بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
andolsunIndeedfelaha ulaştısuccessfulmü'minler(are) the believers
🇹🇷 23:1 Gerçekten müminler kurtuluşa ermiştir,
kiThose whoonlar[they]namazlarındaduringnamazlarıtheir prayerssaygılıdırlar(are) humbly submissive
🇹🇷 23:2 Onlar ki, namazlarında huşû içindedirler,
veThose whoonlar[they]boş şeylerdenfromboş sözthe vain talkyüz çevirirlerturn away
🇹🇷 23:3 Onlar ki, boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler,
veThose whoonlar[they]zekatıof purification worksverirler(are) doers
🇹🇷 23:4 Onlar ki, zekat (vazifelerini) yerine getirirler,
veAnd those whoonlar[they]ırzlarınıof their modestykorurlar(are) guardians
🇹🇷 23:5 Ve onlar ki, iffetlerini korurlar,
ancak hariçExcepteşlerifromeşleritheir spousesyahutor(cariyeler)whatsahip olduklarıpossessellerinintheir right handselbette onlarthen indeed, theydeğildir(are) notkınanacakblameworthy
🇹🇷 23:6 Ancak eşleri ve ellerinin sahip olduğu (cariyeleri) hariç. (Bunlarla ilişkilerinden dolayı) kınanmış değillerdir.
o halde kimThen whoevergitmek isterseseeksötesinebeyondbununthatiştethen thoseonlar[they]haddi aşanlardır(are) the transgressors
🇹🇷 23:7 Şu halde, kim bunun ötesine gitmeyi isterse, işte bunlar, haddi aşan kimselerdir.
veAnd those whoonlar[they]emanetlerineof their trustsve ahidlerineand their promise(s)özen gösterirler(are) observers
🇹🇷 23:8 Yine onlar ki, emanetlerine ve ahidlerine riayet ederler,
veAnd those whoonlar[they]namazlarınıovernamazlarıtheir prayerskorurlarthey guard
🇹🇷 23:9 Ve onlar ki, namazlarını muhafaza ederler,
işteThoseonlardır[they]varis olacaklar(are) the inheritors
🇹🇷 23:10 İşte asıl onlar varislerdir.
onlar kiWhovaris olacaklarwill inheritFirdevs'ethe ParadiseonlarTheyoradathereinebedi kalacaklardır(will) abide forever
🇹🇷 23:11 Ki, Firdevs'e varis olan bu kimseler orada ebedî kalırlar.
ve andolsunAnd indeedbiz yarattıkWe createdinsanıthe humankindsüzmesindenfrombir özan essenceçamurunofçamurclay
🇹🇷 23:12 And olsun biz insanı, çamurdan, bir sülâleden (süzülüp çıkarılmış çamurdan) yarattık.
sonraThenonu koydukWe placed himbir nutfe (sperm) olarak(as) a semen-dropbir karar yerineinbir kalma yeria resting placesağlamfirm
🇹🇷 23:13 Sonra onu emin ve sağlam bir karargahta (rahimde) nutfe (sperma) haline getirdik.
sonraThençevirdikWe creatednutfeyithe semen-dropalaka(embriyo)ya(into) a clinging substancesonra çevirdikthen We createdalaka(embriyo)yıthe clinging substancebir çiğnemlik ete(into) an embryonic lumpsonre çevirdikthen We createdbir çiğnemlik etithe embryonic lumpkemiklere(into) bonessonre giydirdikthen We clothedkemiklerethe boneset(with) fleshsonrathenonu yaptıkWe produce itbir yaratık(as) a creationbambaşkaanotherne yücedirSo blessed isAllahAllahen güzeli(the) Bestyaratanların(of) the Creators
🇹🇷 23:14 Sonra nutfeyi bir alaka (embrio) yarattık, derken o alakayı bir mudga (bir çiğnem et parçası halinde) yarattık, derken o mudgayı bir takım kemik yarattık, derken o kemiklere bir et giydirdik, sonra onu diğer bir yaratık olarak teşekkül ettirdik. Yapıp yaratanların en güzeli olan Allah, pek yücedir.
🔬 İlim notu —
Embriyonun evreleri (yapışan hücre kümesi → çiğnem et görünümü → kıkırdak/kemik → kas dokusu) modern embriyolojinin sırasıyla örtüşür.
❝…alakayı mudğa yaptık, mudğayı kemikler yaptık, kemiklere et giydirdik…❞
Embriyonun evreleri (yapışan hücre kümesi → çiğnem et görünümü → kıkırdak/kemik → kas dokusu) modern embriyolojinin sırasıyla örtüşür.
sonraThenşüphesiz sizindeed, youardındanafterbununthatöleceksinizsurely (will) die
🇹🇷 23:15 Sonra siz bunun ardından, muhakkak ki öleceksiniz.
sonraThenmuhakkak sizindeed, yougünü(on the) Daykıyamet(of) the Resurrectiondiriltileceksinizwill be resurrected
🇹🇷 23:16 Sonra da siz, şüphesiz, kıyamet gününde tekrar diriltileceksiniz.
ve andolsunAnd indeedyarattıkWe (have) createdüstünüzdeabove youyediseventabaka (gök)pathsveand notbiz değilizWe areyaratmaktanofyaratmathe creationgafilunaware
🇹🇷 23:17 Andolsun biz, sizin üstünüzde yedi yol yarattık. Biz, yaratmaktan habersiz değiliz.
ve indirdikAnd We send downgöktenfromgökthe skysuwaterbelli ölçüdein (due) measureve onu durdurdukthen We cause it to settleyerdeinyeryüzüthe earthelbette bizAnd indeed, Wegidermeğe deononu gidermektaking it awayonutaking it awaykadirizsurely (are) Able
🇹🇷 23:18 Gökten uygun bir ölçüde yağmur indirip onu yerde durgunlaştırdık. Bizim onu gidermeye de elbet gücümüz yeter.
