بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
eyO mankindinsanlarO mankindkorkunFearRabbinizdenyour LordçünküIndeeddepremi(the) convulsionsa'atin(of) the Hourbir şeydir(is) a thingcidden korkunçgreat
🇹🇷 22:1 Ey İnsanlar! Rabbinizden sakının; şüphesiz o kıyamet gününün sarsıntısı çok büyük bir şeydir.
gün(The) Dayonu gördüğünüzyou will see itunuturwill forgethereveryemzirennursing motheremzirdiğinithat whichemziriyordushe was nursingve bırakırand will deliverherevery(sahibi) gebepregnant woman(yük) gebepregnant womanyükünüher loadve görürsünand you will seeinsanları[the] mankindsarhoşintoxicatedoysa değillerdirwhile notonlartheysarhoş(are) intoxicatedamabutazabı(the) punishmentAllah'ın(of) Allahşiddetlidir(will be) severe
🇹🇷 22:2 Onu göreceğiniz gün, her emzikli kadın emzirdiğinden geçer. Ve her hamile kadın çocuğunu düşürür. İnsanları hep sarhoş görürsün, halbuki sarhoş değillerdir. Fakat Allah'ın azabı çok şiddetlidir.
veAnd amonginsanlardanthe mankindkimi(is he) whotartışırdisputeshakkındaconcerningAllahAllaholmaksızınwithoutbilgisiknowledgeve uyarand followshereveryşeytanadevilkaba (şarlatan)rebellious
🇹🇷 22:3 İnsanlardan bazıları Allah hakkında bir bilgisi olmadığı halde tartışır da her azılı şeytanın ardına düşer.
yazılmıştırIt has been decreedonun hakkındafor himşüphesiz othat hekimwhoonu takibedersebefriends himmuhakkak buthen indeed, heonu saşırtırwill misguide himve onu götürürand will guide himazabınatoazap(the) punishmentalevli ateş(of) the Blaze
🇹🇷 22:4 (O şeytanki) hakkında şöyle hüküm verilmiştir: Şüphesiz kim onu dost edinirse, o muhakkak onu saptırır ve doğruca cehennem azabına götürür.
eyO mankindinsanlarO mankindeğerIfisenizyou areiçindeinkuşkudoubtyeniden dirilmektenaboutdirilişthe Resurrection(bilin ki) bizthen indeed, Wesizi yarattıkWe created you(önce) topraktanfromtoprakdustsonrathennutfe(sperm)denfrombir nutfea semen-dropsonrathenalaka(embriyo)danfromalaka (asılıp tutunan)a clinging substancesonrathenbir çiğnem et parçasındanfrombir mudğa (çiğnem et)an embryonic lumpbiçimlenmişformedveand unformedbiçimlenmemişand unformedaçıkça göstermek içinthat We may make clearsizeto youve tutarızAnd We cause to remainrahimlerdeinrahimlerthe wombsdilediğimiziwhatyapacağızWe willbir süreye kadarforbir ecela termbelirtilmişappointedsonrathensizi çıkarırız;We bring you outbir bebek olarak(as) a childsonra[then]ermeniz içinthat you may reachgüçlerinize[your] maturityve içinizdenAnd among youkimi(is he) whoöldürülürdiesve içinizdenand among youkimi de(is he) whoitiliris returneden kötü çağınatoen zelilthe most abjectömrünagehale gelmesi içinso that notbilmezhe knowssonraaftersonraafterbilen kimse ikenhaving knownbir şeyanythingve görürsünAnd you seeyerithe earthkurumuş ölmüşbarrenzamanthen whenbiz indirdiğimizWe send downonun üzerineon itsuyuwatertitreşirit gets stirredve kabarırand it swellsve bitirirand growsherofhereveryçiftikindgüzelbeautiful
🇹🇷 22:5 Ey insanlar! Eğer öldükten sonra dirilmekten şüphede iseniz, (bilin ki) ne olduğunuzu size açıklamak için şüphesiz biz sizi topraktan, sonra nutfeden (spermadan) sonra bir alekadan (embriodan) sonra yapısı belli belirsiz bir et parçasından yaratmışızdır. Dilediğimizi belli bir süreye kadar rahimlerde tutarız. Sonra sizi bir çocuk olarak çıkartırız, sonra sizi, olgunluk çağına erişmeniz için bırakırız. Bununla beraber kiminiz öldürülür, kiminiz de önceki bilgisinden sonra, hiçbir şey bilmemek üzere, ömrünün en fena zamanına ulaştırılır. Bir de yeryüzünü görürsün ki kupkurudur; fakat biz onun üzerine su indirdiğimiz zaman, harekete geçer, kabarır ve her güzel çiftten bitkiler bitirir.
bu böyledirThatçünkü(is) becauseAllahAllah OHetek gerçektir(is) the Truthve OAnd that Hediriltir[He] gives lifeölüleri(to) the deadve Oand that Heüzerine(is) overhereveryşeythingkadirdirAll-Powerful
🇹🇷 22:6 İşte bunlar gösteriyor ki, Allah şüphesiz haktır. Şüphesiz ölüleri o diriltir ve o her şeye kadirdir.
ve muhakkakAnd thato sa'atthe Hourgelecektirwill comeyoktur(there is) noşüphedoubtondaabout itve şüphesizand thatAllahAllahdiriltecektirwill resurrectolanları(those) whokabirlerde(are) inkabirlerthe graves
🇹🇷 22:7 Kıyamet ise şüphesiz gelecek ve muhakkak ki Allah bütün kabirlerde olan kimseleri tekrar diriltecektir.
insanlardanAnd amonginsanlıkmankindkimi(is he) whotartışırdisputeshakkındaconcerningAllahAllaholmaksızınwithoutbilgisiany knowledgeve olmadanand notbir yol göstereniany guidanceve olmadanand notbir Kitabıa Bookaydınlatıcıenlightening
🇹🇷 22:8 İnsanlardan kimi de vardır ki ne bir bilgiye, ne bir delile, ne de aydınlatıcı bir kitaba dayanmaksızın Allah hakkında tartışır.
