her şeyi yaratandır. O, birdir. Her şeye üstün ve kahredicidir."
indirdiHe sends downgöktenfromgökthe skybir suwaterçağlayıp aktıand flowsderelerthe valleyskendi ölçüsünceaccording to their measureve taşıdıand carriesselthe torrentköpüğüa foamüste çıkanrisingve vardırAnd from whatyak(ıp erit)tikleri madenlerden dethey heatonların[on] itateşteinateşthe fireyapmak içinin order to makesüsornamentsyahutoreşyautensilsbir köpüka foambunun gibilike itböyleThusbenzetme ile anlatırsets forthAllahAllahhakkıthe truthve batılıand the falsehoodne zaman kiThen as forköpükthe foamgiderit passes awayyok olup(as) scumveand as forşey isewhatyararlı olanbenefitsinsanlarathe mankindkalırremainsyeryüzündeinyeryüzüthe earthişte böyleThusörnek verirAllah sets forthAllahAllah sets forthmisallerthe examples
🇹🇷 13:17 Gökten bir su indirdi de vadiler, kendi miktarlarınca sel olup aktılar. Sel de suyun yüzüne çıkan bir köpük yüklendi. Bir zinet eşyası veya bir değerli mal yapmak için, ateşte üzerini körükledikleri madenlerden de onun gibi bir köpük meydana gelir. İşte Allah hak ile batılı böyle çarpıştırır. Fakat köpük atılır gider, insanlara faydası olan ise yerde kalır. İşte Allah böyle misaller verir.
için vardırFor those whobuyruğuna uyanlarrespondedRablerininto their Lorden güzel (karşılık)(is) the blissve kimseler iseAnd for those whouymayan(lar)(did) notcevap verinrespondonato Himşayetifkendilerinin olsathatonlarda vardıthey hadbulunalarınwhateveryeryüzünde(is) inyeryüzüthe earthhepsiallve bir misli dahaand like of ityanındawith itfidye verirlerdisurely they would offer ransomonuwith itişteThoseonlarınfor themçok kötüdür(is) a terriblehesabıreckoningve varacakları yerand their abodecehennemdir(is) Hellve ne kötüand wretchedbir yataktır(is) the resting place
🇹🇷 13:18 Rablerinin emirlerine uyanlar için daha güzeli vardır. O'na itaat etmeyenler ise, yeryüzünde bulunan ne varsa hepsi kendilerinin olsa da onu ve bir o kadarını bütünüyle kurtuluş fidyesi olarak verirlerdi. İşte onlar, hesabın kötüsü kendileri için olanlardır. Varacakları yer de cehennemdir. Orası da ne fena yataktır.
olur mu?Then is (he) whobilenknowsindirileninthat whichindirildihas been revealedsanato youRabbindenfromRabbinyour Lordhak olduğunu(is) the truthkimse gibilike (one) whoo (kendisi)[he]kör (olan)(is) blindancakOnlyöğüt alırpay heedsahiplerimensağduyu(of) understanding
🇹🇷 13:19 Şimdi Rabbinden sana indirilenin gerçekten hak olduğunu bilen bir kimse, kör olan bir kimse gibi olur mu? Fakat bunu ancak üstün akıllı ve temiz vicdanlı kimseler idrak ederler.
onlar kiThose whoyerine getirirlerfulfillahdinithe covenantAllah'ın(of) Allahveand notbozmazlarthey breakandlaşmayıthe contract
🇹🇷 13:20 Onlar ki, Allah'ın ahdini yerine getirirler ve antlaşmayı bozmazlar.
ve onlarAnd those whobitiştirirlerjoinşeyiwhatistediği(has been) commandedAllah'ın(by) Allahkendisiyle[for it]bitiştirilmesinitobirleştirilirbe joinedve saygılı olurand fearRablerine karşıtheir Lordve korkarlarand are afraiden kötü(of) the evilhesaptanthe account
🇹🇷 13:21 Ve onlar ki, Allah'ın riayet edilmesini emrettiği şeye riayet ederler ve Rablerine saygı gösterirler ve hesabın kötülüğünden korkarlar.