sonra yetiştirdikThen We producedsizefor youonunla (suyla)by itbahçelerigardenshurmaof date-palmshurmalıklardanof date-palmsve üzümand grapevinessizin içinfor youiçlerinde bulunanin itmeyvalar(are) fruitsbirçokabundantve onlardanand from themyiyorsunuzyou eat
🇹🇷 23:19 Böylece onun (yağmurun) sayesinde sizin yararınıza hurma bahçeleri ve üzüm bağları meydana getirdik ki, bunlarda sizin için bir çok meyveler vardır ve siz onlardan yersiniz.
ve bir ağaçAnd a treeçıkan(that) springs forthTur-i-danfromTur-iMount SinaiSînâ DağıMount Sinaibiten(which) producesyağlı olarakoil(ekmeklerini) batıracaklarıand a relishyiyenlerinfor those who eat
🇹🇷 23:20 Tûrı Sinâ'da (dahi) yetişen bir ağaç da meydana getirdik ki, bu ağaç, hem yağ, hem de yiyenlerin ekmeğine katık edecekleri (zeytin) verir.
ve şüphesizAnd indeedsizin için vardırfor youhayvanlardaindavarlarthe cattleibretsurely, (is) a lessonsize içiriyoruzWe give you drinkiçindekindenfrom whatiçindedir(is) inkarınlarınıntheir belliesve sizin içinand for youonlarda vardırin themfaydalar(are) benefitsdaha birçokmanyve onlardanand of themyersinizyou eat
🇹🇷 23:21 Hayvanlarda da sizin için elbette ibretler vardır. Onların karınlarındakilerden size içiririz. Onlarda sizin için birtakım faydalar daha vardır; ayrıca etlerini yersiniz.
ve onların üzerindeAnd on themve üzerindeand ongemiler[the] shipstaşınırsınızyou are carried
🇹🇷 23:22 Hem onlara ve hem gemiye yüklenirsiniz.
ve andolsunAnd verilybiz gönderdikWe sentNuh'uNuhkavminetokavmihis peopledediand he saidey kavmimO my peoplekulluk edinWorshipAllah'aAllahyokturnotsizin içinfor youhiçbir(is) anyilahgodO'ndan başkaother than Himkorunmaz mısınız?Then will notkorkarsınızyou fear
🇹🇷 23:23 And olsun biz, Nûh'u kavmine gönderdik. "Ey kavmim dedi, Allah'a kulluk edin. O'ndan başka tanrınız yoktur. Hâlâ sakınmaz mısınız?"
(şöyle) dediBut saidileri gelenlerthe chiefskimselerden(of) those whoinkar edendisbelievedkavmindenamongkavmihis peopledeğildirThis is notbuThis is notbaşka bir şeybutbir insandana mansizin gibilike youistiyorhe wishesüstün gelmektoüstünlük taslarassert (his) superioritysizeover youve eğerand ifdileseydiAllah had willedAllahAllah had willedelbette indirirdisurely He (would have) sent downmelekleriAngelsyokturNotişitiğimizwe heardböyle bir şeyof thisbabalarımızdanfromatalarımızour forefathersgeçmiştekiour forefathers
🇹🇷 23:24 Bunun üzerine, kavminin içinden kâfir kodaman topluluğu "Bu, dediler, tıpkı sizin gibi bir beşer olmaktan başka bir şey değildir. Size üstün ve hakim olmak istiyor. Eğer Allah (peygamber göndermek) isteseydi, muhakkak ki bir melek gönderirdi. Biz geçmişteki atalarımızdan böyle bir şey duymadık."
değildirNotOhebaşka bir şey(is) butbir adam(dan)a mankendisindein himdelilik bulunan(is) madnesshele gözetleyinso waitonuconcerning himkadaruntilbir süreyea time
🇹🇷 23:25 "Bu, yalnızca kendisinde delilik bulunan bir kimsedir. Öyle ise, bir süreye kadar ona katlanıp (durumu) gözetleyin bakalım."
(Nuh) dedi kiHe saidRabbimMy Lordbana yardım etHelp mekarşısındabecauseyalanlamalarıthey deny me
🇹🇷 23:26 Nuh: "Rabbim! dedi, beni yalana çıkarmalarına karşı bana yardım et!"
biz de vahyettikSo We inspiredonato himkiThatyapconstructgemiyithe shipgözlerimizin önündeunder Our eyesve vahyimizleand Our inspirationne zaman kithen whengelincecomesbizim buyruğumuzOur Commandve kaynayıncaand gushes forthtandırthe ovensok (bindir)then putonainto ither (cins)tenofher (tür)every (kind)çift(of) matesikitwove aileniand your familyhariçexceptkimselerthosegeçmiş(has) precededalehylerineagainst whomsözthe Wordonlar içindethereofveAnd (do) notbana yalvarmaaddress Mehakkındaconcerningkimselerthose whozulmeden(ler)wrongedonlar mutlakaindeed, theyboğulacaklardır(are) the ones to be drowned
🇹🇷 23:27 Bunun üzerine ona şöyle vahyettik: Bizim nezaretimiz altında ve vahyimizle gemiyi yap. Bizim emrimiz gelip de tandır kaynayınca, her cinsten eşler halinde iki tane ve bir de içlerinden, daha önce kendisi aleyhinde hüküm verilmiş olanların dışındaki aileni gemiye al. Zulmetmiş olanlar konusunda bana hiç yalvarma! Zira onlar kesinlikle boğulacaklardır!
zamanAnd whenyerleştiğinizyou (have) boardedsenyouve kimselerand whoeveryanındaki(is) with youüzerine[on]gemithe shipde kithen sayhamdolsunPraiseAllah'a(be) to Allahbizi kurtaranWhobizi kurtardı(has) saved uskavimdenfrominsanlarthe people zalimthe wrongdoers
🇹🇷 23:28 Sen, yanındakilerle beraber gemiye yerleştiğinde: "Bizi zalimler topluluğundan kurtaran Allah'a hamdolsun" de.
ve de kiAnd sayRabbimMy Lordbeni indircause me to landbir inişle(at) a landing placemübarekblessedve senand Youen hayırlısısın(are) the Bestkonuklayanların(of) those who cause to land.'