öteye döndürürTwistingboynunuhis neckşaşırtmak içinto misleadyolundanfromyol(the) wayAllah'ın(of) Allahonun için vardırFor himdünyadaindünyathe worldbir kepazelik(is) disgraceve ona taddıracağızand We will make him tastegünü(on the) Daykıyamet(of) Resurrectionazabını(the) punishmentyangın(of) the Burning Fire
🇹🇷 22:9 Allah yolundan şaşırtmak (saptırmak) için büyüklük taslayarak (tartışır). Dünyada ona bir rezillik vardır. Kıyamet gününde ise ona cehennem azabını tattıracağız
işte buThatyüzündendir(is) for whatönceden yaptıklarıhave sent forthsenin ellerininyour handsve şüphesizand thatAllahAllahdeğildiris notzulmediciunjustkullarato His slaves
🇹🇷 22:10 Ona "Bunlar, senin ellerinle kazandığın günahlar sebebiyledir" denir. Şüphesiz Allah kullarına zulmeden değildir.
veAnd amonginsanlardanthe mankindkimi(is he) whoibadet ederworshipsAllah'aAllahbir kenardan (uçurumdan)onbir kenaran edgeeğerAnd ifkendisine gelirsebefalls himbir hayırgoodhuzura kavuşurhe is contentonunlawith itve eğerand ifbaşına gelirsebefalls himbir kötülüka trialdönerhe turnsüstüonyüzhis faceo kaybetmiştirHe has lostdünyayıthe worldve ahiretiand the Hereafterişte budurThato[it]ziyan(is) the lossapaçıkclear
🇹🇷 22:11 İnsanlardan kimi de Allah'a bir yar kenarındaymış gibi ibadet eder, eğer kendisine bir iyilik gelirse ona gönlü yatışır ve eğer başına bir bela gelirse yüzüstü dönüverir. Dünyayı da ahireti de kaybeder. İşte apaçık kayıp budur.
yalvarırHe callsayrı olarakbesidesbaşkabesidesAllah'tanAllahşeylerewhatona zarar veremeyennotona zarar verirharms himve şeylereand whatyarar sağlamayannotona fayda verirbenefits himişte budurThato[it]sapma(is) the strayinguzak(lara)far away
🇹🇷 22:12 Allah'ı bırakır da kendine ne zarar, ne menfaat veremeyecek şeylere yalvarır. İşte derin sapıklık budur.
yalvarırHe callsolana(one) who zararıhis harmdaha yakın(is) closerfaydasındanthanfaydasıhis benefitne kötüSurely, an evilbir yardımcıprotectorve ne kötüand surely an evilbir arkadaştırfriend
🇹🇷 22:13 Herhalde o, zararı faydasından daha yakın olana yalvarıyor. Yalvardığı şey ne kötü yardımcı ve ne kötü yoldaştır.
şüphesizIndeedAllahAllahsokacaktırwill admitkimselerithose whoinananbelieveve yapanlarıand doiyi işlerthe righteous deedscennetlere(to) Gardensakanflowaltlarındanfromonun altındanunderneath itırmaklarthe riversşüphesizIndeedAllahAllahyapardoesşeyiwhatistediğiHe intends
🇹🇷 22:14 Şüphe yok ki Allah, iman edip salih amelleri işleyenleri altından ırmaklar akan cennetlere koyacak. Şüphesiz Allah dilediğini yapar.
kimWhoeverise[is]sanıyorthinksdiyethatkendisine yardım etmeyeceknotAllah ona yardım ederAllah will help himAllahAllah will help himdünyadaindünyathe worldve ahiretteand the Hereafteruzansınthen let him extendbir sebep(ip)lea ropegöğetogökthe skysonrathenkessinlet him cut offve baksınthen let him seemi?whethergiderebilecekwill removebu düzenihis planşeyiwhatöfkelendiğienrages
🇹🇷 22:15 Allah'ın ona (peygambere) dünyada ve ahirette yardım etmeyeceğini sanan kimse hemen yukarıya bir ip uzatsın, sonra (kendini intihar edip) boğsun da baksın bu hilesi kendisini öfkelendiren şeyi giderecek mi?
ve işte böyleAnd thusbiz O'nu indirdikWe sent it downayetler olarak(as) clear Versesaçık açık(as) clear Versesve şüphesizand thatAllahAllahdoğru yola iletirguideskimseyiwhomdilediğiHe intends
🇹🇷 22:16 İşte biz onu (Kur'ân'ı) böylece, apaçık âyetler olarak indirdik. Şüphesiz Allah dilediğini doğru yola eriştirir.
şüphesizIndeedkimselerthose whoinananlarhave believedve kimselerand those whoyahudilerwere Jewsve sabiilerand the Sabiansve hırıstiyanlarand the Christiansve mecusilerand the Magiansve kimselerand those whoortak koşanlar(are) polytheistsşüphesizindeedAllahAllahhüküm verecektirwill judgebunlar arasındabetween themgünü(on) the Daykıyamet(of) the ResurrectionşüphesizIndeedAllahAllahüzerineoverhereveryşeythingşahittir(is) a Witness
🇹🇷 22:17 Şüphesiz o iman edenler, yahudi olanlar, sabiîler (yıldıza tapanlar), hıristiyanlar, ateşe tapanlar ve (Allah'a) eş koşanlar (yok mu?) Allah, kıyamet günü bunların arasını şüphesiz ayıracaktır. Çünkü Allah her şeyi hakkıyla görüp bilendir.
görmedin miDo notgörürsünyou seekuşkusuzthatAllah'a(to) Allahsecde ediyorlarprostratesO'nato Himkimselerwhoevergöklerdeki(is) ingöklerthe heavensve kimselerand whoeveryerdeki(is) inyeryüzüthe earthve güneşand the sunve ayand the moonve yıldızlarand the starsve dağlarand the mountainsve ağaçlarand the treesve hayvanlarand the moving creaturesve birçoğuand manyinsanlardanofinsanlarthe peopleama birçoğuBut many hak olmuştur(is) justly dueüzerineon himazabthe punishmentve kimiAnd whoeveraşağılatırsaAllah humiliatesAllahAllah humiliatesartık olmazthen notonafor himhiçanydeğer verenbestower of honorşüphesizIndeedAllahAllahyapardoesşeyiwhatdilediğiHe wills
🇹🇷 22:18 Görmedin mi, göklerdeki kimseler, yerdeki kimseler, güneş, ay ve yıldızlar, dağlar, ağaçlar, bütün hayvanlar ve insanlardan birçoğu hep Allah'a secde ediyor. Birçoğunun üzerine de azab hak olmuştur. Allah kimi hor ve hakir kılarsa artık ona ikram edecek yoktur. Şüphesiz Allah dilediği şeyi yapar.