ve onlarAnd those whosabrederler(are) patientarzu ederekseekingyüzünü (rızasını)(the) FaceRablerinin(of) their Lordve kılarlarand establishnamazıthe prayerve harcarlarand spendşeydenfrom whatrızıklandırdığımızWe have provided themgizlicesecretlyve alenenand publiclyve savarlarand they repeliyiliklewith the goodkötülüğüthe evil iştethoseonlarındırfor themsonu(is) the final attainmentşu yurdun(of) the Home
🇹🇷 13:22 Rablerinin rızasını kazanmak arzusuyla sabrederler ve namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli ve açıkça Allah yolunda harcarlar ve çirkinlikleri güzelliklerle yok ederler. İşte bunlar, bu hayatın akibeti kendilerinin olacak olanlardır.
cennetlerineGardensAdnof Edengirerlerthey will enter themve kimselerand whoeveriyi olan(were) righteousbabalarındanamongbabalarıtheir fathersve eşlerinden;and their spousesve çocuklarındanand their offspringsve melekler deAnd the Angelsgirerlerwill enteryanlarınaupon themherfromhereverykapıdangate
🇹🇷 13:23 Adn cennetlerine girecekler, atalarından, eşlerinden ve zürriyetlerinden salih olanlarla birlikte olacaklar. Melekler de her kapıdan yanlarına girip şöyle diyecekler:
selam(Saying), "Peacesize(be) upon youkarşılıkfor whatsabretmenizeyou patiently enduredne güzelAnd excellentsonu(is) the final attainmentyurdun(of) the Home
🇹🇷 13:24 "Sabrettiğiniz için size selam olsun. Ahiret yurdu ne güzeldir!"
kimselerAnd those whobozan(lar)breakverdikleri sözüthe covenantAllah'a(of) Allahsonrafromsonraafteriyice pekiştirdiktencontracting itve kesenlerand severşeyiwhatistediği(has been) commandedAllah'ın(by) Allahonunlafor itbitiştirilmesinitobirleştirilirbe joinedve bozgunculuk yapanlarand spread corruptionyeryüzündeinyeryüzüthe earthişteThose onlaradırfor themla'net(is) the curseve onlaradırand for themkötü (sonucu)(is) an evilyurdunhome
🇹🇷 13:25 Allah'ın ahdini misak ile belgeledikten sonra bozanlar ve Allah'ın birleştirilmesini emrettiği bağlantıları koparanlar ve yeryüzünü bozguna verenler varya, işte lanet olsun onlara! Ve yurdun kötüsü de onlaradır.
AllahAllahbollaştırırextendsrızkıthe provisionkimse içinfor whomdilediğiHe willsve kısarand restrictsve sevindilerAnd they rejoicehayatıylein the lifedünya(of) the worldoysaand nothinghayatı(is) the lifedünyaof the worldahiretin yanındain (comparison to)ahiretthe Hereafterancakexceptbir geçimdiran enjoyment
🇹🇷 13:26 Allah, dilediği kimseye rızkı genişletir de, daraltır da. Onlar ise dünya hayatı ile ferahlanmaktalar. Oysa düna hayatı ahiret hayatının yanında bir yol azığından ibarettir.
ve diyorlarAnd saykimselerthose whoinkar eden(ler)disbelieveddeğil miydi?Why has notindirilmelibeen sent downonaupon himbir ayeta SignRabbindenfromRabbihis Lordde kiSayşüphesizIndeedAllahAllahsaptırırlets go astraykimseyiwhomdilediğiHe willsve iletirand guideskendisineto Himselfkimseyiwhoeveryönelenturns back
🇹🇷 13:27 Yine o iman etmeyenler diyorlar ki: "Ona Rabbinden bir âyet indirilseydi ya." De ki: "Hakikaten Allah, dilediğini şaşırtır ve kendisine gönül vereni de hidayete erdirir."
onlarThose whoinananlardırbelievedve tatmin olanlardırand find satisfactiongönülleritheir heartsanmaklain the remembranceAllah'ı(of) Allahiyi bilin ki ancakNo doubtanmaklain the remembranceAllah'ı(of) Allahhuzur bulurfind satisfactiongönüllerthe hearts
🇹🇷 13:28 Onlar, iman etmiş ve kalbleri Allah zikriyle yatışmış olanlardır. Evet, iyi bilin ki, kalbler Allah'ın zikri ile yatışır.
