بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
bir suredirA Surah bu indirdiğimizWe (have) sent it downve farz kıldığımızand We (have) made it obligatoryve indirdikand We (have) revealedondathereinayetlerVersesaçık açıkclearbelkiso that you maydüşünüp öğüt alırsınıztake heed
🇹🇷 24:1 (İşte bu âyetler) bizim indirdiğimiz ve (hükümlerini üzerinize) farz kıldığımız bir sûredir. Belki düşünüp öğüt alırsınız diye onda açık açık âyetler indirdik.
zina eden kadınaThe fornicatressve zina eden erkeğeand the fornicatorvurun[then] floghereachbirineoneonlardanof themyüz(with) hundreddeğneklash(es)ve aslaAnd (let) notsizi tutmasınwithhold youonlara karşıpity for themacıma duygusupity for themdininde (cezasını uygulamada)concerningAllah'ın dini(the) religion of AllahAllah'ın(the) religion of AllaheğerifisenizyouinananlarbelieveAllah'ain Allahve gününeand the Dayahiretthe Lastve şahid olsunAnd let witnessonlara yapılan azabatheir punishmentbir grupa groupmü'minlerdenofmüminlerthe believers
🇹🇷 24:2 Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüz sopa vurun; Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah dini(ni tatbik) hususunda sizi sakın acıma duygusu kaplamasın! Müminlerden bir grup da onlara uygulanan cezaya şahit olsun.
zina eden erkekThe fornicatorevlenmez(will) notnikâhlayınmarrybaşkasıylaexceptzina eden kadındana fornicatressveyaormüşrik kadındana polytheist womanve zina eden kadınand the fornicatress evlenmez(will) notonu nikâhlamarry herbaşkasıylaexceptzina eden erkektena fornicatorveyaormüşrik erkektena polytheist manharam kılınmıştırAnd is forbiddenbuthatüzerinetomü'minlerthe believers
🇹🇷 24:3 Zina eden erkek, zina eden veya müşrik olan bir kadından başkası ile evlenemez; zina eden bir kadınla da ancak zina eden veya müşrik olan erkek evlenebilir. Bu, müminlere haram kılınmıştır.
zina ile suçlayanAnd those whosuçlarlaraccusenamuslu kadınlarıthe chaste womensonrathengetirmeyenlerenotgetirirlerthey bringdörtfourşahidwitnessesvurun onlarathen flog themseksen(with) eightydeğneklashe(s)ve artıkand (do) notkabul etmeyinacceptonlarıntheirşahidliğinitestimonyaslaeverve işteAnd thoseonlartheyyoldan çıkmış kimselerdir(are) the defiantly disobedient
🇹🇷 24:4 Namuslu kadınlara zina isnadında bulunup, sonra (bunu ispat için) dört şahit getiremeyenlere seksener sopa vurun ve artık onların şahitliğini hiçbir zaman kabul etmeyin. Onlar tamamen günahkardırlar.
ancak hariçtirExceptkimselerthose whotevbe eden(ler)repentsonraaftersonraafterbundanthatve uslananlarand reformçünküThen indeedAllahAllahçok bağışlayandır(is) Oft-Forgivingçok esirgeyendirMost Merciful
🇹🇷 24:5 Ancak bundan sonra tevbe edip ıslah olanlar müstesnadır. Çünkü Allah çok bağışlayıcı ve merhametlidir.
kimselerAnd those whozina ile suçlayanaccuseeşlerinitheir spousesveand notbulunmayanlarhaveonlarınfor themşahidleriwitnessesbaşkaexceptkendilerindenthemselves(o halde) şahidliğithen (the) testimonyonlardan her birinin(of) one of themdört defa(is) fourşahid tutmasıdırtestimoniesAllah'ıby Allahkendisinin mutlakathat hedoğru söyleyenlerden olduğuna(is) surely ofdoğru söyleyenlerthe truthful
🇹🇷 24:6 Eşlerine zina isnadında bulunup da kendilerinden başka şahitleri olmayanlara gelince, onların her birinin şahitliği kendisinin doğru söyleyenlerden olduğuna dair dört defa Allah adına yemin ederek şahitlik etmesidir.
beşinci defasındaAnd the fifthkuşkusuzthatla'netinin(the) curse of AllahAllah'ın(the) curse of Allahkendi üzerine olmasını diler(be) upon himeğerifisehe isyalan söyleyenlerdenofyalancılarthe liars
🇹🇷 24:7 Beşinci defa da, eğer yalan söyleyenlerden ise, Allah'ın lanetinin kendi üzerine olmasını dilemesidir.
ve kaldırırBut it would preventkendisindenfrom herazabıthe punishmentkadının şahidlik etmesithatşahitlik edershe bears witnessdört defafourşahid tutuptestimoniesAllah'ıby Allahonun (kocasının)that heyalan söyleyenlerden olduğuna(is) surely ofyalancılarthe liars
🇹🇷 24:8 Kadının, kocasının yalan söyleyenlerden olduğuna dair dört defa Allah adına yemin ve şahitlik etmesi,
beşinci defa daAnd the fifthkuşkusuzthatgazabınınthe wrath of AllahAllah'ınthe wrath of Allahkendi üzerine olmasını diler(be) upon hereğerif(kocası) isehe isdoğrulardanofdoğru söyleyenlerthe truthful
🇹🇷 24:9 Beşinci defa da, eğer (kocası) doğru söyleyenlerden ise, Allah'ın gazabının kendi üzerine olmasını dilemesi kendisinden cezayı kaldırır.
ya olmasaydıAnd if notlutfu(for) the Grace of AllahAllah'ın(for) the Grace of Allahsizeupon youve rahmetiand His Mercy ve şüphesizand thatAllahAllahtevbeleri çok kabul edendir(is) Oft-Returning (to Mercy)hikmet sahibidirAll-Wise
🇹🇷 24:10 Ya Allah'ın size bol lütfu ve merhameti olmasaydı ve Allah tevbeleri kabul eden hüküm ve hikmet sahibi olmasaydı (haliniz nice olurdu.)?
kuşkusuzIndeedgetirenlerthose whogetirdibroughtiftirayıthe liebir topluluktur(are) a groupiçinizdenamong youonu sanmayın(Do) notonu sanırlarthink itşerbadsizin içinfor youbilakisnayoithayırdır(is) goodsizin içinfor youher (karşılığını görecektir)For everykişipersononlardanamong themne(is) whatişledi (ise)he earnedgünahınınofgünahthe sinkimseyeand the one whoyüklenentook upon himself a greater share of iten büyüğünütook upon himself a greater share of itonlardanamong them onun (yalanın)for himbir azab (vardır)(is) a punishmentbüyükgreat
🇹🇷 24:11 Haberiniz olsun ki (Muhammed'in eşine) bu ağır ifki (iftirayı) uyduranlar sizin içinizden bir gruptur. Bunu kendiniz için bir kötülük saymayın; aksine o, sizin için bir iyiliktir. Onlardan herbir kişiye, günah olarak ne işlemişse (onun karşılığı ceza) vardır. (Elebaşlılık yapan, bu yüzden de) bu günahın büyüğünü yüklenen kimse için de çok büyük bir azap vardır.