işte şunlarThese twoiki hasım tarafopponentsçekişendisputehakkındaconcerningRableritheir LordkimselereBut those whoinkar eden(lere)disbelievedbiçildiwill be cut outonlarafor themgiysigarmentsateştenofateşfiredökülüyorWill be pouredüstündenoverüzerineoverbaşlarınıntheir headskaynar su[the] scalding water
🇹🇷 22:19 Şu ikisi Rableri hakkında tartışmaya girmiş iki hasımdır. O'nu inkar edenler için ateşten elbiseleri biçilmiştir. Başlarının üstünden kaynar su dökülür.
eritiliyorWill be meltedonunlawith itşeylerwhatiçindeki(is) inkarınlarınıntheir belliesve derileriand the skins
🇹🇷 22:20 Bununla karınlarındaki ve derileri eritilir.
ve onlar için vardırAnd for themkamçılar(are) hooked rodsdemirdenofdemiriron
🇹🇷 22:21 Bir de bunlara demirden kamçılar vardır.
her seferEvery timeistediklerithey wantçıkmaktoçıkıncome outoradanfrom it(o) gamdanfromıstırapanguishgeri çevrilirlerthey will be returnedorayathereinve tadın (denilir)Tasteazabını(the) punishmentyangın(of) the Burning Fire
🇹🇷 22:22 Uğradıkları gamdan (dolayı) oradan ne zaman çıkmak isteseler, her defasında oraya geri çevrilirler: "Yakıcı azabı tadın" denir.
şüphesizIndeedAllahAllahsokarwill admitkimselerithose whoinanan(ları)believeve yapanlarıand doiyi işlerthe righteous deedscennetlere(to) Gardensakanflowaltlarındanfromonun altındanunderneath itırmaklarthe riverstakınırlarThey will be adornedoradathereinbileziklerwithbileziklerbraceletsaltındanofaltıngoldve inci(ler)and pearlve giysileriand their garmentsoradathereinipektir(will be of) silk
🇹🇷 22:23 Şüphesiz Allah iman edip yararlı iş işleyenleri, altından ırmaklar akan cennetlere koyacak, orada altın bilezikler ve inciler takınacaklar. Oradaki elbiseleri de ipektendir.
ve iletilmişlerdirAnd they were guidedgüzelinetoiyilikthe goodsözünofsözthe speechve iletilmişlerdirand they were guidedyolunatoyol(the) pathçok övülen(Allah)ın(of) the Praiseworthy
🇹🇷 22:24 Hem sözün güzelini işitecek duruma ulaştırılmışlar, hem de övülmeye layık (olan Allah'ın) yoluna eriştirilmişlerdir.
şüphesizIndeedkimselerthose whoinkar eden(ler)disbelievedve geri çevirenlerand hinderyolundanfromyol(the) wayAllah'ın(of) Allahve Mescid-i (Haram'dan)and Al-Masjid Al-Haraam(ve Mescid-i) Haram'danand Al-Masjid Al-Haraamyaptığımızwhichonu yaptıkWe made itbütün insanlar içinfor the mankindeşit (ibadet yeri)equalyerli olan(are) the residentoradathereinve dışarıdan gelenand the visitorve kimand whoeveristerseintendsorada (böyle)thereinhaktan sapmakof deviationzulüm ile(or) wrongdoingona taddırırızWe will make him tastebir azabtanofbir azapa punishmentacıpainful
🇹🇷 22:25 Şüphesiz inkâr edenlere, Allah'ın yolundan, yerli ve yolcu bütün insanlar için eşit kılınan Mescidi Haram'dan alıkoyanlara ve orada zulümle yanlış yola saptırmak isteyene can yakıcı bir azab tattırırız.
bir zamanlarAnd whenkondurmuştukWe assignedİbrahim'ito Ibrahimyerine(the) siteBeyt(Ka'be'n)in(of) the HousediyeThatortak koşma(do) notortak koşarlarassociatebanawith Mehiçbir şeyianythingve temizleand purifyevimiMy Housetavaf edenler içinfor those who circumambulateve ayakta duranlar içinand those who standve rüku' edenler içinand those who bowsecde edenler için(and) those who prostrate
🇹🇷 22:26 Bir zamanlar Kâbe'nin yerini İbrahim'e şu şekilde hazırlamıştık: Sakın bana hiçbir şeyi ortak koşma; tavaf edenler, orada (kıyama) duranlar, ruku edenler ve secdeye varanlar için evimi tertemiz et.
ve ilan etAnd proclaimiçindetoinsanlar[the] mankindhaccı[of] the Pilgrimagesana gelsinlerthey will come to youyaya olarak(on) footve üzerindeand onhereveryyorgun develean camelgelenthey will come(türlü)fromhereveryyollardanmountain highwayuzakdistant
🇹🇷 22:27 İnsanları hacca çağır; yürüyerek veya incelmiş binekler üstünde (uzak yollardan) her derin vadiyi aşarak sana gelsinler.
şahit olmaları içinThat they may witnessbirtakım faydalarabenefitskendileri içinfor themve anmaları içinand mentionadını(the) nameAllah'ın(of) Allahgünlerdeongünlerdaysbelirliknownüzerineoverşeyleriwhatonlara rızık olarak verilenHe has provided themyürüyen-danofyürüyen(the) beastdavarların(of) cattleyeyinSo eatonlardanof themve yedirinand feedsıkıntı içinde bulunanthe miserablefakirethe poor
🇹🇷 22:28 Ta ki kendilerine ait birtakım menfaatlere şahid olsunlar; Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanları belli günlerde kurban ederken O'nun adını ansınlar. Siz de onlardan yiyin, yoksulu, fakiri de doyurun.
sonraThengidersinlerlet them endkirlerinitheir prescribed dutiesve yerine getirsinlerand fulfiladaklarınıtheir vowsve tavaf etsinlerand circumambulate(Eski) Evi [Kâbe'yi]the HouseEski (Evi) [Kâbe'yi][the] Ancient
🇹🇷 22:29 Sonra kirlerini giderip temizlensinler. Adaklarını yerine getirsinler. Kâbeyi tavaf etsinler.