🇹🇷 23:29 Ve de ki: "Rabbim! Beni mübarek bir yere indir. Sen, konuklatanların en hayırlısısın."
şüphesizIndeedvardırinbundathatnice ibretlersurely (are) Signsgerçiand indeedbizWe are(onları) sınıyorduksurely testing
🇹🇷 23:30 Şüphesiz bunda sizin için birtakım ibretler vardır. Çünkü biz, kullarımızı böyle denemişizdir.
sonraThenyetiştirdikWe producedonların ardındanafter themonlardan sonraafter thembir nesila generationbaşkaanother
🇹🇷 23:31 Sonra onların ardından bir başka nesil getirdik.
ve gönderdikAnd We sentkendi içlerindenamong thembir elçia Messengeronlarafrom themselvesdiye[that]kulluk edinWorshipAllah'aAllahyokturnotsizin içinfor youhiçbir(is) anyilahgodO'ndan başkaother than Himkorunmaz mısınız?Then will notkorkarsınızyou fear
🇹🇷 23:32 Bunun üzerine, onlar arasından kendilerine, "Allah'a kulluk edin; çünkü sizin O'ndan başka bir tanrınız yoktur. Hâlâ Allah'tan korkmaz mısınız? (mesajını ileten) bir resul gönderdik.
ve dedi kiAnd saidileri gelenlerthe chiefskavmindenofkavmihis peopleinkar edenlerwhoinkâr ettilerdisbelievedve yalanlayanlarand deniedbuluşmasını(the) meetingahiret(of) the Hereafterve kendilerine refah verdiklerimizwhile We had given them luxuryhayatındainhayatthe lifedünya(of) the worlddeğildirNotbu(is) thisbaşka bir şeybutbir insandana mansizin gibilike youyiyorHe eatssizin yediğinizdenof whatyersinizyou eatondan[from it]ve içiyorand he drinkssizin içtiğinizdenof whatiçersinizyou drink
🇹🇷 23:33 Onun kavminden, kâfir olup ahirete ulaşmayı yalanlayan ve dünya hayatında kendilerine refah verdiğimiz kodaman güruh dedi ki: "Bu dediler, sadece sizin gibi bir insandır; sizin yediğinizden yer, sizin içtiğinizden içer."
ve eğerAnd surely ifita'at edersenizyou obeybir insanaa mansizin gibilike yougerçekten sizindeed, youo takdirdethenmutlaka ziyana uğrayanlarsınızsurely (will be) losers
🇹🇷 23:34 "Gerçekten, tıpkı kendiniz gibi bir beşere itaat ederseniz herhalde ziyan edersiniz."
O size va'dediyor mu?Does he promise you sizthat youzamanwhenöldüğünüzyou are deadve olduğunuzand you becometoprakdustve kemikand bonessizinthat you(yeniden hayata) çıkarılacağınızı(will be) brought forth
🇹🇷 23:35 "Size, öldüğünüz, toprak ve kemik yığını haline geldiğinizde, mutlak surette sizin (tekrar) meydana çıkarılacağınızı mı vaad ediyor?"
heyhat (ne kadar uzak)Far-(fetched)heyhat (ne kadar uzak)far-(fetched)şeyis whatsize va'dedilenyou are promised
🇹🇷 23:36 "Heyhât o size vaad edilen şey ne kadar uzak!"
değildirNotbuitbaşka bir şey(is) buthayatımız(dan)our lifedünya(of) the worldölürüzwe dieve yaşarızand we liveve değilizand notbizwetekrar diriltilecek(will be) resurrected
🇹🇷 23:37 "Dünya hayatından başka gerçek yoktur. (Kimimiz) ölürüz, (kimimiz) yaşarız; bir daha diriltilecek değiliz."
değildirNotO(is) hebaşka bir şeybutbir adam(dan)a manuyduranwho (has) inventedhakkındaaboutAllahAllahyalana lieve değilizand notbizweona(in) himinanıcı(insan)lar(are) believers
🇹🇷 23:38 "Bu adam, sadece Allah hakkında yalan uyduran bir kimsedir; biz ona inanmıyoruz."
dediHe saidRabbimMy Lordbana yardım etHelp mekarşısındabecausebeni yalanlamalarıthey deny me
🇹🇷 23:39 O Peygamber: "Rabbim, dedi, beni yalanlamalarına karşı bana yardımcı ol!"
(Allah) dedi kiHe saidaz sonraAfter a little whilekısa bir süre sonraAfter a little whileonlar olacaklarsurely they will becomepişmanregretful
🇹🇷 23:40 Allah şöyle buyurdu: "Pek yakında onlar pişman olacaklar!"
derken onları yakaladıSo seized themo korkunç sesthe awful crygerçektenin truthve onları getirdikand We made themsel süprüntüsü haline(as) rubbish of dead leavesuzak olsunSo awaykavimwith the people o zalimthe wrongdoers
🇹🇷 23:41 Nitekim, Hak tarafından korkuç bir ses yakalayıverdi onları! Kendilerini hemen çepeçevre kuşattık. Zalimler topluluğunun canı cehenneme!
sonraThenyetiştirdikWe producedonların ardındanafter themonlardan sonraafter themnesillera generationbaşkaanother
🇹🇷 23:42 Sonra onların ardından bir başka nesil getirdik.
ileri geçemezNotöne geçebilircan precedehiçbiranyümmetnationsüresindenits termveand notgeri kalamazthey (can) delay (it)
🇹🇷 23:43 Hiçbir ümmet, ecelini ne öne alabilir, ne de erteleyebilir.