gerekmez miydi?Why notzamanwhenonu işittiğinizyou heard itzanda bulunupthinkinanan erkeklerinthe believing menve inanan kadınlarınand the believing womenkendiliklerindengood of themselvesgüzelgood of themselvesve demeleriand saybuThisbir iftiradır(is) a lieapaçıkclear
🇹🇷 24:12 Erkek ve kadın müminlerin, bu iftirayı işittiklerinde kendi vicdanları ile hüsnü zanda bulunup da, "bu apaçık bir iftiradır" demeleri gerekmez miydi?
gerekmez miydi?Why (did) notgetirmelerithey bringonafor itdörtfourşahidwitnessesmadem kiThen whengetirmedilernotgetirdilerthey broughtşahidlerithe witnesseso halde onlarthen thoseyanındanear AllahAllahnear Allahonlartheyyalancılardır(are) the liars
🇹🇷 24:13 (Bu iddiayı ortaya atanların) da bu konuda dört şahit getirmeleri gerekmez miydi? Madem ki şahitler getirip ispat edemediler, öyle ise onlar Allah nezdinde yalancıların ta kendisidirler.
ve eğer olmasaydıAnd if notlutfu(for the) GraceAllah'ın(of) Allahsizeupon youve rahmetiand His Mercydünyadaindünyathe worldve ahiretteand the Hereaftersize mutlaka dokunurdusurely would have touched youhakkındainşey (iftira)whatdaldığınızyou had rushed gliblyiçineconcerning itbir azaba punishmentbüyükgreat
🇹🇷 24:14 Eğer dünyada ve ahirette Allah'ın lütuf ve merhameti üstünüzde olmasaydı, size mutlaka büyük bir azab isabet ederdi.
çünküWhensiz onu alıveriyorsunuzyou received itdillerinizlewith your tonguesve söylüyorsunuzand you saidağızlarınızlawith your mouthsbir şeyiwhathiç olmayannotsizinfor youhakkındaof itbilgi(niz)any knowledgeve onu sanıyorsunuzand you thought itönemsiz bir iş(was) insignificantoysa owhile ityanında(was) near AllahAllah(was) near Allahbüyüktürgreat
🇹🇷 24:15 Çünkü siz bu iftirayı, gelişi güzel birbirinizin ağzından alıyor ve hakkında bilgi sahibi olmadığınız (bu uydurma haberi) ağızlarınızda geveleyip duruyorsunuz. Bunun önemsiz olduğunu sanıyorsunuz. Halbuki bu, Allah katında çok büyük bir suçtur.
gerekmez miydi?And why notzamanwhenonu işittiğinizyou heard itdemenizyou saidyakışmazNotodurit isbizefor uskonuşmamızthatkonuşuruzwe speakbunuof thisSeni tenzih ederizGlory be to YoubuThisbir iftiradır(is) a slanderbüyükgreat
🇹🇷 24:16 Onu duyduğunuzda "Bunu konuşup yaymamız bize yakışmaz. Haşâ! Bu, çok büyük bir iftiradır..." demeli değil miydiniz?
size öğüt veriyorAllah warns youAllahAllah warns youdönmemeniz içinthatdönersinizyou returnböyle bir şeye(to the) like of itbir daha aslaevereğerifisenizyou areinananlarbelievers
🇹🇷 24:17 Eğer inanmış insanlarsanız, Allah, bir daha buna benzer tutumu tekrarlamaktan sizi sakındırıp uyarıyor.
ve açıklıyorAnd Allah makes clearAllahAnd Allah makes clearsizeto youayetleri(ni)the Versesve AllahAnd Allahbilendir(is) All-Knowerhüküm ve hikmet sahibidirAll-Wise
🇹🇷 24:18 Ve Allah âyetlerini size açıklıyor. Allah, (işin iç yüzünü) çok iyi bilir, tam bir hüküm ve hikmet sahibidir.
şüphesizIndeedkimselerethose whoisteyenlerelikeyayılmasınıthatyayılması(should) spreadedepsizliğinthe immoralityiçindeamonginananlarthose whoiman ederlerbelievevardırfor thembir azab(is) a punishmentacıklıpainfuldünyadaindünyathe worldve ahiretteand the Hereafterve AllahAnd Allahbilirknowsancak sizwhile youbilmezsiniz(do) notbilirlerknow
🇹🇷 24:19 İnananlar arasında kötü söz ve davranışın yayılmasını arzulayan kimseler için dünyada da, ahirette de acı veren bir azab vardır. (Her şeyi) Allah bilir; siz bilmezsiniz.
ve eğer olmasaydıAnd if notlutfu(for the) Grace of AllahAllah'ın(for the) Grace of Allahsizeupon youve rahmetiand His Mercyve kuşkusuzAnd thatAllahAllahçok şefkatlidir(is) Full of KindnessmerhametlidirMost Merciful
🇹🇷 24:20 Ya sizin üstünüze Allah'ın lütuf ve merhameti olmasaydı; Allah çok şefkatli ve merhametli olmasaydı (haliniz nice olurdu)?
eyO you who believekimselerO you who believeinanan(lar)O you who believeizlemeyin(Do) notuyarlarfollowadımlarını(the) footstepsşeytanın(of) the Shaitaanve kimand whoeverizlersefollowsadımlarını(the) footstepsşeytanın(of) the Shaitaanmuhakkak othen indeed, he(ona) emredercommandsedepsizliğithe immoralityve kötülüğüand the evilve eğer olmasaydıAnd if notlutfu(for the) Grace of AllahAllah'ın(for the) Grace of Allahsizeupon youve rahmetiand His Mercytemizlemezdinotdaha temiz olurdu(would) have been puresizdenamong youhiçanyonebirinizianyoneaslaeverfakatbutAllahAllaharındırırpurifieskimseyiwhomdilediğiHe willsve AllahAnd Allahişitendir(is) All-HearerbilendirAll-Knower
🇹🇷 24:21 Ey iman edenler! Şeytanın adımlarını takip etmeyin. Kim şeytanın adımlarını takip ederse, şunu bilsin ki o, edepsizlikleri ve kötülüğü emreder. Eğer üstünüzde Allah'ın lütuf ve merhameti olmasaydı, içinizden hiçbir kimse temize çıkmazdı. Fakat Allah, dilediğini arındırır. Allah işitir ve bilir.