işte öyleThatve kimand whoeversaygı gösterirsehonorsyasaklarına(the) sacred ritesAllah'ın(of) Allahişte othen ithayırlıdır(is) bestkendisi içinfor himyanındanearRabbininhis Lordve size helal kılınmıştırAnd are made lawfulsizin içinto youhayvanlarthe cattledışındakiexceptşeylerwhatoku(nup açıkla)nanis recitedsizeto youartık kaçınınSo avoidpisthe abominationputlardanofputlarthe idolsve kaçınınand avoidsözden(the) wordyalanfalse
🇹🇷 22:30 Emir budur, Allah'ın yasaklarına kim saygı gösterirse, bu, kendisi için Rabbinin katında şüphesiz hayırdır. Size bildirilegelenden başka bütün hayvanlar helal kılınmıştır. O halde o pis putlardan kaçının ve yalan sözden sakının.
hanifler olunBeing uprightAllah'ıto Allahortak koşmadannotortak koşarakassociating partnersO'nawith Himve kimAnd whoeverortak koşarsaassociates partnersAllah'awith Allahsanki gibidirthen (it is) as thoughdüşmüşhe had fallengöktenfromgökthe skyve kendisini kapıyorand (had) snatched himkuşthe birdsveyaorsürüklüyorhad blownonuhimrüzgarthe windbir yeretobir yera placeuzakfar off
🇹🇷 22:31 Allah için, O'na eş koşmayan, O'nun birliğine inanmış kimseler olun. Allah'a ortak koşan kimse, gökten düşüp de kuşların kaptığı veya rüzgarın bir uçuruma sürüklediği şeye benzer.
işte böyleThatve kimand whoeversaygı gösterirsehonorsnişanlarına(the) SymbolsAllah'ın(of) Allahşüphesiz buthen indeed, ittakvasındandır(is) fromtakva(the) pietykalblerin(of) the hearts
🇹🇷 22:32 Bu böyledir; kim Allah'ın nişanelerine, kurbanlıklarına saygı gösterirse, şüphesiz o kalblerin takvasındandır.
sizin için vardırFor youonlardathereinmenfaatler(are) benefitsbir süreye kadarforbir ecela termbelirliappointedsonrathenonların varacakları yertheir place of sacrifice(Eski) Ev'dir [Kâbe](is) atBeyt (Kâbe)the HouseEski (Ev'dir) [Kâbe]the Ancient
🇹🇷 22:33 Sizin için onlarda belli bir süreye kadar bir takım faydalar vardır. Sonra bunlar Beyti atik (kâbe) de son bulurlar.
ve hepsi içinAnd for everyümmetinnationbiz koydukWe have appointedbir kurban ibadetia riteanmaları içinthat they may mentionadını(the) nameAllah'ın(of) Allahüzerineoverşeywhatrızık olarak verilenHe (has) provided themhayvanlardanofhayvan(the) beast(kurbanlık)(of) cattletanrınızAnd your Godtanrıdır(is) Godbir tekOneyalnız O'naso to Himteslim olunsubmitve müjdeleAnd give glad tidingssamimi insanları(to) the humble ones
🇹🇷 22:34 Her ümmet için Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanların üzerine O'nun adını ansınlar diye bir mabed yapmışızdır. Hepinizin ilâhı bir tek ilâhtır. Onun için yalnız O'na teslim olan müslümanlar olun. (Ey Muhammed!) Allah'a itaat eden alçak gönüllüleri müjdele.
onlar kiThosezamanwhenanıldığıis mentionedAllahAllah titrerfearkalbleritheir heartsve sabrederlerand those who are patient(başlarına)overedenewhateverisabethas afflicted themve kılarlarand those who establishnamazıthe prayerve şeylerdenand out of whatkendilerini rızıkandırdığımızWe have provided them(Allah yoluna) harcarlarthey spend
🇹🇷 22:35 Ki Allah anıldığı vakit onların kalpleri titrer. Onlar başlarına gelene sabreden, namaz kılan kimselerdir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcarlar.
kurbanlık develeriAnd the camels and cattle yaptıkWe have made themsizin içinfor youişaretlerindenamongnişaneler(the) SymbolsAllah'ın(of) Allahsizin için vardırfor youonlardathereinhayır(is) goodanın (da boğazlayın)So mentionadını(the) nameAllah'ın(of) Allahüzerlerineover them(kurban için) sıra halinde dururlarken(when) lined upzamanand whendüştüğündeare downyanları üzerine (canları çıkınca)their sidesyeyinthen eatonlardanfrom themve yedirinand feedkanaat edip isteyemeyenethe needy who do not askve isteyeneand the needy who askişte böyleThusonları boyun eğdirdiWe have subjected themsizeto youumulur kiso that you mayşükredersinizbe grateful
🇹🇷 22:36 Kurbanlık deve ve sığırları Allah'ın size olan nişanelerinden kıldık. Sizin için onlarda hayır vardır. Ön ayaklarının biri bağlı halde keserken üzerlerine Allah'ın adını anın. Yanları yere yaslandığı vakit de onlardan yiyin, kanaat edip istemeyene de, isteyene de yedirin. Böylece onları sizin buyruğunuza verdik ki, şükredesiniz.
ulaşmazWill notulaşırreachAllah'aAllahonların etleritheir meatve ne deand notkanlarıtheir bloodfakatbutO'na ulaşırreaches Himtakvanızthe pietysizinfrom youböyleceThusonları boyun eğdirdiHe subjected themsizeto youanmanız içinso that you may magnifyAllah'ıAllahüzerefordiyewhatsizi doğru yola ilettiHe has guided youve müjdeleAnd give glad tidingsgüzel davrananları(to) the good-doers
🇹🇷 22:37 Elbette onların etleri ve kanları Allah'a ulaşmayacaktır. Ancak O'na sizin takvanız erecektir. Onları bu şekilde sizin buyruğunuza verdi ki, size yolunu gösterdiğinden dolayı, Allah'ı tekbir ile yüceltesiniz. (Ey Muhammed!) Vazifelerini güzelce yapan iyilik sevenleri müjdele.