sonraThengönderdikWe sentelçilerimiziOur Messengersardı ardına(in) successionne zamanEvery timeher seferindeEvery timegeldiysecamebir ümmete(to) a nationelçileriits Messengeronlar onu yalanladılarthey denied himbiz de onları devirdikso We made (them) follow birbiri ardıncasome of thembirbiri ardıncaothersve hepsini yaptıkand We made thembirer ibret hikayesinarrationsuzak olsunSo awaytoplumwith a people inanmayannotiman ederlerthey believe
🇹🇷 23:44 Sonra biz peyderpey peygamberlerimizi gönderdik. Herhangi bir ümmete peygamberlerinin geldiği her defasında, onlar bu peygamberi yalanladılar; biz de onları birbiri ardından (yokluğa) yuvarladık ve onları efsâne yaptık. Artık iman etmeyen kavmin canı cehenneme!
sonraThengönderdikWe sentMusa'yıMusave kardeşiand his brotherHarun'uHarunayetlerimizlewith Our Signsve bir delilleand an authorityapaçıkclear
🇹🇷 23:45 Sonra birtakım âyetlerimiz ve açık bir ferman ile Musa'yı ve kardeşi Harun'u gönderdik.
Fir'avn'eToFiravunFiraunve ileri gelen adamlarınaand his chiefsonlar büyüklük tasladılarbut they behaved arrogantlyve oldularand they werebir topluluka peopleböbürlenenhaughty
🇹🇷 23:46 Firavun'a ve ileri gelenlerine de (gönderdik). Bunun üzerine onlar kibire kapıldılar ve ululuk taslayan zorba bir kavim oldular.
dedilerThen they saidinanacak mıyız?Shall we believeşu iki insana(in) two menbizim gibilike ourselvesiki adamın kavmiwhile their peoplebizefor uskölelik ederken(are) slaves
🇹🇷 23:47 Onun için: Biz, dediler, "kavimleri bize kölelik ederken bizim benzerimiz olan bu iki adama inanacak mıyız?"
onları yalanladılarSo they denied themve oldularand they becamehelak edilenlerdenofhelâk edilenlerthose who were destroyed
🇹🇷 23:48 Böylece onları yalanladılar, bu yüzden de helâk edilenlerden oldular.
ve andolsunAnd verilybiz verdikWe gaveMusa'yaMusaKitabı (Tevrat'ı)the Scripturebelki onlarso that they maydoğru yolu bulurlar diyebe guided
🇹🇷 23:49 Andolsun biz Musa'ya belki onlar yola gelirler diye, o kitabı da verdik.
ve kıldıkAnd We madeoğlunu(the) sonMeryem(of) Maryamve annesiniand his motherbir mu'cizea Signve onları yerleştirdikand We sheltered thembir tepeyetoyüksek bir yera high groundoturmaya uygunof tranquilityhuzurof tranquilityve suyu bulunanand water springs
🇹🇷 23:50 Meryemoğlunu ve annesini de (kudretimize) bir alâmet kıldık; onları, yerleşmeye elverişli, sulu bir tepeye yerleştirdik.
eyO MessengerselçilerO MessengersyeyinEatgüzel şeylerdenoftemiz şeylerthe good thingsve yapınand doyararlı işrighteous (deeds)çünkü benIndeed, I Amşeyleriof whatyaptıklarınızyou dobilmekteyimAll-Knower
🇹🇷 23:51 Ey peygamberler! Temiz ve helal olan şeylerden yiyin; güzel amel ve hareketlerde bulunun. Çünkü ben sizin yaptıklarınızı bilirim.
ve şüphesizAnd indeedbuthissizin ümmetinizyour religionümmettir(is) religionbir tekoneve ben deAnd I Amsizin Rabbinizimyour Lordbenden korkunso fear Me
🇹🇷 23:52 "Ve işte bu sizin ümmetiniz bir tek ümmet ve ben de sizin Rabbinizim. Öyle ise benden sakının." (denildi).
fakat parçalayıp ayırdılarBut they cut offişlerinitheir affair (of unity)aralarındabetween themKitaplara(into) sectshereachgurupfactionbulunanlain whatkendi yanındathey havesevinmektedirrejoicing
🇹🇷 23:53 Derken insanlar kendi aralarındaki işlerini parça parça böldüler. Her grup, kendinde bulunan ile sevinip böbürlendi.
onları bırakSo leave themiçindeingafletleritheir confusionkadaruntilbir süreyea time
🇹🇷 23:54 Sen şimdi onları bir zamana kadar gaflet ve sapıklıkları ile başbaşa bırak!
onlar sanıyorlar mı?Do they thinkilethat whatkendilerine verdiğimizWe extend to themmal[with it]-inofmalwealthve oğullarand children
🇹🇷 23:55 Sanıyorlar mı ki, onlara verdiğimiz servet ve oğullar ile,
koşuyoruzWe hastenonlarınto themiyiliklerineiniyilikthe goodbilakisNaydeğillernotonlar farkındathey perceive
🇹🇷 23:56 Kendilerine faydalar sağlamak için can atıyoruz. Hayır, onlar işin farkına varamıyorlar.