veAnd notyemin etmesinlerlet swearsahiplerithose of virtuefaziletthose of virtuesizdenamong youve servetand the amplitude of means(bir şey) vermemeğethatverirlerthey givesahipleri (akrabalara)(to) the near of kinyakınlık (akrabalara)(to) the near of kinve yoksullaraand the needyve hicret edenlereand the emigrantsyolundainyol(the) wayAllah(of) Allahve affetsinlerAnd let them pardonve hoşgörsünlerand let them overlooksevmez misiniz?(Do) notseversinizyou likebağışlamasınıthatAllah'ın bağışlamasıAllah should forgiveAllah'ınAllah should forgivesiziyouve AllahAnd Allahbağışlayandır(is) Oft-ForgivingesirgeyendirMost Merciful
🇹🇷 24:22 İçinizden faziletli ve servet sahibi kimseler akrabaya, yoksullara, Allah yolunda göç edenlere (mallarından) vermeyeceklerine yemin etmesinler; bağışlasınlar, feragat göstersinler. Allah'ın sizi bağışlamasını arzulamaz mısınız? Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir.
şüphesizIndeededenlerthose whozina iftirasıaccusenamuslu kadınlarathe chaste womenbir şeyden habersizthe unaware womeninanmış kadınlara(and) the believing womenla'netlenmişlerdirare curseddünya'daindünyathe worldve ahiretteand the Hereafterve onlar için vardırAnd for thembir azab(is) a punishmentbüyükgreat
🇹🇷 24:23 Namuslu, kötülüklerden habersiz mümin kadınlara zina isnadında bulunanlar, dünya ve ahirette lanetlenmişlerdir. Onlar için çok büyük bir azab vardır.
o gün(On a) Dayşahidlik edecektirwill bear witnesskendilerineagainst themdilleritheir tonguesve elleriand their handsve ayaklarıand their feetşeylerefor whatolduklarıthey usedyapıyor(lar)(to) do
🇹🇷 24:24 O gün dilleri, elleri ve ayakları, yapmış olduklarından dolayı aleyhlerinde şahitlik edecektir.
o günThat Dayonlara tam verirAllah will pay them in fullAllahAllah will pay them in fullcezalarınıtheir recompensehak ettiklerithe dueve onlar bilirlerand they will knowşüphesizthatAllahAllahOHeHak'tır(is) the Truthapaçıkthe Manifest
🇹🇷 24:25 O gün Allah onlara gerçek cezalarını tastamam verecek ve onlar Allah'ın gerçek olduğunu anlayacaklar.
kötü kadınlarEvil womenkötü erkeklere(are) for evil menkötü erkeklerand evil menkötü kadınlara(are) for evil womeniyi kadınlarAnd good womeniyi erkeklere(are) for good meniyi erkeklerand good meniyi kadınlara(are) for good womenbunlarThoseuzaktırlar(are) innocentşeylerdenof whatonların söylediklerithey saybunlara vardırFor thembir bağışlama(is) forgivenessve bir rızıkand a provisioncömertçenoble
🇹🇷 24:26 Kötü kadınlar, kötü erkeklere, kötü erkekler ise kötü kadınlara; temiz kadınlar temiz erkeklere, temiz erkekler de temiz kadınlara yaraşır. İşte bu temiz olan, (iftiracıların) söylediklerinden çok uzaktırlar. Kendileri için bağışlanma ve güzel bir rızık vardır.
eyO youkimselerwhoinanan(lar)believegirmeyin(Do) notgirinenterevlerehousesbaşkaother (than)kendi evlerinizdenyour housesta kiuntilizin almadanyou have asked permissionve selam vermedenand you have greetedüzerine[on](ev) halkıits inhabitantsherhalde buThatdaha hayırlıdır(is) bestsizin içinfor youumulur kiso that you maydüşünüp anlarsınızpay heed
🇹🇷 24:27 Ey iman edenler! Kendi evinizden başka evlere, geldiğinizi farkettirip ev halkına selam vermedikçe girmeyin. Bu sizin için daha iyidir. Herhalde (bunu) düşünüp anlarsınız.
eğerBut ifbulamazsanıznotbulursunyou findoradain itkimseyianyoneoraya girmeyinthen (do) notoraya girinenter itkadaruntilizin verilinceyepermission has been givensizeto youve eğerAnd ifdenirseit is saidsizeto youdönün!Go backo halde dönünthen go backoitdaha temizdir(is) purersizin içinfor youve AllahAnd Allahşeyleriof whatyaptıklarınızyou dobilendir(is) All-Knower
🇹🇷 24:28 Orada kimse bulamazsanız, size izin verilinceye kadar oraya girmeyin. Eğer size, "Geri dönün!" denilirse, hemen dönün. Çünkü bu, sizin için daha temiz bir davranıştır. Allah, yaptığınızı bilir.
yokturNotsizeupon youbir günah(is) any blame(izinsiz) girmenizden dolayıthatgirersinizyou enterevlerehousesoturulmayannotyaşanmışinhabitediçindein iteşyanız bulunan(is) a provisionsizinfor youve AllahAnd Allahbilirknowsşeyiwhataçığa vurduğunuzyou revealve şeyiand whatgizlediğinizyou conceal
🇹🇷 24:29 İçinde kendinize ait bir şeylerin bulunduğu oturulmayan bir eve girmenizde herhangi bir sakınca yoktur. Allah, sizin açığa vurduklarınızı da, gizlediklerinizi de bilir.
söyleSayinanan erkeklereto the believing mensakınsınlarthey should lowerbakışlarınıtheir gazebakışlarıtheir gazeve korusunlarand they should guardırzlarınıtheir chastitybuThatdaha temizdir(is) pureronlar içinfor themşüphesizIndeedAllahAllahhaber almaktadır(is) All-Awareşeyleriof whather yaptıklarıthey do
🇹🇷 24:30 (Resulüm!) Mümin erkeklere, gözlerini (harama) dikmemelerini, ırzlarını da korumalarını söyle. Çünkü bu, kendileri için daha temiz bir davranıştır. Şüphesiz Allah, onların yapmakta olduklarından haberdardır.