kimselerThose whoinanan(lar)believedve yapanlarand didgüzel işlerrighteous deedsmutlulukblessednessonlar içindir(is) for themve güzeland a beautifulgelecekplace of return
🇹🇷 13:29 Onlar ki, iman etmişler ve salih ameller işlemişlerdir, ne mutlu onlara, varacakları yer de ne güzeldir!
böyleceThusseni gönderdikWe have sent youiçinetobir milleta nationelbetteverilygeçmiş bulunanhave passed awaykendilerinden öncefromondan öncebefore it(nice) milletlernationsokuyasın diyeso that you might reciteonlarato themşeyleriwhatvahyettiğimizWe revealedsanato youoysa onlarwhile theynankörlük ederlerdisbelieveRahman'ain the Most Graciousde kiSayOHebenim Rabbimdir(is) my Lordyoktur(there is) notanrıgodbaşkaexceptO'ndanHimO'naUpon HimdayandımI put my trustve yalnız O'nadırand to Himtevbem/dönüşüm(is) my return
🇹🇷 13:30 İşte seni böyle, kendilerinden önce nice ümmetler gelip geçmiş olan bir ümmet içinde gönderdik ki, onlar Rahmân'a küfredip dururlarken, sen onlara sana vahyettiğimiz kitabı okuyasın. De ki: "O Rahmân benim Rabbimdir, O'ndan başka tanrı yoktur. Ben O'na dayandım, tevbem de O'nadır.
eğer olsaydıAnd ifbir Kur'anthat wasbir Kur'anany Quranyürütüldüğücould be movedkendisiyleby itdağlarınthe mountainsyahutorparçalandığıcould be cloven asunderkendisiyleby itarzınthe earthyahutorkonuşturulduğucould be made to speakkendisiyleby itölülerinthe deadhayırNayAllah'a aittirwith Allahişler(is) the commandbütünallhala anlamadılar mı?Then do notbilirlerknowkimselerthose whoinanan(lar)believeşayetthateğerifdileseydihad willedAllahAllahhidayet verirdisurely, He would have guidedinsanlaraallbütünall of the mankindveAnd notgeri durmazwill ceasekimselerethose whoinkar eden(lere)disbelieveisabet etmesito strike themyüzündenfor whatyaptıkları işlerthey didbir belaa disasteryahutorkonarit settlesyakınınacloseyurtlarınınfromyurtlarıtheir homeskadaruntilgelinceyecomesva'di(the) promiseAllah'ın(of) AllahşüphesizIndeedAllahAllahcaymaz(will) notboşa çıkarfailsözünden(in) the Promise
🇹🇷 13:31 Bir Kur'ân ki, onunla dağlar yürütülse veya onunla yer parçalansa veya onunla ölüler konuşturulsa (o yine bu Kur'an olurdu). Fakat emir bütünüyle Allah'ındır. İman edenler, kâfirlerden ümit kesip daha anlamadılar mı ki, Allah dileseydi, elbette insanların hepsine toptan hidayet buyururdu. O küfürde direnenlerin kendi sanatlarıyla başlarına musibet inip duracak, ya da yurtlarının yakınına konacak. Nihayet Allah'ın vaadi gelecek. Muhakkak ki, Allah vaad ettiği zamanı şaşırmaz.
ve andolsunAnd certainlyalay edildiwere mockedpeygamberlerleMessengerssenden öncekifromsenden öncebefore youfakat bir süre verdimbut I granted respitekimselereto those whoinkar eden(lere)disbelievedsonrathenonları yakaladımI seized themnasıland howimişwascezamMy penalty
🇹🇷 13:32 Andolsun ki, senden önceki peygamberlerle de alay edildi. Ben de o kâfirlere bir süre için meydan verdim. Sonra da tuttum onları cezalandırdım. O vakit azabım nasıl imiş (gördüler).