şüphesizIndeedonlar kithose whoonlar[they]saygıdanfromkorku(the) fearRablerine(of) their Lordtitrerler(are) cautious
🇹🇷 23:57 Rablerine olan saygıdan dolayı titreyenler,
ve onlar kiAnd thoseonlar[they]ayetlerinein (the) SignsRablerinin(of) their Lordinanırlarbelieve
🇹🇷 23:58 Rablerinin âyetlerine inananlar,
ve onlar kiAnd thoseonlar[they]Rablerinewith their Lordortak koşmazlar(do) notortak koşarlarassociate partners
🇹🇷 23:59 Rablerine ortak tanımayanlar,
ve onlar kiAnd those whoverirlergiveşeyiwhatverdiklerithey givekalbleriwhile their heartsürpererek(are) fearfulşüphesiz onlarbecause theyRablerinin huzurunatoRableritheir Lorddönecekler(will) return
🇹🇷 23:60 Ve, Rablerine dönecekleri için yapmakta oldukları işleri kalpleri titreyerek yapanlar;
işte onlar(It is) thosekoşarlarwho hastenhayır işlerineiniyi (ameller)the good (deeds)ve onlarand they(hayır) içinin themönde giderler(are) foremost
🇹🇷 23:61 İşte onlar, iyiliklere koşuşurlar ve iyilik için yarışırlar.
veAnd notbiz teklif etmeyizWe burdenhiç kimseyeany soulbaşkasınıexceptgücünün yetiğinden(to) its capacityve katımızda vardırand with Usbir Kitap(is) a Recordsöyleyen(which) speaksgerçeğiwith the truthve onlaraand theyasla(will) nothaksızlık edilmezbe wronged
🇹🇷 23:62 Biz hiç kimseyi, gücünün yettiğinden başkası ile yükümlü kılmayız. Nezdimizde hakkı söyleyen bir kitap vardır ve onlar haksızlığa uğratılmazlar.
fakatNayonların kalbleritheir heartsiçindedir(are) ingafletconfusionbundanoverbuthisonların vardır kiand for themişleri(are) deedsbaşkabesidesbaşkabesidesbundanthatonlarthey(hep) o (işler) içinfor itçalışırlar(are) doers
🇹🇷 23:63 Hayır, onların kalpleri bu hususta cehalet içindedir. Ayrıca onların bundan öte birtakım kötü işleri vardır ki, onlar bu işleri yapar dururlar.
nihayetUntilzamanwhenyakaladığımızWe seizevarlıklılarınıtheir affluent onesazab ilewith the punishmenthemenbeholdonlarTheyferyada başlarlarcry for help
🇹🇷 23:64 Nihayet, refah ve bolluk içinde olanlarını sıkıntıya uğrattığımızda, bakarsın ki onlar feryadı basarlar.
artık feryadetmeyin(Do) notyardıma çağırırlarcry for helpbugüntodayşüphesiz sizeIndeed, youbize karşıfrom Usyardım olunmaznotyardım olunacakwill be helped
🇹🇷 23:65 Boşuna feryad etmeyin bugün! Zira bizden yardım göremeyeceksiniz.
gerçektenVerilyidiwereayetlerimMy Versesokunuyorrecitedsizeto youfakat sizbut you usedüzere(to) onarkanızyour heelsdönüyordunuzturn back
🇹🇷 23:66 Çünkü âyetlerimiz size okunurdu da, buna karşı siz arkanızı dönerdiniz.
kibirlenerek(Being) arrogantona (ayetlerime) karşıabout itgeceleyinconversing by nightsaçmalıyordunuzspeaking evil
🇹🇷 23:67 Kafa tutardınız ve geceleyin hezeyanlar savururdunuz.
onlar iyice düşünmediler mi?Then, do notdüşünürlerthey pondero sözü (Kur'an'ı)the Wordyoksaoronlara geldi (mi)?has come to thembir şeywhatgelmeyennotgelmişti(had) comeatalarına(to) their forefathersönceki(to) their forefathers
🇹🇷 23:68 Onlar bu sözü (Kur'ân'ı) hiç düşünmediler mi? Yoksa kendilerine, daha önce geçmişteki atalarına gelmeyen bir şey mi geldi?
yoksaOrtanımadıkları (için mi?)(do) nottanırlarthey recognizeelçilerinitheir Messengeronlarso theyonu(are) rejecting himinkar ediyorlar(are) rejecting him
🇹🇷 23:69 Yoksa peygamberlerini tanımadılar da bu yüzden mi onu inkâr ediyorlar?
yoksaOr(-mı) diyorlar?they sayondaIn himbir delilik var(is) madnesshayırNayo kendilerine getirdihe brought themhakkıthe truthfakat çoklarıbut most of themhaktanto the truthhoşlanmıyorlar(are) averse
🇹🇷 23:70 Yoksa onda bir delilik olduğunu mu söylüyorlar? Aksine o, kendilerine hakkı getirmiştir. Halbuki onlar haktan hoşlanmamaktadırlar.
ve eğerBut ifuysaydı(had) followedhakthe truthonların keyiflerinetheir desiresbozulur giderdisurely (would) have been corruptedgöklerthe heavensve yerand the earthve kimselerand whoeverbunların içinde bulunan(is) thereinbilakisNaybiz onlara getirdikWe have brought themZikir'lerinitheir reminderfakat onlarbut theyZikirlerindenfromonlara öğüttheir reminderyüz çeviriyorlar(are) turning away
🇹🇷 23:71 Eğer hak, onların kötü arzu ve isteklerine uysaydı, mutlaka gökler ve yer ile bunlarda bulunan kimseler bozulur giderdi. Hayır, biz onlara şan ve şereflerini getirdik; fakat onlar kendi şereflerine sırt çevirirler.
yoksaOronlardan istiyor musun?you ask thembir vergi(for) a paymentvergisiBut the paymentRabbinin(of) your Lorddaha hayırlıdır(is) bestve Oand Heen hayırlısıdır(is) the Bestrızık verenlerin(of) the Providers
🇹🇷 23:72 (Resulüm!) Yoksa sen onlardan bir haraç mı istiyorsun? Rabbinin vergisi daha hayırlıdır. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.
ve şüphesiz senAnd indeed, youonları çağırıyorsuncertainly call thembir yolatoyol(the) PathdoğruStraight
🇹🇷 23:73 Gerçek şu ki sen onları doğru bir yola çağırıyorsun.