şüphesizIndeedAllahAllahdefeder (şerri)defendskimselerdendefendsonlar kithose whoinanan(lar)believeşüphesizIndeedAllahAllahsevmez(does) notgibilikehiçbireveryhaintreacherousinkarcıyıungrateful
🇹🇷 22:38 Şüphesiz Allah inananları savunur. Çünkü Allah hâin ve nankörlerin hiçbirini sevmez.
izin verildiPermission is givenkendileriyleto those whosavaşılanlaraare being foughtyüzündenbecause theyonlara zulmedilmeleriwere wrongedve şüphesizAnd indeedAllahAllahonlara yardım etmeğeforzaferleritheir victorykadirdir(is) surely Able
🇹🇷 22:39 Kendilerine savaş açılan kimselere (kâfirlere karşı koymak için) izin verildi. Çünkü onlar zulme uğradılar. Şüphesiz Allah onları zafere ulaştırmaya kadirdir.
onlarThose whoçıkarıldılarhave been evictedyurtlarındanfromyurtlarıtheir homesetmedikleri haldewithouthakrightsadeceexceptdiyethatdiyorlarthey saidRabbimizOur LordAllah'tır(is) Allaheğer olmasaydıAnd if notsavunmasıAllah checksAllah'ınAllah checksinsanlarınthe peoplebazılarınısome of themdiğer bazılarıyleby othersyıkılırdısurely (would) have been demolishedmanastırlarmonasteriesve kiliselerand churchesve havralarand synagoguesve mescidlerand masajid anılanis mentionediçlerindein itismi(the) name of AllahAllah'ın(the) name of Allahçokcamuchve elbette yardım ederAnd surely Allah will helpAllahAnd surely Allah will helpkimseye(those) whokendine yardım edenhelp HimkuşkusuzIndeedAllahAllahkuvvetlidir(is) surely All-StronggalibdirAll-Mighty
🇹🇷 22:40 Onlar "Rabbimiz Allah'tır" demelerinden başka bir sebep olmaksızın haksız yere yurtlarından çıkarıldılar. Eğer Allah insanların bir kısmını bir kısmı ile defetmeseydi manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah'ın adı çok anılan mescidler elbette yıkılırdı. Şüphesiz Allah kendi (dini) ne yardım edene yardım edecektir. Şüphesiz Allah çok güçlüdür, çok izetlidir (her şeye galiptir).
eğerThose whoeğerifonları iktidara getirirsekWe establish themyer yüzündeinyerthe landkılarlarthey establishnamazıthe prayerve verirlerand they givezekatızakahve emrederlerand they enjoiniyiliğithe rightve vazgeçirmeğe çalışırlarand forbidkötülüktenfromzulümthe wrongve Allah'a aittirAnd for Allahsonu(is the) endbütün işlerin(of) the matters
🇹🇷 22:41 Onlar (o müminlerdir) ki, eğer kendilerini yeryüzünde iktidar mevkiine getirirsek namazı kılarlar, zekatı verirler, iyiliği emrederler ve fenalığı yasak ederler. Bütün işlerin sonu sırf Allah'a âittir.
ve eğerAnd ifseni yalanlıyorlarsathey deny yougerçektenso verilyyalanlamıştıdeniedbunlardan öncebefore themkavmi de(the) peopleNuh(of) Nuhve 'Adand Aadve Semudand Thamud
🇹🇷 22:42 (Ey Muhammed!) Eğer seni (müşrikler) yalanlıyorlarsa bil ki onlardan önce Nûh kavmi, Âd ve Semûd (kavimleri de kendi peygamberlerini) yalancı saydılar.
ve kavmiAnd (the) peopleİbrahim(of) Ibrahimve kavmiand (the) peopleLut(of) Lut
🇹🇷 22:43 İbrahim'in kavmi de, Lût'un kavmi de (peygamberlerini) yalancı saydılar.
ve halkıAnd the inhabitantsMedyen(of) Madyanve yalanlanmıştıAnd Musa was deniedMusaAnd Musa was deniedben de bir süre vermiştimso I granted respitekafirlereto the disbelieverssonrathenonları yakalamıştımI seized themnasıland howolduwasbenim inkarımMy punishment
🇹🇷 22:44 (Şuayb'ın kavmi olan) Medyen halkı da (Şûayb'ı) yalanladı. Musa da (Firavun tarafından) yalanlandı. Ben de o kâfirlere bir süre verdim. Sonra da onları yakalayıverdim. Beni tanımamak nasılmış görsünler.
niceleri vardırAnd how manykentlerdenofbir kasabaa townshiphelak ettiğimizWe have destroyed itowhile itzulmederkenwas doing wrongve oso itçökmüştürfellüstüneontavanlarıits roofsve kuyuand wellkullanılmaz olmuşturabandonedve saraylarand castlesağlamlofty
🇹🇷 22:45 Nice memleketler vardı ki, zulüm yaparlarken biz onları yok ettik. Artık damları çökmüş, duvarları üzerine yıkılmıştır. (Geride) Nice terkedilmiş kuyularla bomboş kalmış yüksek saraylar (bırakılmıştır.)
hiçSo have notgezmediler mi?they traveledyer yüzündeinyerthe landolsunand isonlarınfor themkalbleriheartsdüşünecekleri(to) reasononunlawith itveyahutorkulaklarıearsişitecekleri(to) hearonunlawith itziraFor indeed, [it]kör olmaznotkör olmuşlardır(are) blindedgözlerthe eyesfakatbutkör olur(are) blindedkalblerthe heartsiçindekiwhichiçindedir(are) ingöğüslerthe breasts
🇹🇷 22:46 Yeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki olanları akledecek kalbleri, işitecek kulakları olsun. Gerçek şudur ki, gözler kör olmaz, fakat asıl göğüslerin içindeki kalpler kör olur.
ve senden çabucak istiyorlarAnd they ask you to hastenazabıthe punishmentfakatBut never willcaymazfail/violateAllahAllahsözünden(in) His Promiseve şüphesiz;And indeedbir güna dayyanındawithRabbininyour Lordbin (yıl) gibidir(is) like a thousandyılyear(s)sizin saydıklarınızdanof whatsayarsınızyou count
🇹🇷 22:47 Bir de senden acele azab istiyorlar. Elbette Allah sözünden caymaz. Bununla beraber Rabbinin katında birgün, sizin sayacaklarınızdan bin sene gibidir.
ve niceleri var kiAnd how manykentlerdenofbir kasabaa townshipbiraz süre vermişimdirI gave respiteonato itowhile itzulmederken(was) doing wrongsonraThenonu yakalamışımdırI seized itancak banadırand to Medönüş(is) the destination
🇹🇷 22:48 Zulmedip dururlarken kendilerine mühlet verdiğim nice memleket halkı vardı ki, sonunda onları yakalayıvermiştim. Dönüş ancak banadır.
de kiSayeyO mankindinsanlarO mankindşüphesizOnlybenI amsizin içinto youbir uyarıcıyıma warnerapaçıkclear
🇹🇷 22:49 (Habîbim!) De ki: "Ey insanlar! Ben size ancak apaçık anlatan bir uyarıcıyım."
veSo those whoinananlar içinbelieveve yapanlar içinand doiyi işlerrighteous deeds onlara vardırfor themmağfiret(is) forgivenessve rızıkand a provisionbolnoble
🇹🇷 22:50 İşte iman edip salih amel işleyenler için hem bir mağfiret, hem de (cennette) tükenmez bir rızık vardır.