ve söyleAnd sayinanan kadınlarato the believing womensakınsınlar(that) they should lowerbakışlarını[of]bakışlarıtheir gazeve korusunlarand they should guardırzlarınıtheir chastityveand notgöstermesinler(to) displaysüslerinitheir adornmentancak hariçexceptgörünenlerwhatgörünüris apparentondanof itve koysunlarAnd let them drawbaşörtülerinitheir head coversüstüneover(göğüs) yırtmaçlarınıntheir bosomsveand notgöstermesinler(to) displaysüslerinitheir adornmentdışındakilereexceptkocalarıto their husbandsyahutorbabalarıtheir fathersyahutorbabalarıfatherskocalarının(of) their husbandsyahutoroğullarıtheir sonsyahutoroğullarısonskocalarının(of) their husbandsyahutorkardeşleritheir brothersyahutoroğullarısonskardeşlerinin(of) their brothersyahutoroğullarısonskızkardeşlerinin(of) their sistersyahutorkadınlarıtheir womenyahutorsahip oldukları (köleleri)whatsahiptirlerpossessellerinintheir right handsyahutortabi'leri (hizmetlileri)the attendantsbulunmayanhaving no physical desirekadına ihtiyacıhaving no physical desirekadına ihtiyaç duymayanhaving no physical desireerkeklerdenamongerkekler[the] menyahutorçocuklara[the] childrenonlar kiwhohenüz anlamazlar(are) nothaberdarawaremahrem yerlerini;ofmahrem yerlerprivate aspectskadınların(of) the womenveAnd notvurmasınlarlet them stampayaklarınıtheir feetbilinmesi içinto make knownşeylerinwhatgizlediklerithey concealsüslerindenofsüsleritheir adornmentve tevbe edinAnd turnAllah'atoAllahAllahtoplucaaltogethereyO believersmü'minlerO believersumulur kiSo that you mayfelaha erersinizsucceed
🇹🇷 24:31 Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) korusunlar; namus ve iffetlerini esirgesinler. Görünen kısımları müstesna olmak üzere, zinetlerini teşhir etmesinler. Baş örtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler. Kocaları, babaları, kocalarının babaları, kendi oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kendi kadınları (mümin kadınlar), ellerinin altında bulunan (köleleri), erkeklerden, kadına ihtiyacı kalmamış (cinsî güçten düşmüş) hizmetçiler, yahut henüz kadınların gizli kadınlık hususiyetlerinin farkında olmayan çocuklardan başkasına zinetlerini göstermesinler. Gizlemekte oldukları zinetleri anlaşılsın diye, ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler! Hep birden Allah'a tevbe ediniz ki, kurtuluşa eresiniz.
ve evlendirinAnd marrybekarlarıthe singleiçinizdenamong youve iyileriand the righteouskölelerinizdenamongkölelerinizyour male slavesve cariyeleriniz(den)and your female slaveseğerIfiselerthey areyoksulpooronları zengin ederAllah will enrich themAllahAllah will enrich themlutfundanfromO'nun lütfuHis Bountyve AllahınAnd Allah(mülkü) geniştir(is) All-Encompassing(her şeyi) bilendirAll-Knowing
🇹🇷 24:32 Aranızdaki bekarları, kölelerinizden ve cariyelerinizden iyi davranışta olanları evlendirin. Eğer bunlar fakir iseler, Allah kendi lütfu ile onları zenginleştirir. Allah, (lütfu) geniş olan ve (her şeyi) bilendir.
ve iffetlerini korusunlarAnd let be chastekimselerthose whobulamayan(lar)(do) notbulurlarfindevlenme (imkanı)(means for) marriagekadaruntilkendilerini zengin edinceyeAllah enriches themAllahAllah enriches themlutfundanfromO'nun lütfuHis Bountyve kimselerleAnd those whoisteyen(lerle)seekmükatebe (sözleşme) yapmakthe writingsahip olduklarındanfrom (those) whomsahiptirlerpossessellerinizinyour right handsmükatebe yapınthen give them (the) writingeğerifbilirsenizyou knowonlar hakındain themhayırlı olduğunuany goodve onlara verinand give themmalındanfromAllah'ın malıthe wealth of AllahAllah'ınthe wealth of Allahsize verdiğiwhichO size verdiHe has given youveAnd (do) notzorlamayıncompelcariyeleriniziyour slave girlsfuhşatofuhuş[the] prostitutioneğerifistiyorlarsathey desirenamuslu kalmayıchastityelde etmek içinthat you may seekgeçici menfaatinitemporary gainhayatının(of) the lifedünya(of) the worldve kimAnd whoeveronları zorlarsacompels themşüphesizthen indeedAllahAllahsonraaftersonraafterzorlanmalarındantheir compulsionbağışlayıcı(is) Oft-ForgivingesirgeyicidirMost Merciful
🇹🇷 24:33 Evlenme imkanını bulamayanlar ise, Allah, lütfu ile kendilerini varlıklı kılıncaya kadar iffetlerini korusunlar. Ellerinizin altında bulunanlardan (köleler ve cariyelerden) mükatebe yapmak isteyenlerle, eğer kendilerinde (hürriyete kavuşmalarında kendileri için) bir iyilik görüyorsanız, hemen mükatebe yapın. Allah'ın size vermiş olduğu malından siz de onlara verin. Dünya hayatının geçici menfaatlerini elde edeceksiniz diye, namuslu kalmak isteyen cariyelerinizi fuhşa zorlamayın. Kim onları zor altında bırakırsa, bilinmelidir ki, zorlanmalarından sonra Allah (onlar için) çok bağışlayıcı ve merhametlidir.
ve andolsun kiAnd verilyindirdikWe have sent downsizeto youayetlerVersesaçıklayıcıclearve bir temsiland an examplekimselerdenofonlar kithose whogelip geçenpassed awaysizden öncebefore yousenden öncebefore youve bir öğütand an admonitionmuttakiler içinfor those who fear (Allah)
🇹🇷 24:34 Andolsun ki biz size açık açık bildiren âyetler, sizden önce yaşayıp gitmiş olanlardan örnekler ve takvaya ulaşmış kimseler için öğütler indirdik.