ve kuşkusuzAnd indeedkimselerthose whoinanmayan(lar)(do) notiman ederlerbelieveahiretein the Hereafteryoldanfromyolthe pathsapıyorlarsurely (are) deviating
🇹🇷 23:74 Fakat ahirete inanmayanlar ise, ısrarla yoldan çıkmaktadırlar.
ve eğerAnd ifbiz onlara acısaydıkWe had mercy on themve kaldırsaydıkand We removedolanıwhatkendilerinde(was) on themsıkıntıdanofzorluk(the) hardshipyine devam ederlerdisurely they would persistazgınlıklarındainazgınlıklarıtheir transgressionbocalamayawandering blindly
🇹🇷 23:75 Eğer onlara acıyıp da için de bulundukları sıkıntıyı giderseydik, iyice körleşerek azgınlıklarında büsbütün direnirlerdi.
andolsunAnd verilybiz onları yakaladıkWe seized themazab ilewith the punishmentama yinebut notboyun eğmedilerthey submitRabblerineto their Lordveand notO'na yalvarmıyorlarthey supplicate humbly
🇹🇷 23:76 Andolsun, biz onları sıkıntıya düşürdük de yine Rablerine boyun eğmediler, tazarru' ve niyazda da bulunmadılar.
nihayetUntilzamanwhenaçtığımızWe openedüzerlerinefor themkapısıa gatebir azabof a punishmentbir azabınof a punishmentşiddetliseverederhalbeholdonlarTheyO'nun içindein itşaşkın ve umutsuz kalırlar(will be in) despair
🇹🇷 23:77 Nihayet üzerlerine, azabı çok şiddetli bir kapı açtığımız zaman, bir de bakarsın ki onlar orada şaşkın ve ümitsiz kalmışlardır!
ve O'durAnd Heinşa eden(is) the One Whoçıkardıproducedsizin içinfor youkulağıthe hearingve gözleriand the sightve gönülleriand the feelingazlittlene kadar(is) whatşükrediyorsunuzyou give thanks
🇹🇷 23:78 Halbuki sizin için o kulağı, o gözleri ve o gönülleri yaratan O'dur. Ne de az şükrediyorsunuz!
ve O'durAnd Hesizi yaratıp yayan(is) the One Whosizi çoğalttımultiplied youyeryüzündeinyeryüzüthe earthve O'nun (huzurunda)and to Himtoplanacaksınızyou will be gathered
🇹🇷 23:79 Ve sizi yeryüzünde yaratıp türeden O'dur. Sırf O'nun huzuruna toplanacaksınız.
ve O'durAnd Heyaşatan(is) the One Whodiriltirgives lifeve öldürenand causes deathve O'nun(eseri)dirand for Himdeğişmesi(is the) alternationgecenin(of) the nightve gündüzünand the dayaklınızı kullanmıyor musunuz?Then will notakıl edersinizyou reason
🇹🇷 23:80 Ve O, yaşatan ve öldürendir; gecenin ve gündüzün değişmesi O'nun eseridir. Hâlâ aklınızı kullanmaz mısınız?
hayırNayonlar da dedilerthey saygibi(the) likene(of) whatdedi (ise)saidevvelkilerthe former (people)
🇹🇷 23:81 Hayır, öncekilerin söylediklerinin benzerini söylediler.
dediler kiThey saidzaman mı?What! Whenöldüğümüzwe are deadve olduğumuzand becometoprakdustve kemikand bonesbiz mi?would wediriltileceğizsurely be resurrected
🇹🇷 23:82 Dediler ki: "Sahi biz, ölüp de bir toprak ve kemik yığını haline gelmişken, mutlaka yeniden diriltileceğiz öyle mi?"
andolsunVerilyyapıldıwe have been promisedbize[we]ve atalarımızaand our forefathersbu (tehdid)thisbizden öncebeforeöncebeforedeğildirnotbu(is) thisbaşka bir şeybutmasallarından(the) talesevvelkilerin(of) the former (people)
🇹🇷 23:83 "Yemin ederiz ki, gerek bize, gerekse daha önce atalarımıza böyle bir vaadde bulunuldu; (fakat) bu geçmiştekilerin masallarından başka bir şey değildir!"
de kiSaykimindir?To whom (belongs)dünyathe earthve bulunanlarand whoeveriçinde(is) in iteğerifisenizyoubiliyorknow
🇹🇷 23:84 (Resulüm!) de ki: "Eğer biliyorsanız (söyleyin bakalım), bu dünya ve onda bulunanlar kime aittir?"
diyeceklerThey will sayAllah'ındırTo Allahde kiSaydüşünmüyor musunuz?Then will nothatırlarsınızyou remember
🇹🇷 23:85 "Allah'a aittir" diyecekler. "Öyle ise siz hiç düşünüp taşınmaz mısınız?" de.
de kiSaykimdir?WhoRabbi(is the) Lordgöğün(of) the seven heavensyedi(of) the seven heavensve Rabbiand (the) LordArş'ın(of) the Thronebüyükthe Great
🇹🇷 23:86 "Yedi kat göklerin Rabbi, azametli Arş'ın Rabbi kimdir?" diye sor.
diyeceklerThey will sayAllah'ındırAllahde kiSaykorkmuyor musunuz?Then will not(O'ndan) korkarsınızyou fear (Him)
🇹🇷 23:87 "(Onlar da) Allah'ındır." diyecekler. "Şu halde siz Allah'tan korkmaz mısınız?" de.
de kiSaykimdir?Who is (it)elinde olanin Whose Hand(s)melekutu (mülkü ve yönetimi)(is the) dominionher(of) allşeyinthingsve Oand Hekoruyup kollayanprotectsfakatand no (one)korunup kollanmayan(can) be protectedkendisiagainst HimeğerIfisenizyoubiliyorknow
🇹🇷 23:88 "Eğer biliyorsanız (söyleyin), her şeyin melekûtu (mülkiyeti ve yönetimi) kendisinin elinde olan, kendisi her şeyi koruyup kollayan; fakat kendisi korunmayan (buna muhtaç olmayan) kimdir?" diye sor.