çalışanlara gelinceAnd those whoçabaladılarstroveeyetlerimiziagainstayetlerimizOur Versesetkisiz bırakmak için(to) cause failureonlarthoseashabıdır(are the) companionscehennem(of) the Hellfire
🇹🇷 22:51 Âyetlerimizi tartışarak bozmaya uğraşanlara gelince, işte onlar cehennemliktirler. Böyle de ve temennilere uyma. Çünkü:
veAnd notgöndermemiştikWe sentsenden öncebefore yousenden öncebefore youhiçbiranyresulMessengerve ne deand notnebia Prophetolmayanbutzamanwhentemenni ettiğihe recited(bir düşünce) atmışthrewşeytanthe Shaitaanonun temennisineinokuyuşuhis recitationfakat silerBut Allah abolishesAllahBut Allah abolishesşeyiwhatattığıthrowsşeytanınthe ShaitaansonrathensağlamlaştırırAllah will establishAllahAllah will establishkendi ayetleriniHis Versesve AllahAnd Allahalim(bilen)dir(is) All-KnowerhakimdirAll-Wise
🇹🇷 22:52 (Ey Muhammed!) Biz senden önce hiçbir elçi ve hiçbir peygamber göndermedik ki o bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun arzusuna şüpheler karıştırmasın. Bunun üzerine Allah şeytanın karıştırdığı şüpheyi giderir. Sonra da Allah, âyetlerini tahkim eder (güçlendirir). Allah Alîm'dir (herşeyi bilir), Hakîmdir (Hikmet sahibidir)
yapmak içinThat He may makeşeyiwhatattığıthe Shaitaan throwsşeytanınthe Shaitaan throwsbir imtihana trialolanlarafor thosekalblerindeinkalpleritheir heartsbir hastalık(is) a diseaseve katılaşanlaraand (are) hardenedkalbleritheir heartsve şüphesizAnd indeedzalimlerthe wrongdoersiçindedirler(are) surely, inbir ayrılıkschismuzakfar
🇹🇷 22:53 Allah, şeytanın karıştırdığını, kalblerinde hastalık bulunan ve kalpleri kaskatı olan kimseleri sınamaya vesile kılar. Zalimler şüphesiz (haktan uzak) derin bir ayrılık içindedirler.
ve bilsinler diyeAnd that may knowkendilerinethose whoverilenlerhave been givenilimthe knowledgeonun (Kur'an'ın)that itbir hak (gerçek) olduğunu(is) the truthRabbindenfromRabbinyour Lordve inansınlar diyeand they believeonain itböylece saygı duysunand may humbly submitonato itkalbleritheir heartsve şüphesizAnd indeedAllahAllahmutlaka iletir(is) surely (the) Guidekimseleri(of) those whoinanan(ları)believeyolatobir yola PathdoğruStraight
🇹🇷 22:54 Bir de kendilerine ilim verilmiş olanlar, Kur'ân'ın şüphesiz Rabbinden gelen bir gerçek olduğunu bilsinler ve ona iman etsinler de kalpleri ona saygı duysun. Çünkü Allah, iman edenleri doğru yola eriştirir.
veAnd notbitmezwill ceaseinkar edenlerinthose whoinkâr ederlerdisbelieveiçinde (olmaları)(to be) inkuşkudoubto(Kur'a)ndanof itkadaruntilkendilerine gelinceyecomes to themo sa'atthe Houransızınsuddenlyyahutorkendilerine gelinceye kadarcomes to themazabı(the) punishmentgünün(of) a Daykısır (hayırsız)barren
🇹🇷 22:55 İnkâr edenler de, kendilerine ansızın kıyamet gelinceye veya akîm (kısır) bir günün azabı gelinceye kadar, Kur'ân'dan şüphe etmekte devam edip giderler.
mülkThe Sovereigntyo gün(on) that DayAllah'ındır(will be) for AllahhükmederHe will judgeonların aralarındabetween themkimselerSo those whoinananlarbelieveve yapanlarand didiyi işlerrighteous deedscennetlerindedirler(will be) incennetlerGardensni'met(of) Delight
🇹🇷 22:56 O gün hükümranlık yalnız Allah'ındır, O aralarında hükmünü verir. Artık iman edip yararlı iş işleyenler nimet cennetlerindedirler.
veAnd those whoinkar edenlerdisbelievedve yalanlayanlarand deniedayetlerimiziOur Versesişte onlarthen thoseonlara vardırfor thembir azab(will be) a punishmentalçaltanhumiliating
🇹🇷 22:57 İnkâr edip âyetlerimizi yalan sayanlar ise, işte bunlar için hakîr düşüren bir azab vardır.
ve kimselerAnd those whohicret eden(ler)emigratedyolundainyol(the) wayAllah(of) Allahsonrathenöldürülenlerwere killedveyaorölenlerdiedonları rızıklandıracaktırsurely, Allah will provide themAllahsurely, Allah will provide thembir rızıklaa provisionen güzelgoodve doğrusuAnd indeedAllahAllahelbette osurely, Heen hayırlısıdır(is the) Bestrızık verenlerin(of) the Providers
🇹🇷 22:58 Allah yolunda hicret edip de sonra öldürülmüş veya ölmüş olanlara gelince, elbette Allah, onları güzel bir rızıkla rızıklandıracaktır. Çünkü Allah rızık verenlerin en hayırlısıdır.