kimse gibi midir?Is then He Whoo(He)duran(is) a Maintainerüzerindeofhereverynefsinsoulyaptığı işinfor whatkazandığıit has earnedonlar koştularYet they ascribeAllah'ato Allahortaklarpartnersde kiSayonları isimlendirinName themyoksaOrsiz haber mi veriyorsunuz?(do) you inform Himbir şeyiof what(Allah'ın) bilmediğinotbilirHe knowsyeryüzündeinyeryüzüthe earthyoksaorboşof the apparentsöz mü (söylüyorsunuz)?ofkelimelerthe wordshayırNaysüslü gösterildi(is) made fair-seemingkimselereto those whoinkar eden(lere)disbelievetuzaklarıtheir plottingve çıkarıldılarand they are hinderedyoldanfromyolthe Pathve kimiAnd whoeverşaşırtırsa(by) AllahAllahAllah lets go astrayartık olmaz!then notonafor himhiçbiranyyol gösterenguide
🇹🇷 13:33 Bütün kazandıklarıyla her bir nefsin üzerinde böylesine hükümran olan başka kim vardır? Böyle iken tuttular da Allah'a ortaklar uydurdular. De ki: "Onlara isimler verip durun bakalım. Siz O'na yeryüzünde bilmediği bir şey mi haber vereceksiniz? Yoksa anlamı olmayan kuru bir laf mı? Doğrusu küfre sapanlara kendi oyunları güzel gösterildi de yoldan saptırıldılar. Allah her kimi saptırırsa, artık onu yola getirecek kimse yoktur.
onlar için vardırFor themazab(is) a punishmenthayatındainhayatthe lifedünya(of) the worldve azabı iseand surely the punishmentahiret(of) the Hereafterdaha zordur(is) harderve yokturAnd notonlar içinfor themAllahdanagainstAllahAllahhiçbiranykoruyacak (kimse)defender
🇹🇷 13:34 Onlara dünya hayatında bir azap vardır. Ahiret azabı ise elbette daha çetindir. Onları Allah'dan koruyacak da yoktur.
durumuThe examplecennetinof Paradiseşöyledirwhichva'dedilen(is) promisedkorunanlara(to) the righteousakarflowsaltındanfromonun altındanunderneath itırmaklarthe riversmeyvesiIts foodsüreklidir(is) everlastingve gölgesi deand its shadeişte budurThissonu(is the) endkimselerinof those whokorunan(ların)(are) righteousve sonu iseand (the) endinkar edenlerin(of) the disbelieversateştir(is) the Fire
🇹🇷 13:35 Müttakilere vaad olunan cennetin misali şöyledir: Altından ırmaklar akar durur, yemişleri süreklidir, gölgeleri de. İşte bu, takva yolunu tutanların akıbetidir. Kâfirlerin akıbeti de ateştir.
ve kimselerAnd those (to) whomverdiğimizWe have given themKitapthe Booksevinirlerrejoiceindirileneat whatindirildihas been revealedsanato youfakat (vardır)but amongkabilelerdenthe groupskimseler(those) whoinkar eden(ler)denyonun bir kısmınıa part of itde kiSayyalnızOnlybana emredildiI have been commandedkulluk etmemthatibadet ederimI worshipAllah'aAllahveand notortak koşmamamI associate partnersO'nawith HimO'naTo Himda'vet ederimI callve O'nadırand to Himdönüşüm(is) my return
🇹🇷 13:36 Bir de kendilerine kitap verdiklerimiz, sana indirilen (vahiy) le sevinç duyuyorlar. Bununla beraber hizipleşenlerden, âyetlerin bir kısmını inkâr edenler de vardır. De ki: "Ben ancak Allah'a kulluk etmekle ve O'na şirk koşmamakla emrolundum. Ben O'na davet ediyorum, dönüşüm de O'nadır."
ve işteAnd thusbiz onu indirdikWe have revealed itbir hüküm olarak(to be) a judgment of authorityarapça(in) Arabicve eğerAnd ifuyarsanyou followonların keyiflerinetheir desiressonraafter whatsana gelencame to youilimdenofilimthe knowledgeartık yokturnotsenin içinfor youAllah'tanagainstAllahAllahhiçbiranydostprotectorne deand notbir koruyucudefender
🇹🇷 13:37 Ve işte biz o Kur'ân'ı Arapça bir hüküm olarak indirdik. Yemin olsun ki, eğer sen, sana vahiyle gelen bu bilgiden sonra onların keyiflerine uyacak olursan, sana Allah'dan ne bir dost vardır, ne de bir koruyucu.