diyeceklerThey will sayAllah'a aittirAllahde kiSaynasıl?Then howbüyüleniyorsunuzare you deluded
🇹🇷 23:89 "(Bunlar da) Allah'ındır." diyecekler. "Öyle ise nasıl olur da büyülenirsiniz?" de.
doğrusuNaybiz onlara getirdikWe (have) brought themhakkıthe truthonlarsabut indeed, theyyalancıdırlarsurely, (are) liars
🇹🇷 23:90 Doğrusu biz onlara hakkı getirdik; onlar ise cidden yalancıdırlar.
edinmemiştirNotAllah aldıAllah has takenAllahAllah has takenhiçbiranyçocuksonveand notyokturisO'nunla beraberwith Himhiçbiranytanrıgodöyle olsaydıThengötürürdüsurely (would have) taken awayhereachtanrıgodkendi yarattığınıwhatyarattıhe createdve üstün gelmeğe çalışırdıand surely would have overpoweredonlardan birisome of themüzerine[on]diğeriothersmünezehtir (uzaktır)Glory beAllah(to) Allahonların tanımlamalarındanabove whatisnat ederlerthey attribute
🇹🇷 23:91 Allah evlat edinmemiştir; O'nunla beraber hiçbir ilâh da yoktur. Aksi takdirde her ilâh kendi yarattığını sevk ve idare eder ve bir gün mutlaka onlardan biri diğerine galip gelirdi. Allah, onların yakıştırdıkları şeylerden münezzehtir.
(O) bilirKnowergörünmeyeni(of) the unseenve görüneniand the witnessedve yücedirexalted is Heşeylerdenabove whatonların ortak koştuklarıthey associate
🇹🇷 23:92 Allah, gaybı da, açık olanı da bilir. O, müşriklerin ortak koştukları şeylerden çok yüce ve münezzehtir.
de kiSayRabbimMy LordeğerIfmutlaka bana göstereceksenYou should show meşeyiwhatonların tehdidedildiklerithey are promised
🇹🇷 23:93 (Resulüm!) De ki: Rabbim! Eğer onlara yöneltilen tehdidi (dünyevî sıkıntıyı ve uhrevî azabı) mutlaka göstereceksen,
RabbimMy Lordbeni bırakmathen (do) notbeni görevlendirplace meiçindeamongkavminthe people zalimthe wrongdoers
🇹🇷 23:94 Bu durumda beni, o zalimler topluluğunda bulundurma, Rabbim!
şüphesiz bizAnd indeed Wesana göstermeğeonşuthatsana gösteririzWe show youşeyiwhatonları tehdidettiğimizWe have promised themelbette kadirizsurely able
🇹🇷 23:95 Biz, onlara yönelttiğimiz tehdidi sana göstermeye elbette ki kadiriz.
savuşturRepelşeyleby thatowhichen güzel(is) best kötülüğüthe evilbizWebiliyoruzknow best(seni) nasıl vasıflandıracaklarınıof whatisnat ederlerthey attribute
🇹🇷 23:96 Sen, kötülüğü en güzel bir tutumla sav, çünkü biz onların yakıştırmakta oldukları şeyi çok iyi bilmekteyiz.
ve de kiAnd sayRabbimMy LordsığınırımI seek refugesanain Youkışkırtmalarındanfromvesveseler(the) suggestionsşeytanların(of) the evil ones
🇹🇷 23:97 Ve de ki: Rabbim! Şeytanların kışkırtmalarından sana sığınırım!
ve sığınırımAnd I seek refugesanain YouRabbimMy Lordyanıma uğramalarındanLestyanımda bulunmalarıthey be present with me
🇹🇷 23:98 Onların yanımda bulunmalarından da sana sığınırım.
nihayetUntilzamanwhengeldiğicomesonlardan birine(to) one of themölümthe deathder kihe saysRabbimMy Lordbeni geri döndürSend me back
🇹🇷 23:99 Nihayet onlardan (müşriklerden) birine ölüm gelip çattığında, "Rabbim, der, lütfen beni (dünyaya) geri gönder,"
böylelikleThat I mayyapayımdoyararlı bir işrighteous (deeds)yerde (dünyada)in whatterk ettiğimI left behindhayırNoşüphesiz buIndeed, itbir sözdür(is) a wordoheonun söylediğispeaks itveand before themönlerinde vardırand before thembir berzah(is) a barrierkadartillgüne(the) Daydiriltilecekleri;they are resurrected
🇹🇷 23:100 "Ta ki, boşa geçirdiğim dünyada iyi iş (ve hareketler) yapayım." Hayır! Onun söylediği bu söz (boş) laftan ibarettir. Onların gerisinde ise, yeniden dirilecekleri güne kadar (süren) bir berzah vardır.
zamanSo whenüflendiğiis blownSur'ainsûrthe trumpetartık yokturthen notsoylar(there) will be relationshiparalarındaamong themo günthat Dayveand notsormazlarwill they ask each other
🇹🇷 23:101 Sûr'a üflendiği zaman aralarında artık ne soysop (çekişmesi) vardır, ne de birbirlerini soruşturacaklardır.
kimlerinThen (the one) whoseağır gelirse(are) heavytartılarıhis scalesiştethen those onlartheykurtuluşa erenlerdir(are) the successful
🇹🇷 23:102 Böylece kimlerin tartıları ağır basarsa, işte asıl bunlar kurtuluşa erenlerdir.
ve kimlerinBut (the one) whosehafif gelirse(are) lighttartılarıhis scalesişte onlarthen thosekimselerdirthey [who]ziyana sokan(lar)have lostkendilerinitheir soulscehennemdeincehennemHellsürekli kalanlardırthey (will) abide forever
🇹🇷 23:103 Kimlerin de tartıları hafif gelirse, artık bunlar da kendilerine yazık etmişlerdir; (çünkü onlar) ebedî cehennemdedirler.