elbette onları sokacaktırSurely, He will admit thembir yere(to) an entrancerazı olacaklarıthey will be pleased (with) itve doğrusuAnd indeedAllahAllahbilendirsurely, (is) All-KnowinghalimdirMost Forbearing
🇹🇷 22:59 Allah onları hoşnud olacakları bir yere (cennete) elbette koyacaktır. Şüphesiz Allah Alîmdir (herşeyi bilir) Halîmdir, (Kullarına yumuşak davranır.).
işte böyleThatve kimand whoeverceza verir dehas retaliateddengiylewith the likeyapılan cezanın(of) thatona eziyet edildihe was made to sufferkendisineby itsonrathentekrar saldırılırsahe was oppressedkendisine[on him]elbette ona yardım ederAllah will surely help himAllahAllah will surely help himşüphesizIndeedAllahAllahaffedendir(is) surely Oft-PardoningbağışlayındırOft-Forgiving
🇹🇷 22:60 Bu böyledir, kim kendisine yapılan cezaya aynı ile karşılık verir de, sonra yine kendisine zulüm yapılırsa, muhakkak ki, Allah ona yardım eder. Allah şüphesiz çok af edicidir, çok bağışlayıcıdır.
işte böyleThatşüphesiz(is) becauseAllahAllahsokarcauses to entergeceyithe nightiçinein (to)gündüzünthe dayve sokarand causes to entergündüzüthe dayiçinein (to)geceninthe nightve doğrusuAnd indeedAllahAllahişitendir(is) All-HearergörendirAll-Seer
🇹🇷 22:61 Çünkü Allah, geceyi gündüzün içine sokar, gündüzü de gecenin içine sokar. Şüphesiz Allah, Semîdir (herşeyi işitir) Basîrdir (herşeyi görür).
işte böyleThat (is)çünkübecauseAllahAllahoHeHak'tır(is) the Truthve gerçektenand thatşeylerwhatyalvardıklarıthey invokeO'ndan başkabesides HimO'ndan başkabesides Himoitbatıldır(is) the falsehoodve gerçek şu kiAnd thatAllahAllahOHeçok yücedir(is) the Most Highçok büyüktürthe Most Great
🇹🇷 22:62 (Bu sonsuz güç şundandır) Çünkü Allah, varlığı kendinden olan Hak'tır. Müşriklerin O'nu bırakıp da tapındıkları putlar ise hep bâtıldır. Şüphesiz Allah, yücedir, büyüktür.
görmedin miDo notgörürsünyou seekesinliklethatAllahAllahindirirsends downgöktenfromgökthe skybir suwaterböylece olurthen becomesyeryüzüthe earthyemyeşilgreendoğrusuIndeedAllahAllahlatiftir(is) surely SubtlehabirdirAll-Aware
🇹🇷 22:63 Görmedin mi Allah'ın gökten indirdiği su ile yeryüzü (nasıl) yemyeşil oluyor? Gerçekten Allah çok lütufkârdır, her şeyden haberdardır.
hep O'nundurFor Himne varsa(is) whatevergöklerde(is) ingöklerthe heavensve ne varsaand whateveryerde(is) inyeryüzüthe earthve ancakAnd indeedAllahAllahişte O'dursurely, Hezengin olan(is) Free of needövülmeğe layık olanthe Praiseworthy
🇹🇷 22:64 Göklerde ve yerde ne varsa hep O'nundur. Doğrusu Allah müstağnîdir, övülmeğe layıktır.
görmedin mi?Do notgörürsünyou seekithatAllahAllahbuyruğunuza verdi(has) subjectedsizinto youolanlarıwhatyerde(is) inyeryüzüthe earthve gemileriand the shipsakıp gidenthat saildenizdethroughdenizthe seaemriyleby His Commandve tutuyorAnd He withholdsgöğüthe skydiyelestdüşmesinit fallsüstüneonyerinthe earthdışındaexceptO'nun izniby His permissionçünküIndeedAllahAllahinsanlarato mankindçok şefkatlidir(is) Full of Kindnessçok merhametlidirMost Merciful
🇹🇷 22:65 Görmedin mi ki, Allah bütün yerdekileri ve emriyle denizlerde akıp giden gemileri hep sizin buyruğunuz altına verdi. Göğü de izni olmaksızın yere düşmekten o (koruyup havada) tutuyor. Şüphesiz Allah insanlara çok şefkatlidir, çok merhametlidir.
ve O'durAnd Hesizi dirilten(is) the One Whosize hayat verdigave you lifesonrathensizi öldürenHe will cause you to diesonra (yine)thensizi diriltenHe will give you life (again)gerçektenIndeedinsanmançok nankördür(is) surely ungrateful
🇹🇷 22:66 Size (ilk defa) hayat veren, sonra öldürecek olan, sonra da yeniden diriltecek olan O'dur. İnsan gerçekten pek nankördür.
herFor everyümmetenationbelirledikWe have madeibadet şeklirite(s)onlarıntheyuyduklarıperform itaslaSo let them not dispute with youseninle çekişmesinlerSo let them not dispute with youbu işteinişthe matterçağırbut invite (them)RabbinetoRabbinyour Lordkuşkusuz senIndeed, youüzerindesin(are) surely onbir yolguidancedosdoğrustraight
🇹🇷 22:67 Biz her ümmet için bir şeriat tayin ettik ki, onlar onunla amel ederler. Bunun için (ey Muhammed!) bu konuda seninle hiçbir zaman çekişmesinler. (İnsanları) Rabbine (ibadet etmeye) çağır. Şüphesiz sen gerçekten hidayete götüren doğru bir yol üzerindesin.
ve eğerAnd ifseninle mücadele ederlersethey argue (with) youde kithen sayAllahAllahdaha iyi bilir(is) most knowingşeyleriof whatyaptıklarınızyou do
🇹🇷 22:68 Eğer seninle tartışırlarsa, de ki: "Allah yaptıklarınızı çok iyi bilir."