ve andolsunAnd certainlybiz gönderdikWe sentelçilerMessengerssenden öncefromsenden öncebefore youve verdikand We madeonlarafor themeşlerwivesve çocuklarand offspringdeğildirAnd notmümkünwashiçbir elçininfor a Messengergetirmesithatgelirhe comesbir ayetwith a signolmadanexceptizniby the leaveAllah'ın(of) AllahherFor everythingsürenin(is) a timebir yazısı (vardır)prescribed
🇹🇷 13:38 Andolsun ki, biz senden önce de peygamberler gönderdik. Onlara da eşler ve çocuklar verdik. Allah'ın izni olmadan herhangi bir âyet getirmek ise hiçbir peygamberin haddi değildir. Her ecel için bir yazı vardır.
siler(Is) eliminatedAllah(by) AllahdilediğiniwhatO dilerHe willsve (dilediğini) bırakırand confirmsO'nun yanındadırand with Himana(is) the Mother (of) the BookKitap(is) the Mother (of) the Book
🇹🇷 13:39 Allah dilediğini imha eder, dilediğini de yerinde bırakır. Ana kitap O'nun katındadır.
yaAnd whethersana gösteririz(what)sana gösteririzWe show youbir kısmınıa partonları uyardığımızın(of) whatonlara vadettikWe have promised themya daorsenin canını alırızWe cause you to dieşüphesizso onlysana düşenon yousadece duyurmaktır(is) the conveyanceve bize düşerand on Ushesap görmek(is) the reckoning
🇹🇷 13:40 Onlara vaad ettiğimiz azabın bir kısmını sana göstersek, yahut seni, onu görmeden vefat ettirsek, yine de sana düşen sadece tebliğ etmek, bize düşen de hesaba çekmektir.
görmediler mi?Did notgörürlerthey seebizimthat Wegeldiğimizicomeyeryüzüne(to) the landonu eksilttiğimizireducing ituçlarındanfromkenarlarıits bordersAllah'tırAnd Allahhüküm verenjudgesyoktur(there is) noiptal edecekadjusterO'nun hükmünü(of) His Judgmentve O'nunAnd Heçabuktur(is) Swifthesabı(in) the reckoning
🇹🇷 13:41 Görmüyorlar mı ki, biz yeri etrafından eksiltip duruyoruz. Allah öyle hükmeder ki, O'nun hükmünü engelleyecek kimse yoktur. O çok hızlı hesap görür.
ve kuşkusuzAnd certainlytuzak kurmuştuplottedkimselerthose whoonlardan önceki(ler)(were) fromonlardan öncebefore themfakat Allah'ındırbut for Allahtuzaklar(is) the plotbütünallbilirHe knowsnewhatkazandığınıearnshereverynefsinsoulve bileceklerdirand will knowkafirlerthe disbelieverskimin olacağınıfor whomsonunun(is) the finalbu yurdunthe home
🇹🇷 13:42 Onlardan öncekiler de hileler yapmışlardı. Fakat sonuçta bütün hileler(in cezası) Allah'a aittir. Her nefsin ne kazandığını O bilir. Bu dünyanın akıbetinin kime ait olduğunu kâfirler de yakında bilecekler.
ve diyorlar kiAnd saykimselerthose whoinkar eden(ler)disbelievesen değilsinYou are notgönderilmiş bir elçia Messengerde kiSayyeterSufficientAllah'ın(is) Allahşahid olması(as) a Witnessbenimlebetween mesizin aranızdaand between youve bulunanlarınand whoeveryanında[he] hasbilgisiknowledgeKitap(of) the Book
🇹🇷 13:43 O kâfirler: "Sen Allah tarafından gönderilmiş bir peygamber değilsin" diyorlar. De ki: "Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter, bir de yanında kitap ilmi bulunan (yeter)."
Mahmoud Khalil Al-Husary