yalarWill burnyüzlerinitheir facesateşthe Fireve onlarınand they(ateşin) içindein itdişleri açıkta kalır(will) grin with displaced lips
🇹🇷 23:104 Orada dişleri sırıtır halde iken ateş yüzlerini yalar.
değil mi?Were notdeğil miydiWere notayetlerimMy Versesokunurdurecitedsizeto youoysa sizand you used (to)onlarıdeny themyalanlardınızdeny them
🇹🇷 23:105 (Allah Teâlâ,) Size âyetlerim okunurdu da, siz onları yalanlardınız değil mi?... der.
dedilerThey (will) sayRabbimizOur LordyendiOvercamebizi[on] usbahtsızlığımızour wretchednessve biz oldukand we werebir topluluka peoplesapıkastray
🇹🇷 23:106 Derler ki: Rabbimiz! Azgınlığımız bizi altetti; biz, bir sapıklar topluluğu idik.
RabbimizOur Lordbizi çıkarBring us outbundanfrom iteğerthen ifbir daha dönersekwe returnartık biz gerçektenthen indeed, wezalimleriz(would be) wrongdoers
🇹🇷 23:107 Rabbimiz! Bizi buradan çıkar. Eğer bir daha (ettiklerimize) dönersek, artık belli ki biz zalim insanlarız.
buyurdu kiHe (will) saysininRemain despisedoradain itveand (do) notbana bir şey söylemeyinspeak to Me
🇹🇷 23:108 (Allah) buyurur ki: Alçaldıkça alçalın orada! Bana konuşmayın artık.
gerçek şu kiIndeedidi(there) wasbir zümrea partykullarımdanofkullarımMy slavesdiyorlar(who) saidRabbimizOur LordinandıkWe believebağışlaso forgivebiziusve bize acıand have mercy on usve senand Youen hayırlısısın(are) bestacıyanların(of) those who show mercy
🇹🇷 23:109 Çünkü kullarımdan bir zümre "Rabbimiz! Biz iman ettik; öyle ise bizi bağışla, bize merhamet et, sen, merhametlilerin en iyisisin." diyorlardı.
siz onları aldınızBut you took themalaya(in) mockerynihayetuntilsize unutturdularthey made you forgetbeni anmayıMy remembranceve sizand you used (to)onlaraat themdaima gülüyordunuzlaugh
🇹🇷 23:110 İşte siz onları alaya aldınız; sonunda bu davranışınız size beni yâd etmeyi unutturdu; çünkü siz onlara gülüyordunuz.
şüphesiz benIndeed, Ionlara verdimhave rewarded thembugünthis Daykarşılığınıbecausesabretmelerininthey were patientişte onlardırindeed, theyonlar[they]kurtulup murada erenler(are) the successful ones
🇹🇷 23:111 Bugün ben onlara, sabrettiklerinin karşılığını verdim; onlar, hakikaten muradlarına erenlerdir.
ve buyurduHe will sayne kadar?How longkaldınızdid you remainyeryüzündeinyeryüzüthe earthsayısınca(in) numberyıllar(of) years
🇹🇷 23:112 (Allah inkârcılara) "Yeryüzünde kaç yıl kaldınız?" diye sorar.
dedilerThey will saykaldıkWe remainedbir güna dayyahutorbir kısmı kadara partgünün(of) a daysorbut asksayanlarathose who keep count
🇹🇷 23:113 "Bir gün veya günün bir kısmı kadar kaldık. İşte bilenlere sor." derler.
buyurdu kiHe will saykalmadınızNotkaldınızyou stayedbaşkabutaz bir (zamandan)a littlekeşkeifsizonly youbilseydiniz[you]bizim-mi sandınız?knew
🇹🇷 23:114 (Allah) buyurur ki: Sadece az bir süre kaldınız; keşke siz (bunu) bilmiş olsaydınız!
bizimThen did you thinksizi yarattığımızıthatsizi yarattıkWe created youboş yereuselesslyve sizinand that youbizeto Usaslanotdöndürülmeyeceğiniziwill be returned
🇹🇷 23:115 Sizi sadece boş yere yarattığımızı ve sizin hakikaten huzurumuza geri getirilmeyeceğinizi mi sandınız?
pek yücedirSo exalted isAllahAllahmutlak hakimthe Kinghakthe Truthyoktur(There is) notanrıgodbaşkaexceptO'ndanHimrabbidir(the) LordArş'ın(of) the ThroneKerimHonorable
🇹🇷 23:116 Mutlak hâkim ve hak olan Allah, çok yücedir. O'ndan başka ilâh yoktur. O, bereketli Arş'ın sahibidir.
ve kimAnd whoevertaparsainvokesile beraberwithAllahAllahbir tanrıyagodbaşkaotherbulunmayannohiçbir delilproofhakkındafor himonunin itşüphesizThen onlyonun hesabıhis accountyanındadır(is) withRabbininhis Lordçünkü (o)Indeed, [he]aslanotiflah olmazlarwill succeedkafirlerthe disbelievers
🇹🇷 23:117 Her kim Allah ile birlikte diğer bir tanrıya taparsaki bu hususla ilgili hiçbir delili yoktur o kimsenin hesabı ancak Rabbinin nezdindedir. Şurası muhakkak ki, kâfirler kurtuluşa eremezler.
ve de kiAnd sayRabbimMy LordbağışlaForgiveve acıand have mercyve senand Youen hayırlısısın(are the) Bestacıyanların(of) those who show mercy
🇹🇷 23:118 Resulüm! De ki: "Rabbim, bağışla ve merhamet et! Sen merhametlilerin en iyisisin."
Mahmoud Khalil Al-Husary