AllahAllahnurudur(is the) Lightgöklerin(of) the heavensve yerinand the earthbenzer(The) exampleO'nun nuru(of) His Lightbir kandile(is) like a nicheiçinde bulunanin itlamba(is) a lamplambathe lampiçerisindedir(is) incama glasscamthe glasssanki (gibidir)as if it werebir yıldıza starincidenbrilliantyakılır(which) is litbir ağacı(nın yağı)ndanfrombir ağaça treemübarekblessed zeytinan olivenenotdoğudan(of the) eastve ne deand notbatıdan(of the) westöyle ki neredeysewould almostonun yağıits oilışık verirglowve eğereven ifdeğmese (bile)notona dokundutouched itateşfirenurLightüstüneuponnurLighthidayet ederAllah guidesAllahAllah guidesnurunato His LightkimseyiwhomdilediğiHe willsmisaller verirAnd Allah sets forthAllahAnd Allah sets forthbenzetmelerlethe examplesinsanlarafor the mankindve AllahAnd Allahherof everyşeyithingbilir(is) All-Knower
🇹🇷 24:35 Allah, göklerin ve yerin nurudur (aydınlatıcısıdır). O'nun nurunun temsili, içinde lamba bulunan bir kandil gibidir. O lamba bir billur içindedir; o billur da sanki inciye benzer bir yıldız gibidir ki, doğuya da batıya da nisbet edilemeyen mübarek bir ağaçtan çıkan yağdan tutuşturulur. (Bu öyle bir ağaç ki) yağı, nerdeyse, kendisine ateş değmese bile ışık verir. (Bu ışık) nur üstüne nurdur. Allah dilediği kimseyi nuruyla hidayete iletir. Allah insanlara (işte böyle) misal verir; Allah her şeyi bilir.
evlerdedirInevlerhousesizin verdiği(which) Allah orderedAllah'ın(which) Allah orderedyükseltilmesinethatyükseltilmesithey be raisedve anılmasınaand be mentionediçlerindein themadınınHis nametesbih ederlerGlorifyO'nu[to] Himonların içindein themsabahin the morningsve akşamand (in) the evenings
🇹🇷 24:36 (Bu kandil) birtakım evlerdedir ki, Allah (o evlerin) yücelmesine ve içlerinde isminin okunmasına izin vermiştir. Orada sabah akşam O'nu tesbih ederler.
erkekler (ki)Men kendilerini alıkoymaznotonları oyalardistracts themticarettradeve ne deand notalışverişsaleanmaktanfromAllah'ı anmak(the) remembrance of AllahAllah'ı(the) remembrance of Allahve kılmaktanand (from) establishingnamazthe prayerve vermektenand givingzekatzakahonlar korkarlarThey feargündena Dayters döneceğiwill turn aboutondathereinyüreklerinthe heartsve gözlerinand the eyes
🇹🇷 24:37 Birtakım insanlar (Allahı tesbih ederler) ki, ne ticaret ne de alış veriş onları Allah'ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekat vermekten alıkoymaz. Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar.
karşılığını vermesi içinThat Allah may reward themAllahThat Allah may reward themen güzel(with the) bestşeylerin(of) whatyaptıklarıthey didve daha fazlası içinand increase themlutfundanfromO'nun lütfuHis Bountyve AllahAnd AllahrızıklandırırprovideskimseyiwhomdilediğiHe willshesapsız olarakwithoutölçümeasure
🇹🇷 24:38 Çünkü Allah, kendilerine işledikleri amellerin en güzeli ile ecir verecek, lütfundan fazlasını da bahşedecektir ve Allah, dilediğine hesapsız rızık verir.
ve kimselerBut those whoinkar eden(ler)disbelieveonların işleritheir deedsserap gibidir(are) like a miragedüz arazidekiin a lowlandonu sanırthinks itsusayanthe thirsty onesu(to be) waterfakatuntilne zaman kiwhenyanına gelincehe comes to itbulamaznotonu bulurhe finds ithiçbir şey(to be) anythingve bulurbut he findsAllah'ıAllahyanındabefore himtam görürHe will pay him in fullonun hesabınıhis dueve AllahAnd Allahçabuk görendir(is) swifthesabı(in) the account
🇹🇷 24:39 Küfredenlere gelince, onların amelleri, ıssız çöllerdeki serap gibidir ki, susayan onu su zanneder, nihayet ona vardığında orada herhangi bir şey bulamamış, üstelik yanıbaşında da (inanmadığı, kendisinden sakınmadığı) Allah'ı bulmuştur. Allah ise onun hesabını tastamam görmüştür. Allah hesabı çok çabuk görür.
yahutOrkaranlıklar gibidir(is) like (the) darkness[es]içindekiinbir deniza seaderindeepki üstünü örtencovers itbir dalgaa waveonun üstündenon itonun üzerindeon itbir dalgaa waveonun üstündenon itonun üzerindeon itbir buluta cloudkaranlıklardarkness[es]onun birisome of itüstüneondiğerininothersne zaman kiWhençıkarsahe puts outelinihis handneredeysehardlyneredeyse hiçhardlyonu dahi göremezhe (can) see itbir kimseyeAnd (for) whomvermemişsenotAllah yaptıAllah (has) madeAllahAllah (has) madeonafor himbir nura lightartık olmazthen notonunfor himhiçbir(is) anynurulight
🇹🇷 24:40 Yahut (o kâfirlerin duygu, düşünce ve davranışları) engin bir denizdeki yoğun karanlıklar gibidir ki, onu dalga üstüne dalga kaplıyor; üstünde de bulut. Bir biri üstüne karanlıklar... İnsan, elini çıkarıp uzatsa, nerdeyse onu dahi göremez. Bir kimseye Allah, nur vermemişse, artık o kimsenin ışık ve aydınlıktan nasibi yoktur.
🔬 İlim notu —
Derin deniz karanlığı ve iç dalgalar (internal waves) ancak modern oşinografiyle keşfedildi; çöl coğrafyasında bu tasvir düşündürücü.
❝…derin denizdeki karanlıklar gibidir; onu dalga üstüne dalga kaplar…❞
Derin deniz karanlığı ve iç dalgalar (internal waves) ancak modern oşinografiyle keşfedildi; çöl coğrafyasında bu tasvir düşündürücü.
görmedin mi?Do notgörürsünyou seeşüphesizthatAllah'ıAllah tesbih ederlerglorifyonuHimkimselerwhoeverolan(is) ingöklerdethe heavensve yerde olanand the earthve kuşlarand the birdssaflar halinde uçan(with) wings outspreadher biriEach oneandolsunverilybilirknowskendi du'asınıits prayerve tesbihiniand its glorificationve AllahAnd Allahbilmektedir(is) All-Knowerşeyleriof whatonların yaptıklarıthey do
🇹🇷 24:41 Görmez misin ki, göklerde ve yerde bulunanlarla dizi dizi kanat çırpıp uçan kuşların Allah'ı tesbih ettiklerini? Her biri kendi tesbihini ve duâsını bilmiştir. Allah, onların yapmakta olduklarını hakkıyla bilir.
ve Allah'ındırAnd to Allah (belongs)mülkü(the) dominiongöklerin(of) the heavensve yerinand the earthveAnd toAllah'adırAllahdönüş(is) the destination
🇹🇷 24:42 Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır; dönüş de ancak O'nadır.