AllahAllahhükmedecektirwill judgearanızdabetween yougünü(on the) Daykıyamet(of) the Resurrectionhususlardaconcerning whatolduğunuzyou used (to)ondain itayrılığa düşüyordiffer
🇹🇷 22:69 Ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında kıyamet günü Allah aranızda hükmünü verecektir.
bilmez misin?Do notbilirsinizyou knowkuşkusuzthatAllahAllahbilirknowsne varsawhatgökte(is) ingökthe heavenve yerdeand the earthkuşkusuzIndeedbunların hepsithatbir Kitaptadır(is) inbir kitapa Recordşüphesizindeedbuthatiçin(is) forAllahAllahkolaydıreasy
🇹🇷 22:70 Bilmez misin ki, Allah, gökte ve yerde ne varsa hepsini bilir. Şüphesiz bunlar bir kitabtadır. Hiç şüphe yok ki bunlar Allah'a pek kolaydır.
ve tapıyorlarAnd they worshipşeylerebesides Allahdışındabesides AllahAllah'ınbesides AllahindirmemiştirwhatdeğilnotO indirdiHe (has) sent downonlarafor ithiçbir delilany authorityveand whatyokturnotkendilerininthey haveonun hakkındaof itbir bilgileriany knowledgeve yokturAnd noto zalimlerin(will be) for the wrongdoershiçbiranyyardımcısıhelper
🇹🇷 22:71 Onlar Allah'ı bırakıp da O'nun, haklarında hiçbir delil indirmediği ve kendilerinde de bir bilgi bulunmayan şeylere taparlar. Zalimler için hiçbir yardımcı yoktur.
ve zamanAnd whenokunduğuare recitedkendilerineto themayetlerimizOur Versesapaçıkclearanlarsınyou will recognizeyüzlerindeonyüzler(the) faceskimselerin(of) those whoinkar edendisbelievehoşnutsuzlukthe denialneredeyseThey almostüzerine saldıracaklarattackokuyanlarınthose whookurlarrecitekendilerineto themayetlerimiziOur Versesde kiSaysize haber vereyim mi?Then shall I inform youdaha kötü bir şeyof worsebundanthanşuthatateş!The Fireve onu va'detmiştirAllah (has) promised itAllahAllah (has) promised itkimselere(for) those whoinkar edendisbelieveve ne kötüand wretchedsondur(is) the destination
🇹🇷 22:72 Âyetlerimiz kendilerine apaçık olarak okunduğu zaman, o kâfirlerin yüzlerinden inkârlarını anlarsın. Neredeyse, kendilerine âyetlerimizi okuyanlara saldıracaklar. De ki: "Şimdi size ondan daha kötü olanını haber vereyim mi? O, ateştir. Allah bunu kâfir olanlara vaad buyurdu. O ne kötü bir dönüş yeridir."
eyO mankindinsanlarO mankindsize verildiIs set forthbir temsilan exampledinleyinso listenonuto itşüphesizIndeedyalvardıklarınızthose whomyalvarırsınızyou invokebaşkabesides AllahAllah'tan başkabesides AllahAllah'tanbesides Allahyaratamazlarwill neveryaratırcreatebir sinek dahia flyşayeteven ifbir araya toplansalarthey gathered togetheronların hepsifor itve eğerAnd ifonlardan kapsasnatched away from themsinekthe flybir şeya thingbunu kurtaramazlarnotgeri alabilirlerdithey (could) take it backondanfrom itacizSo weakisteyen de(are) the seekeristenen deand the one who is sought
🇹🇷 22:73 Ey insanlar! Bir misal verilmektedir, şimdi ona iyi kulak verin: Sizin Allah'ı bırakıp taptıklarınız bir araya gelseler, bir sinek bile yaratamayacaklardır. Sinek onlardan bir şey kapsa onu kurtaramazlar. İsteyen de, istenen de âcizdir.
takdir edemedilerNottakdir ettilerthey (have) estimatedAllah'ıAllahhakkıyle(with) duekadrini[His] estimationşüphesizIndeedAllahAllahkuvvetlidir(is) surely All-StrongüstündürAll-Mighty
🇹🇷 22:74 Allah'ın büyüklüğünü gereği gibi değerlendirip bilemediler. Şüphesiz ki Allah çok kuvvetlidir, her şeye üstündür.
AllahAllahseçerchoosesmeleklerdenfrommeleklerthe AngelselçilerMessengersveand frominsanlardanthe mankindşüphesizIndeedAllahAllahişitendir(is) All-HearergörendirAll-Seer
🇹🇷 22:75 Allah hem meleklerden, hem de insanlardan elçiler seçer. Şüphesiz Allah her şeyi işitir, her şeyi görür.
bilirHe knowsolanıwhatarasında (önlerinde)(is) before themelleri (önlerinde)(is) before themve olanıand whatarkalarında(is) after themveAnd toAllah'aAllahdöndürülürreturnbütün işlerall the matters
🇹🇷 22:76 O geçmişlerini ve geleceklerini bilir. Bütün işler Allah'a döndürülür.
eyO you who believekimselerO you who believeinananO you who believerüku' edinBowve secde edinand prostrateve ibadet edinand worshipRabbinizeyour Lordve işleyinand dohayır[the] goodumulur kiso that you maykurtuluşa erersinizbe successful
🇹🇷 22:77 Ey iman edenler! rükû edin, secdeye varın, Rabbinize kulluk edin, iyilik yapın ki kurtulabilesiniz.
ve cihad edinAnd striveuğrundaforAllahAllahhakkıyla(with the) striving due (to) Himcihadın(with the) striving due (to) HimOHesizi seçti(has) chosen youveand notyüklemediplacedsizeupon youdindeindinthe religionhiç biranygüçlükdifficultydinine(The) religionbabanız(of) your fatherİbrahim'inIbrahimOHesize adını verdinamed youmüslümanlarMuslimsbundan öncebeforeöncebeforeveand inbu(Kur'a)ndathisolması içinthat may beElçi'ninthe Messengerşahida witnesssizeover youve sizin olmanız içinand you may beşahidwitnessesüzerineoninsanlarthe mankindhaydi kılınSo establishnamazıthe prayerve verinand givezekatızakahve sarılınand hold fastAllah'ato AllahO'durHemevlanız (sahibiniz)(is) your Protector ne güzelso an Excellentmevladır[the] Protectorve ne güzeland an Excellentyardımcıdır[the] Helper
🇹🇷 22:78 Allah uğrunda gerektiği gibi cihad edin. Sizi o seçmiş, babanız İbrahim'in yolu olan dinde sizin için bir zorluk kılmamıştır. Daha önce ve Kur'ân'da, Peygamberin size şahid olması, sizin de insanlara şahid olmanız için, size müslüman adını veren O'dur. Artık namaz kılın, zekat verin, Allah'a sarılın. O sizin sahibinizdir. O ne güzel sahip ve ne güzel yardımcıdır!
Mahmoud Khalil Al-Husary