görmedin mi?Do notgörürsünyou seeşüphesiz kithatAllahAllahsürerdrivesbulutlarıcloudssonrathenbirleştirirjoinsonların arasınıbetween themsonrathenonları yığar (sıkıştırır)makes thembirbiri üstüne(into) a masssonra görürsünthen you seeyağmurunthe rainçıktığınıcome fortharasındanfromaralarındatheir midstve indirirAnd He sends downgöktenfromgök(the) skydağlardan[from]dağlarmountainsoradawithin itbir dolu[of]doludur(is) hailvururand He strikesonunlawith itdilediğiniwhomO dilerHe willsve onu öteye çevirirand averts itdilediğindenfromkimewhomO dilerHe willsneredeyseNearlyparıltısı(the) flashşimşeğinin(of) its lightingalırtakes awaygözlerithe sight
🇹🇷 24:43 Görmez misin ki Allah bulutları (dilediği yere) sürüklüyor; sonra onları biraraya getirip üstüste yığıyor. İşte görüyorsun ki bunlar arasında yağmur çıkıyor. O, gökten, sanki oradaki dağlardan da dolu indirir. Artık onu dilediğine isabet ettirir; dilediğinden de onu uzak tutar; bu bulutlardan çıkan şimşeğin parıltısı nerdeyse gözleri alır!
çevirirAllah alternatesAllahAllah alternatesgecethe nightve gündüzüand the daykuşkusuzIndeedvardırinbundathatbir ibretsurely is a lessonolanlar içinfor those who have visiongözlerifor those who have vision
🇹🇷 24:44 Allah gece ile gündüzü evirip çeviriyor. Şüphesiz bunda (hakikatı gören) gözlere sahip olanlar için mutlak bir ibret vardır.
ve AllahAnd Allahyarattıcreatedhereverycanlıyımoving creaturesudanfromsuwateronlardanOf themkimi(is a kind) whoyürürwalksüzerinde (sürünerek)onkarnıits bellyve onlardanand of themkimi(is a kind) whoyürürwalksüstündeoniki ayaktwo legsve onlardanand of themkimi(is a kind) whoyürürwalksüstündeondört (ayak)fouryaratırAllah createsAllahAllah createsnewhatdilerseHe willsçünküIndeedAllahAllahzerineonhereveryşeythingkadirdir(is) All-Powerful
🇹🇷 24:45 Allah, her hayvanı sudan yarattı. İşte bunlardan kimi karnı üstünde sürünür, kimi iki yağı üstünde yürür, kimi dört ayağı üstünde yürür... Allah dilediğini yapar; çünkü Allah her şeye kâdirdir.
andolsunVerilybiz indirdikWe have sent downayetlerVerses(gerçekleri) açıklayanclearve AllahAnd AllahiletirguideskimseyiwhomdilediğiHe willsyolatobir yola pathdoğrustraight
🇹🇷 24:46 Andolsun biz (her şeyi) apaçık bildiren âyetler indirdik. Allah dilediğini doğru yola iletir.
ve diyorlarAnd they sayinandıkWe believeAllah'ain Allahve Rasuleand in the Messengerve ita'at ettikand we obeysonraThendönüyorturns awaybir grupa partyonladanof themardındanaftersonraafterbununthatve değillerdirAnd notbunlarthoseinanmış(are) believers
🇹🇷 24:47 Bir de "Allah'a ve Resulüne inandık ve itaat ettik" diyorlar da, sonra bunun arkasından yan çiziyorlar; bunlar mümin değillerdir.
zamanAnd whençağırıldıklarıthey are calledAllah'atoAllahAllahve Rasulüneand His Messengerhükmetmesi içinto judgearalarındabetween themhemenbeholdbir grupa partyonlardanof themyüz çevirirler(is) averse
🇹🇷 24:48 Aralarında hükmetmesi için Allah'a ve Resulüne çağrıldıkları zaman, bakarsın ki, içlerinden birkısmı yüz çevirip dönerler.
ve eğerBut ifolursaiskendi lehlerinewith themhükümthe truthgelirlerthey comeonato himita'at ederek(as) promptly obedient
🇹🇷 24:49 Ama, eğer (Allah ve Resulünün hükmettiği) hak kendi lehlerine ise, ona, gönülden bağlı olarak saygı ile gelirler.
kalblerinde-mı var?Is (there) inkalblerindetheir heartsbir hastalıka diseaseyoksaorşüphe mi ettiler?do they doubtyoksaorkorkuyorlar mı?they feardiyethathaksızlık yapacakAllah will be unjustAllah'ınAllah will be unjustkendilerineto themve Elçisininand His MessengerhayırNayiştethoseonlar[they]zalimlerdir(are) the wrongdoers
🇹🇷 24:50 Kalplerinde bir hastalık mı var? Yoksa şüphe ve tereddüd içinde midirler? Yoksa Allah ve Resulünün kendilerine zulüm ve haksızlık edeceğinden mi korkuyorlar? Hayır, asıl zalimler kendileridir!
ancakOnlysözüissöz(the) statementinananların(of) the believerszamanwhençağırıldıklarıthey are calledAllah'atoAllahAllahve Rasulüneand His Messengerhükmetmesi içinto judgearalarındabetween themdemeleridir(is) thatderlerthey sayişittikWe hearve ita'at ettikand we obeyişteAnd thoseonlardır[they]kurtuluşa erenler(are) the successful
🇹🇷 24:51 Aralarında hüküm vermesi için Allah'a ve Resulüne davet edildiklerinde müminlerin sözü ancak "işittik ve itaat ettik" demeleridir. İşte bunlar asıl kurtuluşa erenlerdir.
ve kim(ler)And whoeverita'at ederseobeysAllah'aAllahve Resulüneand His Messengerve korkarsaand fearsAllah'tanAllahve sakınırsaand (is) conscious of Himiştethen thoseonlardır[they]kazananlar(are) the successful ones
🇹🇷 24:52 Her kim Allah'a ve Resulüne itaat eder, Allah'a saygı duyar ve O'ndan sakınırsa, işte asıl bunlar bedbahtlıktan kurtulanlardır.
ve yemin ettilerAnd they swearAllah'aby Allahvar gücüylestrongyeminlerinintheir oathseğerthat ifonlara emredersenyou ordered them(savaşa) çıkacaklarınasurely they (would) go forthde kiSayyemin etmeyin(Do) notyemin ederlerswearitaatinizObediencemalumdur(is) knownşüphesizIndeedAllahAllahhaberdardır(is) All-Awareşeylerdenof whatyaptıklarınızyou do
🇹🇷 24:53 Ötekiler (münafıklar), sen hakikaten kendilerine emrettiğin takdirde mutlaka (savaşa) çıkacaklarına dair, en ağır yeminleri ile Allah'a yemin ettiler. De ki: Yemin etmeyin. İtaatiniz malumdur! Bilin ki Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.
de kiSayita'at edinObeyAllah'aAllahve ita'at edinand obeyRasulethe Messengereğerbut ifdönersenizyou turn awayartık ancakthen onlyonun sorumluluğuupon himşeydir(is) whatkendisine yükletilen(is) placed on himve sizin sorumluluğunuzand on youşeydir(is) whatsize yükletilen(is) placed on youve eğerAnd ifona ita'at edersenizyou obey himdoğru yolu bulursunuzyou will be guidedve değildirAnd notdüşen(is) onRasulethe Messengerbaşka bir şeyexceptduyurmaktanthe conveyanceaçık bir şekilde[the] clear
🇹🇷 24:54 De ki: Allah'a itaat edin; Peygambere de itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz şunu bilin ki, Peygamberin sorumluluğu kendine yüklenen, sizin sorumluğunuz da size yüklenendir. Eğer ona itaat ederseniz, doğru yolu bulmuş olursunuz. Peygambere düşen, sadece açık açık duyurmaktır.
va'detmiştirAllah (has) promisedAllahAllah (has) promisedkimselerethose whoinanan(lara)believesizdenamong youve yapanlaraand doiyi işlerrighteous deedsonları hükümran kılacaktırsurely He will grant them successionyeryüzündeinyeryüzüthe earthgibiashükümran kıldığıHe gave successionkimselerito those whoonlardan önceki(were) before themonlardan öncekiler(were) before themve sağlamlaştıracaktırand that He will surely establishkendilerinefor themdinlerinitheir religionrazı olduğuwhichrazı olduHe has approvedkendileri içinfor themve onları erdirecektirand surely He will change for themardındanaftersonraafterkorkularınıntheir fear(tam) bir güvenesecuritybana kulluk edecekler(for) they worship Meortak koşmayacaklarnotortak koşarlarthey associatebanawith Mehiçbir şeyianythingama kim(ler)But whoeverinkar edersedisbelievedsonraafterbundanthatiştethen thoseonlar[they]yoldan çıkanlardır(are) the defiantly disobedient
🇹🇷 24:55 Allah, sizlerden iman edip iyi davranışlarda bulunanlara, kendilerinden öncekileri sahip ve hakim kıldığı gibi, kendilerini de yeryüzüne sahip ve hakim kılacağını, onlar için beğenip seçtiği dini (İslâm'ı) onların iyiliğine yerleştirip koruyacağını ve geçirdikleri korku döneminden sonra, bunun yerine onlara güven sağlayacağnı vaad etti. Çünkü onlar bana kulluk ederler. Hiçbir şeyi bana eş tutmazlar. Artık bundan sonra kim inkâr ederse, işte bunlar asıl büyük günahkarlardır.
ve kılınAnd establishnamazıthe prayerve verinand givezekatızakahve ita'at edinand obeyElçiyethe Messengerumulur kiso that you maymerhamet olunursunuzreceive mercy
🇹🇷 24:56 Hem namazı kılın, zekatı verin ve peygambere itaat edin ki rahmete eresiniz.
sanma(Do) notsanırlarthinkkimselerinthose whoinkar eden(lerin)disbelieve(Allah'ı) aciz bırakacaklarını(can) escapeyeryüzündeinyeryüzüthe earthve onların varacağı yerAnd their abodeateştir(will be) the Fireve ne kötüand wretched isbir varış yeridirthe destination
🇹🇷 24:57 İnkâr edenlerin, yeryüzünde (Allah'ı) aciz bırakacaklarını sanmayasın! Onların varacağı yer cehennemdir. Ne kötü varış yeridir orası!
eyO you who believekimselerO you who believeinanan(lar)O you who believeizin istesinlerLet ask your permissionkimselerthose whomaltında bulunan (köle ve hizmetçi)possessellerinizinyour right handsve olanlarand those whohenüz ermemiş(have) notulaştıreachederginliğepubertysizdenamong youüç(at) threevakittetimesöncebeforeöncebeforenamazından(the) prayersabah(of) dawnve zamanand whençıkar(ıp yat)acağınızyou put asideelbiseniziyour garmentsöğle vaktiatöğlenoonveand aftersonraand afternamazından(the) prayeryatsı(of) nightüç vakittir(These) threemahrem olan(are) times of privacysizin içinfor youyokturNotsizeon youve yokturand notonlaraon thembir günahany blamebunların dışındaafter thatgirip çıkarsınız(as) moving aboutyanınaamong youbirinizsome of youdiğerininamongbaşkalarıothersböyleThusaçıklarAllah makes clearAllahAllah makes clearsizefor youayetlerithe VersesAllahand Allahbilendir(is) All-Knowerhüküm ve hikmet sahibidirAll-Wise
🇹🇷 24:58 Ey iman edenler! Ellerinizin altında bulunan (köle ve cariyeleriniz) ve içinizden henüz erginlik çağına girmemiş olanlar, sabah namazından önce, öğleyin soyunduğunuz vakit ve yatsı namazından sonra (yanınıza gireceklerinde) sizden üç defa izin istesinler. Bunlar mahrem halde bulunabileceğiniz üç vakittir. Bu vakitlerin dışında ne sizin için, ne de onlar için bir mahzur yoktur. (Birbirinizin yanına girip çıkabilirsiniz.) İşte Allah, âyetlerini size böyle açıklar. Allah her şeyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
zamanAnd whenerdiklerireachçocuklarınızthe childrensizinamong youerginlik çağınathe pubertyizin istesinlerthen let them ask permissiongibiasizin istedikleriasked permissionkimselerinthose whokendilerinden önceki(were) before themonlardan öncekiler(were) before themişte böyleThusaçıklıyorAllah makes clearAllahAllah makes clearsizefor youayetleriniHis Versesve AllahAnd Allahbilendir(is) All-Knowerhüküm ve hikmet sahibidirAll-Wise
🇹🇷 24:59 Sizden olan çocuklarınız erginlik çağına girdiklerinde, kendilerinden öncekiler (büyükleri) izin istedikleri gibi, onlar da izin istesinler. İşte Allah, âyetlerini size böyle açıklar. Allah her şeyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
ve (ihtiyar) oturanAnd postmenopausalkadınlardanamongkadınlarthe womenkiwhoümidi kalmamıştır(do) notarzu ederlerhave desireevlenmeye(for) marriageyokturthen not iskendileri içinon thembir günahany blamebırakmalarındathatbir kenara bıraktılarthey put asidedış örtülerinitheir (outer) garmentsgöstermedennotgöstererekdisplayingsüslerinitheir adornmentamaAnd thatsakınmalarıthey modestly refraindaha hayırlıdır(is) betterkendileri içinfor themve AllahAnd Allahişitendir(is) All-HearerbilendirAll-Knower
🇹🇷 24:60 Bir nikah ümidi kalmayan, çocuktan kesilmiş yaşlı kadınların ise, zinetlerini (yabancı erkeklere) göstermeksizin dış elbiselerini çıkarmalarında kendilerine bir vebal yoktur. Yine de iffetli olmaları kendileri için daha hayırlıdır. Allah işitendir, bilendir.
yokturNot isüzerineonkörthe blindbir güçlükany blameve yokturand notüzerineontopalthe lamebir güçlükany blameve yokturand notüzerineonhastathe sickgüçlükany blameve (bir güçlük) yokturand notüzerinizeonsizinyourselvesyemenizdethatyersinizyou eatkendi evlerinizdenfromevlerinizyour housesyahutorevlerindenhousesbabalarınızın(of) your fathersyahutorevlerindenhousesannelerinizin(of) your mothersyahutorevlerindenhouseskardeşlerinizin(of) your brothersyahutorevlerindenhouseskızkardeşlerinizin(of) your sistersyahutorevlerindenhousesamcalarınızın(of) your paternal unclesyahutorevlerindenhouseshalalarınızın(of) your paternal auntsyahutorevlerindenhousesdayılarınızın(of) your maternal unclesyahutorevlerindenhousesteyzelerinizin(of) your maternal auntsyahutorsahip olduğunuzunwhatsahipsinizyou possessanahtarlarınaits keysyahutorarkadaşınızınyour friendyokturNot isüzerinizeon youbir günahany blameyemenizdethatyersinizyou eattoplu olaraktogetheryahutorayrı ayrıseparatelyzamanBut whengirdiğinizyou enterevlerehousesselam verin;then greetkendinize[on]kendinizyourselves(bir yaşam) dileğiylea greetingtarafındanfrom-denfromAllahAllahbereketliblessedgüzel(and) goodişte böyleThusaçıklıyorAllah makes clearAllahAllah makes clearsizefor youayetlerithe Versesumulur kiso that you mayaklınızı kullanırsınızunderstand
🇹🇷 24:61 A'maya güçlük yoktur; topala güçlük yoktur; hastaya da güçlük yoktur. Sizin için de gerek kendi evlerinizden, gerekse babalarınızın evlerinden, annelerinizin evlerinden, erkek kardeşlerinizin evlerinden, kız kardeşlerinizin evlerinden, amcalarınızın evlerinden halalarınızın evlerinden, dayılarınızın evlerinden, teyzelerinizin evlerinden veya anahtarlarına malik olduğunuz yerlerden, yahut dostlarınızın evlerinden yemenizde bir sakınca yoktur. Toplu halde veya ayrı ayrı yemenizde de bir güçlük ve günah yoktur. Evlere girdiğiniz zaman Allah tarafından mübarek ve güzel bir yaşama dileği olarak kendinize (birbirinize) selam verin. İşte Allah düşünüp anlayasınız diye size âyetlerini böyle açıklar.
şüphesizOnlymü'minlerthe believersinanırlar(are) those whoiman ederlerbelieveAllah'ain Allahve Elçisineand His Messengerve ne zaman kiand whenolurlarthey areonunla beraberwith himiçinforbir işa mattertoplumsal(of) collective actiongitmezlernotgiderlerthey gokadaruntilondan izin alıncayathey (have) asked his permissionşüphesizIndeedsenden izin alanlarthose whosenden izin isterlerask your permissionişte onlardırthoseinananlar[those who]iman ederlerbelieveAllah'ain Allahve Elçisineand His MessengerzamanSo whensenden izin istediklerithey ask your permissionbazıfor someişleri içinaffair of theirsizin verthen give permissionkimseyeto whomdilediğinyou willonlardanamong themve mağfiret dileand ask forgivenessonlar içinfor themAllah'tan(of) AllahşüphesizIndeedAllahAllahçok bağışlayandır(is) Oft-Forgivingçok esirgeyendirMost Merciful
🇹🇷 24:62 Müminler ancak, Allah'a ve Resülüne gönülden inanmış kimselerdir. Onlar o Peygamber ile birlikte sosyal bir işle meşgul iken ondan izin istemedikçe bırakıp gitmezler. (Resulüm!) Şu senden izin isteyenler, hakikaten Allah'a ve Resulüne iman etmiş kimselerdir. Öyle ise, bazı işleri için senden izin istediklerinde, sen de onlardan dilediğine izin ver; onlar için Allah'tan bağış dile; çünkü Allah mağfiret edicidir, merhametlidir.
bir tutmayın(Do) notyaparmakedavetini(the) callingRasulün(of) the Messengeraranızdaamong youdaveti gibias (the) callherhangi birinizin(of) some of youdiğerini(to) othersandolsunVerilybilirAllah knowsAllahAllah knowssıvışıp gidenlerithose whosıvışırlarslip awayiçinizdenamong youbirbirinin arkasına gizlenerekunder sheltero halde sakınsınlarSo let bewarekimselerthose whoaykırı davranan(lar)opposeonun emrine[from]emirlerihis orderskendilerine uğramasındanlestonlara isabet ederbefalls thembir belanına trialyahutoronlara çarpmasındanbefalls thembir azabına punishmentacıklıpainful
🇹🇷 24:63 (Ey müminler!) Peygamberin davetini, aranızdan bazınızın bazınıza daveti gibi zannetmeyin. İçinizden, birini siper ederek sıvışıp gidenleri muhakkak ki Allah bilmektedir. Bu sebeple, O'nun emrine aykırı davrananlar, başlarına bir bela gelmesinden veya kendilerine çok elemli bir azap isabet etmesinden sakınsınlar.
iyi bilinkiNo doubtşüphesizIndeedAllah'ındırto Allah (belongs)olanlarwhatevergöklerde(is) ingöklerthe heavensve yerdeand the earthandolsunVerilybilirHe knowsne işwhatsizinyouüzerinde olduğunuzu(are) on [it]ve günAnd (the) Daydöndürül(üp götürül)düklerithey will be returnedO'nato Himonlara haber verirthen He will inform themneof whatyaptıklarınıthey didAllahAnd Allahherof everyşeyithingbilendir(is) All-Knower
🇹🇷 24:64 Bilmiş olun ki, göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. O, sizin ne yolda, ne durumda olduğunuzu iyi bilir. Huzuruna döndürülecekleri günde ise, yapmış olduklarını hemen kendilerine haber verir. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir..
Mahmoud Khalil Al-Husary